Freud: Şiir kitaplarını sevmiyorum; yaşadığım ve bilimselliğin önünde içtenlikle eğildiğim tek güzel bir şiir biliyorum. O da şöyle:

Freud -MarthaMARTHA BERNAYS’a
Salı, 27 Haziran 1882 Sabahleyin laboratuarda

Benim güzel sevgilim, Bu kâğıtları, deneyimin başını beklerken, sana yazabilmek için çalışma defterimden kopardım. Profesörün masasından bir de mürekkepli kalem yürüttüm. Yanımdakiler, yaptığım analizle ilgili bir takım hesaplar yaptığımı sanıyorlar.

Bir tanesi, bana on dakikalık zaman kaybettirdi. Yanıbaşımda aptal bir sağlıkocağı doktoru var. Saçma sapan bir ilaçta sağlığa zararlı bir şey olup olmadığını anlamak için analizini yapıyor, önümdeki aygıtta ilgilenmem gereken bir şey kaynıyor ve bir sürü gaz kabarcıkları kaynaşıp duruyor. Bütün bunlar, bize bırakıp beklemeyi ve böylece biraz da yaşamı öğretiyor. Zaten kimyanın üçte ikisi beklemeyi içerir ve en iyi tarafi da, şu anda yaptığım gibi, insanın kendi kendisiyle başbaşa kalabilmesidir. Bu nedenle, her bakımdan da iyi olan senin o kısa ve değerli mektubunu alacağımı hiç düşünmemiştim. Kocaman ağaçlar ve güzel bahçe ve hatta değerli cümlelerindeki sevimli karışıklıklar bile çok hoşuma gitti. Dikkat et kız, çekmeceler1 düzenlenecek ve biraz sonra yeni bir düzen verilmiş olacak sanıyorum, ama… Ben de buna bir şey eklemek istiyorum: Ama yanımdaki adam tam bir salak. Cıva tuzuyla ilgili beni bir tartışmaya sürükledi. Allah belasını versin!

Senin mektubun bugün boşuna harcadığım zamanı karşılıyor. Beynim rahat ve mutlu. Dışarda sisli ve berbat bir hava var. Bu kez kullandığın adresin ilgimi çekmeyeceğini mi sanıyorsun? Ama en uygun olanı da burasıdır. Aynı şekilde buradan Wandsbek’e gitmeyecek mi? (Senin o kısa mektubunu “sevecen” olarak nitelemekten vazgeçiyorum ve Berlin Akademisi’nden sevecen sıfatlarının sayısının arttırılmasını isteyeceğim. Ben kendimi bu konuda çok yetersiz hissediyorum.) Mektubun Hamburg damgalı. Wandsbek, Hamburg’a o kadar yakın mı? Denizi daha önce seyretmiş miydin? Benim de selâmımı söyle denize ve elbet bir gün gene karşılaşabiliriz. Kara ve deniz nişanlımın sağlığına kavuşması için elbirliği etsinler ve çok uzaklarda oluşunu unuttururcasına hoş tutsunlar onu. Orasını kendi memleketi olarak kabul etmesini istemeyecek kadar da gururluyum. Şu insanoğlu sevince ne kadar da atak oluyor!

Zavallı Minna, kendini beş sayfalık mektup yazmak için zorunlu hissetti. Küçük Martha’nm kendisine yazdığı tehlikeli şeyler neler olabilir? Bundan dolayı, Eli’nin benim konumumla ilgili yazdıklarını bana iletirsin. Bunlar daha da garip olmalı.

Senin beni tembelliğe sürüklemen de işte bu küçük Martha’m. Gerçekten bütün bir gün çalışıyorum. Ama akşamlan, her hangi bir kitaba şöyle bir göz atmak için kendimde o gücü bulamıyorum. Şiir kitaplarını sevmiyorum; bizzat yaşadığım ve o yüce bilimselliğin önünde içtenlikle eğildiğim güzel bir şiir biliyorum. O da şöyle:

“Altes, Daha uysal, size bağlı ve saygılı bir uşağınız olarak kalabilirim, ama beni kabul etmediniz. Beni hiç bir zaman dost olarak karşılamadınız ve hiç bir zaman teselli eden tek bir söz bile söylemediniz. Yazınca yanıt vermediniz, konuşunca dinlemediniz. Bir başka kadın tanıyorum. Ona göre daha değerliyim ben. Benim kendisine verdiklerimin yüz katını veriyor bana. Hem onun, sizin gibi binlerce değil, tek bir uşağı var. Ve şimdi o kadar az şey isteyen ve o kadar iyi bu başka kadına kendimi adadığımı anlayacaksınız. Ben size tekrar dönünceye kadar, bunu güzel bir anı olarak saklayın. Martha’ya yazmalıyım.”

