Faust, Don Quijote ve Don Juan: Üç Benzer Birey mi?

modern-bireyciligin-mitleriFaust, Don Quijote ve Don Juan açıkçası çok ayrı kişiliklerdir; fakat hepsinde de Oxford İngilizce Sözlük’teki bireyciliğe ilişkin ilk anlamı adeta somutlaşmıştır: “İlke olarak, benmerkezci hissiyat ya da tutum… Özgür ve ba­ğımsız, bireysel edim ya da düşünce; bencillik.” Üçünün de egosu aşırı şişmiş haldedir; üçünün de kalkıştıkları işler, daha önce hiç kimsenin yapmadığı işlerdir; bunu tamamen kendi özgür iradeleriyle seçerler; ve bedeli her ne olursa olsun, seçimlerinin arkasında dururlar. Faust ve Don Juan vakalarında bu bedel sadece yaşamlarını kaybetmek değil, aynı zamanda sonsuz lanetlenmedir.

Bunların en azından ikisi, Don Quijote ve Don Juan, kişisel şöhret ve zafer elde etmek ister; Burckhardt’ın sözünü kullanmak gerekirse, üçü de bir “ırk, halk, zümre, aile ya da cemiyetten” bağımsız olarak iş görmüştür. Elbette geçmişte de bencilliklerine esir olmuş başka insanlar ya­şamıştı: Örneğin Sokrates ya da Julius Sezar gibi. Fakat ele aldığımız bu üç hikâye kahramanı, inanılmaz ölçüde kararlıdır; bütün psikolojik imkânlarını, ister büyü, ister şövalyelik, isterse düzenbazlık olsun, başkalarından ayrılabilecekleri temel bir konuda yoğunlaştırırlar; hepsi de
ideolojileri bakımından saplantılı kişilerdir.

Elbette Don Quijote, insanlara karşı ne Faust kadar kayıtsız, ne de Don Juan kadar müthiş yırtıcıdır. Fakat üçü de ego contra mundum [tüm dünyaya karşı tek ba­şına] duruşunu benimser. Dahası, etraflarındaki mevcut toplumsal, fikrî gerçeklikler ile kendileri arasındaki kural meraklısı arabuluculardan etkilenmeden, hatta bunları pek fark etmeden yaşarlar.

Yaşam tarzı bakımından seçimlerine göz atacak olursak, üçünün de, kendi özgür iradeleriyle gezgin bir yaşam tarzını benimsemiş olması dikkat çeker. Oysa eski gelenekler, yuvayı terk etmeyi bir ceza yerine koymuştu. Aristoteles, Politika adlı kitabında “toplum içinde yaşamayı beceremeyen ya da kendisine yettiği için böyle bir ihtiyacı olmayan kişi, ya hayvan olmalı ya da tanrı” der.7 Yunanlar ve Yahudiler arasında, kişinin toplumdan dışlanması şahsi bir felakettir. “Kaçak ve serseri yaşam … dayanabileceğimden daha büyük bir ceza” diyen Kâbil’in başı­na gelen lanet de budur.8 Bu bakış açısına karşı, Faust, gördüğümüz üzere, tüm dünyayı dolaşmış, hatta cehenneme bile uğramıştır; Don Quijote’nin maceralarının ilk sahnesini yuvayı terk etmek, hatta gidilecek yolu şansa ve Rocinante’ye bırakmak oluşturur; Don Juan ise Napoli’ye gidip geri döner ve sonrasında Ispanya’nın çeşitli bölgelerine yolculuklar yapar. Faust’un bir baba evi yoktur; Don Quijote’nin yuvası vardır, ama bu yuvaya dönmek bir ceza ve başarısızlığı kabullenmek anlamına gelir; Don Juan’ın ise bildiğimiz bir evi yoktur, ayrıca hareket etmeden duramaz ve hep kırlara gitmek ister.

