Friedrich Nietzsche: İktidar, halkı kendilerine korku ve itaat içinde bağlı tutmak için iki araç kullanır.

NietzscheBüyük devletlerin yönetimlerinin elinde, halkı kendilerine korku ve itaat içinde bağlı tutmak için iki araç vardır; birisi kaba: ordu, diğeri de ince: okul. Birincinin yardımıyla yüksek tabakaların hırsını ve alçak tabakaların enerjisini her ikisi de orta ve düşük yetenekte faal ve zinde erkeklere sahip olduğu sürece kendi yanına çekerler: öteki aracın yardımıyla da yetenekli yoksulluğu, özellikle de orta sınıfların tinsel-iddialı yarı yoksulluğunu kazanırlar.

Özellikle her dereceden öğretmenlerden, ister istemez “yukarıya” bakan tinsel bir saray sınıfı oluştururlar: özel okulların ve zaten hiç sevmedikleri özel eğitimin yoluna taş koyarak, çok önemli bir sayıdaki öğretmenlik kadrosunu el altında bulundurmayı garantilerler, şimdi bu karnı doyanların kesin beş katı bir aç ve itaatkâr göz sürekli olarak dikilmiştir bu kadrolara. Bu kadrolar, sahiplerini ancak kıt kanaat geçindirebilirler: sonra kadro sahibinde hummalı bir terfiye susamışlığı hiç dinmez ve onu yönetimin hedeflerine daha bir sıkıca bağlar. Çünkü ölçülü bir hoşnutluk içinde olmak her zaman daha yararlıdır, cesaretin anası, özgürlükçü düşüncenin ve küstahlığın büyük annesi olan hoşnutluktan. Şimdi bedensel ve tinsel açıdan dizgine vurulmuş bu öğretmenlik sayesinde ülkenin tüm gençliği, olabildiğince devlete yararlı ve amacına uygun bir biçimde kademelendirilmiş bir eğitim düzeyine çıkartılacaktır: ama özellikle sadece devlet tarafından kabul edilmiş ve onun damgasını taşıyan bir yaşam çizgisinin derhal toplumsal ödüllendirilmeyi beraberinde getireceği anlayışı da, âdeta hiç fark ettirmeden tüm sınıfların olgunlaşmamış ve saygınlık düşkünü tinlerine sokulmuş olacaktır. Devlet sınavlarına ve unvanlarına inanç öyle etkilidir ki, bağımsız kalmış, ticaret ya da zanaat yolunda yükselmiş adamların göğsünde bile bir hoşnutsuzluk dikeni batar durur, kendi mevkileri de yukarıdan bağışlayıcı bir rütbe ve nişanla donatılıp kabul edilinceye kadar – kişi “kendini gösterebilene” kadar. Son olarak devlet kendisine bağlı yüzlerce memuriyeti ve geçim kapısını, bu kapılardan girilmek isteniyorsa, devlet okullarında eğitilmek ve onaylanmak yükümlülüğü ile bağlar: toplumda saygınlık, karnını doyuracak ekmek, bir aile kurma olanağı, yukarıdan korunmak, ortak eğitim görmüşlerin ortaklık duygusu, – tüm bunlar her genç adamın içine koştuğu bir umutlar ağı oluşturur: yoksa güvensizlik rüzgârı esecektir oradan kendisine!

Son olarak da, her adamda birkaç yıl askerlik yapma yükümlülüğü, birkaç kuşak sonra, yaşam planlarının çok erkenden ona göre yapıldığı, üstünde düşünülmeyen bir alışkanlık ve koşul haline geldi miydi devlet, okulu ve orduyu, yeteneği, hırsı ve gücü, avantajlarla iç içe geçirmeye, yani yeteneği ve eğitimi yüksek olan erkeği daha cazip koşullarla orduya çekmeye ve sevinçle itaat eden asker ruhuyla doldurmaya cüret edecektir: böylece belki de o erkek, tezkere bırakacak ve yeteneği sayesinde orduya yeni, hep daha parlak bir ün kazandıracaktır – Artık büyük savaşlar için sadece fırsat kollamak kalır geriye: ve bunun için çalışırlar, meslekleri gereği, hem de tüm masumiyetleriyle, diplomatlar, gazeteler ve borsalarla birlikte: çünkü “millet”in asker millet olarak vicdanı, savaşlarda her zaman rahattır, önce bu rahatlığı sağlamak gerekmez.

FRIEDRICH NIETZSCHE

KARIŞIK KANILAR VE ÖZDEYİŞLER
İNSANCA, PEK İNSANCA – 2
ALMANCA ASLINDAN ÇEVİREN: ALİ MUSTAFA TÜZEL
320. bölüm

Yorum yapın

Daha fazla Felsefe
Nereye Yolculuk Etmeli? – Friedrich Nietzsche

Dolaysızca kendini gözlemleme, kendini öğrenmekte çok ileriye götüremez: tarihe gereksiniriz, çünkü geçmiş yüzlerce dalga halinde akar içimize; kendimiz de, her...

Kapat