Dostoyevski’nin Puşkin Konuşması – Konstantin Mochulsky

puşkin
Puşkin

Moskova’daki Puşkin anıtının açılış töreni 26 Mayıs 1880’de yapılacaktı. Dostoyevski ve Turgenyev, büyük şair hakkında konuşmak üzere Rus Edebiyatını Sevenler Topluluğu’ndan davet aldı. Karamazov’un yazarı, zorlu çalışmasını böldü ve hayatı boyunca hayranlık duyduğu, manevi yol göstericisi ve büyük Rus dehası olarak gördüğü Puşkin hakkında bir konuşma hazırladı. Pobedonostsev’e gönderdiği mektupta Dostoyevski şöyle der: “Puşkin hakkındaki konuşmamı, fikirlerimi keskin bir biçimde ifade ederek yazıp bitirdim (bizim görüşlerimizin deme cüretini gösteriyorum) ve dolayı­sıyla ardından gelecek saldırılara da hazırım. Oradaki profesörler, benim kişisel düşmanım olmaya kararlı gözüken Turgenyev’i de davet ettiler. .. Fakat hem Puşkin’i yüceltip hem de Veroçka’yı tavsiye edemem … “

Bir kez daha tüm hayatı boyunca karşılaştığı suçlamalarla
boğuşuyordu, bir kez daha kişisel düşmanı haline gelen
Turgenyev’in şahsında, Avrupalı şeytanla mücadeleye girişmişti.
Son sözleriyle Turgenyev’in kendi yazdığı oyunu,
Taşrada Bir Ay’daki Veroçka rolünü başarıyla canlandıran
oyuncu Savina’ya olan tutkusunu kastediyordu.

Nükseden akciğer sorununa ve maddi zorluklara rağmen
Dostoyevski, Mayıs’ın yirmi ikisinde Staraya Russa’dan ayrıldı.
Ertesi gün Tver’de tkinci Aleksandr’ın karısı, Mariya
Aleksandrovna’nın öldüğünü ve anıtın açılışının ertelendiğine
dair bir imparatorluk emri olduğunu öğrendi. Buna rağ­
men, bir cesaret, yolculuğuna devam etti. Moskova onu çok
sıcak karşıladı: Slavcı arkadaşlan tarafından onurlandınldı.
Davetler ve ziyafetler birbirini izledi: yazar Moskova’nın cö­-
mert ev sahipliğinden samimiyetle etkilenmişti. ..

Puşkin kutlamalan 5 Haziran’da vakur bir dua töreniyle
başladı; ertesi gün ise anıtın açılış töreni gerçekleştirildi;
Dostoyevski ünlü konuşmasım 8 Haziran’da, Rus Edebiyatı­
m Sevenler Topluluğu’nun Soylular Meclisi binasındaki oturumlanndan
birinde yaptı. Kansına yazdığı mektuplarda bu
coşkulu günleri ayrıntılarıyla anlatır.

“Moskova. Otel Loskutnaya No. 33, 28-29 Mayıs, saat sabahın
ikisi. .. Asıl mesele şu ki, sadece Rus Edebiyatını Sevenler
değil bütün bizim takımın bana ve uğruna otuz yıldır
savaştığımız ideallerimize ihtiyacı var, çünkü karşı taraf
(Turgenyev, Kovalevski ve neredeyse bütün Akademi) milli
ruhu reddederek, Rus milli ruhunun sözcüsü olan Puşkin’in
önemini hertaraf etmek istiyorlar.”

llk zafer, 6 Haziran’da Soylular Meclisi’nde düzenlenen
edebiyat gecesinde, Dostoyevski’nin Pimen’in Boris
Godunov’daki monoloğunu okuduğunda geldi. Karısına şöyle
yazdı:

