Gezgin Kitapçımız Selim Sevim – Müslüm Kabadayı

“Antakya’dan kırk beş ileride
Yayladağı’ndan on beş beride
Beş kalır inildiğinde
İşte orası: Kışlak

1943’te Hatay?ın Yayladağı ilçesine bağlı Kışlak köyünde doğan Selim Sevim, köyünü böyle tarif eder. O, ilkokulu köyünde bitirdikten sonra Yayladağı Ortaoku?ndan mezun olur. Daha sonra Antakya Lisesi’ne devam eder. Yayladağlı heykeltıraş Mehmet Aksoy’la aynı sınıfta okur. O zamanlar Mehmet Aksoy, okulun kalecisidir ve arekadaşları onu “Mambo” diye çağırmaktadır. 1963-1964 Eğitim-Öğretim Yılı’nda da A.Ü. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’ni kazanır. Ankara2ya geldiğinde Selanik Caddesi’nde bulunan Hatay Talebe Yurdu’nda bir yıl kalır. Bu yurdu koordine edenler, Antakya2nın burjuvalarından Züheyr ve Sabahattin Adalı?dır. 19652te de Site Yurdu’nun karşısında yer alan Yozgat Yurdu’nda barınır. Daha sonra Nevşehirli arkadaşlarıyla Site Yurdu’na geçerler, bir yıl da orada kalır.
Yoksul köylü çocuğu olarak fakültede okurken ciddi ekonomik zorluklarla karşılaşınca 1964’te İzmir Caddesi’nde bulunan Ertuğ Pasajı’nda kitapçılık yapan Aydın Sami’yle tanışır. Ferit Develioğlu’nun Osmanlıca-Türkçe Sözlüğü’yle Utkan Kocatürk’ün Tıp Sözlüğü’nü yayımlayan Aydın Sami’yle dostluk kurar. Eski kitap alım-satım işine onunla başlar. Daha sonra Aydın Sami, Atatürk Bulvarı’nda bulunan Kocabeyoğlu Pasajı?nda Turgut Koraltan?a ait kitabevini satın alarak Aydın Kitabevi?ni açar ve faaliyetlerini orada sürdürür.
Selim Sevim ağabey, Turgut Koraltan?la birlikte, onun Menekşe Sokak?ta açtığı kitabevinde çalışmaya başlar. Antakya?daki kitapçılar arasında ?Külüstür? olarak tanınan Turgut Bey?i 1978?de tanıdığımda, Zafer Çarşısı?ndaki Savaş Kitabevi?nde zaman zaman çalışırken görürdüm. Uzun süre alkolik bir hayat sürdüren Turgut Koraltan, aslında 1950?li yılların sonunda güreşte Türkiye şampiyonu olmuş, sağlam cüsseli biriydi. Selim ağabeyle nerdeyse her gün birbirlerine takılırlardı. 1990?lı yıllarda alkol tedavisiyle kendine geldikten sonra Olgunlar Sokak?ta ?Külüstür? adıyla ikinci el kitap sattığı bir dükkan açmış olup halen bu işini sürdürmektedir. Hayat mücadelesinden ve kitaptan kopmayan bu insana arada bir uğrar, kendisini takdir ettiğimi söylerim.
1965?te Büyük Sinema?nın önünde kitap satan Selim Sevim, daha sonra Selanik Caddesi?nde Ali Özsoy?un çalıştırdığı Bütün Dünya Kitabevi?nde çalışır. Sahaf olan Ali Özsoy?un çok cimri biri olduğundan söz eder Selim ağabey. ?Yüz gram et için beni Bahçelievler?e salardı,? diyor. Niğdeli bu sahafın 1975?te aile durumu bozulunca kitabevini kapattığını söylüyor.
1966?da Zafer Çarşısı?nın üzerinde kitap tezgahı açmaya başlayan Selim ağabey, kısa sürede Kızılay-Sıhhiye çevresinde evindeki kitap ve dergileri satmak isteyen kişilerle temas kurar. Bir gün Dışkapı?da oturan bir edebiyat öğretmeni, 40 yıl biriktirdiği edebiyat-sanat dergilerini kendisine verir. Bunları değerlendirerek belini doğrultur ama eli açık olduğundan kısa bir süre sonra el elde, eli de başındadır. 1980?li yılların ortasına kadar Zafer Çarşısı?nın üzerindeki tezgahından geçimini sağlayan, Hatay?dan gelen köylüleri ve dostlarının uğradığında dertlerine çare olmaya çalışan bu fedakar insan, dostlarının kamuda çalışması, öğretmenliğe geçmesi için yaptıkları telkinlere hiçbir zaman sıcak bakmamış olup bugün de Kızılırmak Sokak?ta seyyar kitapçılığa devam etmektedir.
12 Mart döneminde Ankara?da öğretmenlik yapan İbram Erdem ve Abdullah Esenyel?le bir araya gelerek ?Soluk? adıyla bir edebiyat dergisi çıkarırlar. Ancak ilk sayıyla kapanmak durumunda kalan bu dergi adına kurulan Soluk Yayınları?ndan Abdullah Esenyel ?Zıkkımın Peki? adıyla bir kitabını yayınlar. Daha sonraki yıllarda İbram Erdem, ?Öyküşiir? adıyla uzun soluklu bir dergi çıkarır. Çocuk kitapları başta olmak üzere kendi öykü ve şiirlerini yayımlar. Zeki, birikimli olmakla birlikte, ne hikmetse Selim Sevim?in yayınlanmış hiçbir kitabı bulunmamaktadır. Bu durum, başlı başına sosyo-psikolojik açıdan ele alınması gereken bir olgudur. Kendisinin nüktedanlığı, olaylara pratik çözümler üretmesi, okuma uğraşısının zenginliği dikkate alındığında bugüne kadar yaşamına bir düzen veremediği, hiçbir yapıt ortaya koymadığı gibi fotoğraf, mektup, notlar düştüğü defterlerinin hiçbirinin neden ortada bulunmadığı apayrı bir inceleme ve değerlendirme konusudur. Burada işin özü olarak söyleyebileceğim şudur: ?Hayat sürekli sökülmektir Selim Sevim?e göre.?
