Görmek – Jose Saramago

José Saramago’nun Körlük’ten sonra kaleme aldığı Görmek (Ensaio sobre a lucidez) adlı romanı, demokrasinin kırılganlığı ve hükümetlerce saptırılması üstüne şaşırtıcı bir taşlama. Günümüz edebiyatının üslup ustasından derin bir çağ eleştirisi.
Jose Saramago’nun, Körlük romanından dört yıl sonrasında geçen ve yine fantastik tatlar taşıyan bu romanı, sisteme inancını yitiren, siyasi partilerin hiçbirini beğenmeyen kararsız seçmenlerin yaşadığı bir kenti anlatıyor.
Adı belirsiz bir ülkenin başkentinde seçim günü bardaktan boşanırcasına yağmur yağmaya başlayınca kimse oy atmaya gitmez. Öğleden sonra yağmur durunca, saat tam dörtte, seçmenler sanki emir almışçasına sandıkların başına koşarlar. Ama sandıklar açıldığında, kullanılan oyların yüzde 83?ünün boş olduğu ortaya çıkar. Bunun bozguncu bir grubun, dahası uluslararası bir anarşist örgütün işi olduğunu düşünen hükümet olağanüstü hal ilan eder. Yıllar önce kenti saran ?körlük salgını?ndan kurtulan tek kişinin bu olayla bağlantılı olduğundan kuşkulanılır. ?Beyaz veba?nın öteki kentlere de yayılmasını önlemek için başkent abluka altına alınır, bir polis komiseri ?suçlular?ı bulmakla görevlendirilir.

Eğer bir gün, bir ülkede… – A.Ömer Türkeş
(29/08/2008 tarihli Radikal Kitap Eki)
Terry Eagleton Edebiyat Kuramı adlı incelemesine Roland Barthes?ten bir alıntıyla başlar; ?Edebiyat öğretilen şeydir.? Hepimiz farklı farklı eğitim süreçlerinden geçerek öğreniriz edebiyatı. Sadece okullarda öğretilen derslerden söz etmiyorum; bu, çevremizde yapıla gelen tartışmalarla, eleştiri yazılarıyla, kitap tanıtımlarıyla ve doğrudan edebi metin okumalarıyla zihnimize yavaş yavaş nüfuz eden etkileşimli bir eğitim sürecidir. Bize neyin edebiyat, neyin edebiyat dışı olduğu kararını verdiren ya da beğeni ölçütlerimizi yaratan işte bu eğitim sürecidir. Ve sürecin sonunda bir yan tutarız, edebiyatın siyasetle, toplumsal hayatla organik ilişkisini talep etmek ya da edebiyatın tamamiyle bireysel bir faaliyet olduğunu savunmak öğrendiklerimizle ilgilidir.
Siyasi kelimesiyle toplumsal hayatı birlikte örgütleme biçimleri ve bunun beraberinde getirdiği iktidar ilişkileri kastediliyorsa eğer, edebiyat kuramına siyaset sokmaya hiç gerek yok. Çünkü bu anlamıyla siyaset edebiyatın her zaman içindedir. Çünkü edebiyat insan hayatlarıyla ilgilenir; o hayatı bütün zenginliği ve çeşitliliğiyle sergiler. Yazarlarsa zorunlu olarak anlamlarla uğraşırlar, anlamları açıklar, sergiler, temsil ederler. İnsani anlam, değer, dil, duygu ve deneyimlerle ilgilenen her insani faaliyet, ?insan bireylerinin ve toplumlarının doğasına dair daha geniş, daha kapsamlı inançlarla, iktidar ve cinsellik sorunlarıyla, geçmiş tarihe dair yorumlarla, bugünün farklı versiyonla-rıyla ve geleceğe dönük umutlarla kaçınılmaz olarak hesaplaşacaktır?.