“Moskova, 7 Haziran … Anıtın açılışı dün gerçekleşti, fakat
nasıl tarif etmeli, nereden başlamalı … Açılışı, konuş­
malann yapıldığı akşam yemeği izledi. Sonra da Soylular
Meclisi’nde müzik eşliğinde yapılan edebiyat festivalindeki
okuma … Ben Pimen’in sahnesini okudum. Bu seçimin
imkansızlığına (zira Pimen bütün bir salona bağıramaz) ve
akustiği çok kötü olan bir salonda okurnama rağmen, ba-
na mükemmel okuduğum söylendi fakat çok azı duyulabilmiş.
Çok iyi karşılandım, alkıştan ve tezahürattan uzun sü­
re okumaya devam edernedim ve okuruayı bitirdikten sonra
üç kere tekrar sahneye çağnldım. Fakat acınacak bir okuma
yapan Turgenyev, benden fazla alkış aldı. Kuliste (karanlıklar
içinde muazzam bir yer), neredeyse yüz kadar genç insanın,
Turgenyev’in önünde kendilerinden geçerek eğildiklerini
gördüm. Hemen bunların şakşakçılar olduklan hissine
kapıldım, Kovalevski tarafından oluşturulmuş bir alkışçı takımı.
Ve öyle olduklan ortaya çıktı: Bugün sabah oturumunda,
Ivan Aksakov bu alkışçılann önünde, milli şair unvanı­
m ondan esirgeyerek Puşkin’i küçümseyen Turgenyev’den
sonra konuşma yapmayı reddetti. Aksakov bana bu alkış­
çıların çok önceden Kovalevski tarafından açıkça organize
edildiğini (hepsi de onun öğrencileri ve Batıcılardı) ve böylelikle
Turgenyev’in liderleri olduğunu ima ederek ona kar­
şı gelecek bizleri aşağılamayı amaçladıklarını söyledi. Bü­
tün bunlar bir tarafa, dinleyenlerin sadece bir bölümünün
alkışlamasına rağmen, benim dün gördüğüm kabul hayranlık
uyandıncıydı. Dahası erkekler ve kadınlardan oluşan kalabalık
gruplar elimi sıkmak üzere kulise geldiler. Verilen
arada salondan geçiyordum, genç ve yaşlı hanımlar koşarak
yanıma gelip: “Siz bizim peygamberimizsiniz, Karamazov’u
okuduğumuzdan beri biz daha iyiyiz,” dediler. Tam anlamıyla
Karamazov’un büyük etkisi olduğunu fark ettim. Bugün,
konuşmadığım sabah oturumundan çıkarken yine aynı
şey oldu. Merdivenlerde ve vestiyerde insanlar tarafından
durduruldum. Dün akşamki yemekte iki hanım bana çiçek
verdi… Bugün neredeyse iki yüz kişilik, edebiyat çevresinin
ağırlıklı olduğu ikinci bir yemek vardı. Genç insanlar beni
girişte karşıladı ve bana eşlik ettiler, beni kendimden ge­
çiren konuşmalar yaptık, ve daha yemeğe geçilmemişti bile.
Yemekte bir sürü kişi konuştu ve kadeh kaldırdı. Ben ko-
nuşmak istemedim ama yemeğin sonuna doğru, masalanndan
fırlayıp, beni konuşmaya zorladılar. Sadece birkaç kelime
söyledim -heyecanlı bir haykırış, edebi bir haykırış. Sonra
oturduğum başka bir salonda, hararetle konuşan (kahve
ve sigara eşliğinde), kalabalık bir grup tarafından sarıldım,
Ve dokuz buçuk ta gitmek üzere kalktığımda (kalabalı­
ğın üçte ikisi hala oradaydı) , benim duygularımı paylaşmayanların
bile, öyle ya da böyle katılmak zorunda kalacaklan
biçimde tezahürat yapmaya başladılar. Sonra bütün kalabalık
benimle birlikte, paltosuz ve şapkasız bir şekilde soka­
ğa fırladı ve arabama kadar bana eşlik etti. Ve birden ellerimi
öpmeye başladılar- ve sadece bir değil onlarca kişi, üstelik
sadece gençler değil, saçlan ağarmış yaşlı adamlar. Hayır,
Turgenyev’in yalnızca şakşakçılan var, benimkilerinse içten
heyecanları.”

