Almanya’nın 1915 olaylarındaki rolü ne?

Almanya'nın 1915 olaylarındaki rolü ne?

1915 yılında Anadolu Ermenilerinin yaşadığı katliamlar ve tehcir konusu Almanya'da, o dönemde Osmanlı İmparatorluğu'nun müttefiki olarak Anadolu'da görev yapan Alman subay ve diplomatlarının olaylarda oynadığı rol üzerinden tartışılıyor. 1970'li yıllardan beri Almanya'da yaşayan araştırmacı yazar Serdar Dinçer, bu konuda en kapsamlı araştırmalardan birini yaptı. Dinçer ilk kez konuyu Almanya Dışişleri ...

devamını okumak için tıklayınız

1916: İranlı yazarın güncesinden Ermenilerin yaşadıkları

1916: İranlı yazarın güncesinden Ermenilerin yaşadıkları

Muhammed Ali Cemalzâde, 1916'da Ermeni azınlığın uğradığı zulme şahit olmuş. Cemalzâde, Birinci Dünya Savaşı sırasında, Osmanlı idaresindeki Bağdat'ta görev yapan bir grup genç İran vatandaşından biriydi. İngiliz güçleri Bağdat'a yaklaşırken, Cemalzâde, İran jandarmasında görevli iki İsveçli subayla birlikte İstanbul'a gitmek üzere yola çıktı. Cemalzâde, yolculuğu sırasında, gördüğü, 'zalimce ve şoke ...

devamını okumak için tıklayınız

Çamaşır suyu çocukları hasta mı ediyor?

Çamaşır suyu çocukları hasta mı ediyor?

Evlerde çamaşır suyu kullanımıyla, çocukların hastalıkları bağlantılı bulundu. Etkisi her ne kadar “makul” olsa da, çamaşır suyu kullanımın teşvik edilerek arttırılması, toplum sağlığını ilgilendiren sorunlar yaratabilir. İş ve Çevre Sağlığı dergisinde yayımlanan bir çalışmaya göre, evlerinde pasif olarak çamaşır suyuna maruz kalan çocuklarda solunum yolu ve diğer bazı enfeksiyonlar daha yüksek ...

devamını okumak için tıklayınız

1915’te neler oldu?

1915’te neler oldu?

Kévorkian; Erzurum, Van, Bitlis, Diyarbakır, Harput, Sivas, Trabzon, Ankara, Kastamonu, Edirne, Bursa, Aydın, Konya, Adana Vilayetleri ile Maraş, Antep, Antakya, Urfa Mutasarrıflığı’ndaki tehcirler ile katliamları tek tek irdeleyip betimlemiş. Hüsnü Mansur ve Besni [kazaları] arasındaki sınırda çürüyen cesetler olduğunu öğrendik. Cesetlerin, çürümek üzere açıkta bırakılması gerek hükümetin bakış açısından gerekse sağlık ...

devamını okumak için tıklayınız

Bir Âşığın Portresi Olarak Orhan Veli

Bir Âşığın Portresi Olarak Orhan Veli

Edebiyatımızda insanın kendi yol öyküsünü, bireyin içsel macerasını anlatabilme yeteneğinin I. Yeni olarak adlandırdığımız Garipçiler ve Orhan Veli şiiriyle başladığını söylemek çok da abartılı bir tespit sayılamaz. Orhan Veli’nin “Küçük İnsan”ı anlama ve yorumlama, o küçük insanı aslında kendinde var olan bir sıradan, olağan süre gidiş olarak görme macerasında kattettiği ...

devamını okumak için tıklayınız

Amerikalıların genetik mirasında, köle ticareti ve kolonileşmenin izleri…

Amerikalıların genetik mirasında, köle ticareti ve kolonileşmenin izleri…

Amerika Kıtasına yüzyıllar önce yapılan göçlerin genetik izlerini araştıran bir çalışma, köle ticaretinin ve kolonileşmenin izlerini, bugün yaşayan Amerikalı bireylerde tespit etti. Araştırmacılar, yaşayan Amerikalıların genomlarını Afrikalı ve Avrupalı bireylerin genomlarıyla karşılaştırdı. Londra Kolej Üniversitesi ve Roma’da bulunan Universita del Sacro Cuore’de görev yapan araştırmacıları içeren takım, 64 farklı topluluktan ...

