Honore De Balzac; “İnsanlık Komedyası”

balzac“İnsanlık komedyası” bir kitap ismi değil, Balzac’ın toplam doksanaltı kitaptan oluşan romanlarıyla anlattığı insani duruma yaptığı bir yakıştırma. 1300’lerden başlayıp 1845’e kadar gelen, ağırlıklı olarak Napoleon, XVIII. Louis, X.Charles ve Louise Philippe dönemleri etrafında geçen “İnsanlık Komedyası”nda, Fransız toplumundaki karakterlerin hemen hepsi canlandırılmıştır. Krallar, imparatorlar, ruhban sınıfı, Fransız ordusunun subay ve askerleri, aristokrat aileler, kent ve taşra burjuvaları, köylüler, yazarlar ve yayıncılar, temizlikçi kadınlar, fahişeler, Fransız saraylarından en yoksul mahallelere kadar her mekanda ve onlara özgü eşyalarla birlikte eksiksiz bir biçimde yer alırlar.

Toplumun bu olağanüstü tasvirini gerçekleştirmek için, bir romandan ötekisine geçen iki bine yakın karakter çizen Balzac, “İnsanlık Komedyası”nı oluşturan her bir romanın kendi içerisindeki bütünlüğünü de ihmal etmemiştir. Eugine Grandet”, “Goriot Baba”, “Sönmüş Hayaller” ve “Vadideki Zambak” gibi en başarılı romanları, aslında onun kafasında yavaş yavaş tamamladığı “İnsanlık Komedyası”nın birer parçasıydı. Ne yazık ki planladığı ve hatta isimlerini bile koyduğu elli romanı yazmaya ömrü yetmeyecekti.

1834 yılında bütün yapıtlarını tek bir başlık altında toplamaya karar verdiğinde yayınlanmış pek çok romanı vardı. Onları da kattı işin içine ve projesini; birey ve toplum hayatını çözümlemeye yönelik “Analitik Çalışmalar”; bu hayatın nedenlerini tartıştığı “Felsefi Çalışmalar”; bireyin davranışlarının toplum üzerindeki etkilerini kavramaya yönelik “Toplum Gelenekleri Çalışmaları” biçiminde üç ana başlığa ayırdı. “Toplum Gelenekleri Çalışmaları” özel yaşamdan sahneler, taşra yaşamından sahneler, siyasi yaşamdan sahneler, askeri yaşamdan sahneler ve kırsal yaşamdan sahneler olarak beş bölümden meydana geliyordu. Projesine “La Comedia Humaine” adını 1840 yılında koydu ve komediyi sergileyen eserlerini 1848’e kadar on yedi cilt halinde yayınladı. 1848’den sonra yazdıkları ise ölümünden sonraki baskıya girmiş ve son halini 1876’da yapılan yirmi dört ciltlik edisyonda almıştır. Balzac’ın önemli eserlerinin çoğu Türkçe’ye çevrildi ama “İnsanlık Komedyası” bir bütünlük içerisinde yayınlanmadı.

“İnsanlık Komedyası”nın merkezi Paris’tir. İhtişamla sefaletin, büyük umutlarla derin düş kırıklıklarının, aşk ve nefretlerin aynı anda birarada yaşandığı bir kent, taşrada başlayan serüvenlerin trajediyle sonlandığı mekandır Paris; sanki bir kentin değil, Fransız ruhunun temsilidir. Bireylerin kaderi gelir gelir, Paris’in sokaklarında ya da salonlarında kesişir birbirleriyle. Balzac’ın kahramanları bir romandan çıkıp diğerine katılırlar, böylelikle hem bireysel hayatların çok yanlılığını hatırlatır yazar, hem de bu romanların bütünlüğünü vurgular. Ancak onun meselesi konusal bütünlük arzeden bir nehir romana ulaşmak değil, parçalanmış hayatlardan yola çıkarak toplumsal yapıyı gözler önüne sermektir.

Gerçekçi roman

Roman sanatında gerçekçilik akımının kurucu mitlerindendir Balzac. Gerçekliği ondan daha “doğru” ya da titizlikte yansıtanlar da vardır belki, ama Balzac’ın gerçekçiliği şiirsel bir uslupla harmanlanıp metne incelikli bir biçimde katılmasıyla farklılaşır. Yaşadığı dönemin siyasal, ekonomik ve toplumsal sorunlarının birey üzerindeki etkilerini ele alırken yaptığı abartılar, sahte bir bilimsellik tutkusu, paraya olan ilgisi nedeniyle sınıflar arası çatışmaların yerine finans kapitale ağırlık vermesi türünde gerekçelerle –19.yüzyılda- bazı yazar ve kuramcılar tarafından eleştirilmesine rağmen, 20.yüzyıl Marksist estetikçilerine göre edebi gerçekçiliğin en büyük yazarıdır.

Marx, Balzac’ın büyüklüğünün “gerçek koşulları, örneğin Fransız kapitalizminin gelişimini yöneten koşulları derinden anlamasında” yattığını söylemişti. Elbette sadece bir bilgi birikimini kastetmiyordu Marx; önemli olan bu bilmeklik halinin edebi bir metne uyarlanmasıydı ve Lucas’a göre Balzac’ın başarısının sırrı, toplumsal çıkar çatışmalarını tipik durumlarda tipik karakterlerde canlandırmasındaydı. Ona göre Balzac’ın gerçekçiliği, “bir yandan tek tek tiplerinin belli bireysel özelliklerinin, öte yandan onların bir sınıfın temsilcisi olarak tipik özelliklerinin daima tam bir biçimde verilişine dayanır. Fakat Balzac bundan da ileri gider; burjuva toplumu içinde farklı guruplara ait farklı insanların kapitalist görüş açısından ortaklaşa sahip oldukları özelliklere de ışık tutar”.