Fakat bu alkışlar, tarihi bir gün olan 8 Haziran’da yazan
bekleyen zaferin yanında önemsizdi. Puşkin hakkındaki
konuşmasından sonra dinleyicileri tarifsiz bir heyecan ve
memnuniyet kaplamıştı. Rusya’nın kültürel ve manevi tarihinde
bu derece hayranlık uyandırıcı bir gün daha yoktur.
Kutlamalardan sonra Dostoyevski karısına: “Bugün Topluluğa
(Rus Edebiyatını Sevenler) yapacağım konuşma vardı;
salon tamamen doluydu. Hayır, Anya, hayır, yarattığı etkiyi
asla tahmin edemezsin … Ateşli bir şekilde, yüksek sesle
okudum. Tatyana hakkında yazdığım her şey büyük bir coş­
kuyla karşılandı (25 yıllık yanlıştan sonra, bu davamız için
önemli bir zafer.) . Sonunda insanlığın evrensel ittifakından
bahsettiğimde salon neredeyse histeri nöbetine tutulmuştu,
(sana haykırışiardan ve vecd içindeki bağırışlardan söz etmeyeceğim)
bitirdiğimde: Dinleyenler arasında birbirini tanımayan
insanlar ağlayarak kucaklaşıyor ve daha iyi olacaklan,
bundan böyle birbirlerinden nefret etmeyeceklerini, sadece
seveceklerini haykmyorlardı”.

Sesler yankılandı: “Sen bizim azizimizsin, sen bizim peygamberimizsin”
, “Sen bir dahisin, sen bir dahiden daha fazla
bir şeysin.” Tezahürat yaklaşık yarım saat sürdü; kalabalık
çıldırmış gibiydi. Bazı öğrenciler konuşmacıya doğru ko­
şarak, ayaklarına kapandılar. Turgenyev derinden etkilenmişti,
eski düşmanını kucakladı. Oturuma bir saat ara verildi.
Sonra Aksakov, Rus edebiyatında bir olay olarak nitelendirdiği
Dostoyevski’nin bu parlak konuşmasının ardından
konuşamayacağını açıkladı. Tekrar bir alkış tufanı koptu.
Aksakov konuşmasını yapmaya zorlandı sonra Dostoyevski
çağrıldı; Rus kadınları adına kendisine bir defne çelengi
sunuldu.