devamını okumak için tıklayınız

Aziz Nesin’i ünlülerden dinleyeceğiz

Aziz Nesin’i ünlülerden dinleyeceğiz

Aziz Nesin’in tüm külliyatı sesli içeriğe dönüştürülüyor. Sesli içerik platformu Yodiviki’nin Nesin Vakfı’yla imzaladığı anlaşma sonucunda Nesin’in tüm eserleri Şehir ve Devlet Tiyatrosu oyuncularının sesiyle hayat bulacak. Bu yıl doğumunun 100’üncü yılı kutlanan kısa öykü, roman, anı, tiyatro ve şiir dalında birçok eseri edebiyatımıza kazandıran Aziz Nesin’in 100’üncü yıl çalışmalarının bir ...

devamını okumak için tıklayınız

Türkiye’nin ‘son Ermeni köyü’ Vakıflıköy’ün öyküsü

Türkiye’nin ‘son Ermeni köyü’ Vakıflıköy'ün öyküsü

Ortalığı portakal çiçeklerinin mis kokusu kaplamış. İki yanı yeşil bahçelerle kaplı yokuş bir yoldayım. Bir tarafta Kel Dağ, ucunda Akdeniz ve arkasından Suriye görünüyor. Diğer tarafta Musa Dağı’nın geniş etekleri yayılıyor. Burası "Türkiye'nin tek Ermeni köyü" Vakıflıköy. Hatay'a bağlı köy, Osmanlı İmparatorluğu öncesinden bugüne, kendilerine "Musa Dağı Ermenileri" diyen Kilikya ...

devamını okumak için tıklayınız

Özel Yükseliş Koleji Tiyatro Kolu “ Yarış ” Anılar 1969 -1970 – Ayhan Hüseyin Ülgenay

Özel Yükseliş Koleji Tiyatro Kolu “ Yarış ” Anılar 1969 -1970 - Ayhan Hüseyin Ülgenay

Bir insan kendine bir yol çizip ona devam ederse artık ondan kurtuluş yoktur. Tiyatroyu kendime yol çizdiğimden, tiyatro çalışmalarım okulunda da devam etti. Lise son sınıfta Şubat ayının sonlarına doğru okulda bir oyun sahnelemeye karar verdim.Seçtiğim oyun;Abbot ve Holmes’in YARIŞ isimli oyunu, Türkçeye Salah Birsel (Ahmet Selahattin BİRSEL ) çevirmiş.Oyun ...

devamını okumak için tıklayınız

Çarklar Arasında – Hermann Hesse

Çarklar Arasında - Hermann Hesse

Hermann Hesse'nin kendi yaşamöyküsüyle de paralellikler taşıyan "Çarklar Arasında"nın kahramanı Hans Giebenrath, Almanya'nın küçük bir kasabasında yaşamaktadır. İçedönük ama çok yetenekli bir genç olan Hans, devletin açtığı yatılı okul sınavına kasabadan gösterilebilecek tek adaydır. Snavda başarılı olmasının ardından Hans'ı sıkı çalışma günleri bekler. Tek hedefi, başarılı olmak, küçük düşmemek, ailesini ...

devamını okumak için tıklayınız

Ak Saray’ın elektrik faturası Gırgır’a kapak oldu!

Ak Saray'ın elektrik faturası Gırgır'a kapak oldu!

Ak Saray'ın elektrik faturası Gırgır'a kapak oldu! Mizah dergisinin yeni sayısının kapağında Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nın elektrik faturasına yer veriliyor. İşte kapak:

devamını okumak için tıklayınız

Üsküdar’a Kabe maketi kuruldu, LeMan kapak yaptı!

Üsküdar'a Kabe maketi kuruldu, LeMan kapak yaptı!

