“Kafka” mücadeleye ikna edilebilir mi? – Önder Kulak

Kafka, paylaşılamayan bir düşünürdür. Birbirinden çok farklı kavrayışların Kafka’nın eşsiz anlatımlarını kendi fikirleri kapsamına almaya ya da onlarla en azından bir bağ kurmaya çalıştıkları görülür. Kafka çoğunlukla varoluşçu akımın bir parçası, hatta birçok kimse tarafından da kurucusu olarak nitelenir. Ne var ki, tüm Kafka yorumcuları aynı fikirde değildir. Bu noktada, Kafka’nın metinlerinin farklı kavrayışlar tarafından kullanıldığına tanık olunabilir.[1] Bu kullanımlar birbirinden farklı Kafka yorumlarını temsil ederler. Metinleri yorumlama olanağını veren, Kafka’nın fikirlerini saran edebi dokudur. Metinlerdeki bu edebi doku, ardındaki fikirlere ulaşmak için okuru önce uzun bir patikadan geçmeye zorlar. Bu patikanın bir noktasında durmak, geri dönmek, yolunu kaybetmek ya da belki olası bir ya da daha fazla hedeften birine varmak mümkündür. Kafka’ya dair hermeneutik incelemeleri ve ona bağlı olan “Kafka’nın fikirlerinin ana hatları” tartışmasını burada bırakalım. Bu noktadan sonra, yorum tartışmalarını gözeterek ama onlardan görece bağımsız şekilde, toplumda sıkça karşılaşılan iki umutsuz insan tipine iki Kafka okuru olarak yaklaşacağız.[2]

Bunlardan ilki, Kafka’nın metinlerindeki yaşantıları kendi çizdiği sınırlar çerçevesinde ve bireysel anlamda, doğrudan kendi yaşantısıyla ilişkilendirir. Karakterlerin karşılaştıkları olumsuz deneyimleri, kendi mutsuzluk halini ve bunun sonucu olan umutsuzluğunu pekiştirmek için kullanır. Bu okuma biçimi, karakterlerin kendilerine dayatılan sisteme karşı koyamadıklarını ve sonunda uyum sağladıklarını anlatan kısımları öne çıkarır. Bu noktada, sistemin karşısında herhangi bir şey yapmanın anlamsızlığını vurgular. Öyle ki, ne yaparsa yapsın hiçbir değişim imkânı olmadığını düşünür. Bu durumda yapılacak en iyi şey, umutsuzluğu en derinden hissetmektir. Burada okur, karakterlerin çizdikleri umutsuzluğun çok ötesinde bir duygulanım içinde olduğuna kendini inandırır. Kendini dış dünyadan yalıtmayı da kimi zaman bir seçenek olarak düşünür. Sistemle uyuştuğu belirgin anlarda ise, bunun sorumlusunun sistemin kendisi olduğunu ve başka türlü olmasını istediğini ama bunun imkânı olmadığını ifade eder. Kendini sürekli yeniden üreten bir çaresizlik hali içerisinde hapsolur.

Umutsuz olmaktan rahatsız

Diğer Kafka okuru, metinlerde yansıyanların yabancılaşma içeren toplum ilişkilere dair iyi birer betimleme olduğunu düşünür. Kendi bireysel deneyimlerini toplumsal olanın bir parçası olarak alır. Sistemin kuvvetli olduğunu ve sistem karşısında bir şeyler yapmanın hayli zor olduğunu düşünür. O da umutsuzdur. Fakat umutsuz olmaktan rahatsızdır. Bundan kurtulmak gerektiği fikri, günde birkaç defa kafasının içinde dolaşır. Sistemin karşısında bir şey yapamadığından dolayı kendini sorumlu hisseder. Bu noktada, yaşamındaki olumsuz deneyimlere karşın, çevresinde bir umut parıltısı arar. Burada Kafka’nın hiçbir değişim olamayacağını düşündüğü en kuvvetli anlarda dahi çabaladığını gösteren kısımları öne çıkarır. Kafka’nın çabası kimi zaman sistem içinde (ama sistemin bir çarkı olmaktan görece çıkarak), kimi zaman da sistemin dışına açılan kapının önünde kalır. Kafka’nın elbette uyumluymuş gibi yaptığı zamanlardan da epey bahsedilebilir. Fakat diğerlerinden farklı olarak, Kafka daima içinde belirli bir uyumsuzluğu saklar. Bu uyumsuzluk kendini süreğen bir huzursuzluk şeklinde açığa vurur.