Toplumun gözü açılırsa…
Edebiyata politik bir bakışla yaklaşılması ile edebiyatın, sinemanın veya müziğin doğrudan siyasetin emrine girmesini istemek elbette aynı anlama gelmez. Çünkü edebiyat bilimden, siyasetten ve ideoloji nesnesinden başka bir şeydir ve bir edebiyat ürünü gerçekliğe dolaysız geçit veren bir kılavuz değildir. Mesele roman içeriğinin siyasetin içeriğine uygunluğu, yazarın bağlanmışlığı, metinden yayılan ideolojiler değil, bir sözü iletmek uğruna -edebiyatın ölçütleri gözetilmeksizin- romanın araçsallaştırılmasıdır. Bir kez daha hatırlatalım; ?insan bazı şeyleri söylemeyi seçtiği için değil, onları belli bir biçimde söylemeyi seçtiği için yazardır?.
Görmek romanı, 1998 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi José Saramago?nun kendi toplumundan yola çıkarak genel insani meseleleri tartıştığı çarpıcı hikâyesi ve o hikâyeyi anlatış biçimiyle edebiyatla siyaset arasındaki ilişkinin nasıl kurulması gerektiğini gösteren güzel bir örnek.
Hemen her romanı Türkçeleştirilen Saramago?yu daha önce okumuş olanlar, yazarın allegorisine aşinadır. Körlük, Yitik Adanın Öyküsü, Mağara, Lizbon Kuşatmasının Tarihi, Ressamın El Kitabı, Kısırdöngü?de topladığı hikâyelerinde kimi zaman gerçeküstü motifler de kullanarak yarattığı kurgusal dünyada, ülkesi Portekiz?in ve üçüncü dünya ülkelerinin değişmez kaderini işlemişti. Bu kez de öyle yapmış. Adı verilmeyen, halkın oy vermek dışında hiçbir katılımın olmadığı sahte bir demokrasiyle yönetilen bir ülkedeyiz. Bir seçim zamanı. Bastıran sağanak yağmur halkı sandıklardan kaçırmış gibi. Ancak sürenin dolmasına az bir zaman kala hava düzelecek ve halk sandık başlarına koşacaktır. Sürpriz sandıklar açıldığında yaşanır. Sandık başına koşanların büyük bir bölümü ?beyaz? yani boş oy kullanmıştır.
Halkın demokrasi oyununa katılmaması iktidardakileri paniğe sokar. Sessiz reddiye, silahla bastırmaya alıştıkları isyanlardan daha tedirgin edicidir.
?İçişleri bakanının kafasında kurduğu planın, yani kent sakinlerinin ya da daha doğrusu kokuşmuş, suçlu, bozguncu boş oycuların hatalarını kabul edip aman dilemeye, aynı zamanda cezalandırılmaya razı olmaya, yapılacak yeni bir seçimde bu hatalarını bağışlatmak için bir daha asla aynı hataya düşmeyerek toplu halde oy sandığına gidip istenen yönde oy kullanmaya, böylelikle de günahlarından arınmaya ikna etme planının, durumun geneli göz önüne alındığında, birkaç önemsiz ve etkisiz başarı dışında hedeflenen sonuçlara ulaşamayacağının ortaya çıkması üzerine, savunma bakanının vaktiyle denizaltıyla yarım saat kadar sakin sularda yaptığı tarihsel geziden edindiği unutulmaz deneyimden kısmen esinlenen gözde formulü dikkat çekmeye ve güç kazanmaya? başlayacaktır. Daha sert önlemler almak. Yani olağanüstü hal ilanı, yani sıkıyönetim!
Ne var ki sıkıyönetimle halledilecek bir durum yoktur ortada. Bireysel tercihlerini ?beyaz? oylarıyla gösteren başkent halkı gündelik hayatını sessiz sedasız sürdürürken hükümet telaş içindedir. Kente salınan muhbirler, medyadan yansıyan kışkırtıcı haberler, sokaklarda dolaşan askerler, toplar, tüfekler de etkilemez insanları. Şehre giriş çıkış yasağı işi iyice komikleştirecek, hükümet ve devlet başkanı da kentte mahsur kalacaktır. Büyük bir operasyonla kenti terk eden iktidar sahiplerinin tek umudu, dört yıl önceki körlük salgınında kör olmayan bir kadını günah keçisi yapmaktır. Kadını bulmak için gönderilen komiserin bakış açısı da soruşturma ile birlikte değişmeye başlayınca sıra derin devlet operasyonlarına gelecek, halkın sessizliği de bozulacaktır.
