Faşizm iki insan arasındaki ilişkide başlar

Faşizm iki insan arasındaki ilişkide başlar

“Kimim ben senin için, kimim bunca yıldan sonra?” diye sorar 20. yüzyılın en büyük romanlarından biri olan Malina’nın yazarı Ingeborg Bachmann hiç gönderilmemiş veda mektubunda Paul Celan’a. Mektuplaşmaları 1948’den 1967’ye kadar aralıklarla ama çok yoğun sürer. Bu kısacık birliktelik, bitmeyen bir aşka dönüşmesinin ardından, Sen Nehri’nin karanlık sularında ve Roma’da ...

devamını okumak için tıklayınız

Sordum Durdum – Melek Özlem Sezer

Sordum Durdum - Melek Özlem Sezer

Masal Kahramanlarına Sorular Pek çok masalda, doğru olmayan kimi mesajların gizli olduğunu biliyor muydunuz? Pamuk Prenses, Hansel ve Gretel, Külkedisi, Kırmızı Başlıklı Kız, Fareli Köyün Kavalcısı, Keloğlan ve daha niceleri... Adlarını sürekli duyduğunuz ve maceralarını hep dinlediğiniz bu masal kahramanlarını daha yakından tanımaya var mısınız? Peterica Pan'ın meraklı sorularıyla, Melek Özlem Sezer'in ...

devamını okumak için tıklayınız

Oğuz Atay’ın görüntülü ve sesli konuşması

Oğuz Atay’ın görüntülü ve sesli konuşması

Oğuz Atay’ın TRT arşivinde bulunan yüksek çözünürlüklü görüntülü ve sesli konuşması için "devamını oku"yu tıklayınız     Kaynak: www.oguzatay.net

devamını okumak için tıklayınız

“Ne dağı bu?” diye sordum. “Ararat” dediler. – Aleksandr Puşkin

“Ne dağı bu?” diye sordum. “Ararat” dediler. - Aleksandr Puşkin

Koğuştan taze sabah havasına çıktım. Güneş doğuyordu. Dupduru gökyüzünde iki başlı, karlı bir dağ parlıyordu. Gerinirken: “Ne dağı bu?” diye sordum. “Ararat” dediler . Seslerin etkisi ne kadar güçlü! Var gücümle baktım bu efsanevi dağa. Yenilenme ve yaşam ümidiyle onun doruğuna yanaşan Nuh’un gemisini, biri idamın öteki barışın simgeleri olarak ...

devamını okumak için tıklayınız

Sancı Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi’nin Nisan-Mayıs sayısı tüm kitapçılarda…

Sancı Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi'nin Nisan-Mayıs sayısı tüm kitapçılarda...

Sancı Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi “YIKIMIN ve İNŞANIN SANATI KOBANÊ” dosya çalışmasıyla raflardaki yerini aldı. Kobanê’nin yeniden inşası çalışmaları dahilinde kültür ve sanat cephesinden bir nefes olma sorumluluğuyla hazırlanan dergimizin geliri de, Kobanê için gerçekleştireceğimiz kampanya çalışmamızın sonucu ile birlikte Kobanê’ye gönderilecek. Dosya başlığımızda dergimizde; Necmiye ALPAY: “Pax Erdoganica Mı?” ...

devamını okumak için tıklayınız

”Aramızdan biri idam edilecek ama henüz bilmiyor. Kendisinin de seyredeceğini düşünüyor”

”Aramızdan biri idam edilecek ama henüz bilmiyor. Kendisinin de seyredeceğini düşünüyor”

Kapana kısılıp kalmış bir ülke Nobel ödüllü V.S. Naipaul’un Nehrin Dönemeci Afrika’yı anlatan, önemli bir eser. Naipaul ne Afrikalı ne de Avrupalı, ne siyah ne de beyaz ama sömürgeci ahlakını yakından tanıdığı gibi, azınlık sorunlarını ve korkularını da biliyor. Bugüne kadar Afrika hakkında okuduğumuz romanların neredeyse tamamı Avrupalı yazarlar tarafından yazılmış ...

devamını okumak için tıklayınız

Bilimkurgu’ya aşk mektubu

Bilimkurgu’ya aşk mektubu

Mark Bould’un kitabı bilimkurgu sinemasına yazılmış uzun bir aşk mektubu gibi sona eriyor belki. Okurunu uzun bir izlenecek filmler listesiyle de baş başa bıraktığı için bir başucu kitabına dönüşüyor. Bilimkurgu, disiplinlerarası yaklaşımın 1970’lerden bu yana akademideki konumunu sağlamlaştırmasıyla, post-kolonyal teori, feminizm, Marksizm, psikanaliz gibi araçların biri ya da birkaçıyla birden ele ...

devamını okumak için tıklayınız

Yazarların soyadlarının anlamını öğrendiğinizde şaşıracaksınız.