Üsküdar'a Kabe maketi kuruldu, LeMan kapak yaptı! Mizah dergisinin yeni sayısının kapağında Üsküdar meydanındaki Kabe maketine yer veriliyor. İşte kapak:

devamını okumak için tıklayınız

Vali ‘intihar’ dedi, katır konuştu! Uykusuz’un kapağında

Vali 'intihar' dedi, katır konuştu! Uykusuz'un kapağında

Şırnak Valisi'nin Roboski'de öldürülen katırlar için 'intihar etmiş olabilirler' açıklaması, Uykusuz'a kapak oldu. İşte kapak:

devamını okumak için tıklayınız

Rotterdamlı Erasmus – Zaferi ve Trajedisi – Stefan Zweig

Rotterdamlı Erasmus - Zaferi ve Trajedisi - Stefan Zweig

Stefan Zweig'ın, Kuzey Avrupa Rönesansı'nın büyük ustası, hümanist bilgin Desiderius Erasmus için kaleme aldığı bu yaşamöyküsü, bağnazlığın her türlüsüne karşı bir savaş ilanı niteliği taşıyor. Rotterdamlı Erasmus: Zaferi ve Trajedisi, son nefesine kadar bir hümanist, gerçek bir dünya vatandaşı olarak kalan Zweig'ın deneme türündeki başyapıtıdır. Her koşul altında iç özgürlüğünü koruma ...

devamını okumak için tıklayınız

Hüseyin Aygün, Yeni Şafak gazetesinin Atatürk’ün, idam edilmeden saatler önce Seyit Rıza ile görüştüğüne dair yayınladığı belgeyi yalanladı.

Hüseyin Aygün, Yeni Şafak gazetesinin Atatürk’ün, idam edilmeden saatler önce Seyit Rıza ile görüştüğüne dair yayınladığı belgeyi yalanladı.

Hüseyin Aygün, Yeni Şafak’ın haberine ilişkin, “2 yıl evvel 78 milyonun gözünün içine bakarak açıktan Kabataş yalanını söyleyenlerin 78 yıl evvel gerçekleşen bir siyasi idamla ilgili olarak iftira kapasitesini gözler önüne sermiştir” dedi. “İdamların gerçekleştiği 1937 yılında MAH imzalı ve bu kadar düzgün bir Türkçe ile bir belge ancak AKP binasında ...

devamını okumak için tıklayınız

Onlar Yoksul Eti Yerler – Enver Gökçe

Onlar Yoksul Eti Yerler - Enver Gökçe

ONLAR YOKSUL ETİ YERLER Bak Şu Dağlara Alı Al Moru Mor Saf Saf Omuz Omuza Dünya Elvan Elvandır. Bu Dirlik Düzenlik Kavgasında Yunus Kollar Daldırma Gül Ve Yürek Kocamandır. He Vallah Kocamandır. Kalabalık Yücedir Kalabalık Vatandır Ah Len Ah Onlar Yoksul Eti Yerler Ve İçtikleri Kandır. Enver GÖKÇE

devamını okumak için tıklayınız

1905 Bomba Olayı ve 1909 Adana İğtişaşı – Ayşe Hür

1905 Bomba Olayı ve 1909 Adana İğtişaşı - Ayşe Hür

31 Mart Olayı ile eş zamanlı olarak başka merkezlerde de kalkışmalar oldu ama en önemlisi Adana'da yaşandı. Olaylarda kaç kişinin öldüğü hâlâ bilinmiyor. Adana Ermeni Piskoposluğu'nun raporuna göre 17.844, İstanbul'daki Ermeni Patrikhanesi'nin Adana'ya gönderdiği heyete göre 21.330 ölü (Ermeni) vardı. Geçen hafta bıraktığım yerden devam ediyorum. Avrupa, Balkanlar, Kafkasya, Ortadoğu ve ...

devamını okumak için tıklayınız

1894-1896 Ermeni katliamları ve Osmanlı Bankası Baskını – Ayşe Hür

1894-1896 Ermeni katliamları ve Osmanlı Bankası Baskını - Ayşe Hür

26 Ağustos 1896'da Osmanlı Bankası'na baskın yapan 4 ölü ve 5 yaralı dışındaki 17 kişi Marsilya'ya gönderildi. Olaylara karıştıkları gerekçesiyle tutuklanan bazı kaynaklara göre 143 bazılarına göre 300 bazılarına göre 400 kişinin yargılaması Ekim ayının sonuna kadar sürmüş, Ermeni tarafından 90 kişi baskınla ilgili olarak çeşitli cezalara çarptırılmış, Müslüman tarafında ...

