Hücrem, gri bir ışıkla doldu. Güneş doğuyor, idamların yapıldığı saat…

İçerdekilerİçimde herhangi bir yenilgi taşımak istemiyorum. Değirmen beni öğütemedi. Kafam yerinde. Yaşayabildiğim için daha güçlü ve düşüncelerimle daha zengin çıkıyorum hapishaneden. Değirmenin yaşantımdan çaldığı yılları kaybetmedim ben. Büyük yanlışlar yapmışız yoldaşlar, ihtilalci olmak istemiştik, asi olmuşuz. Bütün hayatımız boyunca sabırla, inatla inancımızı sürdürmeliyiz. Sonunda duvar çökecek.

Gardiyan, elinde bir mum ve içinde eşyalarım olan bir bavulla içeri girdi.
“Giyin.”

Işığı açmasını istemedim. Sadece insan görünümünde olan bu adamla neden konuşayım?.. O, duvarın bir parçası gibi. Makinedeki küçücük bir vidadan başka hiçbir şey değil. Bazı insanların diğerlerinden farklı olduğunu çoktandır biliyoruz.

Hücrem, gri bir ışıkta doldu. Güneş doğuyor, idamların yapıldığı saat… Mavi tüvit ceketim, hafif geliyor üstüme. Ceplerimi keşfediyorum. Özgür bir insan gibi ellerimi cebime sokuyorum. Bu hareketime ve onun bana verdiği memnuniyete gülümsüyorum, işte giyiniğim artık. Bu da Belleville’den aldığım keçe şapka. Ayağımın dibinde duran kahverengi elbiseler 6731 Numara’ya ait. Kırışıklıkları hâlâ vücudumun şeklini ve sıcaklığını taşıyor. Yerde, üzerimden çıkarıp attığım kişiliğimi görüyorum.

Güneş yükseliyor. Hücrede, zincirlerinden kurtulmuş bir adam gibi duruyorum. Acizliğim, ayağımla bir kenara attığım kahverengi elbiselerin içinde kaldı. Kapım hâlâ kilitli. Ama ben kendimi özgür hissediyorum. İçimde bir yerde durgun bir okyanus gibi nefret birikmiş. Bunu, güçlülüğe dönüştüreceğim.

Kayıt bürosunda imzalar… Sonra değirmenin o küçük deliği açılıyor. Küçücük bir kapı bu. Anahtar, kilidin içinde dönüyor, kapıyı açan makine-adamı fark etmiyorum bile. Dışarıya çıkıyorum. Nehrin serinliği yüzüme vuruyor. Karşı kıyıda kavaklar uğulduyor. İşte nehir orada. Simsiyah, tıslayarak akıyor. Belirli aralıklarda, üzerinde tüfekli bir adamın bulunduğu kulelerin dibinden yürüyorum. Bu aradaki dünyayı, derin gölgelere gömülmüş olan manzarayı ve karanlığın soluk ışıklarını şimdiye dek hiç görmemiştim ve bir daha da hiç görmeyeceğim.

Siyah suyun üzerindeki eski bir köprünün arkasında gün ışıkları görünüyor. Kasabaya gitmek için bu köprüden geçip sağa doğru yürümem gerekli. Maviye dönüşen karanlığın önünde gri bir gölge duruyor. İçinde yürüdüğüm gerçekdışı dünyaya, gördüğüm ilk insan, gerçekliğini kazandırıyor. Ani-den önüme çıkıyor. Gri pardesüsünün içinde çok garip görünüyor bana. Uzun boylu. Deri bir kemeri, kalçalarının üzerine asılı olan fişeklikleri var. Askerin kemikli yüzü, karanlık yuvalarında pırıl pırıl parlayan gözleri, bir an bana bakıyor. Gri pardesüsünün üstünde bir de gri miğferi var. Beraber yürümeye başlıyoruz. Dünyanın eşiğinde karşılaştığım ilk insan, cepheden gelen bir asker oluyor.

Victor Serge

İçerdekiler
Çeviren: Gülen Aktaş
Ayrıntı Yayınları, sayfa 264, 265

NOTUMUZ: ALINTI YAPTIĞIMIZ BU KİTABI MUTLAKA OKUMANIZI ÖNERİYORUZ.

Yorum yapın

Daha fazla Romanlar
Modern uygarlık, insanları sonuna dek sömürmek için onların açlık zoruyla çalışmalarına güvenir.

Ölüm, cezaların en doğal olanıdır. Doğada hemen hemen her yerde görülür. Yüzücünün kayıtsızlığında, dağcının yanlış bir adımında, insanın ormanda kaplanda...

Kapat