Bu üç adam müzmin seyyahtan ötedir; ekseriyetle de yalnız gezen göçebelerdir. Kahramanlarımız, aile bağlarından büyük oranda kopmuştur: Ya bilinen anne babaları, kardeşleri, eşleri, çocukları yoktur, ya da aile bireylerine yabancılaşmışlardır; üstelik hiçbiri geleneksel bir evlilik yapmaz. Faustbuch’da Faust, köylü bir ailede doğar ve bir akrabası tarafından eğitilir, fakat o insanları görmeyiz; daha sonra Mefîstofeles’ten bir eş ister, fakat eş yerini alabilecek kadınlar temin veya vaat edildiğindeyse bu talebinde ısrarcı olmaz. Faust kitaplarında Faustus, Truvalı Helen’den çocuk yapmıştır, fakat Helen ve çocu­ğu Faustus ölmeden önce ortadan kaybolur; Marlowe’un Doktor Faustus’u ise olsa olsa daha da yalnız bir şahsiyettir.

Don Quijote için bir baba, anne veya eşten bahsedilmez. Eski bir aile evi olduğunu varsayabileceğimiz bir evde yaşar ve bir yeğeni vardır, fakat yeğeniyle hiçbir surette yakın değillerdir; Dulcinea’nm kalbini kazanmak istediği doğrudur, fakat nihayetinde de böyle bir kadın aslında yoktur. Don Quijote’nin “gerçek” hayatı yollarda harcadığı bir hayattır. Don Juan’m çok nüfuzlu bir babası Vardır ve ondan faydalanmakta hiçbir beis görmez; fakat herhangi bir yeri “yuva” diye gördüğünü gösteren tek bir belirti bulunmaz ve yaşama dair bütün yaklaşımı, tek sevgiliye bağlanmayacağı varsayımını temel almaktadır.  Başarılı çapkınların aksine, Don Juan’ın hiçbir kadınını döllemediği ve dolayısıyla ardında döl bırakmadığı dikkatimizden kaçmaz. O halde bu üç kahramanın ev ve aile hayatı, fiilen bir boşluktur.

Aslında hiçbirinin, kendilerine benzer zihniyetli erkekler ya da kadınlarla yakm ve güvene dayalı bir ilişkisi bulunmaz. Üçü de sadece erkek uşaklarıyla sıkı bir bağ kurmuşlardır. Bu, çarpıcı bir tesadüf. Karakterleri uşakla kıyaslayıp özelliklerini öne çıkarmak, elbette çok yararlı bir edebiyat aracıdır ve uzun zaman boyunca hem tiyatro oyunlarının hem de romanların başlıca öğesi olmuştur. Onlar kahramana, konuşacak birini sağlamak bakımından çok faydalıdır; ayrıca olaylara ilave ve çoğunlukla da farklı bir bakış açısı getirmeyi mümkün kılarlar. Fakat mevcut bağlamda, kahramanın, etrafındaki geniş dünyadan daha fazla yalıtılmasına da imkân tanırlar.

Faust, Don Quijote ve Don Juan’m uşakları ve bu uşakların efendileriyle ilişkileri, birbirlerinden çok farklı­dır; klişe uşak tiplemesinden değişik şekillerde ayrılırlar. Mefistofeles, halk masallarındaki sihirli yardımcının hafiften muğlak bir çeşitlemesidir: Muğlak diyorum, çünkü bazen onun insan olmadığını unutuyoruz, Lucifer’in kesin talimatlarını naklettiğini ileri sürdüğü zaman gerçe­ği söyleyip söylemediğinden kesinlikle emin olamıyoruz. Örneğin, Doktor Faustus’un evlenme isteği ya da “dünyayı kim yarattı” gibi meselelerle ilgili sorulan, Mefistofeles tarafından geri çevrildiği zaman, gerçekten bu talepler “krallığımızın aleyhine” mi, eğer öylelerse, bunun kararı­ nı Mefistofeles tek başına mı veriyor, bilmiyoruz.10 Yine de, ruhunu satarken belirlediği beş koşuldan dördünün, Faustus’un Mefistofeles üzerindeki haklarıyla ilgili olduğu dikkatimizden kaçmaz. Sancho Panza ise bambaşka bir olaydır: Başta geleneksel komik dangalak rolündedir, fakat hikâye ilerledikçe o da gelişme kaydeder. Marlowe’un ya da Tirso’nun aksine, Cervantes’in yarattığı uşak karakteri ve bu karakterin efendisiyle ilişkisi, üç boyutludur; yaşama benzer, gelişme gösterir ve İnceliklidir. Bununla birlikte, tüm maceralarında Sancho Panza sonuna kadar saygılı ve sadık bir uşak olarak kalacaktır. Catalinon da yeterince canlıdır, fakat temelde tipik bir sadık uşak, mağdur olmuş bir dalkavuk, barok kültürün hem edebiyatında hem de hayatın kendisinde yaygın bir özellik olan gracioso’dur.11 Tirso ondan komedi etkisi yaratmak için faydalanır, fakat aynı zamanda ona, dönemin ve oyunun ahlaki, toplumsal ve dinî normları adına konuşan bir temsilci rolü de biçer.

