Foucault – Öznenin Yitiminden Yeniden Doğuşuna – Eric Paras

Foucault“Bu kitabın amacı, uygulama tarihi olarak yürütülen bir düşünsel tarih sunmaktır: Başka bir ifadeyle yöntemleri, gereçleri, kavramları ve retorik yöntemlerini tahlil ederek, yani felsefi pratiğini analize tabi tutarak, Foucault’nun öznellik anlayışının geçirdiği şaşırtıcı evrimi çözümlemektir. Görüleceği üzere bu amacın taşıdığı zorluk, Foucault’nun düşünsel serüveninin hiçbir zaman aynı yerde durmayan bir pratiğe sahip olmasından; alay edercesine, “Aradığın yerde değilim, bak işte buradayım, sana bakıyorum ve gülüyorum,” demesinden ileri gelmektedir.”

Eric Paras, Foucault: Öznenin Yitiminden Yeniden Doğuşuna adlı kitabında Foucault’nun özgür iradeyi sorgulayan yaklaşımından bireysel deneyimin estetiğine odaklandığı düşünsel yolculuğunu masaya yatırıyor.

Foucault’nun Collège de France’ta verdiği dersleri, yayımlanmış söyleşileri, makaleleri ve konuşmalarından oluşan kapsamlı bir arşiv araştırması yürüten Paras, Foucault’nun düşünsel evrimini analiz ediyor. Düşünürün farklı dönemlerde diyalog içinde olduğu muhataplarıyla entelektüel etkileşimlerini irdelerken, tüm bunları Sartre’la yaşadığı çatışma, 68 olayları ve İran Devrimi’nin tarihsel arka planı içinde değerlendiriyor.

“Yüzey Etkileri” adlı birinci bölüm, Foucault’nun 1960’ların ortalarından sonuna dek yaptığı çalışmaların, Sartre’ın eleştirilerine birer karşılık olarak görülmesi gerektiğini ileri sürüyor. Bireysel özneye ve yaşanmış deneyimlere önem atfeden varoluşçuluğa cevap olarak Foucault’nun, dili nasıl analizin merkezine taşıdığını anlatıyor. Özerk özneyi temel alan felsefeye karşı bir saldırı niteliğindeki Kelimeler ve Şeyler’in yazarıyla, düşünen ve eyleyen bireyin tanınmamasını eleştiren Sartre’ı karşı karşıya getiriyor. Bölümün sonundaysa okurları öznenin yitimini ele alan Bilginin Arkeolojisi ve söyleme yapısal açıdan bakan arkeoloji kavramıyla tanıştırıyor.

Paras, “Yeniden Yapılandırma” adını verdiği ikinci bölümde, Foucault’nun arkeolojiden uzaklaşarak Nietzsche’den ilham alan soybilimsel analize yönelme sebebini özgün bir bakış açısıyla yorumluyor. Bu türden bir dönüşümü, Foucault’nun Marksizm ve felsefi yoldaşı Gilles Deleuze’den devşirdiği kavramların bir sonucu olarak açıklayan Paras, Foucault’nun kuramsal değişimlerini aydınlatan Söylemin Düzeni’ne geniş yer veriyor. Daha sonraysa yazar, Hapishanenin Doğuşu ve Cinselliğin Tarihi’nde yer bulan iktidar kavramının, söylemin dışında gelişen iktisadi, toplumsal ve siyasi değişimlerin ve ifade edilenden ziyade ifade edilene getirilen sınırların izini sürüyor.

“Gezegenler Kuvvetler” başlıklı üçüncü bölümde Paras, Foucault’nun Marksist terminolojiyi tamamen geride bırakmasını ve bu dönemde hem İran Devrimi’ni hem de bu devrimi eleştiriye tabi tutan liberal kategorileri benimsemesini açıklıyor. Collège de France’ta 1978’de Güvenlik, Toprak ve Nüfus ve 1979’da Biyopolitikanın Doğuşu adı altında verdiği derslere odaklanarak Foucault’nun kullandığı şekliyle disiplin, devlet aklı, liberalizm ve insan hakları kavramlarını irdeliyor.

