Elias Canetti: Kitleyi oluşturan direniştir

Elias CanettiÖzel bir kitle türü de reddetmeyle oluşur: Bir araya toplanmış çok sayıda insan o zamana kadar kendi başlarına yapmış oldukları şeyi yapmayı artık kabul etmezler. Ansızın ortaya çıkan bir yasağa uyarlar; yasağı kendileri koymuştur. Bu, artık unutulmuş eski bir yasak ya da zaman zaman canlandırılan bir yasak olabilir. Fakat her halükarda yasak müthiş güçlü bir etki yaratır. Bir emir kadar mutlaktır, ama asıl belirleyici özelliği olumsuz niteliğidir. Görünüşünün tersine, asla gerçekten dışarıdan gelmez, her zaman etkilediği kişilerin bir gereksiniminden kaynaklanır. Yasak dile getirilir getirilmez kitle de oluşmaya başlar.

Kitleyi oluşturanlar dış dünyanın onlardan yapmalarını beklediği şeyi yapmayı reddederler. O zamana kadar pek sorun çıkarmaksızın, sanki doğalmış ve zor değilmiş gibi yapmakta oldukları şeyi, ansızın hiçbir koşul altında yapmamaya başlarlar; reddedişlerindeki kesinlik, beraberliklerinin ölçütüdür. Doğduğu andan itibaren yasağın olumsuzluğu bu kitleye iletilir ve var olduğu sürece bu kitlenin temel niteliği olarak kalır. Böylelikle olumsuz bir kitleden de söz edilebilir. Kitleyi oluşturan direniştir; yasak, kimsenin geçemeyeçeği bir sınır, hiçbir şeyin delemeyeceği bir barajdır. Her biri, bir diğerini, barajın bir parçası olarak kalıp kalmadığını görmek amacıyla izler. Vazgeçen ve yasağı delen kişi, diğerleri tarafından aşağılanır.

