Eski Çağ ve Orta Çağ’da Kütüphaneler

ortaçağda kütüphaneCoğrafyacı Strabon’a göre kitapları düzenli bir biçimde biriktiren ve Mısır krallarına bir kütüphanenin nasıl oluşturulması gerektiği söyleyen ilk kişi Aristo’dur. Atina’da İ.Ö. 5 ve 4.yy.larda genel kütüphaneler yokken bazı özel kolleksiyonlar yada felsefe okullarının kitaplıkları vardı. Kü­çük birer salon görünümündeki bu mekanlarda genellikle kurucusunun ya da onun yandaşlarının eserleri bulunmakta böylece öğretilerinin sürekliliği sağlanmaya çalışılmaktaydı.

İlk genel kütüphaneler İ.Ö. 3.yy.da kurulmuştur. Bunların en büyükleri Bergama ve İskenderiye’de bulunanlardır. “Bu iki büyük kütüphane diğer Hellenistik Dönem kitaplıkları gibi halk kitaplığı olarak tanımlanmasına karşın “halksız”, büyük ölçüde “elit” mekanlar haline gelmişlerdir”.’ Örneğin İskenderiye Müzesi Kütüphanesi halk için değil müze çalışanları için tasarlanmıştır, kütüphaneden yararlanan az sayıdaki okuyucu, hükümdar tarafından onaylanan filologlar, ve bilim adamlarıydı. Yazılı kültürün kullanımına getirilen bu sınırlama Yunan toplumunun “okuma yazma bilmeyen ama aydın”‘ sayılması gibi bir çelişkiyi doğurmaktadır.

Yunan kütüphanelerinin kuruluş amacı, dönemin hükümdarlarının büyüklük komplekslerini tatmin etmek ve kültür politikalarını yaymaktır. Ancak metinler nerede ise toprağa gömülü gibi gizli saklı tutulmaktaydı. Bütün bu saklama çabalarına karşın bu kütüphanelerden gönümüze kalan eser sayısı çok azdır. Roma’ da gerçek anlamda ilk halk kütüphanesi imparatorluk döneminde kurulmuştur. Oysa özel kütüphaneler bundan aşağı yukarı 100 yıl öncesine rastlar.

Romalılar 2.yy. ortalarından sonra savaşlarda yendikleri hükümdarların kitaplarını savaş ganimeti olarak Roma’ya taşımaya başlamışlardır. Başkente bu yolla getirilen ilk kü­tüphane, İ.Ö. 168 yılında Lucio Emilio Paolo tarafından yenilgiye uğrayan Makedonya kralına aittir.

İkinci ise İ.Ö. 68 yıyında Atina’yı işgal eden Silla’nın yendiği Apellicone’nin kütüphanesidir ve burada Aristo ile Teofrasto’nun da eserleri bulunmaktadır.

Üçüncü kütüphane İ.Ö. 66’da Lucio Licino Lucillo’ya yenilen Ponto Mitridate kralına aittir. Bu kütüphaneler, adı geçen galip hükümdarların mülkiyetine geçerken, sadece Lucullo’nun Roma’ya getirdiği kütüphane halka açılmıştır. İyi bir kütüphane oluşturmak çok pahalı bir arzuydu. Kitaplar, üzerinde yazarın ve kitabın adı yazılı etiketlerin ziyaretçiler tarafından kolayca okunabileceği biçimde üst üste dizilip, dolaplarda yada kasalarda saklanırdı. Gutenberg devrimine kadar eserin adı kitabın ilk sözcüklerinde tekrarlanırdı. Bu yöntem, papalık eserlerinde günümüzde de kullanılmaktadır.

Roma’daki önzel kütüphanelerdeki kitap sayısı çok fazlaydı. Örneğin şair Sereno Sammonico’nun 62.000 cilt kitabı olduğu bilinmektedir.

“İmparatorluk döneminde bir moda haline gelen kütüphane sahibi olmak, saygınlığı arttırıcı ve başarıya yardımcı bir
rol oynamaktaydı. Kütüphanelerin sadece çalışma ve okuma mekanları olmamasına, ziyaretçilerin düşünceleri kadar gözlerine de hitap etmelerine özen gösterilirdi. Böylece kütüphaneleri süsleyen heykel ve tabloların sayısında bir artış oldu”.

Roma’da bir halk kütüphanesi kurmayı düşünen ve bu iş için ünlü eğitimci Varrone’yi görevlendiren ilk hükümdar Jül Sezar’dır. Ancak onun öldürülmesi ile tasarı gerçekleşmemiş­tir. Bundan kısa bir süre sonra İ.Ö. 39’da Roma’da Gaio Asinio Pollino tarafından, Liberta Tapınağı’nda ilk halk kü­tüphanesi kurulmuştur. 10 yıl sonra İ.Ö. 28’de İmparator Augustus Palatino’daki Apollo Tapınağı’nda ikinci kütüphaneyi açmıştır.