devamını okumak için tıklayınız

Hafızalardan silinmeyen 15 distopik kitap

Hafızalardan silinmeyen 15 distopik kitap

Bilindiği gibi ilk kez John Stuart Mill tarafından kullanılan distopya terimi, ütopyanın zıttı olarak “kötü bir yer” anlamına geliyor. 1. Demir Ökçe - Jack London Modern karşı ütopyaların ilki sayılan bu roman, toplumda ve siyasette gelecekte yer alacak değişiklikleri irdeler. Jack London'ın 1907'de yayımlanan Demir Ökçe adlı eseri, modern karşı-ütopyacı romanların ilki sayılır. ...

devamını okumak için tıklayınız

Yeni Şafak: İdamdan önce Seyit Rıza ve Atatürk arasında geçen konuşma

Yeni Şafak: İdamdan önce Seyit Rıza ve Atatürk arasında geçen konuşma

Yeni Şafak, Atatürk'le Seyit Rıza arasında geçtiği iddia edilen bir belge yayımladı. “MAH Başkanlığına -Hususi- Ankara’dan alınan şifreli talimatname ile İhsan Sabri beyle görüşülüp ve İhsan beyin vereceği emir ve talimatnamelere harfiyen riayet edilmesi gerektiği, bunlarla ilgili raporunda süratle Başvekalet’e iletilmesi emredildi. Bunun üzerine İhsan Sabri beyle görüşüldü. Bize hafta sonu Seyit Rıza ile ...

devamını okumak için tıklayınız

72. Koğuş – Orhan Kemal “İnsan Onurunun Sesi”

?Eşe dosta selam, inandığım doğruların adamı oldum, böyle yaşadım, karınca kararınca bu doğruların savaşını daha çok sanatımda yapmaya çalıştım, kursağıma hakkım olmayan bir tek kuruş dahi girmemiştir.? Orhan Kemal (ölümünden üç ay önce yazdığı bir söz)

Orhan Kemal?in başyapıtlarından 72.Koğuş, insan onurunun düşebileceği en dipsiz kuyunun hikâyesidir.
Tüm yapıtlarında her şeye rağmen insana olan inancını ve sevgisini korumuş olan Orhan Kemal; okurlarına, bu derin çukura yuvarlanmış olan insanların, en yakınını bile üç kuruşa vurabilecek kadar alçalmış olanların dünyasını bir koğuşun karanlığında bile direnişin sesini duyuruyor. Alçalışın bile yok edemeyeceği insanlık onurunu dile getiriyor.

1938’de Niğde’de askerliğini yaparken “Maksim Gorki ve Nazım Hikmet kitapları okumak”, “yabancı rejimler lehinde propaganda ve isyana muharrik” suçundan 5 yıl hapis cezasına mahkum edilen Orhan Kemal,1940’ta, Bursa Cezaevi’nde tanıştığı Nazım Hikmet’in görüşlerinden etkilendi; kendisinden Fransızca, felsefe, siyaset dersleri aldı. Orhan Kemal’i şiir yerine roman ve öykü yazmaya teşvik eden de Nazım Hikmet oldu. Özgürlüğüne kavuşmasından sonra 1954 yılında Orhan Kemal adıyla 72. Koğuş hikâyesinin yazarı olur.