Yazarların soyadlarının anlamını öğrendiğinizde şaşıracaksınız.

Çocukken isimlerimizin anlamını hep merak etmişizdir. Bizim hakkımızda ne söylüyor? Tarihle nasıl bir irtibat hâlinde? Ve anlamını öğrendiğimizde hayal kırıklığı yaşamıştır pek çoğumuz. Flavorwire.com üşenmemiş, hayranı olduğumuz yazarların soyadlarının ne anlama geldiğini açıklayan bir liste hazırlamış. Listede yol aldıkça rahatlayacak, yazar da olunsa söz konusu isim olduğunda fazla uzağa kaçılamadığını ...

devamını okumak için tıklayınız

Naif ve Bilge - Zafer Köse

Virajdan sonra ani bir uçurum. Tesadüfen yol kenarında bulunuyorsunuz ve bir aracın hızla yaklaştığını görüyorsunuz. Ne yaparsınız? E, can kurtarmak için elinizi kolunuzu biraz sallamayı esirgemezsiniz herhalde. Peki, aracın içindekilerin katil, faşist, insanlık düşmanı olduğunu biliyorsanız? O güne kadar birçok insana yaşattıkları büyük acılara her an yenilerini ekleyebilecek kişilerse? Evet, hiçbir ...

devamını okumak için tıklayınız

Edebiyat yasaklansa ne değişir?

Edebiyat yasaklansa ne değişir?

“Kültür ve sanatta bize ‘en iyi’ diye sunulanlar esasında sadece seçim sürecini tekelinde bulunduran güçlerin bize uzattığı menüdeki tercihlerle sınırlıdır.” Umberto Eco Yarın Türkiye’de fırıncılar çalışmasa milyonlarca insan aç kalırdı. Yarın otobüs sürücüleri grev yapsa on binlerce insan gitmek istedikleri yerlere gidemezdi. Yarın sağlık çalışanları işlerini bıraksa, yüz binlerce insan sağlık ...

devamını okumak için tıklayınız

Kayıp Kitaplar Kütüphanesi – Alexander Pechmann

Kayıp Kitaplar Kütüphanesi - Alexander Pechmann

Hemingway'in eşi, yazarın tüm elyazmalarını nasıl çaldırmıştır? Balzac neden yayıncısına kızıp Köy Hekimi romanının ikinci cildini imha etmiştir? James Joyce, Stephen Hero adını taşıyan iki bin sayfalık elyazmasını neden ateşe atmıştır? Edebiyat tarihini, yayımlanmamış ve okurla buluşma şansına sahip olamamış eserlerden yola çıkarak yeniden okumak olası mı? Alexander Pechmann, adeta edebiyat ...

devamını okumak için tıklayınız

Acıdığı için öldürmek…

Acıdığı için öldürmek...

Modern Yunan edebiyatının kurucusu olarak bilinen Aleksandros Papadiamantis’in en önemli eseri ‘Hadula Bir Ada Öyküsü’ günlerde yayımlandı. Herkül Millas’ın da önsözde belirttiği üzere Türk ve Yunan edebiyatı çok da kaynaşmadı bugüne dek. Halit Ziya, Hüseyin Rahmi gibi yazarların Yunancaya çok geç çevrilmesini açıklayamadığımız gibi, Papadiamantis’in Türkçeye ancak bu yıl çevrilmesini ...

devamını okumak için tıklayınız

Aşk meşru bir şey olamaz. O da şiir gibi meşrulaşınca ölür. Cemal Süreya (Söyleşi, 1983)

Aşk meşru bir şey olamaz. O da şiir gibi meşrulaşınca ölür. Cemal Süreya (Söyleşi, 1983)

Cemal Süreya “Babam yoksuldu ama belli etmek istemezdi” Cemal Süreya ile “konuşa konuşa”ya başlamak güç. Nereden başlamalı? On küsur yıldır girip çıktığı, oturup konuştuğu, çay içtiği, sohbet ettiği, yazı verdiği, tartıştığı şu gazete odasında, yeryüzünün en utangaç, en içine kapalı inşam gibi görünen birine “Yoksuluz gecelerimiz çok kısa/Dört nala sevişmek ...

