Almanya’nın 1915 olaylarındaki rolü ne?

Almanya'nın 1915 olaylarındaki rolü ne?

1915 yılında Anadolu Ermenilerinin yaşadığı katliamlar ve tehcir konusu Almanya'da, o dönemde Osmanlı İmparatorluğu'nun müttefiki olarak Anadolu'da görev yapan Alman subay ve diplomatlarının olaylarda oynadığı rol üzerinden tartışılıyor. 1970'li yıllardan beri Almanya'da yaşayan araştırmacı yazar Serdar Dinçer, bu konuda en kapsamlı araştırmalardan birini yaptı. Dinçer ilk kez konuyu Almanya Dışişleri ...

devamını okumak için tıklayınız

1916: İranlı yazarın güncesinden Ermenilerin yaşadıkları

1916: İranlı yazarın güncesinden Ermenilerin yaşadıkları

Muhammed Ali Cemalzâde, 1916'da Ermeni azınlığın uğradığı zulme şahit olmuş. Cemalzâde, Birinci Dünya Savaşı sırasında, Osmanlı idaresindeki Bağdat'ta görev yapan bir grup genç İran vatandaşından biriydi. İngiliz güçleri Bağdat'a yaklaşırken, Cemalzâde, İran jandarmasında görevli iki İsveçli subayla birlikte İstanbul'a gitmek üzere yola çıktı. Cemalzâde, yolculuğu sırasında, gördüğü, 'zalimce ve şoke ...

devamını okumak için tıklayınız

Çamaşır suyu çocukları hasta mı ediyor?

Çamaşır suyu çocukları hasta mı ediyor?

Evlerde çamaşır suyu kullanımıyla, çocukların hastalıkları bağlantılı bulundu. Etkisi her ne kadar “makul” olsa da, çamaşır suyu kullanımın teşvik edilerek arttırılması, toplum sağlığını ilgilendiren sorunlar yaratabilir. İş ve Çevre Sağlığı dergisinde yayımlanan bir çalışmaya göre, evlerinde pasif olarak çamaşır suyuna maruz kalan çocuklarda solunum yolu ve diğer bazı enfeksiyonlar daha yüksek ...

devamını okumak için tıklayınız

1915’te neler oldu?

1915’te neler oldu?

Kévorkian; Erzurum, Van, Bitlis, Diyarbakır, Harput, Sivas, Trabzon, Ankara, Kastamonu, Edirne, Bursa, Aydın, Konya, Adana Vilayetleri ile Maraş, Antep, Antakya, Urfa Mutasarrıflığı’ndaki tehcirler ile katliamları tek tek irdeleyip betimlemiş. Hüsnü Mansur ve Besni [kazaları] arasındaki sınırda çürüyen cesetler olduğunu öğrendik. Cesetlerin, çürümek üzere açıkta bırakılması gerek hükümetin bakış açısından gerekse sağlık ...

devamını okumak için tıklayınız

Bir Âşığın Portresi Olarak Orhan Veli

Bir Âşığın Portresi Olarak Orhan Veli

Edebiyatımızda insanın kendi yol öyküsünü, bireyin içsel macerasını anlatabilme yeteneğinin I. Yeni olarak adlandırdığımız Garipçiler ve Orhan Veli şiiriyle başladığını söylemek çok da abartılı bir tespit sayılamaz. Orhan Veli’nin “Küçük İnsan”ı anlama ve yorumlama, o küçük insanı aslında kendinde var olan bir sıradan, olağan süre gidiş olarak görme macerasında kattettiği ...

devamını okumak için tıklayınız

Amerikalıların genetik mirasında, köle ticareti ve kolonileşmenin izleri…

Amerikalıların genetik mirasında, köle ticareti ve kolonileşmenin izleri…

Amerika Kıtasına yüzyıllar önce yapılan göçlerin genetik izlerini araştıran bir çalışma, köle ticaretinin ve kolonileşmenin izlerini, bugün yaşayan Amerikalı bireylerde tespit etti. Araştırmacılar, yaşayan Amerikalıların genomlarını Afrikalı ve Avrupalı bireylerin genomlarıyla karşılaştırdı. Londra Kolej Üniversitesi ve Roma’da bulunan Universita del Sacro Cuore’de görev yapan araştırmacıları içeren takım, 64 farklı topluluktan ...

