İlhan Berk: “Çocukluğum olmadı benim. Nedir çocuklukta anımsanan?”

İlhan BerkMehmet Seyda’nın yazarların çocukluk anılarını derlediği Çocukluk Yılları’nda (TDK, 1980) kısaca anlatır çocukluğunu, sonradan Uzun Bir Adam’da (1982) açarak işleyecektir.

Manisa’da (kimi kaynakta “Dervişane” yazılıdır ama düzeltilmeli:) Dervişali Mahallesi’nde doğmuştur. “Tarih kavramı diye bişey yok”tur onda: Rumi 1334 olan doğum tarihini Hicri 1334 sanıyor, uzun süre yanılmış ve herkesi de yanıltmıştır bu yüzden. Papirüs söyleşisinin hemen başında (“İlhan Berk’in Dedikleri Demedikleri”, Papirüs, 1981, 65), Cemal Süreya (sorunun Rumi tarihle Hicri tarihi karıştırmaktan kaynaklandığını bilmese de) düzeltir doğum yı­lını: 1916 değil 1918.

İkisi kız altı kardeşin en küçüğü: Uzun Bir Adam’da dediği gibi: tekne kazıntısı (Ece Ayhan, Papirüs söyleşisinde “Kazandibi!” diyecektir).(Uzun yıllar beşinci çocuk olduğunu sanmıştır ya, bir akrabası altıncı olduğunu söyleyecektir sonradan: Bir ağabeyi daha vardır.)

Babasız büyümüştür:
Sanki çocuk olmamışım ben. (. .. ) Çocukluğunu yaşamış olanlarla benim aramdaki ayrım nedir? Öyle sanıyorum ki benim çocukluğum olmadı derken, babamı, bir onu düşünüyorum da böyle diyorum. Aslında “Benim babam olmadı, ben baba nedir bilmiyorum” demek yerine, “Çocukluğum olmadı benim” diyorum. Nedir çocuklukta anımsanan hem? Bu dünya değil de nedir? Ama en çok baba olmalı. Çocukluk asıl babayla başlıyor.
(“Günaydın Yeryüzü”, Uzun Bir Adam, 3. basım, 1997)

Haşim’le (“Annemle karanlık geceler bazı çıkardık”) kurduğu yakınlık çocukluk yıllarından mı başlamaktadır:
Ben annemle birlikte çıktığımız geceleri unutamam. Gecede ve dünyada yalnız ikimiz olmaktı bu. Dünyada en çok istediğim şeydi bu. Aşk gibi bir şey.
(“Bir Çocukluk”, Uzun Bir Adam, 3. basım, 1997)

Çocukluğunda onu en çok etkileyen yakınlarından biri “deli abla”sıdır:
Büyük ablam deliydi. Yedi kişilik küçük evimizde Huriye ablam tek başına bir odada kalırdı. Her zaman da soyunuk, çıplaktı; öyle de öldü.
( … ) Ablama evde kimse ses çıkarmazdı. Yalnız annem, bir o, ablam avluya çıktığında, çıplak dolaşmaya başladığında, mahallenin yüksek evlerinden görünmesinden korktuğu, utandığı için onu odasına kapamak için bağırırdı.
(“Ev Halkı”, Uzun Bir Adam, 3. basım, 1997)

Düşman Manisa’ya girdiğinde ablayı evde bırakıp dağa çı­karlar. Şehir yanmaktadır. Sonradan, yangın evi sardığında ablası­ nın saçlarından tutuşup yandığını öğrenecektir:
Benim çocuk dünyam da böylece yıkıldı. Yıkıklık, bana ondan kalmadır, ya da ben onun ölümüyle yıkı ki ığı bu yeryüzünde ilk böyle öğrendim.
Bugün, benim deli ablamda sevdiğim şey nedir diye düşündü­ğümde, ilk çıplaklığı geliyor usuma; ben onda çıplaklığı, soyunukluğu sevmişim! Çocuk dünyamın yıkılışı dediğim de, bu çıplaklık olacak!
(“Ev Halkı”, Uzun Bir Adam, 3. basım, 1997)

Kaynak: A’dan Z’ye İlhan Berk Selahattin Özpalabıyıklar (haz.) YKY

Yorum yapın

This site is protected by wp-copyrightpro.com

Daha fazla Anlatı
Ece Ayhan: “Bazen yemek yiyecek param olmuyor, bir ekmek satın alıp onu yiyorum”.

Hastalığın yanı sıra yoksulluk. Bir gün Beyoğlu'nun bir ara sokağında rastladım, elinde bir ekmek vardı, yarısını yemişti. Sonra bana ekmeği aldığı fırını...

Kapat