Halkın Polisi : Pol-der Anıları – Sıtkı Öner

1970’lerde Türkiye’de bir Pol-Der vardı: Emniyet mensuplarının demokratik olarak örgütlendikleri bir polis derneği… 12 Eylül 1980’den sonra öcülestirilen, siyasetin “zararlarının” en aşırı simgesi olarak anılan Pol-Der neydi, nelerle uğraşırdı?
Pol-Der’in genel sekreterliğini ve genel başkan vekilliğini yapmış olan Sıtkı Öner’in anıları, Türkiye’nin yakın tarihinin bu ilginç ve unutulan, unutturulan olgusu hakkında bilgiler ve izlenimler sunuyor.

“Bir grev, boykot veya gecekondu sözü geçince, akla hemen ‘polis ‘ gelir olmuştur. Çünkü egemen sınıflara sırtını dayamış olan politik çevreler, polisi, bu sınıfların yararına ‘yasal maşa’ gibi, daha genel bir ifade ile, halkı halka karşı kullanagelmişlerdir.
Bir tek şeyin bilinmesinde, hem de tüm politikacılarca bilinmesinde yarar vardır: Polis toplumun karşısında olmaktan ve gösterilmekten artık hoşlanmıyor. Politikacıların ve onların sırt dayadıkları bazı çevrelerin polisi değil, halkın polisi olmak istiyor.” Sıtkı Öner

KİTAPTAN BÖLÜMLER
CHP”nin İçişleri Bakanlığı”na emekli Orgeneral İrfan Özaydınlı”yı getirmesi ile birlikte Pol-Der”e yönelik bir operasyonun yaklaştığını daha önceden sezdiklerini anlatan Öner, bunun üzerine bazı girişimlerde bulunduklarını anlatıyor:

“Randevu talep edip Ankara Valisi Tekin Alp”e çıktım. MHP ve MSP yanlısı polislerin etkinliklerinin azaltılmasını, Pol-Der”li polislerin önemli yerlere getirilmesini talep ettim. CHP”ye umut bağlayan halkın da beklentilerinin bu doğrultuda olduğunu anlattım. Vali de çalışmalarımızı onaylayıp beğendiğini söyledi. Ve bizden emniyet kadrosunda kimlerin nerelerde görev alıp başarılı olabileceğini gösteren bir liste istedi. İçişleri Bakanı ile durumu konuşacağını ifade etti. Arkadaşlar listeyi ertesi gün Alp”e takdim ettiler. Aradan 15 gün daha geçti. Verilen listedeki isimler ilgisiz yerlere sürgün edilmeye başlandı. Tekrar Vali”ye gittiğimde Özaydınlı”ya söz dinletemediğini ve yapabileceği bir şeyin olmadığını söyledi. Neye uğradığımızı şaşırdık. Kendi elimizle verdiğimiz listeyle kendimizi yakmıştık. Daha sonra CHP tarafından kapatıldık.”

(***)

1971 Sıkıyönetim Dönemi”nde Deniz Gezmiş”lerin yakalanması için oluşturulan ekiplerde de yer aldığını ve bir süre ekip şefliğini yaptığını anlatan Öner, polis içinde ayrılıkların o dönemde başladığını kaydediyor:

“Görev sırasında Deniz Gezmiş ve arkadaşları hakkındaki düşüncelerimizi söyleyip tartışırdık. Ben bu insanların düzene karşı tepkilerinin pek de yadırganmaması gerektiğini anlatmaya çalışırdım. Gezmiş ve arkadaşları düzene muhalefet ediyorlardı. Adam öldürmemişlerdi. Bu düşüncelerime bir kısmı tepki gösteriyor bir kısmı sessiz kalıyordu. Deniz Gezmiş olayıyla poliste bir saflaşma başladı. Hüseyin İnan Kayseri Sarızlıydı. Ve babasını, amcasını, bütün yakınlarını tanıyordum.”

(***)

Hüseyin Kocadağ Pol-Der üyesiydi.
Çok sayıda Pol-Der”li polisin 1982″de çıkarılan zorunlu erken emeklilik yasasıyla polis örgütünden atıldığını açıklayan Öner,

“12 Eylül sonrası dönemde görevde kalabilen, mahkeme kararı ile geri gelen arkadaşlarımız oldu. İçlerinden sayıları az da olsa yozlaşanlar vardır. Hüseyin Kocadağ ve Sedat Demir bilinen örneklerdir. Ben Pol-Der gazetesinde yazdığım yazıları okuyunca Kocadağ gelir “Abi ne olur biraz yumuşak konuş yoksa seni öldürecekler” derdi. 1980″e kadar 20 bin üyeye yaklaşmıştık. Artık bugün kimse kalmadı.”

