Dostoyevski: “Turgenyev bana aşık. Ne adam, ne adam kardeşim! Ben de neredeyse aşık olacağım ona.”

dostoyevski1845 yılında tanıştıklarında Fyodor Mihailoviç Dostoyevski 24, İvan Sergeyeviç Turgenev 25 yaşındaydı.
Döneme damgasını vuran büyük edebiyat eleştirmeni Belinski’yi hayran bırakan İnsancıklar’ın yayınlanmasını bekleyen Dostoyevski, Petersburg’ta Rus edebiyat çevrelerine dahil olmanın sarhoşluğu içindedir. Şunları yazar kardeşine:

“Turgenyev bana aşık. Ne adam, ne adam kardeşim! Ben de neredeyse aşık olacağım ona. Yetenekli bir ozan, bir aristokrat, yakışıklı, zengin, zeki ve kültürlü bir oğlan. Öyle sanıyorum ki doğa ondan hiçbir şeyi esirgememiş. Üstelik hayran olunacak son derece dürüst bir karakteri var.”

ŞÖHRET BAŞINI DÖNDÜRDÜ!

Turgenyev’se aslında dalgasını geçmektedir bu tuhaf görünümlü Moskovalı genç adamla. Dostoyevski, kardeşine bu mektubu yazdıktan kısa bir süre sonra, Petersburglu yeni tanışları onu bir kabul töreninde dönemin monden güzellerinden bir genç kıza götürür. Genç kız, Dostoyevski’nin eseri üzerine övücü sözler söylemeye hazırlanırken bizimki sararıp sendeleyerek yere yığılır. Bitişik odaya sürükleyip yüzüne kolonya serperek kendine getirirler çiçeği burunda şöhreti.

EDEBİYATIN BURNUNDAKİ SİVİLCE

Bir süre sonra Dostoyevski’nin ‘bana aşık’ dediği Turgenyev’le ‘yoksulların ince ozanı’ diye nitelediği Nekrassov, bu olay üzerine yenilmez yutulmaz bir yergi yazarlar:
“Üzgün yüzlü şövalye
Dostoyevski, sevimli palavracı,
Edebiyatın burnunda kızaran yeni bir sivilcesin sen.
Az sonra Türk sultanı vezirlerini gönderecek sana;
Ama sen bir kabul töreninde
-Ey günün konusu Efsane!-
Ünlü prenslerin arasında
Kayan bir yıldız gibi düştün
Ve sarışın bir dilberin önünde
Kalkık burnunu kırdın”

İki genç meslektaş, daha sonra Annenkov’un da da katılımıyla Dostoyevski hakkında yüz kazırtıcı fıkralar uydurup yaymaya başlar. Ancak, İnsancıklar’ın yazarı buna rağmen onlarla görüşmeyi sürdürür.

KENDİNİ DAHİ SANAN TAŞRALI ZAVALLI

Kitabının gördüğü beğeniyle ayakları yerden kesilen Dostoyevski’nin kendini dahi sandığı söylentisi de sürekli espiri konusu olmaktadır Petersburg salonlarında. Bir gün bir salon buluşmasında Turgenyev sohbet ettiği arkadaşlarına, taşrada rastladığı kendini dahi sanan bir zavallıyı gülünç çizgilerle resmederken çarşaf gibi bembeyaz kesilen Dostoyevski, öykünün sonunu beklemeden kendini dışarı atar.

İNSANCIKLARA KENAR SÜSÜ İSTEĞİ!

Yine Turgenyev’in o günlerde ortaya attığı ‘Dostoyevski, İnsancıkların özel bir kenar süsüyle yayımlanmasını istiyormuş’ iddiası genç şöhretin epey alay konusu olmasına yol açar.

Normali bilmeyen ruh hali sürekli bir uçtan diğerine savrulan Dostoyevski’nin alınganlığı had safhaya ulaşmıştır.

Bir akşam Ogarev, Belinski ve Herzen, Turgenyev’de buluşmuş kağıt oynarken birisinin nükteli bir sözü üzerine hepsinin kahkahayı bastığı anda Dostoyevski eşikte görünür. Bu kahkaha fırtınası onu deliye çevirmiştir. Yine sararıp kalır ve hızla dönerek odadan çıkar.