devamını okumak için tıklayınız

Aziz Nesin’i ünlülerden dinleyeceğiz

Aziz Nesin’i ünlülerden dinleyeceğiz

Aziz Nesin’in tüm külliyatı sesli içeriğe dönüştürülüyor. Sesli içerik platformu Yodiviki’nin Nesin Vakfı’yla imzaladığı anlaşma sonucunda Nesin’in tüm eserleri Şehir ve Devlet Tiyatrosu oyuncularının sesiyle hayat bulacak. Bu yıl doğumunun 100’üncü yılı kutlanan kısa öykü, roman, anı, tiyatro ve şiir dalında birçok eseri edebiyatımıza kazandıran Aziz Nesin’in 100’üncü yıl çalışmalarının bir ...

devamını okumak için tıklayınız

Türkiye’nin ‘son Ermeni köyü’ Vakıflıköy’ün öyküsü

Türkiye’nin ‘son Ermeni köyü’ Vakıflıköy'ün öyküsü

Ortalığı portakal çiçeklerinin mis kokusu kaplamış. İki yanı yeşil bahçelerle kaplı yokuş bir yoldayım. Bir tarafta Kel Dağ, ucunda Akdeniz ve arkasından Suriye görünüyor. Diğer tarafta Musa Dağı’nın geniş etekleri yayılıyor. Burası "Türkiye'nin tek Ermeni köyü" Vakıflıköy. Hatay'a bağlı köy, Osmanlı İmparatorluğu öncesinden bugüne, kendilerine "Musa Dağı Ermenileri" diyen Kilikya ...

devamını okumak için tıklayınız

Özel Yükseliş Koleji Tiyatro Kolu “ Yarış ” Anılar 1969 -1970 – Ayhan Hüseyin Ülgenay

Özel Yükseliş Koleji Tiyatro Kolu “ Yarış ” Anılar 1969 -1970 - Ayhan Hüseyin Ülgenay

Bir insan kendine bir yol çizip ona devam ederse artık ondan kurtuluş yoktur. Tiyatroyu kendime yol çizdiğimden, tiyatro çalışmalarım okulunda da devam etti. Lise son sınıfta Şubat ayının sonlarına doğru okulda bir oyun sahnelemeye karar verdim.Seçtiğim oyun;Abbot ve Holmes’in YARIŞ isimli oyunu, Türkçeye Salah Birsel (Ahmet Selahattin BİRSEL ) çevirmiş.Oyun ...

devamını okumak için tıklayınız

Çarklar Arasında – Hermann Hesse

Çarklar Arasında - Hermann Hesse

Hermann Hesse'nin kendi yaşamöyküsüyle de paralellikler taşıyan "Çarklar Arasında"nın kahramanı Hans Giebenrath, Almanya'nın küçük bir kasabasında yaşamaktadır. İçedönük ama çok yetenekli bir genç olan Hans, devletin açtığı yatılı okul sınavına kasabadan gösterilebilecek tek adaydır. Snavda başarılı olmasının ardından Hans'ı sıkı çalışma günleri bekler. Tek hedefi, başarılı olmak, küçük düşmemek, ailesini ...

devamını okumak için tıklayınız

Ak Saray’ın elektrik faturası Gırgır’a kapak oldu!

Ak Saray'ın elektrik faturası Gırgır'a kapak oldu!

Ak Saray'ın elektrik faturası Gırgır'a kapak oldu! Mizah dergisinin yeni sayısının kapağında Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nın elektrik faturasına yer veriliyor. İşte kapak:

devamını okumak için tıklayınız

Üsküdar’a Kabe maketi kuruldu, LeMan kapak yaptı!

Üsküdar'a Kabe maketi kuruldu, LeMan kapak yaptı!