‘Âdemoğlu’nun dibe vurduğu an – Murat Özer
(04/03/2011 tarihli Radikal Kitap Eki)
Orhan Kemal ya da gerçek adıyla Mehmet Raşit Öğütçü, edebiyatımızın ?gerçekçi? damarının en önemli temsilcilerinden biridir kuşkusuz. Nâzım Hikmet?le Bursa Cezaevi?ndeki kader ortaklığının ardından edebiyata kanalize olan ve ?yitik? yaşamlara uzattığı aynayla kendi biçemini ortaya çıkarma becerisini gösteren yazar, Türkiye?nin (aynı zamanda devletin) yaşadığı (yaşattığı) ?çözülme?yi ilk elden yansıtmasıyla benzersiz bir ?saptayıcı? olmayı da başarır eserlerinde. Temelde hikâye ve romanlarıyla öne çıksa da, oyun yazarlığıyla da dikkat çeker Orhan Kemal.
Daha sonra oyunlaştırdığı uzun hikâye formundaki 1954 tarihli başyapıtı ?72. Koğuş?, Orhan Kemal?in bir ?gözlemci? olarak gösterdiği yetkinliğin en önemli yansımalarından biridir. Türkiye?nin hem politik hem de toplumsal olarak zor bir dönemden geçtiği 2. Dünya Savaşı yıllarında bir cezaevini mekan edinen bu hikâye, cezaevinin ?çulsuzlar?ının bir araya geldiği 72. koğuşta yaşanan sağlam bir trajediyi ameliyat masasına yatırır. Bütün olumsuz koşullara rağmen koğuşun ?adam? gibi kalabilen tek mahkûmu olan Ahmet Kaptan?ın beklenmedik bir çıkışla başlayıp sürekli dibe doğru sürüklenen serüvenini takip ederiz. Annesinden gelen 150 lirayla ?ağa? statüsüne taşınan bu karakter, kendisinden ziyade çevresindekileri mutlu etmeye çalışır, koğuştaki diğer mahkûmların ihtiyaçlarını giderir. Kadınlar koğuşundaki güzel Fatma?ya duyduğu platonik aşksa, çevresindekiler tarafından acımasızca sömürülür ve onu deliliğin sınırlarına kadar götürür…
Orhan Kemal, ?72. Koğuş?ta insanoğlunun koşullara karşı direnme iradesi gösterememesini öne çıkarır daha çok. Başkahramanımız Ahmet Kaptan, insanlığından hiçbir şey kaybetmese de, cezaevindeki gardiyanından mahkûmuna herkesin kaçınılmaz bir karakter deformasyonuna girmesidir Orhan Kemal?in asıl ilgilendiği. Yazarın ?âdemoğulları? dediği sefaleti yoğun biçimde yaşayan 72. koğuş mahkûmlarının, parası olan ?beyler?le aralarında oluşan sınıfsal uçuruma da dikkat çeken metin, Türkiye?nin o dönemlerdeki toplumsal çöküşünü cezaevine taşır bir bakıma. Eşitsizliğin, adaletsizliğin hüküm sürdüğü Türkiye?nin aynasıdır adeta bu cezaevi.
Toplumsal yozlaşmayı hâkim olgu olarak metnine taşısa da, bu yozlaşmanın sonucu olarak ortaya çıkan bireysel bir trajediyi de yamacımıza taşır Orhan Kemal, Ahmet Kaptan?ın trajedisini. Olaylara ?pembe gerçekçi? bir çerçeveden yaklaşan ve naifliğiyle öne çıkan bu karakter, olanca kirlenmişliğin ortasında ?insan? olduğunu unutmamaya çalışır, son ana kadar. Çevresindeki herkesin menipülatif hamleler yapması, onun insanlığından bir şey götürmez ama ruhsal dengesi giderek bozulur. Kendisi gibi olmayanı ?tükürür? toplum, her zaman olduğu gibi… Yazar, bir Hitit heykeli gibi ?çirkin? diye tanımladığı Ahmet Kaptan?ın ruhundaki güzelliğin diğerlerini değiştirmesinin mümkün olmadığını gösterir hikâye boyunca. Ulufe dağıtıldıkça ?Ağam, beyim!? diyen toplumun, ulufe kesildiğinde yeniden dişlerini göstereceğini ve onun ?gerçek yüzü?nün bu olduğunu vurgulamasıysa bu metnin en çarpıcı saptamasıdır. ?72. Koğuş?un bugün bile etkisini sürdürmesinin müsebbibi de budur bizce. Dönem değişse de insanoğlunun karakter zaafları değişmiyor ne yazık ki, yöneticilerin bu zaafları manipüle etme istekleri de…