Foucault’nun akademik kariyerinin son dönemine odaklanan “Derin Özneler” başlıklı dördüncü bölüm, düşünürün disiplin kavramından uzaklaşarak sınırlandırma ve kısıtlamaya dayanan bireyselleşme anlayışına yönelmesini inceliyor. Paras, Foucault’nun önceki çalışmalarında görülmeyen öznellik temasının giderek daha fazla benimsenmesini kavramak için 1980’de verdiği Canlıların Yönetimi dersini yakın bir okumaya tabi tutuyor. Foucault’nun iktidar-bilgi ikilisi yerine, bireyin kendi hakikatini taşıyan bir özne olarak ön plana çıkartıldığı yönetim-hakikat ikilisine odaklanmasını açıklıyor.

Paras, “Yaşama Sanatları” başlıklı beşinci bölümdeyse Foucault’nun düşünsel evriminin son dönemine hakim yepyeni bir kavram olan yaşama sanatlarını ele alıyor. “Foucault’nun son yıllarında yaşama sanatlarına eğilmesinin amacı neydi?” sorusunun izinde, özgür bireylerin yaratıcı faaliyetinde toplumsal dönüşüm olasılığını gören bu sanatı mercek altına alıyor. Öznellik ve Hakikat ve Öznenin Yorumbilgisi derslerini irdeleyen bu bölümde, varoluşumuzu sanat hâline getirmemizi sağlayan “kendilik pratikleri” analiz ediliyor.

Arka Kapak
Öznenin yitimini çalışmalarının merkezine alan Foucault, nasıl kısmen özerk özneyi kabul eden, özgürlük, bireycilik, insan hakları gibi düşünceleri tartışan bir düşünüre dönüşmüştür? Foucault: Öznenin Yitiminden Yeniden Doğuşuna bu can alıcı soruyu odağına alarak Foucault’nun düşünsel evreninin farklı uğraklarına hakim olan arkeoloji, soybilim, söylem, disiplin, iktidar, bilgi ve yaşama sanatları kavramları arasındaki geçişleri aydınlatıyor.

Foucault’nun Collège de France’ta verdiği dersleri bütünüyle ele alan ilk geniş çaplı tarihsel çalışma özelliği taşıyan bu kitap, yayımlanmış söyleşileri, makaleleri ve konuşmalarını derleyen kapsamlı bir arşiv araştırması sunuyor. Foucault’nun düşünsel evrimini, tutarsızlık iddiaları temelinde değil tarihsel koşulları içinde ele alan Eric Paras, Sartre’la giriştiği öznellik tartışmasının, 68 olaylarının ve 1979 İran Devrimi’nin Foucault’nun düşünce sistemine etkilerini tartışıyor.

“Foucault, ‘önceki çabaları beyhude bir nitelik taşıdığından değil, bir düşünme biçimini gidebileceği sınıra dek taşımaları ve o sınırlamaları görüp aşabilmelerinden dolayı çalışmaları hem asli bir süreklilik hem de önemli bir yön değişikliği sergilemiş Wittgenstein ve Heidegger gibi ender rastlanan düşünürlerden biri,’ olduğunu göstermişti.”

Yazar Hakkında
Eric Paras, Harvard Üniversitesi’nde Avrupa düşünce tarihi alanında doktorasını tamamlamıştır. Virginia’da yaşayan Paras, Harvar’s Minda de Gunzburg Center for European Studies’de çalışmalarını sürdürmektedir.

KİTABIN KÜNYESİ
Foucault – Öznenin Yitiminden Yeniden Doğuşuna
Eric Paras
Türkçesi: Yunus Çetin
Yayıma Hazırlayan: Eda Doğançay
Kapak Tasarımı: Deniz Akkol
Sayfa Düzeni: Kolektif Kitap
1. Baskı, Haziran 2016
ISBN: 978-605-5029-54-8
292 s.

Yorum yapın

Daha fazla Biyografi Kitapları, İnceleme
Eski Çağ ve Orta Çağ’da Kütüphaneler

Coğrafyacı Strabon'a göre kitapları düzenli bir biçimde biriktiren ve Mısır krallarına bir kütüphanenin nasıl oluşturulması gerektiği söyleyen ilk kişi Aristo'dur. Atina'da İ.Ö....

Kapat