Üsküdar'a Kabe maketi kuruldu, LeMan kapak yaptı! Mizah dergisinin yeni sayısının kapağında Üsküdar meydanındaki Kabe maketine yer veriliyor. İşte kapak:

devamını okumak için tıklayınız

Vali ‘intihar’ dedi, katır konuştu! Uykusuz’un kapağında

Vali 'intihar' dedi, katır konuştu! Uykusuz'un kapağında

Şırnak Valisi'nin Roboski'de öldürülen katırlar için 'intihar etmiş olabilirler' açıklaması, Uykusuz'a kapak oldu. İşte kapak:

devamını okumak için tıklayınız

Rotterdamlı Erasmus – Zaferi ve Trajedisi – Stefan Zweig

Rotterdamlı Erasmus - Zaferi ve Trajedisi - Stefan Zweig

Stefan Zweig'ın, Kuzey Avrupa Rönesansı'nın büyük ustası, hümanist bilgin Desiderius Erasmus için kaleme aldığı bu yaşamöyküsü, bağnazlığın her türlüsüne karşı bir savaş ilanı niteliği taşıyor. Rotterdamlı Erasmus: Zaferi ve Trajedisi, son nefesine kadar bir hümanist, gerçek bir dünya vatandaşı olarak kalan Zweig'ın deneme türündeki başyapıtıdır. Her koşul altında iç özgürlüğünü koruma ...

devamını okumak için tıklayınız

Hüseyin Aygün, Yeni Şafak gazetesinin Atatürk’ün, idam edilmeden saatler önce Seyit Rıza ile görüştüğüne dair yayınladığı belgeyi yalanladı.

Hüseyin Aygün, Yeni Şafak gazetesinin Atatürk’ün, idam edilmeden saatler önce Seyit Rıza ile görüştüğüne dair yayınladığı belgeyi yalanladı.

Hüseyin Aygün, Yeni Şafak’ın haberine ilişkin, “2 yıl evvel 78 milyonun gözünün içine bakarak açıktan Kabataş yalanını söyleyenlerin 78 yıl evvel gerçekleşen bir siyasi idamla ilgili olarak iftira kapasitesini gözler önüne sermiştir” dedi. “İdamların gerçekleştiği 1937 yılında MAH imzalı ve bu kadar düzgün bir Türkçe ile bir belge ancak AKP binasında ...

devamını okumak için tıklayınız

Onlar Yoksul Eti Yerler – Enver Gökçe

Onlar Yoksul Eti Yerler - Enver Gökçe

ONLAR YOKSUL ETİ YERLER Bak Şu Dağlara Alı Al Moru Mor Saf Saf Omuz Omuza Dünya Elvan Elvandır. Bu Dirlik Düzenlik Kavgasında Yunus Kollar Daldırma Gül Ve Yürek Kocamandır. He Vallah Kocamandır. Kalabalık Yücedir Kalabalık Vatandır Ah Len Ah Onlar Yoksul Eti Yerler Ve İçtikleri Kandır. Enver GÖKÇE

devamını okumak için tıklayınız

1905 Bomba Olayı ve 1909 Adana İğtişaşı – Ayşe Hür

1905 Bomba Olayı ve 1909 Adana İğtişaşı - Ayşe Hür

31 Mart Olayı ile eş zamanlı olarak başka merkezlerde de kalkışmalar oldu ama en önemlisi Adana'da yaşandı. Olaylarda kaç kişinin öldüğü hâlâ bilinmiyor. Adana Ermeni Piskoposluğu'nun raporuna göre 17.844, İstanbul'daki Ermeni Patrikhanesi'nin Adana'ya gönderdiği heyete göre 21.330 ölü (Ermeni) vardı. Geçen hafta bıraktığım yerden devam ediyorum. Avrupa, Balkanlar, Kafkasya, Ortadoğu ve ...

devamını okumak için tıklayınız

1894-1896 Ermeni katliamları ve Osmanlı Bankası Baskını – Ayşe Hür

1894-1896 Ermeni katliamları ve Osmanlı Bankası Baskını - Ayşe Hür

26 Ağustos 1896'da Osmanlı Bankası'na baskın yapan 4 ölü ve 5 yaralı dışındaki 17 kişi Marsilya'ya gönderildi. Olaylara karıştıkları gerekçesiyle tutuklanan bazı kaynaklara göre 143 bazılarına göre 300 bazılarına göre 400 kişinin yargılaması Ekim ayının sonuna kadar sürmüş, Ermeni tarafından 90 kişi baskınla ilgili olarak çeşitli cezalara çarptırılmış, Müslüman tarafında ...

devamını okumak için tıklayınız

Hafızalardan silinmeyen 15 distopik kitap

Hafızalardan silinmeyen 15 distopik kitap

Bilindiği gibi ilk kez John Stuart Mill tarafından kullanılan distopya terimi, ütopyanın zıttı olarak “kötü bir yer” anlamına geliyor. 1. Demir Ökçe - Jack London Modern karşı ütopyaların ilki sayılan bu roman, toplumda ve siyasette gelecekte yer alacak değişiklikleri irdeler. Jack London'ın 1907'de yayımlanan Demir Ökçe adlı eseri, modern karşı-ütopyacı romanların ilki sayılır. ...