1987?de de uyarlanmıştı
Geçen yıl kaybettiğimiz Erdoğan Tokatlı?nın 1987?de yaptığı Kadir İnanır?lı uyarlamanın ardından yeniden beyazperdeye taşınan Orhan Kemal?in hikâyesi, bu kez senaryo satırındaki Ayfer Tunç imzasıyla dikkat çekiyor daha çok. Genç kuşağın gözde yazarlarından Tunç?un kalemiyle eserin daha da ?değerli? olabileceğini hissediyorsunuz önce. Ama sonucu görünce, 2011 yapımı filmin 1987 yapımı adaşından oldukça geride kaldığını görüyor ve kaçan fırsata üzülüyorsunuz.
Bu filmin yaklaşımının Orhan Kemal?in eserinde ?baskın? unsur olarak öne çıkmayan ?aşk?a daha yakın durması ve buna paralel olarak gene yazarın hikâyesinde kısa bir bölüm olarak verilen ?kadınlar koğuşu?nu öne çıkarması, doğal olarak meselenin özünden uzaklaşılması sonucunu doğuruyor. Hülya Avşar isminin ağırlığından olduğunu düşündüğümüz, Fatma karakterinin yoğun biçimde varlığını hissettirmesi de bu yaklaşımın bir sonucu kimliğiyle önümüze geliyor. Kitapta ?fettan? bir mahkûm olarak çizilen ve bir yan unsura dönüşen Fatma, filmde Ahmet Kaptan kadar ağırlıklı bir rol üstleniyor ve ona da ekstra bir ?değer? atfediliyor. Oysa Orhan Kemal?in eserindeki toplumsal yozlaşmanın ipuçlarını bulmak istiyoruz filmde, ama bunu sadece ?şekilci? bazı sahnelerle vermeye çalışıyor yönetmen Murat Saraçoğlu. 72. koğuş mahkûmlarının bir tavuk kemiği için birbirlerini ezmelerini göstererek Orhan Kemal?in etkisine ulaşabileceğini düşünen yönetmen, hikâyenin ?katı gerçekçi? tonundan uzaklaşarak bir tür ?komik unsur? ortaya koyuyor bu yaklaşımıyla. Elindeki yoğun malzemeyi heba etmenin sınırlarında dolaşmasına rağmen, uyarladığı metnin gücünden kaynaklanan avantajı cebinde tutmayı başarmasıysa ?Bu kadarına da razı olmak gerek galiba!? dedirtiyor bize.
Filmi izlerken, Orhan Kemal?in vurgulamaya çalıştığı yönetilen/yöneten paradoksunu ve bunun getirdiği insanlık zaafiyetini görmeyi bekliyoruz. Dediğimiz gibi, tüm bu sorunsalı şeklen gösterse de, kitaptaki ?hissettirme? becerisi yok filmde. Ahmet Kaptan?ın yalnızlığı ve çaresizliğinin yerini her şeyi ?yüksek sesle? dile getirme telaşı alıyor, nihayetinde de ortaya kakofonik bir durum çıkıyor. Neresinden tutulacağına tam karar verilememiş hikâyeye ?yıpratıcı? fazlalıklar yüklenirken, olması gerekenler geri plana atılıyor ve Orhan Kemal?den soyutlanan bir sonuca ulaşılıyor. Hikâyenin dönemine dokunulmamış olmasına rağmen, buradan kaynaklanabilecek avantajdan yararlanılmıyor, aksine ?dönemler üstü? metni dar bir zaman dilimine sıkıştırıyor film. Çoklukla klişeler üzerinden yürümesiyse filmin temel handikaplarından biri olarak kendini gösteriyor; karakterlerin eylemlerine ?aynılık? duygusuyla yaklaşıyor, umut kırıntısının olmadığı Orhan Kemal?in metnine bir bebek vasıtasıyla umut aşılamaya kalkıyor, kötücüllüğü değişmez bir kişilik belirtisi olarak sergiliyor… Tüm bunlar, kitaptaki ?koşullarla belirlenen ışıksızlık? duygusunu zedeliyor sonuç olarak, cezaevinden çıkıp yaşananlara daha yukarıdan bakmamızı engelliyor. Dört duvar arasına sıkışan film, Türkiye?nin gerçeklerine doğru yelken açmamızın önünü kesiyor, fazlasıyla ?içe dönük? bir etki yaratıyor en nihayetinde.

