Hafızalardan silinmeyen 15 distopik kitap

distopyaBilindiği gibi ilk kez John Stuart Mill tarafından kullanılan distopya terimi, ütopyanın zıttı olarak “kötü bir yer” anlamına geliyor.

1. Demir Ökçe – Jack London

Modern karşı ütopyaların ilki sayılan bu roman, toplumda ve siyasette gelecekte yer alacak değişiklikleri irdeler.

Jack London’ın 1907’de yayımlanan Demir Ökçe adlı eseri, modern karşı-ütopyacı romanların ilki sayılır. Totaliter ve baskıcı sistemdeki toplumu tanımlamak için kullanılan karşı-ütopya kavramı, bu kitapta, ABD’de oligarşik bir tiranlığın yükselişinde yansıyor. George Orwell’in Bin Dokuz Yüz Seksen Dört adlı romanına da esin kaynağı olan Demir Ökçe, toplumda ve siyasette gelecekte yer alacak değişiklikleri irdeler. Jack London’ın ileride ABD’de bir çöküş yaşanacağı yolundaki öngörüsü tam anlamıyla gerçekleşmemişse de, yazarın uluslararası gerginliklerle ilgili görüşleri birkaç yıl farkla da olsa gerçek tarihle örtüşür. Demir Ökçe’de 1913’te başlayan bu çatışma, gerçekte 1914’te patlak vermiştir. Dahası, London sadece 1914’te olanları değil, İkinci Dünya Savaşı’na giden olayları da kehanette bulunurcasına öngörmüş; faşist yapılanmanın dünyayı nasıl dehşete sürükleyeceğini ve bunun karşısındaki devrimci duruşun nasıl olması gerektiğini dile getirmiştir.

Ne yazık ki geçen zaman London’ın kehanetlerini doğrular niteliktedir.

2. Biz – Yevgeni Zamyatin

Totalitarizm tehlikesine işaret eden bu roman, böylesi bir toplumun olumsuzluklarını anlatır.

G. Orwell ve A. Huxley gibi yazarların öncüsü ve esin kaynağı olan Zamyatin, onlardan çok daha önce yazdığı Biz ile totalitarizm tehlikesine işaret ederek, anti-ütopyayı radikal bir eleştiri silahına dönüştürmüştür. Bütünlüklü, bitmiş bir topluma karşı olan Zamyatin Biz’de, böylesi bir toplumun olumsuzluklarını anlatır. 26. yüzyılda geçen romanda insan doğadan ve kendi “ben”liğinden koparılmış, “Biz”leşerek teknolojiye ve bürokratik devlete teslim olmuştur. Kişisellik yoktur… İnsanların adları değil, numaraları vardır. Saydam, cam duvarların arkasında yaşayan insanların her dakikası devletçe belirlenmekte, denetlenmektedir. Erkek ve dişi numaralar yalnızca, izin belgeleriyle önceden belirlenmiş sevişme saatlerinde birbirlerini ziyaret ettikleri zaman perdeleri indirme hakkına sahiptirler. Zamyatin “gerçek edebiyatın güvenilir ve gayretkeş görevliler tarafından değil, ancak aykırı ve asi ruhlular, çılgınlar ve hayalciler tarafından gerçekleştirilebileceğini” savunarak resmi görüşlere karşı çıkmış, kuşağının en radikal isimlerinden biri olmuştur.

Büyük Birader insanlara ne özgürlük ne de mutluluk vaat etmektedir; hiç kimse için kurtuluş yoktur. Zamyatin’in getirdiği tartışma ise düşünen ve hayal eden insan için özgürlük ve mutluluğun özdeş kavramlar olduğudur.(…) Özgürlük mutsuzluğa gebe olmak zorunda değildir Zamyatin’de. Başkaldırmak, alışılagelmiş olanla mücadele etmek acı verir gerçi ama “dünü bugün, bugünü de dün” olarak yaşamak daha zordur. Zamyatin’in ütopyası kesintisiz bir mücadeledir; bugüne daima yarının gözüyle bakarak, kendi kurduğunu, kurumlaşmaya başladığı andan itibaren yeniden yıkarak sürdürülen bir mücadele. Ütopya, Zamyatin için bir ufuktur; ona sürekli olarak yaklaşılır ancak varılamaz. “Vardık”, teslim olmaktır, gerçek sorular ise “Neden” ve “Peki sonra ne olacak?”tır.