Balzac’ın bütün romanlarında zaman ve mekan duygusu hemen belli eder kendisini. Anlattığı olayların nasıl bir atmosferde cereyan ettiğini oradaymış, o insanlarla birlikte yaşıyormuşçasına hissederiz. Dış mekan tasvirleri, sokaklar, evler, evlerin iç yapısı inceden inceye tarif edilir. Sıra insanlara geldiğinde de sürdürür ayrıntı zenginliğini Balzac. Kişiler, şişman, uzun, esmer, güzel ya da yakışıklı gibi hem fiziksel görünümleriyle, hem de kullandıkları eşyalar ve giysilerle birlikte canlandırılır. Burjuva insanın maddi hayat ve eşya ile organik ilişkisidir anlatılan. Bu insan tipinin ruhu, sahip olduğu maddi değerlerde gizlidir.

Rousseau’nun siyasi ve felsefi romantik reddiyesinden Chateubriand’ın süslü ve şekilci romantizmine evrilen roman yazımına Balzac’ın getirdiği yenilik romantizmle karışmış bir gerçekçiliktir. Varolan toplumsal duruma yönelik hoşnutsuzluk ve eleştiri azalmamıştır ama içi boş bir yazıklanmaya ve sahte bir geçmiş özlemine de yer verilmez. Sürüp giden hayatın eleştirisi, sürüp giden somut insani ilişkiler üzerinden yapılır. Ne şeytani kötülükler, ne hamasi iyilikler vardır hayatta. İyilik ve kötülük aynı anda, bir vücutta cisimlenir, insanlar, hırsları, düşmanlıkları, maddi zenginliklere kölelikleri, cinsel açlıkları ile -nasılsa öyle- görünürler. Balzac yarattığı insan tiplerinin eğilimleri ile ilgili açıktan açığa ahlaki yargılarda bile bulunmaz, tarafsızdır, sanki yukarıda bir yerlerden bakmıştır kendisinin de dahil olduğu insanlık komedisine..!

Balzac
Dünya edebiyatının en önemli isimlerinden, hatta roman sanatının zirve noktalarından biri sayılan Honore de Balzac, Fransa’nın Tours kentinde, 20 Mayıs 1799’da doğdu. Kendi kendini yetiştirerek memurluk yapan babası sayesinde iyi bir eğitim aldı. İki yıl hukuk okudu ve bir avukatın yanında staja başladı. Ancak babasının bütün ısrarlarına rağmen avukat olmayı istemiyordu. Hayallerini süsleyen Paris’te karşılaştığı entelektüel çevrelerin içine girmek ve yazar olmaktı. Önce bir oyun yazarak başladı edebiyata, bir yandan da yayımcılık alanına adım attı. İkisinde de hüsrana uğradı. Ticari başarısızlıkları hayatı boyunca Balzac’ın yakasını hiç bırakmayacaktı…

Balzac, narsizme varan özgüveni ve kazanma tutkusuyla, günde on dört saat aralıksız yazmaya başladı. Zaten biriken borçlarını ödemesinin başka bir yolu da yoktu. Kendi adıyla yayınladığı ilk romanı “Les Chouans”(“Chouan”lar) ve yine aynı yıl basılan “La Physiologie du marriage” (“Evliliğin Fizyolojisi”), ilgi görünce, yazma tutkusu daha da arttı. Her zaman bir üyesi olmak istediği Paris sosyetesi ile nihayet tanışmıştı. 1829-1835 yıllarında arasında, hem salonların değişmez bir siması oldu, hem de hiç aksatmadan binlerce roman sayfası tamamladı. Bu arada imzası gazetelere de yansımıştı. Ancak telif ücretleri konusunda sürekli tartışma yaşadığı gazete sahipleri ve yayıncılarla ilişkileri her zaman gergindi. Öyle ki bir çok romanında yayın dünyası patronlarını ve onların iktidarını sert bir dille alaya alacaktır. Siyaset sahnesinde kralcıların yanında durmasına rağmen, bu çevrelerle ilişkileri de hiç iyi değildir.

Romanları ve aşk hayatı parlaktı Balzac’ın. Hayatına giren üç kadın da hem yüksek sınıftan hem de zengindi. Özellikle -kendisinden yaşça büyük- ilk sevgilisi Madame Laure de Berny’den maddi ve manevi anlamda çok destek gördü. Onun ölümünden sonra birlikte olduğu Markquise de Castries’le yaşadığı tatsız ayrılığın ardından, Polonyalı bir kontesle, Mme. Hanska’yla mektuplarla başlayan romantik aşkı ölümüne dek aralıksız sürdü. Kontesin kocasının ölümüyle sevgililere evlilik yolu da açılmıştı. Balzac’ın borçlarını düşünen Mme. Hanska zorlukla yanaştı bu evliliğe. Yalnızca iki yıl evli kaldılar. Hastalanan Balzac, 1850’de bronşit ve kalp yetmezliğinden öldü.

A. Ömer Türkeş
http://kitapeki.com/ 14.08.2016

Yorum yapın

Daha fazla İnceleme, Makaleler
Rousseaucu Antropolojik Evrim

Eşitsizliğin Kaynağı Üzerine Söylev çift boyutludur: Goldschmidt, “Leo Strauss’un, kitabı, Rousseaucu temel düşünceleri içeren en felsefi yapıt saydığını”, aktarırken, Raymond...

Kapat