İlkeler Yönünden Nietzsche ve Kant

kant
Kant

Kant, eleştiriyi en başından bütüncül ve olumlu eleştiri olarak gören ilk kişidir. Bütüncüldür çünkü ondan “hiçbir şeyin kaçamaması gerekir”; olumludur, olumlamacıdır çünkü önceden gözardı edilmiş güçleri serbest bırakmadan bilme gücünü sınırlamaz. Peki ama sonuçları nelerdir böyle büyük bir tasarının? Okuyucu cidden, Salt Aklın Eleştirisi’nde, “Kant’ın, teologların dogmalarına (Tanrı, ruh, özgürlük, ölümsüzlük) galip gelmesinin, bu dogmalarla uyuşan ideale zarar verdiğine inanıyor mu?” Ve hattâ Kant’ın böyle bir niyeti olduğuna inanılabilir mi? Salt Aklın Eleştirisi’de, Kant daha ilk sayfalardan itibaren bu kitabın hiç de bir eleştiri olmadığını itiraf etmiyor mu? Öyle görünüyor ki Kant, eleştirinin olumluluğunu eleştirilenin haklarını alçakgönüllükle kabul etmeyle karıştırmıştır.

Hiç bu kadar uzlaşmacı, bu kadar saygılı bir bütüncül eleştiri görülmemiştir. Hem tasarıyla sonuçlar arasındaki (dahası genel tasarı ile şahsi niyetler arasındaki) bu karşıtlık kolayca açıklanabilir. Kant köhne bir eleştiri kavrayışını varabildiği en uç noktaya götürmek dışında bir şey yapmadı. Eleştiriyi, bizzat bilgi veya hakikâte değil de bunlara ilişkin iddialara yaslanması gereken bir kuvvet yaptı. Ahlâka ilişkin iddialara yaslanan bir kuvvet yaptı, bizzat ahlâka yaslanan değil. Böyle olunca da bütüncül eleştiri bir uzlaşma taktiğine dönüveriyor; savaşa gitmeden önce nüfuz alanları çoktan paylaşılmış. 

Üç ideal çarpıyor göze: Ne bilebilirim? Ne yapmalıyım? Ne umut etmeliyim? Bu üçünün de sınırları çiziliyor, kötüye kullanımlar ve ihlaller ifşa ediliyor ama her üçünün de eleştirilemez özelliği elmadaki kurtçuk misali kantçılığın kalbinde yerleşik kalıyor: Hakiki bilgi, hakiki ahlâk, hakiki din. Kant bir de olgu der; ahlâk olgusu, bilgi olgusu diye… Alanlara sınır çekme yolundaki Kantçı eğilim en sonunda özgürce, kendi oyununu oynayarak Yargının Eleştirisi’nde çıkagelir; burada, baştan beridir bildiğimizi öğreniriz: Kant’ın eleştirisinin doğrulamak dışında bir amacı yoktur, eleştirdiği şeye inanmakla başlar işe.

Bildirilen “büyük siyaset” bu mudur? Nietzsche bunda daha henüz “büyük siyaset”in olmadığını saptıyor. Eleştiri, gerçek ahlâk ahlâkla dalga geçer demekle yetindiğinde bir hiçtir ve hiçbir şey de söylemez. Kendi hakikâtine yaslanmadıkça, hakiki bilgiye, hakiki ahlâka, hakiki dine dayanmadıkça hiçbir şey yapmaz. Nietzsche, erdemi hükümsüz kıldığı her seferinde, sadece sahte erdemleri veya erdemin maskeleri değil bizzat erdemin de bir hükmü kalmaz, yani hakiki erdemin küçüklüğü, hakiki ahlâkın inanılmayacak sıradanlığı ve özgün değerlerin bayağılığı hükmünü yitirir. “Zerdüşt burada en ufak bir kuşkuya yer vermez; iyileri, mükemmelleri bilmenin, onda, insana  “En kafalı olanlar… bir halkın, kendi ahlâkı hakkındaki veya insanların tüm bir insan ahlâkı hakkındaki, işte bu ahlâkın kökeni, dinen tasvip, özgür irade önyargısı vesaire hakkındaki saçma düşüncelerini ortaya koyup eleştirir, böylelikle de bizzat ahlâkı eleştirdiklerini sanırlar. 

Karşı içine bir ürperti verdiğini, kanatlarının çıkmasının işte bu tiksinmeden dolayı olduğunu söyler”. Sahte ahlâkı veya sahte dini eleştirmekle zayıf eleştirmenler, “majestelerinin muhalifi”, gamlı müminler oluruz. Tarafları uzlaştıran sulh hukuku hakiminin eleştirisi bu. İddia sahiplerini eleştiriyoruz, bu iddia sahiplerinin bu alanlardaki tecavüzünü mahkum ediyoruz ama bu alanların kendisi bize kutsal geliyor. Aynı şey bilgi için de geçerli; adına lâyık bir eleştiri, bilgi takma adında bir bilinemeze değil, bilinebilir olanı hakikâten bilgiye yaslanmalı. İşte bu yüzden Nietzsche, bu alanda olduğu gibi diğer alanlarda da bütüncül bir eleştirinin olası tek ilkesini kendi “perspektivizminde” bulduğunu düşünür. Ahlâki olgu, ahlâki fenomen yoktur ama fenomenlerin ahlâki bir yorumlaması vardır. Bilginin yanılsamaları yoktur ama zaten bilginin kendisi bir yanılsamadır; bilgi bir yanılgıdır, daha da kötüsü bir çarpıtmadır. (Nietzsche bu son önermeyi Schopenhauer’e borçludur. Schopenhauer, kantçılığı işte böyle, kökten dönüştürerek, diyalektikçilerin aksi yönünde yorumlamıştır. Schopenhauer, eleştirinin ilkesini de hazırlamayı bilmiştir; ama ahlâk ayağını tökezletir, budur zayıf noktası)

Gilles Deleuze
Nietzsche ve Felsefe
Nurgonk Yayınları

Yorum yapın

Daha fazla Biyografiler, Felsefe, Politika
Nietzsche’de Soru Biçimi

Metafizik, öze dair soruyu şöyle biçimlendirir: “... nedir?” Belki de biz bu soruyu doğal karşılamaya alıştık, bunu da Sokrates'e ve Platon'a borçluyuz....

Kapat