Saramago?nun dünyası
Körlük romanına gönderme yapan Görmek, Saramago?nun insandan, toplumdan, ülkesinden umudunu kesmediği gösteriyor. Kontrol edemediği her durumdan tedirgin yöneticilerin demokrasi görünümlü faşizm uygulamasını hem deşifre edip hem de içini boşaltan sağduyu sahibi insanlar, başka bir dünyanın mümkün olduğunun habercileri. Okurken kendi yaşadıklarımızla ilişki kurmamak elde değil. Sadece renk farkı var. Yazık ki biz böyle bir fırsatı, 12 Eylül askeri darbesinin anayasasına ?mavi? oy vermeyerek yitirmiştik.
Hikâyesinin üçüncü dünya demokrasilerine tıpatıp uyan akışına rağmen, Görmek kurmacalığını apaçık sergileyen bir roman. Karakterlerin isimlerinin yerine sıfatlarının kullanıldığı, zaman zaman saçmalığa kaçan, güldüren, ama bunların ardındaki karabasan havasını da hissettiren hikâyesinin masalsı bir havası var. Anlatıya bu havayı veren anlatılanlardan çok anlatım tarzı.
Saramago -yukarıda alıntıladığım gibi- uzun cümleler kurmayı seven bir yazar. Üç boyutlu cümleler bunlar. Aynı cümle içine anlatıcının bakışını, karakter diyaloglarını ve bilinç durumlarını katabilen Saramago, büyük bir ifade gücüne sahip. Ele aldığı meseleleri derinlemesine işlemekle kalmıyor, onları ifade ederken kullandığı dille de sarsıyor okuyucuyu. Yeri gelmişken çevirmen Aykut Derman?ın hakkını da teslim edelim.
Üçüncü kişinin bakış açısından aktarılan hikâyenin ironiyi seven bir anlatıcısı var. Bu sayede karakterlerinin diyalog ve monologlarıyla kolay oyun oynuyor Saramago; anlatıcının sesiyle roman karakterlerinin sesleri birbirine karışırken anlatı dili kendi uzaklaştırıcı etkisini içerden yaratmış. Karakterlerin bilincini sunarken monolog ve diyaloglardan yararlanmasına rağmen tarafsız ve nesnel bir anlatı duruşuyla başlıyor. Ancak ne kadar nesnel görünürse görünsün, anlatıcının karakterlerine olan mesafesini sempatisini ya da alaycılığını- yakalamak mümkün. Abartmalar, abartılı benzetmeler, imgeler, yanlış anlamalar, yanlış yorumlarla anlatıcı konumunun güvenirliğini bilinçli bir biçimde bozması okuyucuya yapılan bir çağrı aslında. Saramago, katılımcı bir okuru çağırıyor. Okuyucunun yorumuyla anlatıcının yorumları arasındaki mesafe kurmaca dünya ile dış gerçeklik arasındaki mesafeyi de belirleyen bir şerh.
Siyasi görüşlerinden ödün vermediği için askeri diktatörlük döneminde ülkesinden sürülen Saramago?nun öğrendiği edebiyat siyaseti dışlamıyor. Yazar ve entelektüel kimliğini örtüştüren Saramago?nun insana ve topluma dair hem söyleyecekleri var hem de söyleyeceklerini dillendirecek becerisi.

Kitabın Künyesi
Görmek / Ensaio sobre a lucidez
José Saramago
Çevirmen : Aykut Derman
Yayınevi: Can Yayınları
Yayın Tarihi: Ağustos 2008
324 sayfa

Yorum yapın