devamını okumak için tıklayınız

Yeni Şafak: İdamdan önce Seyit Rıza ve Atatürk arasında geçen konuşma

Yeni Şafak: İdamdan önce Seyit Rıza ve Atatürk arasında geçen konuşma

Yeni Şafak, Atatürk'le Seyit Rıza arasında geçtiği iddia edilen bir belge yayımladı. “MAH Başkanlığına -Hususi- Ankara’dan alınan şifreli talimatname ile İhsan Sabri beyle görüşülüp ve İhsan beyin vereceği emir ve talimatnamelere harfiyen riayet edilmesi gerektiği, bunlarla ilgili raporunda süratle Başvekalet’e iletilmesi emredildi. Bunun üzerine İhsan Sabri beyle görüşüldü. Bize hafta sonu Seyit Rıza ile ...

devamını okumak için tıklayınız

Eğitim Bilimleri Felsefesine Doğru ? Editörler: L. Işıl Ünal / Seçkin Özsoy

Eğitimin krizi ile eğitime ilişkin bilgimizin (yani eğitim bilimlerinin) krizi arasında organik bağ kurulamadığı sürece ve ölçüde, eğitimin varolan durumunda olumlu ve kalıcı değişiklikler yapmak da mümkün olmayacaktır. Türkiye?de eğitim bilimleri, kendi üzerine düşünme ve kendine ilişkin bilgi üretme çabasını, diğer sosyal bilim dallarına göre daha az gösteren bir bilim dalıdır. Bu itiraz edilmesi güç saptama, ?eğitim bilimleri felsefesi? konusunda yapılacak çalışmalara duyulan ihtiyacı da açıkça ortaya koymaktadır. Aksi takdirde, eğitim bilimciler toplumsal olarak gereksizleşeceklerinin ve bir eğitim fakültesinin küçük bir anabilim dalında ?unutulmuş bir tanrının son rahipleri olarak anlamsız ayinleriyle vakit öldürmeye mahkûm olacaklarının? bilincinde olmalıdırlar.

Eğitim bilimlerinin ne?liği ve eğitim bilimci kimliği üzerine soru sormamak, önemi ve gereği her geçen gün daha da artan bu disiplinin ve kimliğin kurban edildiği ?sükût suikasti?ne suç ortaklığı etmek anlamına gelmektedir. Eğitim bilimcilerin kendi disiplinlerine ve kimliklerine dair varsayımlarını ve öncüllerini sorgulamaları, denebilir ki, kendilerine, disiplinlerine ve toplumumuza borçlu oldukları en acil hizmettir. Bu kitap her şeyden önce, doğru soruları, tüm doğru soruları ve hepsinden önemlisi olası tüm soruları sorduğu iddiasında bulunmaksızın, eğitim bilimlerine dair bir soru sorma ve soru sormaya yeltenme denemesi ve davetidir.

SUNUŞ
?Günlük hayatta, hiçbir bakkala rastlayamazsınız ki, bir insanın kendi hakkında söyledikleri ile hakiki şahsiyeti arasında fark gözetmesini bilmesin. Ama bizim tarihçilerimiz, henüz bu basit düşünce tarzına bile ulaşamamışlardır.?
Marx ve Engels, Alman İdeolojisi, s. 74