devamını okumak için tıklayınız

Edebiyat dünyasının bilinmeyenleri

Edebiyat dünyasının bilinmeyenleri

Klasikleri okudunuz, çok satanlar listelerini incelediniz, yazarların hayat hikayelerine gözattınız. Ama tüm bunları yapmanız, edebiyat dünyasının magazin haberlerine aşina olduğunuzu göstermez. Size bu konuda da yardımcı olmak istedik: 1. Vladimir Nabokov, Lolita?yı Amerika?da kelebek toplamak üzere seyahat ederken kartların üzerine not alarak yazmıştı. 2. Karısı Vera Nabokov, yazarı Lolita?nın tamamlanmamış taslaklarını yakmaktan ...

devamını okumak için tıklayınız

Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna’sı hâlâ nasıl en çok okunan kitaplar listesinde?

Sabahattin Ali'nin Kürk Mantolu Madonna’sı hâlâ nasıl en çok okunan kitaplar listesinde?

Sabahattin Ali'nin Kürk Mantolu Madonna’sı, yayımlanmasından bu yana yaklaşık yetmiş yıl geçmesine rağmen hâlâ en çok okunan kitaplar listesinde, üstelik ilk üçte yer alıyor. Romanın bunca yıla meydan okuyarak ilk sıralarda yer almasının nedeni nedir? Sabahattin Ali 1907 yılında doğdu. İstanbul Muallim mektebini bitirdi. Almanya'da edebiyat eğitimi gördü. Anadolu'nun çeşitli illerinde ...

devamını okumak için tıklayınız

Sabahattin Ali’nin sevdiği şairler ve yazarlar

Sabahattin Ali'nin sevdiği şairler ve yazarlar

Okuma yazma öğrendiği günden ölene dek sürekli okuyan, arkadaşı Muvaffak Şeref’in dediği gibi, “Dünya edebiyatını gerek Rus, gerek Fransız, gerek Amerikan, özetle dünya edebiyatım günü gününe, tabii klasikleriyle, eskileriyle izleyen” özellikle de Alman edebiyatını çok iyi bilen, yaşadığı donemin edebiyatıyla ilgilenen ve aynı zamanda eski edebiyatı da Çök iyi bilen ...

devamını okumak için tıklayınız

Haritada Bir Nokta – Sait Faik Abasıyanık

Haritada Bir Nokta - Sait Faik Abasıyanık

Çocukluğumdan beri haritaya ne zaman baksam gözüm hemen bir ada arar; şehir, vilayet, havali isimlerinden hemen mavi sahile kayar... Robenson Kruzoe'yu okumuşumdur herhalde; unuttum gitti. Onun zoruyla mavi boyaların üstünde bir garip ada ismi okuyunca hülyaya daldığımı sanmıyorum. Romanlar yüzünden adaları sevdiğimi pek ummuyorum ama belki de o yüzdendir. Haritada ...

devamını okumak için tıklayınız

Ağrı’da ‘seçim çalışması’ Gırgır’ın kapağında!

Ağrı'da 'seçim çalışması' Gırgır'ın kapağında!

Ağrı'da 'seçim çalışması' Gırgır'ın kapağında! Haftalık mizah dergisinin yeni sayısının kapağında Ağrı'daki çatışmaya yer veriliyor. İşte kapak:

devamını okumak için tıklayınız

Erdoğan Uykusuz’un kapağında: ‘İnşaat sektörü biterse…’

Erdoğan Uykusuz'un kapağında: 'İnşaat sektörü biterse...'

Mizah dergisi Uykusuz yarın piyasaya çıkacak olan sayısının kapağında; Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "İnşaat sektörünün olmadığı bir ülke bitmiş demektir" sözlerine yer verdi. İşte, Uykusuz'un bu haftaki kapağı:

devamını okumak için tıklayınız

Erdoğan başkanlık adağı kesiyor! LeMan’ın kapağında

Erdoğan başkanlık adağı kesiyor! LeMan'ın kapağında

Erdoğan başkanlık adağı kesiyor! LeMan'ın kapağında Mizah dergisinin yeni sayısının kapağında Cumhurbaşkanı Erdoğan'a ve başkanlık 'rüyasına' yer veriliyor. işte kapak:

devamını okumak için tıklayınız

İlk psikolojik roman, Eylül – Mehmet Rauf

Mehmet Rauf?un en önemli eseri olan Eylül; zamanının ilk psikolojik romanı olarak kabul edilir. İlk defa 1900?1901 yılları arasında Servet-i Fünun dergisinde tefrika edilen Eylül’ün kitap halinde ilk baskısı 1901 yılında yapılmıştır.

