Germinal! Modern insanın kara yazısı…

germinalKara yazıyı, yazarlar, romancılar değil iktidar ve sermayenin işbirliği yazmakta nicedir. Ama geri sayım, Zola’nın başlattığı yerden, hâlâ devam ediyor.

“Ve ayaklarının altında, derin darbeler, kazma darbeleri devam etmekte idi. Bütün arkadaşları orada idiler, sanki kendisini her adımda takip etmekte idiler. Şu pancar fidanının altındaki iki büklüm çalışan Maheude değil mi idi? Sağda, solda, daha ileride, buğdayların, genç ağaçların altında başkalarını fark eder gibiydi. Şimdi, Nisan güneşi, toprağı ısıtıyor, vadilerden hayat fışkırıyor, tomurcuklar patlıyor, ekinler yükseliyordu. Her yandan tohumlar şişiyor, uzuyor, toprağı deliyordu. Ve, arkadaşlar, tekrar tekrar, sanki yüzeye yaklaşmışlar gibi daha berrak bir şekilde vuruyorlar, vuruyorlardı. İnsanlar yetişiyor, kara, kin dolu bir ordu, bir asır sonraki hasada hazırlanıyor, tohumlarını patlatıyordu.”

Böyle bitirir Emile Zola başyapıtı kabul edilen Germinal’i. Romanın başkahramanı Etienne Lantier, 1860’larda Kuzey Fransa’daki bir madende geçici işçi olarak çalışır, aşırı sol görüşleri buradaki insanlık dışı çalışma ortamında bileylenir bileylenir. Ve derken isyan patlak verir. Grev başarısızlıkla sonuçlanınca, madenciler madeni sabote ederler, ortaya çıkan göçükte mahsur kalanlar arasında Etienne ve sevgilisi Catherine de vardır. Öyle dramatik, öyle aşk dolu, öyle yaşam dolu bir kurtuluş sahnesi yazar ki Zola, hem modern edebiyatın hem de yeni dünya insanının hafızasına kazınır.

Sanayi Devrimiyle birlikte baş veren natüralist, realist edebiyat ekolünün en önemli yapıtlarından biridir Germinal. Zola, hem sermayenin yıkıcılığını hem de sosyalist ve anarşistler arasındaki görüş farkını bire bir ortaya sermekten çekinmez. Bu anlamda o kadar sarsıcı bir metin yaratmıştır ki, gerçeğinden ayırt edilemez bir şekilde acımasızdır da. En az ölümlü olduğunu bilmezden geldiği kadar, yaşamının bu sistem içinde herhangi bir değeri olmadığını da bilmezden gelerek yaşamayı tercih eden modern insanın yüzüne tokat gibi patlar… Muktedirler eliyle 1800’lere kadar geri gittmişken, edebiyatın eliyle o günden bugüne bakmak da ayrı bir yürek istiyor. En azından sömürünün karanlığında ruhen kaybolmamak için, ölmüştür geçmiştir diyenleri bir kez daha duymamak için.

Kara yazıyı, yazarlar, romancılar değil iktidar ve sermayenin işbirliği yazmakta nicedir. “Kara, kin dolu bir ordu”, hazırlığını bir asır sonraki hasada yetiştiremedi, ne kinleri yetti, ne kömürün bedenlerine yapışmış en karası. Ama geri sayım, Zola’nın başlattığı yerden, hâlâ devam ediyor. Germinal, gerçek anlamı olan “bereket”le, “filiz”le, “tohum”la, “ürün”le anılacağı günleri bekliyor.

Fikri Sabit
23-05-2014, http://www.sabitfikir.com/

Yorum yapın