Bülent Somay, 1988 / Önsöz’den

3. Dava – Franz Kafka

Korku Çağı diye adlandırılan 20.yy. da insanoğlunun kurtulunması olanaksız yazgısının öyküsüdür.

Franz Kafka’nın Dava adlı romanının bu çevirisi, yazarın Oxford Metinleri diye adlandırılan el yazıları üzerinde Amerikalı ve Alman uzman-ların yaptıkları son çalışmalarla oluşturulan metinden yapıldı.

Dava, Korku Çağı diye adlandırılan 20. yüzyılda insanoğlunun artık neredeyse kurtulunması olanaksız bir yazgıya dönüşen kuşatılmış yaşamının öyküsüdür.

Bu çağa korku egemendir, çünkü insan, hemcinsleriyle insanca bir dil aracılığıyla iletişim kurabilme, böyle bir dille insanca tepkiler uyandırabilme olanağından yoksun kalmıştır.
Albert Camus’nün deyişiyle, bu olanağın bulunmadığı bir çağ artık ancak “Korku Çağı” diye adlandırılabilir.

Kafka’nın Dava’da betimlediği yargılama süreci, böyle bir çağın en güçlü simgelerinden biridir ve onun eseri, insan insanın korkusu olarak kaldığı sürece, güncelliğini hiç yitirmeyecektir.

4. Cesur Yeni Dünya – Aldous Huxley

Karamsar bir gelecek tasarımının güçlü betimlemesini sağlam bir üslupla okuyuculara sergiler.

“Cesur Yeni Dünya” bizi “Ford’dan sonra 632 yılına” götürür. Bu dünyanın cesur insanları kapısında “Cemaat, Özdeşlik, İstikrar” yazan Londra Merkez Kuluçka ve Şartlandırma Merkezi’nde üretilirler. Kadınların döllenmesi yasak ve ayıp olduğu için, “annelik’ ve ‘babalık’ pornografik birer kavram olarak görülür Toplumsal istikrarın temel güvencesi olan şartlandırma hipnopedya -uykuda eğitim- ile sağlanır. Hipnopedya sayesinde herkes mutludur; herkes çalışır ve herkes eğlenir. “Herkes herkes içindir.”

“Cesur Yeni Dünya”nın önemi yalnızca ardılları için bir standart oluşturması ve karamsar bir gelecek tasarımının güçlü betimlemesiyle değil, aynı zamanda ‘birey yok edilse de süren macerasının’ sağlam bir üslupta anlatılmasıyla da ilgili. Huxley, yapıtını ütopa geleneğinin kuru anlatımının dışına çıkarıp ‘iyi edebiyat’ kategorisine yükseltiyor.

5. Swastika Geceleri – Katharine Burdakin

En önemli feminist eserlerden biri olarak görülen bu roman, faşizmin tehlikeleri hakkında okuyucularını uyarır.

Modern toplumlarımızın günden güne totaliter rejimlere doğru kaydığı, filozof Slavoj Zizek’in dediği gibi kapitalizmle demokrasi arasındaki sonsuz evliliğin bittiği bir dönemde hepimizin kafasını kurcalayan şey nasıl bir geleceğin bizi beklediği. Eğer insanlık bu gelecekten işaretleri okuyamayıp bu geleceği değiştiremediği takdirde Katharine Burdekin’in 80 yıl önce kurguladığı faşist bir dünya olabilir mi bizi bekleyen?