Kitap, psikolojik bir roman olup, ruhsal çözümlemelerde çok başarılı bir çalışma sergilemiştir. İnsanların ruh hallerini çok iyi bir şekilde okuyucuya aktarmaktadır.
Kitabı okurken, eski İstanbul?un perspektifine, o dönemin kıyafetlerine, yalılarda hüküm süren aile hayatının tüm ayrıntılarına ve en önemlisi de samimi ve sıcak duygulara tanık oluyorsunuz.
Günümüzde bu tür duyguların hemen hemen hiç yaşanmadığını varsayarsak hatta varsaymaktan öte, bunu kanıtlayan birçok olaya, kişiye, duruma artık tepki vermediğimizi biliyorsak, roman bize gerçek bir aşkın ne olduğunu çok iyi anlatacaktır…
?Eylül! Öyle bir ay ki, geçen her güzel günü için ona minnettar olmak gerekliydi. Eylül esef ve özlem ayıdır, içine birkaç günlük kış hücumundan acı düştüğü için, insan o güzel havaların, devamlı yazın artık geçtiğini anlayıp esef eder ve özlem çeker.
(…) Kalabalık içinde yalnız yaşamak, kalabalık içinde gezip beraber bir köşeye kaçmak, işte asıl zevk budur. İnsan kalpleri, birbirine bağlılığın ne demek olduğunu o zaman anlar. Ben seni ne kadar sevdiğimi başka kadınları gördüğüm zaman anlıyorum.?

Kitabın Özeti
Bu romanında kişisel duyguları ile insanlık düşünceleri arasında çırpınan ve bunun savaşını veren bir erkek ve bir kadının dramını dile getirmektedir. Bahsedilen romanın kahramanları Suat, Necip ve Suat’ın kocası Süreyya Beydir.
Süreyya Bey ve Suat Hanım birkaç yıldır evli çifttir. Süreyya Bey memurdur. Fazla zengin olmadığı için babasının yardımıyla geçinmektedirler. Yazları genç çift; babasının çiftlik evinde yaşarlar. Babasından defalarca başka bir ev almalarını, kendilerini yalnız bırakmalarını istese de babası, oğlu Süreyya Beyin sözlerini dinlemez ve yeni bir ev satın almaz. Onun yüzünden her yaz bir tane taş ocağına benzeyen köye gelirler ve orada sıkıntıdan patlarlar. Suat bu arada başka olaylardan da sıkılmaktadır. Süreyya ve Suat’ın evine, Süreyya’nın akrabası olan ve Süreyya’nın çok sevdiği, güvendiği Necip gelip gitmektedir.

Necip’in eve geliş gidişlerinde yine akrabalarından olan Suat?ın kardeşi Hacer de eve gelir. Hacer, Necip’le ilgilenir, fakat Necip Hacer’e karşı ilgili değildir.