Eğer Faust, Don Quijote ve Don Juan’m en yakın arkadaşları neden uşakları olmuştur diye soracak olursak, sayısız yanıt kendi kendine belirecektir. Bu üç kahramanın da erkek uşaklarını cinsel bakımdan çekici bulduğuna dair en ufak bir belirti yok. Ancak Faust, Don Quijote ve Don Juan zorlu ve talepkâr insanlardır. Onların nazarında, aile, hatta arkadaşlar bile bencil kişiliklerini tehdit ediyor olabilir; bunun aksineyse, bir uşak, kendilerinin nezdindeki önemlerini artıracaktır. Ayrıca sürekli yolculuk halinde oldukları için işlerine de yaramaktadır: Yolculuğun tüm o zor ve sıkıcı angaryalarını yapmaya hazır birine her zaman ihtiyaç duyulur; ve bu kişi hem onlara boyun eğmeli hem de erkek olmalı.

Bu üç kahramanın ve uşaklarının hepsinin erkek olduğu kimsenin dikkatinden kaçacak gibi değil. Mitin modern Batı panteonunda hiç kadın olmaması, çarpıcı bir gerçek: bir Athena ya da Afrodit, Havva ya da Bakire Meryem, Beatrice ya da Jeanne d’Arc yok. Bu durum, modern mit yaratımında bir yere kadar kadın düşmanlığı olduğunu akla getiriyor; Rönesans öncesinin düşünce dünyası­na kıyasla ciddi bir farklılıktır bu. Bunu açıklamaya kalkışacaksak, Hıristiyan geleneğinin Rönesans aracılığıyla ve Rönesans’ın ötesinde nasıl geliştiğini göz önüne almak
önemli bir adım olacaktır. Teslis tamamen erkeklerden oluşur, cehennemin tüm güçleri de öyle; nihayetinde kadınların dışlanması, şüphesiz Havva’nın lanetlenmesinin bir hatırasıdır.

Faust, Don Quijote, Don Juan arasındaki benzerlikleri ele alan bu kısa inceleme, birbirlerine yaklaştıkları geniş bir alanı kuşkusuz belirlemiştir: Çözümlemeci bir gözle bakıldığında, bunların benzerliklerinin, bireycilik kavramıyla ilişkili olduğu görülür. Dahası, bu benzerliklerin pek çoğu, eski toplumlar tarafından ahlaksızlık kabul edilirdi; bunlar esasen olumsuz vasıflardır; bu üç kahraman, noksanları üzerinden tanımlanır. Marlowe, Cervantes ve Tirso, herhalde bu yoruma katılmamazlık etmezdi: üç hikâyenin de sonu, yazdıkları haliyle, cezai bir unsur barındırır; yazarlar bu şekilde, hiç şüphesiz kendi toplumlanrını kimi temel çatışmalarını yansıtıyorlardı. O halde, bu üç mitin doğduğu dönemin, yani Karşı-Reform döneminin bireyselcilik karşıtı kavramlarına da bir göz atmaya mecburuz.

IAN WATT

Modern Bireyciliğin Mitleri
Faust, Don Quijote, Don Juan, Robinson Crusoe
Çeviren: Mehmet Doğan
Yayıncı: Boğaziçi Üniversitesi
04 / 2014

Yorum yapın

This site is protected by WP-CopyRightPro