Halk Çağı’nın Şairi Ali Yüce’yi Anarken – Müslüm Kabadayı

ali_yüceTürkiye’de “Emek Edebiyatı” derken, Köy Enstitülü şair ve yazarların ortaya koydukları şiir, öykü, roman ve tiyatro yapıtları önemli yer tutar.
Tanzimat Edebiyatından başlayarak günümüze kadar binlerce yapıt kaleme alınmıştır işçi ve emekçilerle ilgili. Sami Paşazade Sezai’nin Küçük Şeyler kitabında yer alan “Pandomima” öyküsünden Nabizade Nâzım’ın Karabibik romanına, Yaşar Nezihe’nin 1 Mayıs şiirinden Sabahattin Ali’nin Sırça Köşk’üne, Orhan Kemal’in Grev öyküsünden Aziz Nesin’in Büyük Grev’ine, Hasan Hüseyin’in Kavel’inden Hasan Hüseyin Yalvaç’ın İşçi Destanı’na kadar genişleyen emek edebiyatına Köy Enstitülü şair-yazarlar farklı bir boyut kazandırmışlardır.

Onlar, yaşamöykülerinden süzdükleri bir edebiyat yaratmışlardır çünkü. Ali Yüce de onlardan biridir. Onlarca şiir kitabı yayınlayan şairimizin iki de romanı bulunmaktadır. 1976’da yayınlanan Şeytanistan, yayınlandığı dönemde önemli bir yankı yaratmıştır. Milliyet’in yayınladığı ilk baskılar sonrasında yazarın önemli katkılarıyla 3. Baskıdan itibaren kıvamına ulaşmıştır. İkinci romanı ise Siskent’tir. Ali Yüce, Şeytanistan romanı için şöyle der: “Şeytanistan’da uyduruk hiçbir şey yok. Romanda adı geçen kişilerin çoğu hâla yaşamakta. Şeytanistan tamamen bir anı defteridir. Yaşadık. Hatta dili de fazlasıyla yereldir. Değiştirmek istedim fırsat olmadı. Çünkü Milliyet ikinci baskısını tıpkıbasımı yaptı. Hiçbir ekleme, çıkarma yapmadık… ” İkinci romanı Siskent için de şöyle der: “Siskent, işlenen konular açısından Şeytanistan’ın kardeşidir. Kırsal kesim insanlarının, görünmeyen peri ge­linlerin, kitap yakmaların… Öyküsü. Bir kara mizah romanı. Ama sonunda “Siskent”in “Işıkkent”e dönüştüğü mutlu sonu olan bir roman…”
1976’da Lise 2 öğrencisiyken okuduğum Şeytanistan’da beni en çok etkileyen bölüm şöyle: “Gavur Süleyman, bir kere tahsildar Alexi geldiğinde kendini Hoşaf Ali olarak göstermiş ve Alexi’den ölesiye dayak yemişti. Hoşaf Ali, kazmasını omuzlayıp kaçmıştı köyden. Alexi köyden gidinceye dek dönmemişti. Bu sürede günlerini nasıl geçirdiğini anlatır güldürürdü herkesi. ‘Gene böyle tahsıldar Elekçi gelikti. Elimizde avcımızda bir delikli kuruş yok. Şura bura başvurduk, bulamadık. Alicik Memet’e gittim, ağa dedim, beğe sekkiz kâğıt para ver, seğe on gün kök sökerim, dedim. Vermedi. Göğe baktım göğ yırak, yere baktım yer yırak. Karayılan Boğazı’nda iki evlek tarla vardı, onu satak dedim, şu bizim çiçek avrat bıdır bıdır etti, ırazı olmadı. Hem Elekçi tahsıldar gelik hem Kulaksız tahsıldar… Köyü bir baştan başlayıklar, kırıp geçiryolar…”
Babamın kuşağından olan Ali Yüce, büyüklerimin anlattıklarını bir bakıma roman diline dökmüştü. Bundan 90 yıl önceki Şeytanistan ile bugünün Yayladağı’nı karşılaştırdığımızda fiziki-teknik bakımdan gelişme olmakla birlikte, insanların yaşama bakışlarında ciddi bir sıçramanın gerçekleşmediğini görmek mümkündür. Bu, ağalık düzeninin, kapitalist üretim ilişkilerinin yozlaşmış biçimlerine hapsedilmiş olmasından kaynaklanmaktadır. Ali Yüce, bu yozlaşmış ilişkilerde din tüccarlarının ve sömürgecilerin rolünü çok iyi betimlemiştir romanda. Köyü Hisarcık’ı anlattığı birçok şiir yanında dini inançların ticaretini yapanların yarattığı karanlık örtüyü aşağıdaki şiirinde alaycı bir dille işler:

SÖYLEŞTİLER

Boz Azime’nin oğlu
Selim Çavuş ile
Kör Nuru’nun oğlu Al’efendi
Söyleştiler

Dedim ya gene derim
Bizim Asarcık var ya Al’efendi
Bizim bu deyyus köyü var ya
Vallah billah adam olmaz
İtler köpekler olur da
Bizim köy olmaz Al’efendi
Dinime imanıma talağıma
Avradım benden boş olsun
Yalan yanım yere gelsin
Bizim köy adam olmaz Al’efendi

Adam ta Angara’dan kalkıp
Büyük başınnan ayağımıza gelmiş
Böyle mi değil mi Al’efendi
Yüzünden nur damlıyo şıp şıp
Ağzından bal akıyor konuşurken
Nohut gibi dane dane olup sesi
Beynimize giriyo Al’efendi
Ah ki bizim köyde beyin nerde
Bir kulağımızdan girip
Ötekinden çıkıyo dedikleri
Böyle mi değil mi Al’efendi

Adam ne dedi bak Al’efendi
Kardaşlarım dindaşlarım
Verin kolunuzdan kopanı
Tanrı veren kullarını sever
Şeker gibi söz Al’efendi
Ah ki bizim köyün adamı ham
Toplana toplana ne toplandı
Üç bin lira para bir kamyon kavak
Yüzüm yere düştü utancımdan
Dinime imanıma talağıma
Bizim köy adam olmaz

Ne gülüyon Al’efendi
Bir çürüklük mü var sözlerimde
Haydi be Kör Nuru’nun oğlu
Gavır Ali sen de

Evet, çaresizleştirilip cahilleştirilerek sömürülen, yönetilen tüm köylülerimiz, emekçilerimiz gibi Hisarcıklıların çoğunluğu onu hep “Gavır Ali” olarak anacaklardır. Ancak, çocukluğunda tanık olduğu Fransız emperyalizmine, Abdi Ağa gibi sömürgenlere, din tüccarlarına karşı sanatıyla verdiği mücadeleyi miras alıp güncelleyen çocuklar yetiştirdiği gibi onu onurla sahiplenen aydınlanmış köylüler de var Şeytanistan’da.

Ali Yüce’yle üç önemli buluşma noktamız var. Birinci ortak noktamız, “Şeytanistan”da anlattığı coğrafya da 35 yıl farkla doğmuş ve büyümüş olmamız. Romanda “Kuyulu” olarak geçen Kışlak İlkokulu’nda okumamız. Çocukluğumuzda çobanlık yapmamız… İkinci buluşmamız, onun Düziçi Köy Enstitüsü’nde 1946-1951 döneminde okuması, benim de 1971-1976 arasında onların mirasını sürdüren Düziçi İlköğretmen Okulu’nda öğrenci olmam. Üçüncü buluşma noktamız, edindiğimiz birikimler üzerinden toprağımıza, insan emeğine duyduğumuz coşkun sevgiyi edebi yapıtlarla ortaya koymak. Bu, bir bakıma ilerici-toplumcu aydınlanma ve gerçekçi yaratma mirasının kuşaktan kuşağa aktarımı olarak görülmeli. Bunun hakkını vermek boynumuzun borcu…

29 Nisan 2015’te kaybettiğimiz Ali Yüce’yi özlem ve saygıyla anıyoruz. Onların yaktığı toplumcu aydınlanma meşalesini harlamaya devam edeceğiz.

Yorum yapın

Daha fazla Edebiyat Haberleri
Anma: Halk Çağının Şairi Ali Yüce

Anma: "Halk Çağı"nın Şairi Ali Yüce 29 Nisan 2016 Cuma 17.00 Slayt Gösterimi - Söyleşi - Müzik Dinletisi Nazım Hikmet...

Kapat