Bir saat sonra Turgenyev onu avluda bulduğunda soğuktan taş kesmiş bir haldedir.
“Neyiniz var” sorusunu neredeyse ağlayarak yanıtlar:
“Tanrım çekilmez bu! Nerede bulunsam benimle alay ediyorlar. Ben içeri girince nasıl gülmeye başladığınızı gördüm.”

‘KISA PARMAKLI İÇİ GEÇMİŞ BEYZADE’

Bu dönemde maruz kaldığı alaylar Dostoyevski’de derin izler bırakacaktır. Ömrünün son döneminde yayımladığı Bir Yazarın Günlüğü’nde ‘kısa parmaklı, iri gövdeli, durumunu koruyabilmek için nükteler savuran içi geçmiş beyzade’ diye nitelediği Turgenyev’i ‘hiç bir zaman sevmediğini’ yazacaktır.

Turgenyev de bunu doğrular ancak yaptıklarını unutmuş gibidir: “İkimiz de henüz iki genç yazarken o benden nefret ediyordu. Oysa ben onun kinine yol açacak hiçbir şey yapmamıştım.

Sonrası Dostoyevski için idamdan son anda kurtuluşu ve Sibirya, Turgenyev içinse Avrupa yılları…

HERZEN VE TURGENYEV’E BORÇ MEKTUBU

Sürgün cezasını tamamlayıp Petersburg’a dönen Dostoyevski, 1866 yılında alacaklıların baskısından bunalır ve yayıncı Stellovski ile akla zarar bir sözleşme imzalayarak soluğu Avrupa’da alır. Yanında götürdüğü parayı kısa sürede Wiesbaden’in kumar salonlarında kaybeder. Aç sefil, çaresiz geçen günlerin sonunda Herzen ve Turgenyev’e birer mektup yazarak borç ister. Herzen yanıt verme gereği bile duymaz.

“Sizi tedirgin ettiğim için üzgünüm ve utanıyorum. Bu gün için başvurabileceğim tek kişi sadece sizsiniz ve sonra siz, öbürlerinden çok daha nazik ve zekisiniz. … Sizinle erkek erkeğe konuşuyorum ve sizden yüz taler istiyorum” diye seslendiği Turgenyev, 50 taler gönderir.

“Elli taler için teşekkürler, benim çok iyi İvan Sergiyeviç’im” diye yazdığı Turgenyev’e bu borcunu üç haftadan önce ödeyemeyeceğini de belirtir. Ancak bu borcun ödenmesi hayli zaman alacaktır.

BORÇ İÇİN NEZAKET ZİYARETİ

Yıllar sonra bu kez, yeni evlendiği stenografı Anna Grigoryevna ile çıktığı Avrupa turunda yine oradan oraya savrulup günlerini rulet masalarında tüketirken Baden Baden’de Turgenyev’le karşılaşır. Anna Grigoryevna borcunu unutmadığını göstermesi için Turgenyev’i ziyaret etmesini önerdiğinde hayli bunalsa da bu tavsiyeyi yerine getirir.

Turgenyev’in o günlerde yeni çıkmış olan Duman adlı kitabını hiç beğenmemiş, “Eğer Rusya yeryüzünden kalkacak olsa, insanlıkta ne bir boşluk ne de girdap bırakır” cümlesine de fena takmıştır.

‘PARİS’TEN DÜRBÜN GETİRTİN’ ÖĞÜDÜ

Buluşmanın başında kopar kavga. Dosotyevski sonradan öyle anlatacaktır o anları:

“Daha bir çok şeyin yanı sıra Almanların önünde eğilmemiz gerektiğini söyledi bana. Bütün dünya için tek ortak yol uygarlıkmış, özgül olarak Rus ve bağımsız olan bütün girişimler bayağı ve aptalcaymış. Tüm Slavcılar üzerine makale yazmakta olduğundan söz etti. Daha bir kolay olsun diye kendisine Paris’ten dürbün getirmesini öğütledim. ‘Neden’ dedi. ‘Çünkü çok uzağa gelmişsiniz’ diye karşılık verdim ‘Rusya üzerine çeviriniz dürbünü ve bizi inceleyiniz, yoksa bizi görmek güç gelecek size.’”