Şiddet ve hainliğin erkeklere statü kazandırdığı, kadınların damızlık hayvan vasfına indirgendiği bu dünyada herkesin ortaklaşa taptığı tek bir şey vardır: LİDER

1937’de Hitler henüz yaşarken yazılan bu roman, uzun süre unutulmuş ancak 1980’lerde tekrar gündeme gelmişti. “1984” ve “Cesur Yeni Dünya” gibi büyük distopik romanların arasında yer alan Swastika Geceleri en önemli feminist eserlerden biri olarak görülmektedir. Önsözden alıntılarsak:

“Burdekin Swastika Geceleri’inde yedi yüz yıllık Nazi hegemonyasının ardından bir Avrupa hayal ederken, faşizmin tehlikeleri hakkında uyarıda bulunmaktan daha fazlasını yapıyordu. Burdekin’in kitabı, faşizm analizlerini, Hitler ve onun döneminin özelliklerinin ötesine geçerek ifade etmesi açısından önem taşımaktadır. Faşizmin erkek hegemonyasının olağan gerçekliğinden, cinsiyet rolleri açısından erkek ve kadınları kutuplaştıran bir gerçeklikten nitelik olarak değil, nicelik olarak farklı olduğunu iddia eden Burdekin, davranışın “eril” ve “dişil” şekillerini hicvetmektedir. Bu açıdan Nazi ideolojisi, “erkeklik kültünün” en uç noktaya ulaşmış halidir. Erkeklik kültüne karşı öne sürülen güçlü argumanların yanı sıra bu bağlantı, Burdekin’in kitabını 1930 ve 1940’larda yazılmış diğer pek çok anti faşist karşı ütopya kitabından ayırır.”
(Tanıtım Bülteninden)

6. 1984 – George Orwell

En ince ayrıntısına kadar kurgulanmış bu roman, geleceğe ilişkin bir kabus senaryosudur.

1984- Bin Dokuz Yüz Seksen Dört (Nineteen Eighty Four) George Orwel’in politik romanıdır. Kitap 1947- 48 yıllarında yazılmıştır. Adının “Avrupa’daki Son Adam” olması düşünülmüştür. Fakat yayıncının müdahalesi ile daha ticari olan mevcut adı konulmuştur. İlk kez 1949’da yayımlanmıştır. Konusu kısaca: Faşist- baskıcı iktidarın eleştirisidir. Orwell daha önce incelediğimiz Hayvan Çiftliği adlı romanında da benzer konulara değinmişti. Kendisi bir anti- faşist ve anti- komünist olarak yozlaşmış iktidarın en büyük öngörülerini sergilemiştir. Popüler kültüre yerleşen 101 Numaralı Oda, Düşünce Polisi, Yenikonuş, Çiftdüşün, 2 + 2 = 5 , Düşüncesuçu, Tele-ekran, Goldstein’ın kitabı, İki Dakika Nefret , Yokkişi gibi kavramlarla hatırlanan kitabı kısaca inceledim. Hayvan Çiftliği ve diğer bir distopya romanı olan Cesur Yeni Dünya ile birlikte benzer konulardaki tavsiyelerimdendir.

7. Otomatik Piyano – Kurt Vannegurt Jr

İnsanlara gerek kalmadan üretim yapıldığı dönemleri anlatan bu roman, makineleşen dünyayı gözler önüne serer.