Bütün halk kütüphanelerinde, orada bulunan kitapları belirten kataloglar vardı. Bütün pencereleri Doğu’ya açılan bu
mekanlar, en az iki salondan oluşmaktaydı; bir salonda yunanca, diğerinde ise latince eserler bulunurdu. Kütüphaneler, eski insanların yüksek sesle okuma alışkanlıkları nedeni ile genellikle gürültülü yerlerdi, ayrıca buralarda yapılan kimi zaman sert tartışmalar da bu ortamın doğmasına neden oluyordu.

Halk kütüphaneleri Batı’da Roma İmparatorluğunun yı­kılması ile ortadan kalktı.

“Genel olarak bakıldığında ilk kütüphanelerin tarihinin bir kuruluş, yıkılış ve yeniden kuruluş zinciri olduğu görülür.
Yunan ve Roma Dünyasının kitaplarını korumak ve yok etmek isteği arasındaki denge çok hassasdır. Herşey İskenderiye ile başlar. Bergama, Roma ve Atina bunun birer uzantısı­dır. Yıkımlar, yangınlar, yağmalamalar binlerce kitabın sonu olmuştur. Bu sondan Bizans kütüphaneleri de kendilerini kurtaramamıştır. Bu nedenle eski dönemlerden kalan kitaplar genellikle savaşların uzağında kalan bölge kitaplıklarına aittir”.

Orta Çağ’da kitaplar, katedraller ve manastırlarda yoğunlaşmıştır. Bunların bir bölümü bize ulaşmışken büyük çoğunluğu işgaller, hırsızlıklar ve özellikle yangınlar sonucunda yok olmuştur.

İleri Orta Çağ manastır kütüphaneleri o manastırda gö­revli rahiplerin bakış açıları doğrultusunda faaliyet göstermekteydi. Örneğin Benediktik rahiplerin manastırlarında “önemli olan kitap yazmaktı, kütüphaneler okuma mekanlarından çok, disiplinli bir organizasyon çerçevesinde kitap üretimine ağırlık vermekteydi”. Domeniken ve Fransisken mezhebi kütüphanelerinde ise ilk amaç okumaktı. “Bu nedenle kitaplar halka açılmakta, ödünç verilmekte, düzenli olmasa da belirli bir grup tarafından kopyalanmaktaydı”.

Şarlman, imparatorluk sarayı yakınlarında sayısız kitabı içeren büyük bir kütüphane kurmayı başarmış ve ölümünden sonra bunların satılıp elde edilen gelirin fakirlere dağıtılması­nı vasiyet etmiştir.

“Orta Çağ’da modern anlamda bir Devlet modeli oluşmadığı için sivil bir kitaplıktan söz etmek mümkün değildir, kurulanlar hükümdarların kitaplıklarıdır”.

İtalya’da halk kütüphanesi anlayışı klasik eserlerin yeniden okunmaya başlandığı 14.yy.da tekrar doğar. Buna örnek olarak 1346’da Domeniken rahip Giovanni Anchieso’ya yazdı­ğı bir mektupda Roma’ da ilk halk kütüphanesini kurmuş olan Asinio Pollione’den övgü ile söz eden Francesco Petrarca verilebilir.

Petrerca, 1346 yılında Ven edik’ de oturabileceği bir eve karşılık olarak kişisel kütüphanesini kente armağan etmeyi önermiştir. Aynı yılın 4 Eylül tarihinde toplanan Venedik senatosu bu öneriyi reddetmiş, böylece “Batı tarihinde ilk kez devlet otoritesi, kitapların halka sunulması konusunda bir karar almış, tüm Orta Çağ boyunca manastırlara ait olan bu ayrıcalık, devletin kullanım alanına girmiştir.”. Petrerca’nın önerisi, kabul görmese bile artık halk kütüphaneleri kurulması düşüncesinin olgunlaştığını göstermesi açısından önemlidir. Nitekim ilk kütüphane 144l’de Cosimo İl Vecchio de Medici tarafından Floransa’ da kurulmuştur. Bir Dmenikon manastırının tek bir odasında bulunan kütüphane ünlü hü­manist Niccolo Niccoli’nin eserlerinden oluşmaktadır.

Massimo Baldini
İletişim Tarihi
İtalyancadan çeviren: Gül Batuş
Avcıol Yayınları

Yorum yapın

This site is protected by wp-copyrightpro.com

Daha fazla farkettiren yazılar, İnceleme
İlk Eserinden Günümüze: Dostoyevski Eleştirisinin Tarihsel Seyri – Rene Wellek

Bir yazarın okurları üstündeki etkisi, çeşitli başlıklar altında incelenebilir: (1) yazarın edindiği ün (efsaneleşerek gerçeklikle cılız bir bağı kalması, ihtimal...

Kapat