Akşam, edebiyat festivalinde Karamazov’un yazarı, Puş­
kin’in Peygamber adlı şiirini okudu. Kesinlikle heyecanlı
olan yazar, zayıf ve derinden gelen sesini yükseltıneye gayret
etti. Salon bir kez daha “histeri” halindeydi, bir kez daha
“vecd içinde inliyorlardı” . Bütün okumuş Rusya “peygamberini”
kutsadı. Dostoyevski’nin tüm eserlerinde geçen, çok
sevdiği bir sahne vardır: Batan güneşin eğik ışıkları. Zaferi
de bu tür bir son ışıktı: sekiz aydan az ömrü kalmıştı.
Dostoyevski’nin Puşkin konuşması, büyük Rus şairi üzerine
yapılan yirmi beş yıllık çalışmanın ürünüydü. Konuş­
manın kabataslağına, 186l’de Time dergisinde yayımlanan
makalelerde rastlıyoruz. Puşkin, Dostoyevski’nin tarihsel
felsefi yapısının merkezinde durur: O, Puşkin’in şahsında
Rusya’nın kaderini ve ideallerini arar. Puşkin adına düzenlenen
törende Dostoyevski, sarsılmaz fikirlerini ve ümitlerini
müthiş bir sanatsal biçimle yoğurmuştur. Hatibin belagati,
bir peygamberin ateşli konuşmasıyla birleşmişti.
Puşkin’in kişiliğinde, der Dostoyevski, bütün Ruslar için
tartışmasız peygamberce bir şeyler vardı. O ” Rus aylağı­
nı” ilk betimleyen kişiydi (Aleko ve Onyegin’de); yurdun-
dan sökülüp atılmış, bastırılmış ve acılı bir aylak. .. O aynı
zamanda bu uğursuz soruna çözüm de önermişti: “Kibrini
kır, gururlu adam, ve her şeyin üstündeki gururundan vazgeç.
Kibrini kır, budala adam, ve her şeyden önce, kendi vatanına
emek sarf et.” “Aylak” Onyegin’in yanına Puşkin, bir
Rus kadını, “tartışmasız olumlu güzel” Tatyana’yı yerleştirir.
Hastalığımızı tanımladıktan sonra bizi rahatlatır. “Puşkin’de
daima Rus kimliğine duyulan inanç hissedilir, bu kimliğin
manevi gücüne inanır o … ve eğer inanç varsa, umut da vardır,
Rus insanı için büyük umut.” Dünyada Puşkin’deki evrensel
sevgiye sahip tek bir dahi bile yoktur. “Kendinde yabancı
milliyetleri barındırınayı nasıl başarıyordu l” Don
juan’da bir lspanyol’du; Veba Sırasında Bir Ziyafet’te Ingiliz;
Kur’an’a Öykünmeler’de bir Arap; Mısır Geceleri’nde ise bir
Çingene. Bu şefkat, içinde Rus milletinin gücünü de barındıran,
peygambervari bir görünüştü. Petro’da insanlığın evrensel
ittifakını bekleyen toplumun maneviyatma cevap vermiştir.
“Evet, Rusların kaderi Avrupalıdır, evrenseldir. Ger­
çek bir Rus olmak, tam anlamıyla bir Rus haline gelmek belki
de bütün insanlıkla kardeş olmaktan geçer, tam bir evrensel
insan olmaktan ya da … ” Bu yüzden Batılılaşmadan yana
olanlarla Slavcılar arasındaki husumet aslında acıklı bir yanlış
anlamaydı. Rusya’ya şöyle seslenilir: “Büyük uyumdan,
Mesih’in kutsal kitabının yasasına tabi olan ırkların kardeş­
liğinden bahset! Bırak yurdumuz yoksul olsun, çünkü bu
yoksul topraklar üzerinde bir kölenin hoşnutluğuyla Mesih
ortaya çıkmış ve bizleri kutsamıştır”.1 Peki neden Onun yü­
ce sözlerini korumuyoruz? Ve O’nun kendisi de bir yemlikte
doğmamış mıydı?

Bu mesihli söylevden sonra hatip, dokunaklı bir şekilde
bitirir: “Puşkin gücünün zirvesindeyken öldü ve şüphesiz
bazı büyük sırları da beraberinde götürdü. Ve şimdi biz, onsuz,
bu sırları çözmeye çalışıyoruz.”

Dostoyevski “büyük evrensel uyuma”, “fikirlerin mükemmel
birleşimine” tutkuyla inanmıştı. Puşkin konuşmasında
Batıcılada Slavcıları, halkla aydınları, Rusya’yla Avrupa’yı
uzlaştırmaya çalıştı. Bir anlığına mucize gerçekleşmiş gibi
göründü: Dünün düşmanları birbirlerini kucakladılar. Turgenyev
gözyaşları içinde Cinler’in yazarının elini sıktı. Fakat
bu uzlaşma uzun ömürlü olmadı; vecd halinin uyuşturuculuğu
geçtiğinde, kötücül eleştiri başladı, hizipler arasındaki
farklılıklar ve polemikler dergilerde yeniden canlandı.
Bin sekiz yüz seksenierin Rusyası “insanlığın evrensel kardeşliğine”
henüz hazır değildi. Dostoyevski 10 Haziran’da
Moskova’yı terk etti; Staraya Russa’da Karamazov’un sonunu
yazmaya koyuldu.

Ingilizce’den çeviren: AYLlN AYDIN
Dostoyevski – Puşkin Konuşması, İletişim Yayınları

Yorum yapın

This site is protected by WP-CopyRightPro