3.Dünya Savaşı sürerken, insanlara hiç gerek kalmadan üretim yapmanın yolu bulundu. Sorun şu: İnsanlar ne yapacak? “Bu şarkıyı senin şerefine çaldım, Doktor, ” diye bağırdı, Rudy gürültüyü bastırarak. “Bitene kadar bekle.” Rudy, antika enstrüman sanki en son teknoloji harikaksıymış gibi davranıyor, heyecanla inip kalkan tuşların ardında seçilebilen müzik kalıplarını gösteriyordu: titremeleri, bütün tuşların akordiyon gibi hareket etmesini ve bas tuşların ağır ağır, düzenli inip kalkışlarını. “Bak, şu ikisinin inip kalktığını gördün mü doktor! Tıpkı bir adam çalıyormuş gibi. Şunlara Bak!”Müzik tam beş sentlik bir eğlence sunmuş havasıyla birden Rudy hâlâ bağırıyordu:”İnsan bir tuhap oluyor değil mi Doktor, şu tuşların inip kalktığını seyrederken? Sanki bir hayalet oturmuş yüreğini döküyor gibi.”

8. Fahrenheit 451 – Ray Bradburry

Totaliter yönetimlere, kültür endüstrisine ve uzunca bir süredir sürdürdüğümüz yaşam tarzına yönelik en keskin eleştirilerden biridir

Belirsiz bir gelecekte, özel yanmaz giysileriye ‘itfaiyeciler’ i kimi evlere düzenledikleri baskınlarda içinde su yerine gazyağı bulunan hortumlarla evlerde ele geçirdikleri kitapları yakarlar. ‘İtfaiyeciler’in tek görevi budur. İşini seven bir itfaiyeci’ olan Guy Montag, bir gün bir genç kızla karşılaşınca kafasında o güne kadar hiç sorgulamadığı sorular uyanmaya başlar. Kitaplar nasıl şeyledir, insanların birlikte yanmayı bile göze aldığı bu kitaplarda neler vardır? Montag artık işini, eşini ve tüm yaşamını başka bir gözle değerlendirmeye başlar. Kitapları düşünür ve her kitabın arkasında bir insanın varlığını duyumsar, çünkü her kitabı bir insan düşünüp yaratmıştır. Montag bundan sonra, yakmak için girdiği evlerden kitap çalmaya başlar ve gelişen olaylar sonucunda yasa dışı, aranan bir suçlu durumuna düşer.

9. Hayatta Kalma Güncesi – Doris Lessing

Yaşanan aşkları ve iktidar kavgalarını anlatan bu roman, hayata tutunmak için verilen savaşı okuyuculara yansıtır.

“Mutsuz çocukluklar, romancılar yaratır,” diyen Doris Lessing, roman ve öykülerinde,
20. yüzyılın toplumsal ve politik kaosu içindeki bireylerin yaşam serüvenlerini anlatır.

Nobel ödüllü yazar Doris Lessing’in bu değişik ve çarpıcı romanı bir tür kıyamet öyküsü. Çevre kirliliği, hoyratça kullandığımız doğal kaynakların tükenişi, evsizlerin sayısı artarken sokak çetelerinin kural tanımazlığının kural haline gelişi, dilin yozlaşması ve yoksullaşması, iletişimsizlik, insanların büyük şehirlerden kaçmak zorunda kalışları ve kalabalıkların yerini alan ıssızlık…
Lessing usta ve akıcı anlatımıyla, bütün bu olup bitenlerin görgü tanığı olan, hatta hiç tanımadığı bir çocuk-kadının sorumluluğunu da üstlenen yaşlıca bir kadının ağzından aktarıyor olayları. Yazarın kıvrak dili; insanların çaresiz durumlarda en olmayacak koşullara nasıl ayak uydurduklarını, bu koşullara rağmen yaşanan aşkları ve iktidar kavgalarını, hayata tutunmak için verilen savaşımı, çok etkileyici bir romanda biçimlendiriyor.

10. Otomatik Portakal – Anthony Burgess

Sosyal kehanet niteliğinde sayılan bu roman, özgür iradenin irdelenişi hakkında bir gelecek atmosferi çizer.