Bu okurlardan ilkini ikna etmek oldukça zordur. Diğerini ikna etmekse daha olasıdır. Bu olasılığın gerçekleşmesi için belirli eleştiri noktalarının ona sıralanması gerekir. Bunlardan en önemlisi bireysel tepkinin sınırlılığını göstermektir. Bunun için Kafka metinlerinde alışıldık olan bireysel uyumsuzlukla, metinlerinde eksik kalan, diğer insanların uyumsuzluğu ilişkilendirilebilir ve söz konusu uyumsuzluğun köklerine inerek, buradan toplumsal bir karşı koyuşun olanaklı olduğu sergilenebilir. Dahası, sisteme uyumsuzların bir kuşatma altında olsalar dahi alternatif bir yaşam örgütleme olanakları olduğu örneklendirilebilir. Örneğin sisteme karşı uyumsuz olanların kendi içlerindeki uyumlarının bir sonucu olan çeşitli toplanma alanlarına somut şekilde işaret edilebilir. Bu örneklerin varlığı, sisteme karşı mücadele etmenin sistem karşıtı farklı bir ilişkiler ağının mümkün olduğunu gösterir. Başka bir deyişle, birey dayatılan sistem ilişkilerine mahkûm değildir; daima bir alternatifi yaşayabilir. Dahası, sistem karşıtı ilişkiler yaygınlaştırılabilir ve en sonu sistemin dışına çıkmak ve sistemi yıkmak olanaklı hale getirilebilir.

“Bakarsın yeni güçler belirir”

Bu eleştiri noktalarına Kafka metinleri kullanılarak cılız karşılıklar vermek mümkündür. Bu karşılıkların cılız olmasındaki başlıca neden Kafka’nın kendi içindeki derin çatışmalarıdır. Belki bu çatışma halinin iki okuma arasındaki farkın zeminini oluşturduğu da düşünülebilir. Örneğin, Kafka genel bir bağlam içerisinde bir yerde, birçok benzeri olan “Büyük ölçüde umut var, ama bizim için değil.”[3] ifadesini kullanırken, bir başka yerde, daha az benzeri olan “Umutsuzluğa düşme, hatta umudunu yitirmediğin şeylerden bile; sen olanaklarının sonunun geldiğini sanırken, bakarsın yeni güçler belirir. Yaşamak denilen şey budur…”[4] ifadesini kullanır. Bu ikincide içerilen fikrin birincide içerilen fikre düşülmüş bir şerh olduğunu düşünebilir miyiz? Bu aklımızın bir köşesini meşgul ederken, Kafka metinlerindeki bir başka çatışmaya dikkat çekelim.

Kafka sistemle olan uyumsuzluğu çoğunlukla bireysel anlamda konu ederken, kimi kritik, kilit noktalarda toplumsal anlamda uyumsuzluğu anar ve kendisinin bunun bir temsilcisi olduğunu belirtir. “Dünyanın büyük boşluğunda kime başvurayım?”[5] diye sorduğunda, sesini duymadıklarını düşünse de topluma işaret eder. Örneğin Dava’da “Burada, kendim için değil onlar için bulunuyorum”[6] derken, Çin Seddi’nde “Büyük çoğunluk adına konuşuyorum”[7] der. Bu düşüncelere sahip olan Kafka, Ekim Devrimi’ne ilişkin, insanların doğru bir yaşam kurmayı denedikleri yorumunu yapar.[8] Ne var ki, şüpheleri vardır. Dahası kitlenin hareketi karşısında olumsuz bir tutum takınır. Bu tutumu, Praglı işçilerin sokağa dökülmesi sırasında da görülür. Bir işçi kaza sigortasında çalışan ve işçilerin çalışma koşullarına önem veren[9] Kafka, işçilerin kuvvetli olduklarını, ancak doğru bir yaşam kuracak kadar yeterli olmadıklarını düşünür.[10] Bu noktada Kafka kendini yine bir çıkmaza sokar ve yalnızlığa doğru iter.[11]