Oyun Olarak ?72.Koğuş?
72.Koğuş, Orhan Kemal?in sahneye çıkan ikinci yapıtıdır. 72. Koğuş, 26 Ocak 1967 Perşembe gecesinden başlayarak Ankara Sanat Tiyatrosu?nda (AST?da) sunulmaya başlanır. Asaf Çiğiltepe?nin sahneye koyduğu oyunun dekor ve giysilerini Osman Şengezer tasarlar. Aşık Mahzuni ise özgün müziğiyle sazıyla sesiyle eşlik eder. Oyunun seyirciden gördüğü ilgi, yapılan değerlendirmeleri geçer.. Üç mevsimde oyunu, 140 bin kişinin izlediği görülür ki AST için- o yıllarda Devlet Tiyatrosu?nda bile 100 bin satışa pek az rastlandığı düşünülürse- izleyici sayısında doruğa erişildiği açıktır. Ne yazık ki AST?nin kurucusu-oyunun yönetmeni Asaf Çiğiltepe, birkaç ay sonra trafik kazasında,(7 Haziran 1967?de) yaşamını yitirince; ulaşılan sonucu göremeyecektir.
72.Koğuş, 1967?den başlayarak üç yıl AST’da oynar. Orhan Kemal, 72.Koğuş ile 1967?de Ankara Sanatseverler Derneği?nce yılın en iyi oyun yazarı seçilmiştir.
O güne dek kıyısından köşesinden anlatılan hapishane, ilk kez Orhan Kemal?in kaleminden sahneye 72.Koğuş?la gelir.
72.Koğuş romanı adembabaların geçici varlık döneminden sonra, eski yoksulluklarına dönmeleri ve koğuştakilerin baştan beri görülen bilinçsizliklerini sürdürmeleri ile son bulur. Oyunda ise Kaptan?ın ölümü, adembabaların bilinçlenmelerini ve kendilerini sömürenlere karşı çıkmalarını sağlar. Karşı çıkış, insancıl özün-insan onurunun, canlı olarak korunmasıdır. En onulmaz acılar yaşayan, ezilen, küçümsenen, aç-açık kalan kişiler; sıra insanlık onurlarına gelince arslan kesilirler. Bu durum, Orhan Kemal gerçekçiliğinin ipuçlarını verir bize: koşullar ne olursa olsun, onurun korunması, aşağılanmaya karşı direngenlik ve onurun ezilmesi durumunda asla ödün vermemek.
Rizeli Kaptan?ın gelen parasını arkadaşlarına dağıtması, koğuştakilerin hepsini kurtarmak için giriştiği işler, onurun yüceltilmesi çabalarının belgeleridir.
Yazarın arkadaşı Samim Kocagöz(1916-1993), 72.Koğuş?u şöyle değerlendirir: ?(…) Orhan Kemal, 72.Koğuş?u önce büyük öykü olarak yazdı, sonra bir de oyun olarak ortaya koydu. Benim öteden beri bir inancım vardır. Öyküden büyütüp roman olmaz. Romandan özetleyip öykü de yapamazsınız. Olmaya ki yazar öykü olan bir konuyu yeniden roman olarak tasarlasın. Yazar da 72.Koğuş oyununun önsözünde, ?(…) Demek oluyor ki herhangi bir konu, sanatçı açısından sanatçının o andaki düşünü açısından çeşitli biçimlerde meydana getirilebilir.? (72.Koğuş, oyun, s.5, 1967) Orhan haklı, romanlardan senaryo yapanlar bile konuyu yeniden tasarlıyor. En iyisi yazarın kendi konusunu kendisinin-istiyorsa-başka bir biçimde tasarlamasıdır.
Kendisinin de yazdığı, söylediği gibi 72.Koğuş oyunu, öyküsünden daha çarpıcı, çaresizlerin direnişi olmuştur.? (Çaresizlerin Şairi Orhan Kemal, Samim Kocagöz, Cumhuriyet Kitap eki, sayı:17.)
72.Koğuş?u, Devrimci Ankara Sanat Tiyatrosu (DAST) da 1976 yılında oynamıştır. Oyun, Erkan Yücel?in (1945-1985) yönetiminde sahnelenmiştir.