Otomatik Portakal, Anthony Burgess’in en iyi eserlerinden biri olan roman. Eserin orijinal ismi A Clockwork Orange’dir. Eser Türkçeye Aziz Üstel tarafından çevrilmiştir. Eser o yılların (1960’lı yıllar) modernleşme ve değişim sancılarını yansıtırken, bireylerin ne kadar özgür veya baskı altında olması gerektiğini ve sonuçlarını sorgular. Ve bunu eserin kahramanının hayatında okuyucuya anlatır. Zaten 1971’de çekilen sinema filminde de kahraman ara seslerde sürekli kendi hayatını anlatıcı durumunda olduğunu belirtir. Stanley Kubrick tarafından beyaz perdeye aktarılan kitap, kült film klasikleri arasında hak ettiği yeri almıştır. Bir grup gencin kurduğu çeteye İngiliz kara mizah anlayışıyla yaklaşan roman, yazıldığı dönem için oldukça iddialıdır. Direkt şiddet, uyuşturucu madde bağımlılığı vb konular tüm yalınlığıyla işlenmiştir. Stanley Kubrick uyarlaması da sinema tarihindeki en başarılı roman – film uyarlamalarından birisi olarak yer almıştır.

Yazar kitabı hakkında; Tüm hayvanların en zekisi, iyiliğin ne demek olduğunu bilen insanoğluna bir baskı yöntemi uygulayarak onu otomatik işleyen bir makine haline getirenlere kılıç kadar keskin olan kalemimle saldırmaktan başka hiçbir şey yapamıyorum…demiştir.

11. Beni Asla Bırakma – Kazuo Ishiguro

Yayımlandığı dönemde, Time tarafından ingilizce yazılmış en iyi 100 kitap arasında yer alan bu roman, yıkıma götüreceğini bile bile kendi kaderini kabullenenlere odaklanmıştır.

Nedir bizim bu Japonlardan çektiğimiz. Adamlar kelimelerin tozunu attıra attıra yazıyor, biz de elimizden bırakmadan tek solukta okuyoruz. Ama şikayetim yok, iyi yapıyorlar.

Kitap kapağına değinmeden edemeyeceğim. Korku filmi afişi gibi değil mi? Dün gece yatmadan önce okudum ve kitabı tersten kapattım. Uyumadan önce gördüğüm son şeyin bu kapak olmasını istemiyordum. Ama nafile. Kapak olmasa da kitabın konusu, karakterleri bütün gece rüyalarımdaydı.

İtitaf etmeliyim ki; İnci Gibi Dişler’den sonra Beni Asla Bırakma, kızgın kumlardan serin sulara atlamak gibi bir etki yarattı bende. Bir kere konusu çok ilginç. Bölümler genellikle on sayfadan oluşuyor ve her bölüm mutlaka merak uyandırıcı bir şekilde bitiyor. E doğal olarak elinizden bırakmadan okuyorsunuz. Ay şu bölümü de okuyayım, ay şu da bitsin derken kitabı yarılamış oluyorsunuz. Böyle kitaplar her okurun favorisidir değil mi?

Arka Kapak:
Yatılı okul Hailsham’ın öğrencileri, bahçe duvarının arkasındaki karanlık ormandan çok korkarlar. Hafta sonları veya tatillerde evlerine gitmez., Hailsham’dan önceki yaşamlarını hatırlamazlar. Dış dünyayla bağlantıları yoktur. Öğretmenler değil, gözetmenler tarafından eğitilirler. Spor ve sanata büyük önem veren gözetmenler, Hailsham öğrencilerine sürekli özel olduklarını hatırlatır ve bedenlerine çok iyi bakmaları gerektiğini tekrarlar.

Kathy H. de bir Hailsham mezunu. Otuz bir yaşında ve bakıcılık yapıyor.Hailsham’daki en yakın iki arkadaşının yeniden hayatına girmesi üzerine, onlarla paylaştığı geçmişi gözden geçirmek zorunda kalıyor. Onları özel kılan şeyin ne olduğunu ve bundan sonra hayatlarını nasıl biçimlendireceğini daha derinden anlamaya ihtiyacı var.