Bu kitap, yaklaşık on yıllık bir süre içinde, eğitim bilimleri üzerine çeşitli zamanlarda ve vesilelerle yazılmış veya tercüme edilmiş metinlerden oluşan bir derlemedir. Böyle bir derlemeyi hazırlamaya ihtiyaç duymamızın çeşitli nedenleri var. Öncelikle, eğitimin içinde bulunduğu durumu daha iyi çözümleyebilmek için, eğitime dair bilgimizin ve bilgilenme biçimimizin, yani eğitim bilimlerinin üzerinde düşünmenin gerekli ve önemli olduğuna inanıyoruz. Eğitimin krizi ile eğitime ilişkin bilgimizin (yani eğitim bilimlerinin) krizi arasında organik bağ kurulamadığı sürece ve ölçüde, eğitimin varolan durumunda olumlu ve kalıcı değişiklikler yapmak da mümkün olmayacaktır. Türkiye?de eğitim bilimleri, kendi üzerine düşünme ve kendine ilişkin bilgi üretme çabasını, diğer sosyal bilim dallarına göre daha az gösteren bir bilim dalıdır. Bu itiraz edilmesi güç saptama, ?eğitim bilimleri felsefesi? konusunda yapılacak çalışmalara duyulan ihtiyacı da açıkça ortaya koymaktadır. Gerçekten eğitim bilimleri üzerine felsefî bir çözümlemeye, yani ?eğitim bilimleri felsefesi?ne son yıllarda duyulan ihtiyaç, eğitim bilimlerinin Türkiye?deki en az 45 yıllık tarihi içinde hiç bu denli hissedilir düzeyde olmamıştır. Eğitim bilimlerinin bunca yıllık kurumsal varlığına rağmen, eğitime ilişkin her şeyin herkes için apaçık olduğu kanısı yaygınlığını sürdürmektedir.