Hacer evli ve eşi de onun için her şeyini verecek nitelikte bir eştir. Daha sonraları Suat ile Süreyya birlikte mutlu bir şekilde yaşayabilmenin yolunu aramışlar ve bulmuşlardır. Suat Hanım gizlice babasından para isteyip eşi için bir yalı kiralar. Kocası bu duruma çok sevinir. Necip de hem dostları hem de akrabaları olarak Suat ve Süreyya?nın yanına gelir. Süreyya için yelkenle gezmek ve balık tutmak vazgeçilmez bir zevktir. Süreyya bu alışkanlıklarını sürdürürken Suat da Necip?le birlikte piyano çalmaktadır. Başbaşa geçen bu uzun yaz tatilinin sonlarında Necip Bey bir şeylerin olduğunu, Suat Hanım?a aşık olduğunu anlar. Bu durumdan kurtulmaya çalışsa da başarılı olamaz. Sonunda çare olarak onların yanından ayrılmaya karar verir. Giderken de Suat?ın eldivenlerinden bir tanesini izinsiz olarak hatıra olması için alır. Daha sonraları Necip?in tifoya tutulduğu öğrenilir. Süreyya ve Suat buna çok üzülürler. Tehlike devresi geçince Necip?in yanına giderler. Necip hastalığın etkisiyle sinir yorgunluğu içerisindedir. Hacer Necip?in hastalığı sırasında yanında bulunmuş ve o sıralarda Necip?in kendiden geçmiş olduğu zamanda yastığının altından bir bayan eldiveni bulmuştur. Hep birlikte hasta hakkında konuşurlarken Necip?in annesi eldiveni gösterir. Suat kendi eldivenini görünce şok olur ve olayı anlar fakat kimseye sezdirmez. O sırada Necip?te sapsarı olur utancından ve çaresizliğinden ne yapacağını bilemez. Necip hastalıktan sonraki iyileşme devresini yalıda geçirilmek üzere mecbur edilir. Hâlbuki O, onlardan kaçmak için uğraşmaktadır. Bir yaz sessiz ve olaysız bir şekilde geçmiştir. Eylül gelince Süreyya konağa gider. Bu gidiş beklenen bir gidiş değildir. Suat bu duruma anlam veremez. Daha gitmeden önce kışı bile beraber geçireceklerini söylemiştir. Ama Süreyya bir şeyleri sezmiş olup, o yüzden gitmiştir. Konağa geri dönülür. Necip artık eskisi kadar yalıya gelmemektedir. Hele Hacer?in davranışları, onların her bakışlarından anlam çıkarmaya çalışan tavrı her ikisini de deliye döndürür. Birbirlerini buldukları anda, ister istemez kaybedeceklerdir. Suat kendisinden kalan, Necip?in aldığı eldivenin diğerini de verir. Bunun sebebi ise artık hayatın Suat için yaşamaya değer bir tarafı kalmamasıdır. Mutsuz günlerin devam ettiği günlerden bir gün Necip, konağa ziyarete gider. O gün konakta yangın çıkar, herkes dışarı fırlar. Suat, bilerek yangında dışarı çıkmaz. Bunun üzerine Süreyya ve Necip, Suat’ın odasına dalarlar. Süreyya da tam odaya girmek üzereyken tavan alevlenir, odanın içindeki genç kadın ve genç erkeğin üstüne tavan çöker. Sonunda olanlar olur ve her ikisi de bu yangında ölür.

Kitap yer alan kişilerin değerlendirilmesi
Suat:
Kocası Süreyya ile mutlu bir evlilik sürdürürken Necip Bey?e aşık olur.
Necip: Akrabaları olan Süreyya ve Suat?ın yanına gelip, Suat?a aşık olan bir adamdır.
Süreyya: Suat?ın kocasıdır. Onun için yelkenle gezmek ve balık tutmak vazgeçilmez bir zevktir.
Hacer: Suat?ın kardeşi ve Necip’e ilgi duyan bir kadındır.