Şu sorunun cevabını da bulması gerek; sanat ve aşk zamanı durdurabilir mi?

Kazuo Ishiguro, yayımlandığı yıl Time tarafından İngilizce yazılmış en iyi 100 roman listesine alınan Beni Asla Bırakma’da, yıkıma götüreceğini bile bile kendi kaderini kabullenenlere odaklanmış görünüyor.

12. Açlık Oyunları / Ateşi Yakalamak / Alaycı Kuş – Suzanne Collins

Belirsiz bir gelecekteki muzaffer ve baskıcı bir otoriteye karşı aşkın, bilincin, örgütlenmenin ve başkaldırının gerekliliğine dair modern ve ürkütücü bir destan.

Açlık Oyunları orijinal adıyla The Hunger Games Amerikalı yazar Suzanne Collins tarafından yazılan, 2008’de yayımlanan gençlikromanıdır. Roman, uzak ve belli olmayan bir gelecekte Kuzey Amerika’da kıyamet sonrasında kurulmuş Panem’de yaşayan 16 yaşındakiKatniss Everdeen’nın ağzından anlatılmaktadır. Halk, gelişmiş bir şehir olan Capitol tarafından yönetilmektedir. “Açlık Oyunları” her yıl ülkenin on iki mıntıkasından seçilen 12-18 yaş arası bir kız ve erkeğin tek kişi kalana kadar savaştığı ve capitol halkı tarafından bir görsel şölen gibi sunulduğu bir televizyon programıdır.

Kitap eleştirmenlerden ve yazarlardan (örneğin Stephen King’ten) pozitif geri dönüşler aldı. Bazı eleştirmenler, kitabın bazı yönlerden Collins’in önceki çalışmalarına ve 1993’te yayımlanan Japon romanı Battle Royale’e benzediğini söylese de genel olarak kitabın hikayesi ve karakterlerin işlenişi beğenildi. Collins kitabı yazarken Yunan mitolojisinden ve günümüz Reality show’lardan ilham aldı. Kitap içlerindeCalifornia Young Reader Medal’ın da bulunduğu pek çok ödül kazandı, 2008’de Publishers Weekly tarafından yılın en iyi kitaplarından biri olarak seçildi.

Açlık Oyunları ciltli olarak ilk kez 14 Eylül 2008’de Tim O’Brien yaptığı kapak tasarımıyla, Scholastic tarafından yayımlandı. Daha sonra ciltsiz, audiobook ve e-kitap olarak da yayımlandı. 200.000’lik ilk baskıdan sonra, kitap Şubat 2010’a kadar 800.000 kopya sattı, 26 dile çevrildi ve 38 ülkede yayımlandı. Açlık Oyunları üçlemesinin ilk romanıdır. Diğer iki kitap ise sırasıyla Ateşi Yakalamak ve Alaycı Kuş’tur. Kitap 2012’de sinemaya uyarlandı. Gary Ross tarafından yönetilen filmde Collins yardımcı yazar ve yapımcı olarak yer aldı.

13. Uyandığında – Hillary Jordan

Baskıcı ve totaliter bir dünyayı anlatan bu roman, düşündürücü bir distopyadır.

“Uyandığında, yakın bir gelecekte, din devleti haline gelmiş bir ABD’de geçiyor. Suç işleyenlerin ten renklerinin, vücutlarına verilen bir virüsle değişime uğratıldığı ve bu kişilerin toplum içinde birer utanç simgesi olarak yaşamak zorunda bırakıldıkları bir gelecek bu.
Romanın kahramanı Hannah Payne, evlilik dışı ilişki yaşayıp kürtaj yaptırdığı için on altı yıl boyunca bir “Kırmızı” olarak yaşamaya mahkûm edilir. Ailesi tarafından reddedilen Hannah’yı, dini eğitim merkezlerinden düzen karşıtı eylemcigrupların sığınaklarına uzanan macera dolu biryolculuk beklemektedir. Çıktığı bu yolculukta Hannah çocukluğundan beri kendisine dayatılmış bütün fikirlerle hesaplaşacaktır. Kürtajın yasak olduğu ve en büyük baskıyı kadınların gördüğü bu totaliter dünyayı Türk okuyucusu çok iyi anlayacaktır.”