1978?de Ankara?ya Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü öğrencisi olarak geldiğimde, 6 ay kadar Selim Sevim ağabeyle Kurtuluş Mahallesi?ndeki bir evde kalmıştım. O, köyümüzden üniversiteye giden ilk öğrenciydi. Bizim çocukluğumuzda köyümüze bayramlarda ya da tatillerde bazen geldiğinde görürdüm kendisini ama hiç konuşmuşluğumuz olmamıştı. 1978-1979 Eğitim-Öğretim Yılı?nda DTCF?de öğrenciliğe başladığımda onun okulu bitirip bitirmediğini bilmiyordum. Bildiğim tek şey Zafer Çarşısı?nın üzerine kurduğu bir tezgahta eski kitap sattığıydı. Köylülerim Mustafa Varışlı ve Yusuf Bilgin de kendisine yardım ediyorlardı. DTCF?de öğrenciliğe başladığım ilk hafta İncirli Lisesi?nde Felsefe Öğretmeni olan (Daha sonra Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi?nde öğretim üyesi oldu.) teyzemin oğlu Mehmet Şeren ağabeylerin evinde kalmıştım. Sonra Selim ağabeyle altı ay kadar Kurtuluş?taki evinde kalmıştık. Mehmet ağabeyle de zaman zaman bu tezgahta buluşurduk. DTCF?nin Tarih Bölümü?nde okuyan Altınözü Tepehan köyünden Zeynel Temizkan?la yakın arkadaş olmuştuk; onunla da zaman zaman burada buluşur, eski kitaplar üzerine konuşurduk. Kısa bir süre aramıza Melik Kafadar, Mehmet Gündüz ve Ali Uğraş arkadaşlarımız da katıldı 1980?de. 12 Eylül karabasanının en zor günlerini bu arkadaşlarımızla dayanışarak geçirmiştik. Sanıyorum aynı yıl Hacettepe Üniversitesi Türk dili ve Edebiyatı Bölümü?nü kazanan ilkokuldan sınıf arkadaşım Nesli Gündüz ve bölümden arkadaşlarıyla da zaman zaman burada buluşur, edebiyat üzerine söyleşirdik. Eski kitapları ve dergileri burada gözden geçirirdik. Örneğin Yugoslavya?nın Priştine kentinde çıkan Çevren dergisini ilk kez bu tezgahta okumuş ve ?ufuk? anlamına geldiğini öğrenmiştim. Nesli Gündüz?le aynı sınıfta okuyan ve şimdilerde Türkoloji alanında önemli yapıtlara imza atan Prof. Dr. Mehmet Ölmez, o zamanlar bir süre Selim ağabeyin tezgahında çalışmıştı. Samimi, dürüst ve çalışkan bir insandı. Sanıyorum öyle sıcak bir kültürlenme ortamında bulunmanın da etkisiyle bu dostlarla bir biçimde dayanışmamız sürdü bugüne kadar.
Dersim olmadığı zamanlarda Zafer Çarşısı?na gelir ve Hataylıların da hayması olan eski kitap tezgahında Selim ağabeye yardım ederdim. Burası benim için bir okuldu aynı zamanda. Çünkü tretuvara serdiğimiz kitapları satarken, eski-yeni birçok kitabın kapağını görme, merak ettiklerimin sayfalarında el ve gözlerimle dolaşma, fırsat buldukça da okuma olanağı bulurdum. Peki bu kadar mı? Kuşkusuz hayır. Orada ilk kez şair Hasan Hüseyin Korkmazgil?le, Ali Yüce?yle, Aziz Nesin?le, Remzi İnanç?la, DİSK?in uzmanlarından Osman Nuri Koçtürk?le, Muzaffer ve İlhan Erdost kardeşlerle tanıştım.
Zafer Çarşısı?nın üzerindeki tezgahta kitap satarken, büyük şairlerimizden Hasan Hüseyin Korkmazgil?le tanışmamız, hiç aklımdan çıkmaz. Bir cumartesi günü dağılmış kitapları düzeltmekle meşgulken Atatürk Bulvarı tarafındaki büfenin yan tarafından yüksek sesle şiir okuyan birini gördüm, etrafında üniversiteli olduklarını sandığım gençler vardı. Yanlarına yaklaştığımda şiir okuyan lüle lüle saçlı kişi, beni işaret ederek çağırdı. Yanına vardığımda ?Delikanlı şiir okur musun?? dedi. Doğrusu bu ani buluşmaya ve soruya çok şaşırmıştım. Sevdiğimi ve şiir kitaplarını elimden düşürmediğimi söyledim. ?Güzel o zaman, benim kim olduğumu biliyor musun?? diye sordu bu kez. ?Hayır? dememle birlikte elini uzatıp, ?Hasan Hüseyin? diyerek kendini tanıtınca mahcup olmuştum. Kavel, Acıyı Bal Eyledik, Filizkıran Fırtınası kitaplarını okuduğum şairi tanıyamamanın mahcupluğuydu bu. ?Aramıza katılıp söyleşmez misin?? diyerek sohbetlerine beni de ortak eden bu samimi insana, ?