Hüseyin Sırrıoğlu’nun 02/10/2009 Tarihinde Radikal Gazetesi Kitap Eki’nde Yayınlanan “Sadeleştirilmiş ‘Eylül’…” Adlı Yazısı
Mehmet Rauf?un Eylül?ü yazmasının üzerinden bir asrı aşkın süre geçti. Dahası Türkçe bu bir asır içinde köklü değişimler geçirdi. Dil Devrimi?nin neler getirdiği, neler götürdüğü ayrı bir tartışmanın konusu tabii, ancak yüz yıl önce yazılan eserlerin bugün büyük oranda anlaşılmaz olduğu ortada. Peki, ne yapmalı? Bu eserleri nasıl okutmalı yeni nesillere? Yanıt basit: Sadeleştirerek.
Hele ki söz konusu olan Eylül gibi müfredatta yerini almış, yani bazen çocuklara zorla okutturulan bir kitap olduğunda güncel basımların hazırlanması, eserin bugünün okuyucusu için kolay anlaşılır bir şekle sokulması adeta bir zorunluluk halini alıyor. Ve güncel basım ya da sadeleştirme yalnızca eski ve bugün kullanılmayan kelimelerin yerine daha yaygın karşılıklarını ya da benzer anlamlı kelimeleri koymaktan ibaret değil. En azından böyle olmamalı. Bazen cümle yapılarının da müdahaleye ihtiyacı oluyor örneğin. Ya da eserin yazıldığı döneme ait adet ve değerlerin, yer adlarının dipnotlarla okuyucuya açıklanması gerekiyor.
Eylül?ün piyasada bulunan sayısız baskısı incelendiğinde yapılan güncelleme ve sadeleştirmelerin son derece yetersiz olduğu görülüyor. Çoğunlukla karışık ve bu sebeple anlaşılması zor cümle yapılarını muhafaza eden, eserin kelime tekrarları ve ikilemelerle dolu -ağdalı- dilini değiştirme gereği duymayan baskılar bunlar. Ve bu yüzden Eylül kolay okunan bir eser olmaktan çıkıyor. Hatta diliyle, cümleleriyle, anlamı bilinmeyen kelimeleriyle ?ölü? bir eser halinde okuyucuya sunuluyor.
Bu açıdan Artemis Yayınları?nın çabası oldukça anlamlı. Kitabın arka kapağında bu durumu onlar da belirtmiş zaten. ?Eylül okul müfredatlarındaki zorunlu okuma listelerinde yer aldığı için bugüne kadar ?ceza? olarak okundu. Dili ağırdı,? diyorlar. Ve daha sonra hikâyesini çok sevdikleri bu eser üzerine çalıştıklarını, eseri baştan sona elden geçirdiklerini söylüyorlar. Gerçekten de romanın yeni baskısı piyasadaki diğer Eylül?ler arasından kolaylıkla sıyrılabilecek bir akıcılıkta. Dili sade, cümleler anlam bozulmadan bölünmüş bazı yerlerde. Sayfa altlarında alaturka saate, eserde adı geçen dönemin alışveriş merkezlerine ve Mehmet Rauf?un saplantılı bir biçimde neredeyse her eserinde mutlaka değindiği klasik müziğe dair dipnotlar var. Yayınevinin sadeleştirmesini ve eserin dilini nasıl akıcı bir hale getirdiğini anlatabilmek için eserin ilk üç cümlesini ele alalım. Bu ilk üç cümlenin orijinal hali:
Salonda bahçedekilerin kahkahaları işitilebiliyordu.
Süreyya canı sıkılanlara mahsus bir tahammülsüzlükle, ?Çılgın kız!? diye söylendi.
Balkona açılan büyük kapıdan parmaklığa dayanmış dışarıya baktığı görülen zevcesi dönüp ?Lâkin bu gece de hava ne güzel!? dedi.
Ve bugün piyasadaki pek çok baskıda ?mahsus? ?özgü?ye, ?zevcesi? ?karısı?na çevrilip bırakılıyor. Oysa ufak bir iki dokunuşla giriş çok daha akıcı hale getirilebilir. Özellikle üçüncü cümlenin belirsizliği yok edilebilir. Artemis de bunu yapmış. Şimdi Eylül?ün Artemis baskısındaki ilk üç cümleye bakalım.
Bahçedekilerin kahkahaları salondan duyulabiliyordu.
Canı sıkılan Süreyya dayanamadı, ?Çılgın kız!? diye söylendi.
Parmaklığa dayanmış dışarıya bakan karısı dönüp balkona açılan büyük kapıdan içeriye seslendi.
?Bu gece hava ne kadar güzel.?
Böylece okuyucu için yeniden zevkli bir sürece dönüştürülmüş oluyor Eylül?ü okumak.

Müfredatta bir aşk romanı
Eserin Artemis Yayınları gibi çok satan aşk romanlarıyla ünlü bir yayınevinden çıkmış olmasının bir faydası da sanırım algılanışıyla ilgili. Bu sayede eser sıkıcı ve ?ölü? bir müfredat romanı olmaktan çıkıp bir aşk romanı olarak da okunuyor yeniden. Ki Eylül Türk Edebiyatı?nda aşkı en iyi anlatan romanlardan biri. Necip ile Suat?ın yasak aşkı, Suat?ın kocası Süreyya ile ilişkisine, aşkına dair detaylı ve derinlikli sorgusu Mehmet Rauf?un ne denli başarılı bir yaratıcı olduğunu ortaya koyup bize, Eylül?e ilk psikolojik roman denmesinin haklılığını gösteriyor. Yüz yıl öncesinin naif aşkları, o bakışlarla yetinilen, küçük tesadüflerle mutlu olunan birliktelikleri garip bir biçimde buruyor içimizi. Belki geçmişe dönmek, o masum aşklardan birinin başkarakteri olmak, belki Mehmet Rauf tarafından bir roman kişisine dönüştürülmek istiyoruz.
Eylül, Mehmet Rauf?un kaleminden yüz yıl öncesinin aşklarını anlatıyor bize. Ve güncelleştirilmiş basımı esere dair bildiklerimizi sorgulatıyor bize. Eylül bir aşk romanı olup çıkıyor yeniden. Dili elden geldiğince akıcılaştırılmış, durulaştırılmış bir aşk romanı.