KİTAP HAKKINDA YAZILANLAR
Halkın Polisi – Ece Temelkuran
(26 Aralık 2003 tarihli Milliyet Gazetesi)

Faşizmi don gömlek bırakan tek bir eylem biçimi vardır. O da gülmektir!
Dün Milliyet’in birinci sayfasında Tiyatro Sanatçısı Murat Batki’nin Kürtçe stand up gösterisiyle ilgili bir haber gördünüz. Batki’nin Kurmanci lehçesiyle yaptığı stand up, Tunceli’de Zazaca konuşulduğu için anlaşılmamış, gösteri Türkçe tamamlanmış.
Yakın bir zamanda Diyarbakır’da, Batki ile ilgili matrak bir hikâye dinledim, bu vesileyle anlatayım. Sivil polisler Kürtçe gösteriyi, her zaman yaptıkları üzere, kendi arşivlerinde saklamak istemişler. Ancak Kürtçe bilmedikleri için yanlarında “sakıncalı” yerleri tercüme etmesi için bir çevirmen götürmüşler. Gösteri başlamış. Polisler kayıt tutmaya hazırlanırken ne olmuş dersiniz? Polislerin çevirmeni yapılan esprilere o kadar çok gülmüş ki gösteriyi Türkçeye çevirememiş. Polislerin “yaban” kaldığı, “yabancı” kaldığı; toplantılarda, eğlencelerde iyot gibi ortaya çıktığı buna benzer çok hikâye var. Siz de biliyorsunuzdur bir tane muhtemelen.

Cinnetin polisleri
Bugünlerde sık sık genç polislerin “cinnet” getirdiklerini gösteriyor televizyon. Başına silahı dayayan genç adamlar… Ama “cinnet” kelimesiyle örtülen bir şey var. Sanki kendiliğinden olmuş gibi, sanki “Arada bir çıkar böyle çürükler” der gibi bir şey. Oysa öyle değil. Dert daha büyük. Sık sık savunmasız öğrencileri döverken, zam isteyen işçilerin kollarını kırarken, memurların saçlarını yolarken izlediğimiz polisler herhalde kendinden ve kendi algılanışından pek memnun değildir. İnsan sevilmedikçe kötüleşir çünkü. İçi acılaşır insanın. Polisler de insan olduklarına göre…

“Pol-Der Anıları”
Geçen hafta emekli polis Sıtkı Öner’in yazdığı, İletişim Yayınları’ndan çıkan “Halkın Polisi Pol-Der Anıları” adlı kitabı okudum. Sigaralı bir tadı var kitabın, bir gün anlatmaya karar vermiş bir eski adamın yağmurlu bir cama daldığında ağzından dökülüvermiş kelimelerin tadı var. Polislerin öğrencileri dövdüğü değil, dövülmekten koruduğu zamanların anıları bunlar. Hâlâ var mı acaba böyle adamlar? Kitabın, 70’li yılların başında kurulan, meşhur, ilerici Polis Derneği’nin (Pol-Der) kuruluşuyla ilgili bölümünde, Genel Başkan Kazım Ulusoy’un yaptığı konuşma herhalde bugünkü polis imgesinden oldukça uzakta:
“Tüm meslek topluluklarının dernek yöneticileri Anayasa’dan aldıkları hak ve görevleri yerine getiriyorlar. Temsil ettikleri kitleler adına bir şeyler yapıyorlar. (…) Biz polisler Türk halkının dışında mıyız? (…) Halk bütününde olduğumuza göre, toplumumuzla birlikte kalkınma zorunluluğumuz vardır. Aksi halde Polis Örgütü olarak ve bu örgütün bireyleri olarak toplum içinde yaşama hakkı tanınmaz bize.”
Belki de o “cinnetin polisleri” bu yüzden dayıyorlar başlarına tabancaları: “toplum içinde yaşama hakkı tanınmadığı için” kendilerine. Elinde silahla ve ürkütücü robocop giysileriyle sokakta dolaşabiliyor olabilirler; ondan bahsetmiyorum. Korkutarak yaşayan insanın yalnızlaşmasından bahsediyorum. İçi acı insanların acımasızlaşmasından söz ediyorum…

Kitabın Künyesi
Halkın Polisi : Pol-der Anıları
Sıtkı Öner
İletişim Yayınları
Basım Tarihi: 2003
127 sayfa

Yazar Hakkında Bilgi
Sıtkı Öner, 1938’de Adana’da doğdu. 1964’te polislik mesleğine girdi. Pol-Der’in demokratik ve etkili bir örgüt olarak ortaya çıktığı 1976 kongresinde genel sekreterliğe seçildi. Genel sekreterlik ve genel başkan vekilliği yaptı. 1982’de zorunlu emekliliğe ayrıldı.

Yorum yapın