Hillary Jordan, Uyandığında’da bizi belirsiz ama pek de uzak olmayan bir geleceğe götürüyor. Dünyanın geldiği bu yeni noktada, eski gücünden çok uzak, atom bombası felaketini yaşamış ve en önemlisi de din devletine dönüşmüş bir ABD’ye uğruyoruz. Üstelik bu yeni dünyadaki tek tehlike totaliter rejimler ve küresel savaş tehlikesi de değil. Yeni salgın hastalıklar insanlığın geleceğini tehdit etmekte, kadınları kısır bırakan bir virüsün yol açtığı salgından sonra çıkarılan “Yaşamı Koruma Yasaları” sebebiyle ABD’de kürtaj artık cinayet sayılmaktadır. Hillary Jordan’ın hayal ettiği karanlık gelecek bununla da bitmiyor. Suçlular eski cezalandırma yöntemleri yerine, vücutlarına verilen virüslerle derilerinin rengi değişime uğratılarak cezalandırılıyorlar. “Renkliler” diye anılan bu kişiler önce tek kişilik bir hücrede bir süre tutulup tüm hareketleri televizyonlarda gösterildikten sonra birer utanç simgesi olarak dışarıdaki dünyaya bırakılıyorlar. Toplum tarafından dışlanan ve gettolarda yaşamak dışında seçeneği olmayan “Renkliler” genelde radikal grupların saldırılarına maruz kalıyor ve çoğu da çareyi hayatlarını sona erdirmekte buluyor.Koyu Hıristiyan bir ailenin iki kızından biri olarak, nasıl konuşacağından ne giyeceğine kadar hayatıyla ilgili bütün kararları ailesi tarafından verilen ve baskı altında yetişen Hannah Payne’in hikâyesi işte böyle bir dünyada geçiyor. Evlilik dışı ilişki yaşayan ve kürtaj yaptırmak dışında hiçbir seçeneği kalmayan Hannah, her şey ortaya çıkınca on altı yıl boyunca bir “Kırmızı” olarak yaşamakla cezalandırılır. Ailesi tarafından reddedilen Hannah’nın tehlike ve macera dolu yolculuğu tam da bundan sonra başlar. Dini eğitim merkezlerinden düzen karşıtı örgütlerin sığınaklarına, Amerika’nın ıssız ve tekinsiz otoyollarından illegal kürtaj yaptırılan karanlık odalara uzanan bu heyecan dolu yolculukta Hannah kadınlık, cinsellik, aşk ve inanç hakkında kendisine dayatılmış bütün fikirleri sorgulayacaktır.

Hillary Jordan, ABD’de büyük ilgi gören Uyandığında’da iki şeyi birden başarıyor: Hem heyecanın bir an bile düşmediği bir macera ve yol romanı; hem de düşündürücü bir distopya yazıyor. Uyandığında, din ve siyaset arasındaki sınırlar ortadan kalktığında ve devlet, vatandaşlarının yaşamları üzerinde sorgulanamaz bir güce sahip olduğunda neler yaşanabileceği üzerine akıllardan çıkmayacak bir roman.

“Jordan’ın sürükleyici distopyası, Margaret Atwood ve Ray Bradbury’nin karanlık kurmacaları kadar iyi.”
The New York Times

“Uyandığında sadece yılın en iyi kitaplarından biri değil, aynı zamanda distopya türünün bütün gereklerini yerine getiren bir roman. Şimdiden bir 21. yüzyıl klasiği…”
Publisher’s Weekly

Kaynak: http://onedio.com/haber/hafizalardan-silinmeyen-15-distopik-kitap–492026

Yorum yapın