Mehmet Rauf?un Yaşam Öyküsü
Mehmet Rauf 1875’te İstanbul Balat’ta doğdu. İlköğrenimini Balat’taki Defterdar mahalle mektebinde tamamlayan Mehmet Rauf, daha sonra Soğukçeşme Askeri Rüştiyesi’nde okudu. 1893’te Mekteb-i Bahriye’yi bitirdi.

Askeri Rüştiye’de Fransızcasını, Mekteb-i Bahriye’de de İngilizcesini geliştiren Mehmet Rauf, Georges Ohnet, Octave Fleuillet, Alphonse Daudet, Emile Zola, Gustave Flaubert gibi dönemin ünlü yazarlarını eserlerini yazdıkları özgün dillerden okudu ve bu yazınsal beğenisini geliştirdi. Ancak aklı fikri edebiyattaydı Mehmet Rauf?un; daha on altı yaşında iken yazdığı ?Düşmüş? adlı hikâyesi İzmir?de, Halit Ziya?nın çıkardığı ?Hizmet? gazetesinde yayınlanmış, gençlik yıllarında önce Mektep dergisinde, Edebiyat-ı Cedide hareketine katılınca de Servet-i Fünun?da küçük hikâyeler, mensur şiirler, edebi makaleler yazmış, Servet-i Fünun?da tefrika edilen ?Eylül? romanıyla dönemin tanınmış yazarları arasına girmişti.
Mehmet Rauf, aynı zamanda ilk ciddi edebiyat eleştirilerinin de yazarıydı. İyi yabancı dil bilen ve Aydınlanma düşüncesiyle Fransızca metinlerle tanışan Mehmet Rauf, II. Meşrutiyet?ten (1908) sonra erotik edebiyatın öncülüğünü yapmıştı. Ne var ki, ?Bir Zambağın Hikâyesi? ve ?Kaymak Tabağı? adlı uzun hikâyeleri nedeniyle muhafazakâr kesimlerin tepkilerini topladı. Askeri mahkemede yargılanarak ordudan atıldı. Bu arada yazdığı bazı öyküleri Halit Ziya’ya gönderdi. Halit Ziya’nın da ön ayak olmasıyla öyküleri çeşitli gazete ve dergilerde yayımlandı. Servet-i Fünun dergisinin çevresinde toplanarak Tanzimat yazarlarından çok farklı bir yol izleyen ve yazınımızda da Servet-i Fünun adıyla anılan akımı yaratan yazar ve şairler arasına 1896 yılında katıldı.

1901’de ilk evliliğini Ayşe Sermet Hanım’la yaptı. Daha sonra Besime Hanım’la evlendi. Son evliliğini Muazzez Hanım’la yaptı. İlk evliliğinden iki, ikinci evliliğinden bir çocuğu oldu. Cumhuriyet döneminde olmak üzere çok sayıda hikâye, roman ve oyun yazan Mehmet Rauf, piyes yazmış, sürdüğü maceralı hayat sonunda 1927’de hastalanarak felç oldu. Ve 23 Aralık 1931’de Cerrahpaşa Hastanesi’nde yoksulluk içinde hayata göllerini yummuştur.

“Aşka aşık” bir kişiliği olan yazarın bu özelliği eserlerine de yansımıştır. Yazar hemen her eserinde aşkı anlatır. Yazarın en ünlü eseri “Eylül” de bunun örneklerindendir. İlk eseri çocuk yaşta yazdığı “Gaskonya Korsanları yayımlanan ilk eseri ise, “Düşmüş” adlı hikâyesidir. Mehmet Rauf’un yazınsal başarısı insan ruhuna ait tasvirlerinin inceliğinden kaynaklanıyor. Bu anlamda, “Eylül” edebiyatımızda psikolojik analizlere yer veren ilk roman kabul edilir. Yazar en çok hikâye türünde eserler vermiştir. Dili kendisi için üstat kabul ettiği Halit Ziya Uşaklıgil’e göre daha yalındır; bununla beraber Servet-i Fünun lehçesinden örnekler de çoktur.

Fransa’daki naturalizm ve realizm akımlarından etkilenmiş olsa da romanlarındaki karakterler, hayatlar ve yaşayışlar idealize edilmiş tiplerdir. Yazarın eserlerinde mekân genellikle İstanbul köşkleridir bu yüzden. Bu nedenle yazarın realizmden uzak bir sanat anlayışı olduğu söylenebilir. Karakterler ise, alafranga tiplerdir.