Bütünüyle sosyo-politik bir inşa olan eğitim dünyasına ilişkin bu sahte apaçıklığın sorunsallaştırılmasının, zaten eğitim bilimleri diye ayrı ve özerk disiplinin varlık gerekçesi olduğunu düşünüyoruz.
Eğitim bilimlerinin diğer sosyal bilimciler ve toplum nezdinde meşruiyet kazanamamış olmasının, eğitim bilimciler olarak kendi pratiklerimiz üzerinde yeterince düşünmemiş olmamızla ilişkili olduğuna kuşku yok.
Eğitim bilimleri hakkında bu kitapta savunulan tezler, aslında niçin böyle bir kitap hazırlamaya ihtiyaç duyulduğunu da ortaya koymaktadır. Bilim felsefecisi Kuhn?dan esinlenerek ortaya attığımız ve önemle altını çizdiğimiz tezlerden biri şudur: ?Eğitim bilimleri? diye ayrı ve özerk bir disiplinin varlığı ve toplumsal meşruiyeti, ?eğitim bilimciler topluluğu?nun varlığıyla ve yaptıklarıyla sağlanabilir ve sürdürülebilir. Bu temel tezin mantıksal bir sonucu olarak, eğer eğitim bilimlerinin Türkiye?de (ve dünyada) bir geleceği olacaksa, bunun, eğitim bilimcilerin münferit (ve yerel) çabalarının değil, kolektif bir özne olarak eğitim bilimciler topluluğunun eseri olacağı tezi de yine bu kitapta ısrarla savunulmaktadır.
Zorunlu olarak birbirini gerektiren bu iki tez, elinizdeki derlemenin hazırlanma gerekçelerinden birini oluşturmaktadır. Eğitim bilimcilerin, iradelerini ortaklaştırıp özerk bir ?epistemik cemaat? oluşturabilmeleri için kendi kimlikleri ve yaptıkları ?iş? hakkında eleştirel analizler içeren eserler üretmelerinin, yeterli olmasa da gerekli bir koşul olduğunu düşünüyoruz.
Bu derlemede yer alan yazılar, ilk bakışta okuyucuya, eğitim bilimleri disiplininin birbiriyle alakasız ve seçimleri uyumsuz gibi görünen farklı felsefi temaları üzerinde yoğunlaşmış yazılar gibi görünebilir. Fakat okuyucular, yine de her yazının şu ya da bu biçimde ve ölçüde birbiriyle ilintili olduğunu herhalde kolaylıkla göreceklerdir.
Bu yazılar aslında ?gizli bir mantıkla? birbirine bağlanıyor.
Eğitim bilimlerine dair hayati önemi haiz felsefî sorulara zaman içinde aradığımız yanıtların yavaş yavaş fakat derin biçimde birbiriyle ilişkili olarak ortaya çıkmasının yarattığı gizli bir mantıktır bu. Geniş sayılabilecek bir zaman diliminde yayınlanmış olan bu yazıların bazılarında öncekilerden yapılmış bazı alıntılar görülecektir. Okuyucularca bu durum, bir yinelemeden çok bir vurgulama olarak değerlendirilmelidir. Yazarların eğitim bilimlerine dair hangi düşüncelere ağırlık verdikleri böylece ortaya konmuş olmaktadır.
Bu kitaptaki metinler sistematik bir yapıda olmasa ve bol miktarda tekrarlar içerse bile, yine de bir dizi bütünlüklü problemle boğuşmaktadır. Bu problemlerin, birbiriyle örtüşen üç ana tema etrafında toplanabileceklerini söyleyebiliriz: Birincisi, eğitim bilimlerinin ne olduğu ve niçin varolduğu meselesidir. Bu metinlerde eğitim bilimlerinin başka disiplinler, özellikle de insan ve toplum bilimleri içindeki yeri ve değeri tartışılmaktadır. İkinci olarak, bu metinler, eğitim bilimlerinin Türkiye macerasını konu almakta, dolayısıyla bu disiplinin Türkiye?de kurumsallaşma sürecinde yaşadığı kırılmalar ve olası geleceği gibi konuları kapsamaktadır.
Üçüncü ana tema ise, eğitim bilimci kimliğinin sorunsallaştırılmasıdır; kitapta bu sorunsal ?disiplinleşememe? ya da ?disiplin olamama? gibi ontolojik bir bağlamda tarışılmaktadır.
Bu derlemedeki yazıların ortak özelliklerinden biri, kendini ve yaptıklarını yeterince sorgulamayan bir eğitim bilimci geleneği içinden ve ona karşı yazılmış olmalarıdır. Yazılarda eğitim bilimcilere yöneltilen keskin eleştirilerden yazarlar olarak biz de payımıza düşeni alıyoruz. Yapmak istediğimiz şey, içinden geldiğimiz bu gelenekle hesaplaşarak ve onu geliştirerek eğitim bilimlerine ilişkin kavrayışımızı derinleştirip zenginleştirmektir.
Bizim ?bilim belsefesi? ve dolayısıyla ?eğitim bilimleri felsefesi? anlayışımız son derece yalın ve işlevsel bir tanıma dayanmaktadır:
Bilim felsefesi, bilimsel pratiği aşan, kendini bilimin üzerinde konumlandıran bir üst-söylem (?bilimlerin bilimi!?) değil, ?salt bilme? ve ?hasbî bilgi üretme? etkinliği olarak bilimi anlama; ?bilim insanının ne yaptığını bilme olgusu?dur. Bilim felsefesinin, ?bilim yaparken ne yaptığını bilmek? şeklindeki bu basit tanımından hareketle, ?eğitim bilimleri felsefesi?ni de, eğitim bilimlerini ve eğitim bilimcileri var kılan ilkeler ve değerler ?üstüne? düşünme; bu konulara dair ortaya atılan fikirleri daha yakından ve daha derinlemesine çözümlemeye yönelik bir çaba olarak tanımlıyoruz.
Eğitim bilimleri felsefesi, eğitim bilimleri adına her ne yapılıyorsa onun daha iyi yapılabilmesi ve böylece eğitimsel gerçekliğe ilişkin bilgimizi daha fazla artırabilmesi için yaygın ve yerleşik bilimsellik standartlarının gözden geçirilmesidir. Eğitim bilimlerine felsefî yaklaşım, eğitim bilimcilerin benimsediği açık ya da örtük varsayımları, sorgulanmamış değerleri ve tartışmasız kabullenilmiş başvuru terimlerini keşfetmek ve eleştirel çözümlemeye tâbi tutmaktır. Bunun da, herkesten önce bu bilim dalında çalışanlara, yani eğitim bilimcilere düşen bir görev olduğu aşikârdır. Eğitim bilimlerinin felsefesini yapmanın, eğitim bilimciler için bir ?erdem? değil bir ?görev? olduğu yönündeki tezimiz, bilim felsefesinin bilim pratiğinin ayrılmaz bir parçası olduğu şeklindeki temel sayıltıya
dayanmaktadır.
Derleme metinlerden oluşan bu kitap, doğaldır ki, ?eğitim bilimleri felsefesi?nin tüm konu ve sorunlarını ayrıntılı ve sistematik olmak bir yana, yeterli bir ölçüde bile ele aldığı iddiasında değildir. Kitapta, eğitim bilimlerinin ontolojik, epistemolojik ve metodolojik kimi sorunlarına ve o da ancak satır başları halinde değinilmekle yetinilmiştir. Bu kitaptaki telif makaleleri bitmiş birer proje olarak görmek yerine, her birini eğitim bilimleri üzerine yeni düşünme biçimleri ve fikir kalıpları sunan ve geliştirilmeyi bekleyen birer tasarım olarak görmek daha doğru olacaktır. Ancak bu kapsam ve içeriğiyle bile kitap Türkçe?de bir ilk olma özelliği taşımakta ve Türkçe literatürde bu konudaki büyük eksikliği bir parça da olsa giderme amacı taşımaktadır.
Eğitim bilimlerinin Türkiye?deki disiplinleşmesinin yeni bir sorunsallaştırmasını sunan bu çalışmada, aynı zamanda eğitim bilimlerinin Türkiye?deki felsefi sorunlarının bir gelecek perspektifinde daha iyi anlaşılmasına da katkıda bulunmaya çalıştık. Bu kitapta yer alan yazılarda, bir yandan eğitim bilimciler olarak bugüne dek yapılagelenler üzerinde özgürce düşünmeye çalışırken, diğer yandan da bilim pratiklerimiz üzerinde düşünmenin ne anlama geldiğini tartışmaya çalıştık. Bize göre, her bilim insanı gibi bir eğitim bilimcinin de kendisi ve yaptığı ?iş? üzerine düşünmesi, bugününü ve geleceğini tasarlaması ve bunun için mücadele vermesi gerekir. Biz de eğitim bilimciler olarak bunun ne kadarını yapabildiğimizi tartışmaya çalıştık.