Bu iki okuma biçimi ve pratik sonuçlarına dair bir sonuca varabilmek, daha kapsamlı bir çalışmanın konusudur. Fakat denilebilir ki, bunlar, metinlerde karşılığı bulunabilen iki önemli yorumdur. Diğer yandan, iki Kafka okuru olarak yaklaşılan söz konusu iki umutsuz insan tipine, umutsuzluğun yaygınlaştırılmaya çalışıldığı bugünlerde sıkça karşılaşabilmek mümkündür. Bu umutsuzluğun yıkılabilmesinin başlıca yolu pratik kazanımlardır. “Kafka”nın ikna edilmesi ve mücadeleye katılması ancak bu kazanımlar içinde mümkün olacaktır.

Dipnotlar:

[1] Bu kavrayışlara dair eleştirel bir değerlendirme ve Kafka’nın Marksist teori bakımından incelenmesine ilişkin bkz. Roger Garaudy, Kıyısız Bir Gerçekçilik Üzerine: Picasso, Saint-John Perse, Kafka, çev. Mehmet Doğan, İzmir: Aydın Yayınevi, 1967, ss. 137-187.

[2] Burada, hiç Kafka okumamış olmasına karşın, bu okuma biçimlerine paralel tutumlara sahip kimseler de gözetilmelidir. Ayrıca bu kimseler birer Kafka okur adayıdır ve okumayı gerçekleştirdiklerinde, karşılaştıkları karakterle kendilerini benzeştirmeleri muhtemeldir.

[3] Akt. Max Brod, Franz Kafka: A Biography, çev. G. Humphreys Roberts ve Richard Winston, Da Capo Press, 1995, s. 75.

[4] Akt. Roger Garaudy, Kıyısız Bir Gerçekçilik Üzerine: Picasso, Saint-John Perse, Kafka, s.163.

[5] Franz Kafka, The Great Wall of China, çev. Ian Johnston.

https://records.viu.ca/~Johnstoi/kafka/greatwallofchina.htm

[6] Franz Kafka, The Trial, çev. Mike Mitchell, Oxford: Oxford University Press, 2009, s. 35.

[7] Franz Kafka, The Great Wall of China.

[8] Gustav Janouch, Conversations with Kafka, çev. Goronway Rees, A New Directions Book, ss. 145-146.

[9] Akt. Akt. Roger Garaudy, Kıyısız Bir Gerçekçilik Üzerine: Picasso, Saint-John Perse, Kafka, s. 151.

[10] A.g.e., s. 145.

[11] Bu arada Hugo Bergmann, Kafka’nın kendini sosyalist olarak tanımladığını belirtir. Bkz. Hugo Bergmann, “Memories of Franz Kafka”, Franz Kafka Exhibition (Catalogue) içinde, Kudüs: The Jewish National and University Library, 1969, s. 8. Michael Löwy’nin Kafka’nın notlarına, satır arası göndermelerine ve yaşamına dayanarak işaret ettiği gibi, Kafka’nın yakın olduğu sosyalizm anlayışı Marksizm açısından ancak ütopik olarak nitelenebilir. Bkz. Michael Löwy, “Franz Kafka and Libertarian Socialism”, New Politics, cilt 6, sayı 3, 1997, ss. 120-174.

Önder Kulak
03 Ağustos 2017 http://sendika59.org

Yorum yapın

Daha fazla İnceleme
“Geçmişi denetim altında tutan, geleceği; şimdiyi denetim altında tutan, geçmişi de denetim altında tutar.”

Kapat