Şu anda kitap satmakla meşgulüm, size çay söyleyeyim,? dedim. Selim Sevim ağabeyin kitaplarını sattığımı anlayınca da, ?Tamam o zaman, çayını içeriz,? dedi. Bu haymaya gelen herkesin hatırlayacağı üzere, üşüdüğümüzde ya da dostlarımız geldiğinde gittiğimiz Köşem Kıraathanesi?nden koşarak çay söylediğim anı, şimdiymiş gibi hatırlıyorum. Daha sonraları birkaç kez karşılaştığım Hasan Hüseyin Korkmazgil?le bağımız – kızı Barış?la evlenen tiyatrocu arkadaşım Can sayesinde – 1984?te ölümüne kadar sürdü.
Bu tezgahta, ben okulu bitirdiğim halde 1402?lik olduğumdan öğretmenlik görevime başlayamadığım için 1987?ye kadar Gölbaşı?nda teknik ressamlık yaptığım dönemde, Kırıkhanlı arkadaşımız Oktay Solak çalıştı. Biraz sert olmakla birlikte Hatay?dan gelenler ve Selim ağabeyin arkadaşlarının sorunlarıyla Oktay da yakından ilgilendi. 1979?da yine bu tezgahta tanıştığımız ailesi Diyarbakırlı ve babası Köy Enstitülü Musa Alp olan Yüksek Petrol Mühendisi Ersen Alp ağabeyle de sıkça buluşur, bilim ve siyaset üzerine söyleşirdik. Onun sayesinde bir gün, ünlü fizikçimiz Feza Gürsey?in oğlu Yusuf Gürsey?le tanışmıştık. O zamanlar ABD?de doktora yapan bu insanın mütevazılığı dikkatimi çekmişti. Beyni ve yüreği dolu insanların gönlü de engin olur, sözünün doğruluğunu o zaman anlamıştım.
Doğrusu renkli kişiliği ve her gelene kapısının açıklığıyla tanınan Selim Sevim ağabeyin, Hataylı sol ve sosyal-demokrat politikacılarla da yakın ilişkisi vardı. 1973-1977 arasında Hatay milletvekilliği, 1979-1980 yıllarında da senatörlük yapan Mehmet Sönmez, TBMM Matbaa Müdür Yardımcılığı yapan Yayladağlı Casim Sönmez, İş Bulma Kurumu?nda çalışan Erzinli Kubilay Aksay, Samandağlı Enver Özen, Dörtyollu ve İş Müfettişleri Derneği (İm-Der) Başkanlığı da yapan Ahmet Erol, Kültür Bakanlığı?nda çalışan Gözcüler Beldesi?nden Selahattin Güler başta olmak üzere birçok kişiyle onun yanında görüşürdük. 1970?li yıllarda Hatay Halk-Koop Başkanlığı?nı yapan Altınözlü Fariz Bayal ( Ankara?da Firik adlı bir işyeri açarak Hatay ürünlerini meraklılarıyla buluşturuyor şimdilerde.) ve aynı kooperatifin yöneticilerinden Harbiye Değirmenyolu köyünden İbrahim Hamurcu?yla da Selim Sevim ağabey aracılığıyla tanışmıştım. Böylece Hatay?da ne olup bittiğine dair geniş bir bilgi akışı sağlardık. Bu kentteşlik duyarlığımızın temelleri çok sağlam atılmış olsa gerek ki, o zaman dostluk kurduğumuz bu insanların çoğuyla bağımız bugün de sürüyor.
Evet, Zafer Çarşısı?nın üstü, yani Hataylıların hayması bizim için bir dönem tam bir okuldu. Bu okulda Selim ağabeyle uzun süre birlikte olan Kubilay Aksay ağabey, bana unutulmaz bir hikayeyi hatırlatır her görüşmemizde. Bunu yazmadan da geçemeyeceğim. Yanına gelen kentteşleri Selim ağabeyden adres isterler mektuplaşmak için. O da, ?Selim Sevim Zampara/ Yenişehir-Ankara? der. Bu uyaklı adres akıllarında kalanlar ona mektup gönderirler. Yenişehir Postanesi?nin dağıtıcıları, eliyle koymuşlar gibi mektupları ona getirirler. Fıkra gibi bir olay değil mi?
Selim ağabey, yanılmıyorsam 1980 başlarında köylümüz Vecihe Tüfek?le evlendi, iki çocukları oldu. Ankara Mamak?ta Hataylıların deyimiyle ?haldır küldür? yaşamlarını sürdürüyorlar. Kendisi Kızılırmak Sokak?ta açtığı tezgahında eski kitapları satmaya devam ediyor. En son ziyaretlerimden birinde, 29 Haziran 2012?de kaybettiğimiz Sabahat Şeren ablamızın ölüm haberiyle ilgili gazete kupürünü vermiştim kendisine. Yaşamı tiye alan yanını oracıkta gösteriverdi yine. ?Acelesi neymiş be canım, niye bizi yalnız koyup gitti ki!? Bu sözü üzerine tekrar düşündüm. Köyümüzden üniversiteyi ilk kazanan onun, yeteneklerini verimli biçimde değerlendireceği olanaklar olsaydı, şimdi Selim ağabey kim bilir neler gerçekleştirirdi?
Gözlerindeki o cin bakış, yüzündeki tebessüm, dilinden espri hiç eksilmesin Selim ağabey?