Türkiye?de eğitim bilimlerinin temel sorununun kendini yeterince sorgulamaması olduğunu düşünüyoruz. Eğitim bilimlerine ilişkin sağduyusal bilgimiz ve bu bilgiyle desteklenen inançlarımız, kanılarımız ve sanılarımız bize öylesine sağlam temelli görünür ki, geçerliliklerini araştıran sorular sormaktan kaçınırız.
Böylesi inançlarımızın nereden kaynaklandığını ve güvenirliklerini ne tür bir deneyime ve öğrenime borçlu olduklarını sorgulamayız.
Bu kitabın amacı, deyim yerindeyse, eğitim bilimlerine ve eğitim bilimciliğe dair tanıdık olanı yabancılaştırmak, sorgulamadan kabul edilen düşünce ve inançları sorunsallaştırmaktır.
Böyle bir çaba ne denli gerekli ve yararlı görünse de, bu derlemenin amacı Türkiye?de varolduğu biçimiyle eğitim bilimleri pratiğinin eleştirisi değildir. Derlenen makaleler, yeni bir eğitim bilimleri tahayyülü için bir rehber ya da bir paradigma oluşturmuyor.
Bu kitap, eğitim bilimleri disiplini üzerine her şeyi düşünmüş ve tartışmış olmasıyla değil, daha çok, yeniden ve başka türlü düşünülecek noktalar bulunduğunu göstermesiyle kılavuzluk yapabilir. Başka türlü ifade edilecek olursa, bu kitap, eğitim bilimleri üzerine (yeniden) düşünmeye bir davettir. Kitapta öne sürülen görüş ve tezler ?alternatif? bir eğitim bilimleri önerecek kadar da ileri gitmiyor. Yazarların niyeti eğitim bilimleri üzerine bir tartışma metni ortaya çıkarmaktır. Burada birçok soru, yanıtlanmaktan çok ortaya atılmış ve günümüzdeki eğilimlerin gelecekteki sonuçlarına ilişkin tutarlı bir tahminde bulunma noktasına vardırılmamıştır.
Eğitim bilimlerinin ne olduğu ve niçin varolduğu, eğitim bilimcinin kim olduğu ve kime nasıl hizmet ettiği gibi belli soruları sormamak, gündemimizi işgal eden eğitimsel soru(n)lara yanıt bulamamaktan daha tehlikelidir. Gerçi yanlışlık cevaplar için söz konusudur, soruların yanlışı olmaz. Ama varsayalım ki sorularımız yanlış, bu durum, en fazla eğitim bilimlerinin gerçekten önemli bazı meselelerinin gözlerden kaçmasına neden olur; ama soru sormamanın bedeli daha ağırdır. Eğitim bilimlerinin ne?liği ve eğitim bilimci kimliği üzerine soru sormamak, önemi ve gereği her geçen gün daha da artan bu disiplinin ve kimliğin kurban edildiği ?sükût suikasti?ne suç ortaklığı etmek anlamına gelmektedir.