Görüşme sırasında Dostoyevski Almanlar hakkında ileri geri konuşunca Turgenyev küplere biner: “Bu çeşit konuşmakla bana hakaret ediyorsunuz. Biliniz ki ben buraya temelli yerleştim. Kendimi Alman sayıyorum, Rus değil ve bununla övünüyorum.”

‘KORKMUYORUM ÇÜNKÜ TİKSİNİYORUM’

Dostoyevski, ‘yozlaşmış soylu’ diye nitelediği ev sahibini öfkeden kudurtmuş olmaktan kıvanç duyarak tamamlar bu ziyareti. Daha sonra şöyle yazacaktır:
“Turgenyev yabancı ülkede kuruyor, yeteneğini yitiriyor. Ben Almanlaşmaktan korkmuyorum çünkü bütün Almanlardan tiksiniyorum…”

Dostoyevski, Turgenyev’den intikamını Ecinniler’de onun çok çirkin bir karikatürünü çizerek alır. Kitabın alay konusu kahramanlarından birisi olan yazar Karmazinov, ‘Avrupalı bir Rus’tur. Karmazinov’u Turgenyev’e ait anlatılardaki ifadeleri cin gibi bir zekayla tiye alarak tasvir eder:
“Ben Alman oldum bundan da onur duyuyorum. İşte yedi yıldır Karlsruhe’de oturuyorum. Geçen yıl belediye kurulu, yeni su borularının döşenmesine karar verdiği vakit, yüreğimin ta derinlerinde duydum ki Karlsruhe sularının kanalizasyon işi, sevgili yurdumun bütün sorunlarından daha önemliydi benim için.”
Daha önceki kitaplarında rastlanmayan bir mizah ve ironiyle okurlarını şaşırttığı Ecinniler’de sadece Turgenyev’i değil o dönemin kültürel ve siyasal arenasında önce çıkan bir çok figürü de yerden yere vurur. Bundan nefret ettiği Batı’yı temsil eden şahsiyetlerin tamamı nasibini alır.

‘DERİSİNİ DAVUL İÇİN BAĞIŞLADI’

Mesela ‘büyük bir Amerikan işadamını şöyle anlatır: “O büyük mirasının hepsini fabrikalar kurulması ve uygulamalı bilimlerin öğretilmesi için, iskeletini akademinin öğrencileri için, derisini de gece gündüz Amerikan ulusal marşının çalınacağı bir davul yapılması için bıraktı.”

Karmazinov tipiyle karikatürize edilenin kendisi olduğunu herkesten önce anlayan Turgenyev dostlarına şöyle yakınır:
“Dostoyevski karikatürden daha bayağı bir şey yapmakta sakınca görmedi. Neçayev’in partisine elverişli K…’nin çizgileri altında beni betimledi. Üstelik alaya almak için bir süre yayımladığı dergiye verdiğim anlatıyı seçmesi de ilgi çekicidir. Oysa bu anlatı için beni kutlama mektuplarıyla minnet ve şükran yağmuruna tutmuştu.”

PUŞKİN ŞENLİĞİNDE GÖZÜ YAŞLI KUCAKLAŞMA

Yıllar hızla akıp gider…

Dostoyevski Karamazov Kardeşler’i yazmış şöhretin doruğunda bir yazar hatta bir ‘peygamber’dir artık Rusya’da.

İki yazar son kez 1880 yazında Puşkin’e Saygı Şenlikleri’nde bir araya gelir. İkisi de birer konuşma yapacaktır. Önce Turgenyev söz alır. Bir gün sonra kürsüye çıkan Dosteyevski o ünlü ‘Puşkin Üzerine Konuşması’nı yapınca salonda adeta fırtınalar kopar.