Müslüm Kabadayı

Gezgin Kitapçımız Selim Sevim – Müslüm Kabadayı” üzerine 6 yorum

  1. Yakından tanıdığım Müslüm hocamın Salim Sevim’i konu alarak yazdığı yazı değerli bir kültür emekçisini tanımamı sağladı. Kitapları okuruna direngen bir çabayla ulaştırması, kitap satış yerini onu görmeyegelenler ile zenginleştiren Selim Sevim’i onuyrla tanıdım. O çatı altında kendisi gibi aydınlık ve güzel insanların bir araya gelmesi kutlanacak bir çaba.
    Selim Sevim’e selamlar.

  2. derin bir gözlemle yazılmış yaşam ve inceleme yazısı çok gerçekçi ve etkileyici. Köyenstitüsü mezunları 2-3 kuşaklar tüm menfi akımların önünde sed olmaya devam edeceklerdir. Kurulacak demokrasi de onların tuzu çok ve tarihi olacaktır.

  3. Sevgili Müslüm hocam,Selim abiyi yazarak ne güzel bir iş yaptın.Selim abi keşke kendisi de yazsa ne cevherler çıkar görsek.Kalemine sağlık hocam.Sevgiyle.

  4. Müslüm Ağabey, kalemine sağlık. Özellikle Hasan Hüseyin Korkmazgil’le tanışma hikayen çok özel. Selamlar.

  5. Temel Sevim Merhaba,
    Sizi tanımıyorum. Kendinizi tanıtırsanız, Selim Ağabey’in telefonunu verebilirim. Selamlar…

    Müslüm Kabadayı

Yorum yapın

This site is protected by WP-CopyRightPro