Servet-i Fünun döneminin Halit Ziya’dan sonraki en önemli yazarı kabul edilen Mehmet Rauf’un roman, hikâye, makale, mensur şiir ve tiyatro türlerinde çok sayıda eseri vardır.
Romanlarında genelde İstanbul ve çevresinde yaşayan seçkin ailelerin arasında geçen aşk ilişkilerini konu almıştır. Zaman zaman şiirler de yazmıştır.

Eserleri
Romanları:
?Eylül
?Ferda-ı Garam
?Karanfil ve Yasemin
?Genç Kız Kalbi
?Böğürtlen
?Son Yıldız
?Halas
?Ceriha
?Kan Damlası
Hikâye kitapları:
?İhtizar
?Son Emel
?Aşk Kadını
?Eski Aşk Geceleri
?İlk Temas
?İlk Zevk
?Define

Oyun:
?Pençe

Düzyazı şiirler:
?Siyah İnciler

15 Responses to İlk psikolojik roman, Eylül – Mehmet Rauf

  1. metin diyor ki:

    Okuduğum güzel kitaplardan biridir. Şu an okuduğum başka kitapta harika (aşk gibi aydınlık ölüm gibi karanlık) ama eylül ile kitap okumayı sevdim. herkese tavsiye ediyorum. En güzel kitap okuduklarımdan (Notre Dame’ın Kamburu ve greziela) harika kitaplar. Diyarbakırdan pir_selo

  2. rümeysa diyor ki:

    Bence çok saçma bi hikaye bir yerden başka bir yere gidiyor. Sadece kitabın sonu çok ama çok güzel.

  3. mekan 37 diyor ki:

    Ben kitabı okumadım ama bu özetini okuyunca beğendim hoca sayesinde okudum özetini ve beğendim kitabı gerçekten herkese tavsiye ederim bu kitabın anafikri bence özetine bakılırsa ne kadar yakının olursa olsun güvenmiyeceksin sonunda yazdığı gibi 2 genç ölür ve normal hayatta başka bişeyler olabilir ölümden başka da sizce ??????? ne anafikri bu kitabın CVP bekliyorum

  4. oguz diyor ki:

    Çok süper okudum ve çok beğendim. Tavsiye ederim. Özetini sınıfıma da anlattım.

  5. agharta diyor ki:

    Türk edebiyatında İlk psikolojik roman olması açısından önemli. Okunması gereken bir roman.

  6. ßuRaK__RBD__33__ diyor ki:

    Güzel bir kitap ama bazı yerleri bence çok sıkıcıydı.

  7. irem diyor ki:

    Ablam sayesinde bu kitabı aldım. Daha başlamadım kitaba ama, Aşk-ı Memnu ya benzediğini kestiriyor gibiyim :) Okuduğum yorumlara göre, güzel bir kitap. Hadi bakalım , hayırlısı (:

  8. ceren diyor ki:

    Okunası bir kitap, gerçekten yoğun duygular var. Herşey mimiklerde ve gözlerde yoğunlaşılarak anlatılmış.. okuyun derim (;

  9. tatlı cadı diyor ki:

    Bence süper bir kitap ayrıca da ben bu kitaptan esinlenerek bir kitap bile yazıyorum. Bastırmayı da düşünüyorum. Bu yüzden bu kitabı çooook seviyorum.

  10. tuğçe diyor ki:

    Beni çookkk duygulandıran bir roman aşık oldum bu romana bitmesin diye dua ettim ama ne yazıkki bitti herkese tavsiye ediyorummm:)

  11. esma diyor ki:

    güzel kitap ama ben beğenmedim değişik bir aşk durumunda da olsa bana hoş gelmedi.

  12. serhat diyor ki:

    kitabın ismi neden eylüldür??

  13. vicdan diyor ki:

    Bu kitap çok güzel kitap okumayı artık daha çok seviyorum

  14. furkan diyor ki:

    Serhat ın sorusu üzerine :Kitabın isminin eylül olma sebebi eylül karamsar bir aydır hava boğuk olur,sıkıcı bir hava görülür kitapta da Necip’in karamsarlıklarına sıkça rastlanılır bu sebeple adı ”Eylül” dür

  15. aslıııı diyor ki:

    güzel bir kitap ancak çok ayrntya grmş…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>