Jean-Paul Sartre: Tüm haklarımızı yitirmiştik, hele en başta konuşma hakkımızı.

sartreSartre 1936-1943 yılları arasında bir yazar olarak yoğun bir çalışma sonunda ortaya birçok yazınsal ve felsefi yapıt koymuştur. İmge gücü üzerine yazdığı denemenin hemen ardından 1937’de tanınmış Fransız edebiyat dergisi «Nouvelle Revue Française»de ilk uzun öyküsü Duvar yayınlandı. 1938′ de ilk romanı Bulantı (İğrenme) / La Nausée çıktı, 1939’da Duvar öyküsünün başlığı altında, Oda (La Chambre), Hérostrat, Gizlilik (Intimité) ve Bir Şefin Çocukluğu (L‘Enfance d’un chef) adlı öyküler yayınlandı.

Sartre bu iki yayım sayesinde önde gelen Fransız yazarları arasmda kendine bir yer açmayı başardı. Gene aynı yıl felsefi-ruhbilimsel denemesi Esquisse d’une théorie des émotions (Bir Heyecan Kuramının Taslakları), hemen bir yıl sonra da bundan daha büyük bir çalışma özelliği taşıyan İmge Gücünün Fenomenolo- jik Psikolojisi (L’Imaginaire), altbaşlığıyla çıktı. Savaş ve ona bağlı olaylar bu gelişmeyi kesintiye uğrattı. 1941 Nisanında tutuklu kampından kaçmayı başardı. Pasteur Lisesinde öğretmenliğe yemden başladı, 1942-1944 yıllan arasmda Concordet Lisesinde çalıştı.
Alman istilasının Sartre’ın yazarlık çalışmalarını hiçbir şekilde engellememiş olması ilginçtir. Direnmeye katılmış, direnmeyi, özellikle özgürlüğü korumaya iten bir etmen saymıştır. «Hiçbir zaman Alman işgali altında olduğumuzdan daha özgür değildik. Tüm haklarımızı yitirmiştik, hele en başta konuşma hakkımızı. Bize her gün sövüp sayıyorlar, bizse susmak zorunda kalıyorduk; kitleler halinde oradan oraya sürüklüyorlardı bizi, işçi olarak, Yahudi olarak, siyasi tutuklu olarak; heryerde — duvarlarda, gazetelerde, beyazperdede, baskıcıların bizi kendi kendimize taktırmaya çalıştıkları bu iğrenç ve ruhsuz yüzü buluyorduk. Tüm bu nedenlerle de özgürdük. Nazi zehiri düşüncelerimize değin sızdığından, her yerinde düşünce bir istilaydı: Mutlak güce sahip polis bizi susmaya zorladığından, her sözcük değer kazanıyordu, tıpkı bir ilke açıklaması gibi; izlendiğimizden, her hareketimiz (jestimizi güdümlü bir hareketin ağırlığım taşıyordun”

Sartre direnme hareketine büyük bir sempatiyle katıldı. «Direnme hareketi askerler için olduğu kadar buyruk verenler için de aynı tehlike, aynı sorumluluk, disiplin alanında aynı mutlak özgürlük anlamına geliyordu. Böylece gölge ve kan içinde en güçlü cumhuriyet kuruldu. Bu cumhuriyetin her yurttaşı [citoyen’], herkes için varolduğunu ama ancak kendini hesaba katabileceğim (kendine güvenebileceğini) biliyordu; herkes en büyiik çaresizlik içinde kendi tarihsel rolünü gerçekleştiriyordu. Herbiri, bir daha geri döndürülemezcesine kendi varlığını gerçekleştiriyordu, ve kendini kendi özgürlüğü içinde seçerek herkesin özgürlüğünü de seçmiş oluyordu»

Jean-Paul Sartre
Walter Biemel
Türkçesi: Veysel Atayman
Alan Yayıncılık
Birinci Baskı: Nisan 1984
sayfa 17,18

Yorum yapın

This site is protected by WP-CopyRightPro