?72. Koğuş? Hikâyesinin Özeti
Ahmet Kaptan adında bir mahkuma köyden annesi tarafından 150 lira para gönderilir. Ahmet buna çok sevinir. Çünkü o zamanlar bu para hapiste çok büyük bir miktar olarak görülmekteydi. Bir anda Ahmet Kaptan koğuşta çok değer görmeye başlar, sevilir ve sayılır. Koğuştakilerin çoğu bu parayı değerlendirmenin en iyi ve en güzel yolunun kumar olduğunu söylerler. Ahmet Kaptan koğuşta en geçerli söze sahip olan Berbat Sölezli Ağa’nın koğuşuna kumar oynamaya gider. Kısa zamanda ikisi de çok para kazanırlar. Berbat koğuşu değiştirir. Hilmi Ağa’nın koğuşuna geçer. Fakat Ahmet Kaptan kısa zamanda hapishanenin en kötü koğuşu diye bilinen koğuşu düzeltir. En güzel koğuşlardan biri haline getirir. Herkesin üstünde yattığı kireç torbalarını kaldırıp yerine pamuk yataklar aldırtır. Fakat bir gardiyanın oyununa gelerek herşeyini yitirir. Kısa zamanda koğuş eski halini alır. Kaptan oyuna geldiği için bunalım geçirir. “Haksızlığa” uğramıştır. Kışın soğuk bastırınca koğuş çok soğuk olur. Birçok mahkum ölür. Ertesi kış da Ahmet Kaptan soğuktan donarak ölür.

Everest Yayınları Tanıtım Yazısı
Türk edebiyatının en önemli kalemlerinden biri olan Orhan Kemal?in başyapıtlarından biri olan 72. Koğuş, insan haysiyetinin düşebileceği en dipsiz kuyunun hikâyesidir Tüm yapıtlarında her şeye rağmen insana olan inancını ve sevgisini korumuş olan Orhan Kemal, bu derin çukura yuvarlanmış olan insanların, en yakınını bile üç kuruşa vurabilecek kadar alçalmış olanların dünyasını bir koğuşun karanlığında anlatırken bile direnişin sesini duyuruyor okurlarına. Alçalışın bile yok edemeyeceği insanlık onurunu dile getiriyor.

Orhan Kemal’in kitapları bîr okurum hayatta rastlayabileceği o çok nadir hazineler arasında yer alır. Çok az yazar okurunun dünyasında onun kadar iz kakır, çok az yazar okurunu onun kadar biçimlendirir. Orhan Kemal umudu ve aydınlığı yeniden kazanmamız için yol gösterir bize. Orhan Kemal’in kitapları bîr okurum hayatta rastlayabileceği o çok nadir hazineler arasında yer alır. Çok az yazar okurunun dünyasında onun kadar iz kakır, çok az yazar okurunu onun kadar biçimlendirir.

Kitabın Künyesi
72. Koğuş
Orhan Kemal
Everest Yayınları / Hikaye Dizisi
Kapak Tasarımı : Utku Lomlu
Editör : Sırma Köksal
İstanbul, 2011, 22. Basım
100 sayfa

7 Responses to 72. Koğuş – Orhan Kemal “İnsan Onurunun Sesi”

  1. kader diyor ki:

    Orhan Kemal’in eserlerine bayılıyorum

  2. murat can uzun diyor ki:

    Kumar bir oyundur. Oynayan kaybetmeye mecburdur. Teşekkürler Orhan Kemal

  3. neslihan diyor ki:

    bu romanı ögretmenim okumamı istedi yazılıda sorular çıkacak okuyanlardan nasıl bir kitap oldugunu ögrenmek istiyorum..

  4. erdem diyor ki:

    Bu sene tiyatroda bunu oynayacağız :) Atalar Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi (:

  5. Salih Atsiz diyor ki:

    Tamam belki de doğruları söylemişsiniz ama bir de kitabı okumadan filmi seyredenleri düşünün. Bu nedenle çok ağır ve anlaşılması zor ithamlarda bulunmuşsunuz. Lütfen edebiyatı illaki zoraki ve anlaşılmayan metinler ile cevap vermek olarak algılamayalım. Yorumlarda da gördüğünüz gibi herkes kitap tanıtımı yaptığınızı sanmış. Çünkü metnin okunursallığı yok. Bu nedenle çok az okuduktan sonra, muhtemelen insanlar bunu kitabın tanıtımı sanmış. Lütfen yazılarımızı biraz daha kısaltalım. Ellerinize sağlık.

  6. sanem diyor ki:

    okumadım ama almayı istiyorum tavsive edermisinizz okuyanlar ?*****

  7. isa tanberk diyor ki:

    tavsiye olarak değil bence kesin olarak okumalısın ayrıca izlemediysen de filmi izleme keza kitapla alakası yok denebilir…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>