Günümüzde olumsuz kitlenin, ya da yasak kitlesinin en iyi örneği grevdir. İşçilerin büyük çoğunluğu işlerini düzenli olarak belirli saatlerde yapmaya alışıktır. Yapılan iş insandan insana değişir; biri bir şey diğeri bambaşka bir şey yapar. Ama işe büyük gruplar halinde aynı zamanda başlar ve aynı zamanda paydos ederler. İşe başlama ve paydos
etme zamanının ortaklığı açısından birbirleriyle eşitlik içindedirler.
Ayrıca çoğu, işlerini elleriyle yapar ve hepsi çalışmalarının karşılığında benzer bir biçimde ücret alırlar. Ancak aldıkları ücret yaptıkları işe göre farklılık gösterir. Genel olarak açıkça görüldüğü gibi bu eşitlikleri pek ileri gitmez ve kitle oluşumuna yol açmak için yeterli değildir.
Ancak grev patlak verdiğinde, işçiler arasındaki eşitlik çok daha kaynaştırıcı olur. Bu eşitlik, işi sürdürmeyi hep birlikte reddetmelerinden kaynaklanır; bu reddediş insanın iliklerine sirayet eden bir şeydir. İş konusundaki bir yasağın yarattığı kanı hem güçlü hem de çok direnç­lidir.
İşi bırakma anı büyük bir andır; işçilerin şarkılarında yüceltilir.
Greve başlayan işçilerin hissettiği rahatlama duygusuna katkıda bulunan pek çok şey vardır. İşçilerin çokça dinlediği, ama gerçekte hepsinin de ellerini kullanıyor olmasından öte bir anlam taşımayan kurmaca eşitlikleri, birdenbire gerçek bir eşitliğe dönüşür. Çalıştıkları sürece, yapmaları gereken çeşitli şeyler vardır ve ne yapacakları önceden belirlenmiştir.
Oysa işi bıraktıkları zaman hepsi aynı işi yapıyor olurlar.
Sanki hepsi aynı anda ellerini indirirler, aileleri aç kalsa bile, hepsi bu elleri yeniden kaldırmamak için bütün güçlerini harcamak zorundadırlar.
İşin bırakılması işçileri eşit kılar. Bu anın etkisiyle karşılaştırıldı­ğında, somut talepleri çok daha önemsiz kalır. Grevin amacı ücret artışı olabilir ve grev yapanlar kuşkusuz bu hedef üzerinde birleşmişlerdir.
Ama onları kitleye dönüştürebilmek için bu hedef tek başına yeterli değildir.
İndirilen ellerin başka eller üzerinde bulaşıcı bir etkisi olur. Bu ellerin eylemsizliği bütün topluma yaydır. “Sempati” uyandıran grevler, başlangıçta işi bırakmayı düşünmemiş olanların da her günkü işlerini sürdürmelerini engeller. Grevin özü, grevci işçiler çalışmazken diğerlerinin de çalışmasını önlemektir. Bu amacı ne denli gerçekleştirebilirlerse, grevden zaferle çıkma şansları da o kadar büyük olur.
Aslolan grev içinde çalışmama taahhüdüne herkesin uymasıdır.
Kitlenin içinden kendiliğinden bir biçimde, devlet işlevi gören bir teş­kilat çıkıverir. Ömrünün kısalığının bütünüyle farkındadır ve çok az sayıda yasası vardır ancak bu yasalara titizlikle uyulur. Grevin başladığında giriş noktalarında seçkin gözcüler bekler ve işyerinin kendisi yasak bölgedir. Bu yere ilişkin yasak, orayı her günkü sıradan yer olmaktan çıkarır ve ona özel bir önem kazandırır. Boşluğu ve dinginliği içinde neredeyse kutsal bir niteliği vardır. Greveilerio işyerinin sorumluluğunu devralmış olmaları burayı ortak bir mülkiyete dönüştürür, böylece daha büyük bir önemle korunur ve yüce bir anlamla donatılmış olur. Oraya yaklaşan herkes niyet bakımından denetlenir. Bu kutsal havaya aykırı niyetlerle gelen, çalışmak isteyen herkes düşman ya da hain muamelesi görür.
Teşkilat, yiyecek ve paranın hakça dağıtılmasını sağlar. Sahip oldukları şeyler olabildiğince uzun süre dayanmalı, bu yüzden herkes aynı azlıkta almalıdır. Güçlüler kendilerinin daha çok almaları gerektiğini aleıliarına getirmezler ve açgözlüler bile kendi payiarına düşenle yetinirler.
Çoğunlukla herkese çok az şey düştüğünden ve düzenleme açıkça herkesin gözü önünde gerçekleştirildiğinden, böyle bir dağıtım kitlenin, içerisinde bulunduğu eşitlik durumuyla gurur duymasına katkıda bulunur. Böyle bir teşkilatta ciddi ve saygıdeğer bir nitelik vardır; kitlelerin vahşiliğinden ve yıkıcılığından söz edildiğinde, insan kitleler içinde kendiliğinden oluşuvermiş böyle yapıların sorumluluk bilincini ve saygınlığını anımsamadan edemez. Diğer kitlelerden çok farklı, hatta karşıt nitelikler taşıması bile, yasak kitlelerinin incelenmesini gerekli kılar. Bu kitle doğasına sadık kaldığı sürece, her türden yıkıma kar­şıdır.
Ancak kitleyi bu durumda tutmanın kolay olmadığı da doğrudur.
İşler kötüye gittiğinde ve gereksinimler zor karşılanır boyutlara ulaştı­ğında, özellikle de bir saldırıya uğrama ve kuşatılmışlık söz konusuysa, olumsuz kitle, olumlu ve etkin bir kitleye dönme eğilimi gösterir.
Grevciler ellerinin alışılmış çalışmasını ansızın kesmiş insanlardır ve bir süre sonra ellerini kullanmamayı sürdürmekte zorlanabilirler. Greve gidenler, direnişlerinin birliğinin tehdit altında olduğu hissine kapıldıkları, yıkımlar, özellikle de kendi çalışma alanları içinde yıkımlar gerçekleştirme eğiliminde olurlar. Teşkilatın en önemli görevi işte bu noktada başlar. Teşkilat yasak kitlesinin el değmemiş karakterini yozlaşmadan uzak tutmalı, her türden olumlu ya da ayrı eylemi önlemelidir.
Teşkilat kitlenin varlığını borçlu olduğu yasağın kalkması gereken anı da zamanında saptamalıdır. Teşkilatın bu yöndeki saptaması kitlenin duygularına uyduğu an, yasağı kaldırarak kendi varlığına da son verecektir.

Elias Canetti
Kitle ve İktidar
Ayrıntı Yayınları

Yorum yapın

This site is protected by wp-copyrightpro.com

Daha fazla farkettiren yazılar, Makaleler
Entelektüeller ve Cezayir Savaşı: Ya Savaştan Sonra?

Savaşın ardından Cezayir'deki “olaylar" hakkında çıkan yazıları okuyunca, entelektüel sınıfın savaşa karşı harekete geçtiği duygusuna kapılırız. Az ya da çok entelektüellerin eylemi olarak...

Kapat