Kafkaesk ve Gerçek Evrenin Tezahürleri

KafkaŞairler yaratmaz şiirleri / Şiir geride bir yerdedir / Nice zamandır durur orada/ Şairin işi yalnızca bulmaktır onu…Jan Skacel

Mahkeme önündeki Joseph K ile Şato’nun karşısındaki kadastro memuru K aynı durumdadır. İkisi de bir labirentin ortasında çıkış yolu arar, ne kurtulabilirler ne de anlayabilirler dünyalarını. Kafka’da kurum kendi yasalarına uyan garip bir mekanizmadır. Bu yasaları kimin ne zaman koyduğu bilinmez, insan çıkarlarıyla bağları olmadıklarından da kimse yasaları anlayamaz.

Şato’nun 5. Bölümü’nde köy muhtarı K’ya evrak dosyasının geçmişini açıklar. On yıl önce Şato’dan köye kadastro memuru tutulması önerisi gelir, köy memura ihtiyaçları olmadığını bildirir. K’ya gelen çağrı bir dikkatsizlik sonucu gönderilmiştir. K’nın uzun yolculuğu bir hatadan ibarettir, Şato ile köy dışında onun için bir dünya bulunmadığından bütün varlığı da bir hatadır, aslında! K dosyadaki bir yanlışlığın gölgesidir. İnsanın yaşamı yalnızca bir gölgeyse ve gerçeklik ulaşılmaz insanüstü bir dünyada yatıyorsa tanrıbilim alanına girilir. Kafkaesk, tanrıbilimsel boyutundan ayrılamaz.

Dostoyevski’nin Suç ve Ceza romanında Raskolnikov suçunun ağırlığında kendi isteğiyle cezasına boyun eğer. Bu ‘suçun cezasını araması’ durumudur. Kafka’da ise cezalandırılan cezanın nedenini bilmez. Ceza saçma ve katlanılmazdır; suçlanan kişi huzuru bulmak adına cezasına bir suç arar! Dava’nın 7. Bölümü’nde Joseph K suçlamaları bilmediğinden tüm yaşamını en ince ayrıntısına kadar sorgular. ‘Kendi kendini suçlar’.

Şato’da korku kendi başına hüküm sürmektedir. Amalia bir gün şatodaki bir görevliden açık saçık bir mektup alır ve öfkeyle mektubu yırtar. Şatodan herhangi bir emir ya da işaret gelmemesine rağmen herkes Amalia’nın ailesinden kaçar. Baba ailesini savunmak ister, ama kararı veren kişi de kararın kendisi de ortada yoktur! Bağışlanmak için önce hüküm gereklidir. Amalia’nın babası şatoya bir açıklama için yalvarır.

Sistemin gözden çıkardığı bir kişi, boş yere kendisine bir suç arar, mağdurluğunu ispat onun yegâne ümididir. Ortada onu suçlayan bir karar bulunmaz. Ceza suçu, birey çalışmadığı için aylaklıkla damgalandığında bulur!

Kafka’da kahraman akvaryumda kendi yaşam şakasına sıkışmış bir balık gibidir. Ama şaka sadece izleyici için geçerlidir. Kafkaesk bizi şakanın içine, komiğin ürkütücülüğüne götürür. Kafkaesk’te komik, Shakespeare’de olduğu gibi trajik olanı daha duygulu kılmaz, trajik olanı var olmadan yok eder. Bu evrende kurbanlar trajedinin yüceliğinden nasiplerini ve avuntularını alamazlar. Cezalı suçunu bulur, çeker ve herkes ona güler.

Kafkaesk olanı toplumun daha geniş boyutlarında yaratan eğilimler vardır. İktidarın kendini tanrılaştırma arzusu, sürekli merkezileşme, toplumun bürokratlaştırılması, kurumların labirente dönüşmesi… Sonuçta birey giderek kişiliksizleştirilir.

Totaliter devletlerde daha sade ve katı olarak bir abartmayla birey kişiliksizleştirilirken demokratik toplumlarda bu düşsel bir abartmayla yaşanır.

Büro, Kafka’nın Milena’ya yazdığı gibi, ‘ … saçma bir kurum değildir; saçma olmaktan çok fantastik bir dünyadır.’ Kafka bütünüyle bürokratlaşmış bir toplumun şiirsel olmayan yanını romanın büyük şiirine dönüştürmüştür. Söz verilmiş bir işi bir türlü elde edemeyen bir adamın son derece sıradan öyküsünü (Şato) bir destana dönüştürmüştür.

Totaliter ya da demokratik bir devlette tüm çalışma hiyerarşik bir merkeze dayandığından çalışanlar hangi meslekten olursa olsun birer memurdur. Yetkenin ipnoz edici bakışı, insanın umutsuzca kendi suçunu araması, dışlanma ve dışlanmanın verdiği bunalım, konformizme mahkûm olma, gerçeğin buharlaşması, belgelerin büyülü gerçekçiliği, özel yaşamın sürekli ifşası Kafkaesk ve gerçek evrenin tezahürleridir.

Kafka geride bir yerde olan, nice zamandır orada duran bir şiiri romanlaştırmıştır.

Kapak tasarımında kullanılan illustrasyonlar; Robert Dalton ve Nuncia Casanova’ya aittir. Diğer resimler; Nuncia Kazanova (Kafka’nın Şato romanından bir sahne canlandırılmıştır), Tommy Inberg ve Robert Dalton’a ait çalışmalardır.

Bülent Efe
http://aykiriakademi.com/

Yorum yapın

Daha fazla İnceleme
Tomris Uyar Öykücülüğünde Toplumsal Güncellik ve Biçimsel Arayışlar

1975 yılında Tomris Uyar şöyle diyor: “Gibi”yi bulmak gerek öyküde: “Yaşamadaki gibi” gibiyi. Kimi zaman aksak, yanlış, kimi zaman doğru,...

Kapat