Dostoyevski o anı eşine yazdığı mektupta şöyle anlatır:
“İnsanlığın dünya çapında birliği ülküsünü dile getirdiğim zaman bütün salon isteri nöbetine tutulmuş gibiydi. Konuşmam sona erdiğinde coşkunca fırlatılan çığlıkları, haykırışları anlatamam. Birbirini hiç tanımayan dinleyiciler ağlaşıyor, birbirlerini kucaklıyor ve bundan böyle daha iyi insanlar olacaklarına, komşularından nefret edecek yerde, onları seveceklerine yemin ediyorlardı… Örneğin iki yaşlı adam aniden beni durdurup ‘Yirmi yıldır birbirimize düşmandık ama şimdi kucaklaşıp barıştık. Bizi barıştıran sensin, sen bizim azizimiz peygamberimizsin’ dediler… Konuşmamda hakkında birkaç övücü söz söylediğim Turgenyev gözlerinde yaşlarla kendini kollarıma attı. Annenkov koşarak geldi elimi sıktı, omzumdan öptü…. Zafer tam bir zafer.”

Ne var ki bu yakınlaşmanın ömrü uzun olmayacaktır. Dostoyevski’nin ölümünden sonra düzenlenen etkinliklere kızan Turgenyev, onu Marquis de Sade’a benzetir: “Bu bizim Sade’mız için bütün Rus piskoposlarının törenler yaptıkları, bu evrensel insanın evrensel sevgisi üzerine vaizlerin vaazlar okuduğu düşünülürse… Garip bir zamanda yaşıyoruz.”

ASIL SORUN DOĞU-BATI ÇEKİŞMESİ

Ruhu asla asla huzur bulmayan, normali bilmez, aklın ve duyguların sınırında macera arayan Dostoyevski ile hep makul ve mantıklı olmuş Turgenyev her açıdan birbirine zıt iki karakterdir. Birisi ne kadar giyimine özenli, hesabını kitabını bilen her koşulda nazik ve kibar bir asilzade ise diğeri o kadar hırpani, plan tutmaz ne yapacağı asla kestirilemeyen şehirli bir savruktur.

Gençlik yıllarındaki hergelelikleri bir yana bırakacak olursak aralarındaki kavga Türk aydınlarını da yıllarca bir birine düşüren Doğu-Batı çekişmesinden öte bir şey değildir. Dostoyevski dünyanın geleceğini Rusya’nın yeniden doğuşunda gören bir Slavcı, Turgenyev’se Batı uygarlığına hayran bir rasyoneldir.

Bugün dünya ölçeğindeki şöhreti onu kat kat aşmış olsa da Dostoyevski, hep rakip olarak gördüğü ve edebi mücadele içinde olduğu Turgenyev’den hayli etkilenmiştir. Zira hem Delikanlı’ya hem de Karamazov Kardeşler’e pekala Babalar ve Oğullar adı da verilebilirdi.

TOLSTOY DA NASİBİNİ ALDI

Sadece etkilenmek değil, kıskançlıktır da söz konusu olan. Derler ki ‘Dostoyevski’nin çevirilerini okuyanlar, Ruslardan daha şanslıdır.’ Onun orijinal metinlerinin anlatım bozukluklarıyla dolu olduğu hep söylenegelmiştir. Bu eleştirilere yanıt verirken bile Turgenyev’e çatmaktan geri kalmaz.

“Ne şartlar altında çalıştığımı bir görseler. Benden kusursuz şaheserler bekliyorlar. Oysa ben en acı, en sefil sıkıntılar yüzünden alelacele yazmak zorundayım” diye dert yanarken malikanelerinde rahat bir şekilde oturup cümlelerini tekrar tekrar düzenleyip düzeltmeye fırsat bulabilen Turgenyev ve Tolstoy’a lanetler yağdırır.

Süleyman Çeliker
http://www.gazeteduvar.com.tr/ 06 Eyl 2016
(Bu yazı ilk olarak 17 Haziran 2011 tarihli K dergisinde yayınlanmıştır)

Yorum yapın

This site is protected by WP-CopyRightPro