öyle sanıyorum ki, küçük Martha’mı hergün görünce ve konuşunca her şey başka olacak. Her iki kadın anlaşa anlaşa çok iyi bir sonuca varacaklar ve yanına yaklaşılamayacak kadar gururlu olan kadının, alçak gönüllü seven kadına bir takım haklar ve yararlar teslim etmesi gerekecektir.

Martha’yı tanımadığım sürece her bakımdan kıskandığım arkadaşım Emst von Fleischl’i1 dün ziyarete gittim. Şimdi ben daha avantajlı durumdayım. Sanıyorum, bu arkadaşım, on-oniki yıldan beri, kendisiyle aynı yaştaki bir kızla nişanlıydı; nedenim bilemiyorum ama aralan açıktı ve onu umutsuzca beklemeye de hazırdı. O son derece seçkin bir insandı. Nitelik ve eğitim kendi sonuçlarını vermişti. Keskin bir zekâsı vardı. Bütün spor dallarında yetenekliydi. Yeteneği ve zekâsı o eneıjik yüz hatlarına yansıyordu. Çoğu konularda özgün düşünceleri vardı. Ben bu arkadaşı, her zaman idealim olarak kabul ettim ve onunla arkadaş oluncaya, yeteneklerinden, çalışmalarından yararlanıncaya kadar didinip durdum. Sonra kendisinin polemik yazılarından birisini eleştirdim. O bana Japonların oyunu “Go”yu‘ öğretti ve öğrendiği Sanskritçeyi bana da öğreterek beni şaşkına çevirdi. Ona sır saklayacağıma söz vermem gerekti, ama daha önceden biliyordum ki, o sır Martha’dan daha önemli kimselerle ilgili olamazdı. Sonra, odanın içinde etrafıma bakındım ve bu yetenekli arkadaşı düşünürken, onun, Martha gibi bir genç bulabileceği aklıma geldi. O bu değere kimbilir neler katardı… O göşterissiz Kahlenberg’imizin2 bile büyülediği, Alpler’in, Venise kanallarının, Roma’daki Saint Pierre’in göz kamaştırıcı görkemine hayran kalacak Martha’yı ne kadar düşündüm. Bir köşede hemen hemen yoksunluk içinde yaşanmış o sefil dokuz yıl yerine böylesine eşsiz bir mutsuzluğun, benden daha çok, bu insana göre olabileceğinden, Martha’da sevgilinin etkisiyle bu mutluluğa katılmak istemez miydi? Her yılın iki ayını seçkin tabakanın arasında bulunarak Münih’te geçiren, Martha’yla amcasının evinde karşılaması bu arkadaş için ne kadar kolay bir şeydi. Bütün bunları derin bir üzüntüyle gözlerimin önünde canlandırıp durdum. Acaba o Martha ile ilgili neler düşünüyordu? Bunu kendi kendime çok sordum. Sonuç olarak, bu noktada düşümden sıyrıldım. Ve gerçekten anladım ki, önemli bir durumdan dolayı yanımda olmasa bile sevgilimden hiç bir zaman vazgeçmeyeceğim. Martha’nın nişanımızın olduğu gün yanda bıraktığı mutluluğa tekrar kavuşacağız. Sevgilimin, dokuz yıl geçse bile, mümkün olduğu kadar uzun bir süre genç ve dinç kalacağına, bugün olduğu gibi, yann da yeni ve güzel olan şeyi sevecen bir yakınlıkla karşılayan biri olarak kalacağına bana söz vermeli. Martha ev işlerini kendine sorun yapmayacaktır. Martha bir Lisene değildir. Ben de değer verdiğim şeylere sahip olamaz mıyım? Martha benim olacaktır. Canım her şeyim benim.

Sigmund

Kaynak: Freud’un Mektupları, Çeviren: Atilla Tokatlı, Düşün Yayıncılık

Martha Freud (özgün adı: Martha Bernays) (26 Temmuz 1861, Hamburg – 2 Kasım 1951, Londra), Avusturyalı psikanalizci Sigmund Freud’un eşi. Emmeline ve Berman Bernays çiftinin üçüncü kız çocuğudur. Sigmund Freud’la 1882 yılında nişanlanmış, 1886 yılında evlenmiştir.

Yorum yapın

This site is protected by WP-CopyRightPro