Eğitim bilimciler olarak disiplinimize ve kimliğimize dair varsayımlarımızı ve öncüllerimizi sorgulamak, denebilir ki, kendimize, disiplinimize ve toplumumuza borçlu olduğumuz en acil hizmettir.
Bu kitap her şeyden önce, doğru soruları, tüm doğru soruları ve hepsinden önemlisi olası tüm soruları sorduğu iddiasında bulunmaksızın, eğitim bilimlerine dair bir soru sorma ve soru sormaya yeltenme denemesi ve davetidir.
Ezcümle, bu derleme, sunuşun epigrafında Marx?ın bir bakkaldan beklediği feraseti gösterebilmeye, yani eğitim bilimciler olarak kendi hakkımızda söylediklerimiz ile hakiki şahsiyetimiz arasındaki farkı ortaya çıkarmaya yönelik mütevazı bir çaba olarak görülebilir. Eğitim bilimleri üzerine sistematik bir sorgulama ve tartışma zemini yaratmaya yönelik bu samimi çabamızın, bundan sonra yapılacak eleştirel tartışmaları ve ampirik araştırmaları özendirmesini, bu kitaptaki analizimizin, daha ileri çalışmaların verimli şekilde ilerleyebileceği bir güzergâh sunabilmesini umuyoruz..
L. Işıl Ünal – Seçkin Özsoy
Mayıs?10
Cebeci/Ankara

Kitabın Künyesi
Eğitim Bilimleri Felsefesine Doğru
Editörler: L. Işıl Ünal / Seçkin Özsoy
Yayına Hazırlayan: Fatih Yaşlı
Düzelti: Fatih Yaşlı
Kapak ve İç Tasarım: Erdem Olcay
Tan Yayınları
Baskı: Kasım 2010
Sayfa: 313

İçindekiler
Sunuş
Bölüm I:
EĞİTİM BİLİMLERİNİN ONTOLOJİK VE EPİSTEMOLOJİK SORUNSALLARI
Fransa?da Eğitim Bilimleri:Sindirilmiş Bir Disiplin, Ortak Bir Kültür, Belirsiz Bir Araştırma Alanı -Bernard Charlot (Çev. Seçkin Özsoy)
Eğitim Bilimlerinin Ontolojik Temelleri: Sorun Odaklı Bir Yaklaşım -L. Işıl Ünal, Seçkin Özsoy, Sabri Güngör, Binali Tunç
Eğitim Bilimlerinin E pistemolojisi ve Metodolojisi -Gaston Mialaret (Çev. Seçkin Özsoy)

Bölüm II:
EĞİTİM BİLİMCİ OLMAK
Yapageliyor Olmanın Rahatlığını Duymak:Türkiye?de E ğitim Bilimcilerin ?Eğitilmiş?lik Hali -L. Işıl Ünal
Eğitim Bilimcinin Politik İşlevi ve Sorumluluğu: ?Yaratıcı Özyıkım? -Seçkin Özsoy

Bölüm III:
EĞİTİM BİLİMLERİNİN TÜRKİYE?DEKİ SERÜVENİ
Toplumsal Bilimlerdeki Yeni Açılımlar Işığında Türkiye?de Eğitim Bilimleri – L. Işıl Ünal, Seçkin Özsoy
Türkiye?de Eğitim Bilimleri ve Öğretmen Yetiştirme: Bir Yol Ayrımı Öyküsü -Seçkin Özsoy, L. Işıl Ünal
Bilimin Piyasayla Ölümcül Dansı: Türkiye?de Eğitim Bilimlerinin Krizi -Seçkin Özsoy
TÜBA ve Eğitim Bilimleri – L. Işıl Ünal, Seçkin Özsoy
Eğitim İktisadının Türkiye?deki Serüveni: Özgün Bir Varoluş Öyküsü -L. Işıl Ünal
Türkiye?de Eğitim Bilimlerinin Eğitimi: Sorun ve Çözüm İçin Bir Çerçeve -Seçkin Özsoy
Eğitim Bilimlerinin Türkiye?de Bir Geleceği Var mı? -L. Işıl Ünal, Seçkin Özsoy
EĞİTİM BİLİMCİLERE ÇAĞRI
Eğitim Bilimlerini Yeniden Düşünelim!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>