Kafka’nın “Babaya Mektup”unun biyografik arka planı, oluşumu ve işlevi

kafkaÖnnot
Babaya Mektup’un ekleri iki bölüme ayrılıyor. Birinci bölüm –bir anlamda giriş olarak– Kafka’nın bu mektubu yazdığı dönemdeki hayatının arka planına, mektubun alıcısının biyografisine ve –bölümün sonunda– bu mektubun Franz Kafka açısından taşıdığı işleve (ya da işlevlere) ilişkin açıklamalar sunuyor. İkinci bölümde, metnin içindeki ayrıntılara ilişkin, aydınlatıcı değinmeler olarak düşünülmüş açıklamalar veriliyor. Bu açıklamalar Kafka’nın mektuplarında ya da günlüklerindeki ilgili metinlerden alıntılar getiriyor veya bu metinlere göndermelerde bulunuyor, buna ek olarak, birkaç yerde Kafka’nın biyografisiyle ilgili araştırmaların sonuçlarına da referans veriyor. Ne girişteki eklerde ne de metnin ayrıntılarına ilişkin açıklamalarda bir edebi yorum amaçlanıyor.

Her açıklamanın dayandırıldığı kaynak, basılmış olması koşuluyla, söz konusu notun ardından bir kısaltma işaretiyle belirtiliyor; bir dizin, kullanılan kısaltmalar hakkında bilgi veriyor. Kafka’nın mektuplarından yapılan alıntıların yerleriyle ilgili bibliyografik bilgiler, mektupların bilinen baskılarına dayandırılıyor; buna karşılık alıntılarda kullanılan metinler, hazırlık aşamasında bulunan “Eleştirel Kafka Baskısı”nın mektuplarla ilgili bölümüne bağlı kalıyor; mevcut baskılardan sapmalar bu durumdan kaynaklanmaktadır; bugüne dek yayımlanmamış yazılar ayrıca belirtilmemiştir.

Bölümün sonunda, kaynaklara ilişkin bibliyografik bilgiler ve Babaya Mektup üzerine yayımlanmış edebiyat arasından derlenmiş bir seçme bibliyografya bulunuyor.

Biyografik arka plan

1917 yılının 12 Ağustos’unu 13 Ağustos’a bağlayan gece Praglı sigorta memuru ve yazar Franz Kafka bir akciğer kanaması geçirir: Saat sabaha karşı dörde geliyordu, uyanıyorum, ağzımda tuhaf bir biçimde fazla tükürük olmasına şaşırıyorum, tükürüyorum, (…), tuhaf, bir parça kan. Ve derken başlıyor. (…) Hiç bitmeyeceğini düşündüm. Bunu nasıl tıkayabilirdim, açan da ben olmamıştım ki. Kalktım, odada dolaştım, pencereye gittim, dışarıya baktım, geri döndüm – durmadan kan, sonunda durdu ve ben de uykuya daldım, diye anlatıyor bir mektubunda kız kardeşi Ottla’ya (O, s. 39). Ertesi gün gittiği aile doktoru Dr. Mühlstein önce bronşit teşhisi koyar. Buna karşılık Kafka bunu izleyen gece de tekrarlayan kanamayı psikolojik kökenli bir hastalık olarak yorumlar. Nedenini, nişanlısı Felice Bauer’le yapacağı bir evlilik ve edebi yaratıma odaklanmış yalnız bir hayat sürme arzusu arasındaki çözümü imkânsız çelişkiye bağlar: Hastalığın ortaya çıkışı hakkındaki teorisini arkadaşı Max Brod’a, Bazen beynimin ve akciğerimin benden habersiz anlaştıklarını düşünüyorum. “Artık böyle devam etmez,” dedi beyin ve beş yıl sonra akciğer de yardıma hazır olduğunu bildirdi, diye açıklıyor (BKB, s. 161).

İzleyen haftalarda farklı doktorlar tarafından nihayet akciğer iltihabı teşhisi konulduktan ve tüberküloz olasılığının da dikkate alınmasından sonra, Kafka, İşçi Kaza Sigortası Kurumu’ndan (İKSK) emekli olmaya ve böylelikle sevmediği, ancak ekmek kapısı olarak gördüğü mesleğinden kurtulmaya çalışır. İKSK’nin müdürü dilekçeyi geri çevirir, ancak uzun bir istirahat izni verir; Kafka, bu izni, kız kardeşi Ottla’nın 1917 yılı Nisan ayının ortasından beri küçük bir tarım işletmesini idare ettiği Kuzey Bohemya’daki Zürau köyünde (12 Eylül 1917’den 30 Nisan 1918’e kadar) kalarak değerlendirir. Kafka, bu uzun istirahat izninin gerekçesini önce ailesinden saklar; yalnızca kız kardeşi ile Max Brod’un hastalıktan haberi vardır. Babası çok daha sonra, ancak Ottla Kafka 22 Kasım’da ağabeyinden habersiz bilgi verdiği zaman, hastalığın niteliğini ve ciddiyetini öğrenir (O, s. 237). Berlin’de yaşayan nişanlısı Felice Bauer, bir mektupla nişanı bozduğunu bildirir. 1917 Noeli’nde Kafka’yı Prag’da ziyaret ettiğinde, ikinci kez nişanlanmış olan çift nihai olarak ayrılır.

Bunu izleyen haftalarda Kafka, İKSK’den emekliliğini almayı yeniden dener; bir kez daha yalnızca istirahat izni uzatılır ve nihayet 2 Mayıs 1918’de yeniden görevinin başına döner. Göründüğü kadarıyla sağlık açısından daha stabil bir durumda olan Kafka, yaz boyunca boş zamanlarını Prag Bahçıvanlık Enstitüsü’nde çalışarak geçirir. Uzun zamandan beri bedensel bahçe işlerine duyduğu ilgi, göründüğü kadarıyla Zürau’daki deneyimleri sayesinde daha da güçlenmiştir, çünkü eylül ayında, Kuzey Bohemya’da geçirdiği üç haftalık tatili sırasında da zaman zaman büyük bir fidanlıkta çalışır. Ancak sonbaharda sağlık durumu belirgin bir biçimde kötüye gider; Avrupa’da yayılan İspanyol gribine yakalanır, 14 Ekim’le 18 Kasım ve ikinci bir kez, 23 ile 29 Kasım tarihleri arasında İKSK’deki işini, yüksek ateşten dolayı yataktan çıkamadığı için sürdüremez. Julie Kafka, oğlunun sağlık durumu karşısında, nekahat izni verilmesi ve taşrada tedavi görmesi için çaba harcar: “Ama Franz’ın seyahatine hazırlık yapmak, telgraf çekmek, bürosuna gitmek, ayrıca onun için bazı alışverişler yapmaktan, bu mektuba gerçekten zaman ayıramadım,” diye yazar kızı Ottla’ya (O, s. 185). 30 Kasım’da oğlunu Schelesen’e götürür, Franz Kafka, Pansiyon Stüdl’de 23 Aralık’a kadar dinlenir.

Kafka Prag’a döndüğünde, yazdığı raporla üç aylık ek istirahat izni tavsiye eden İKSK doktoruna muayene olur. Ne ki, İKSK bunun üzerine, ihtiyaç durumunda derhal görevinin başına dönmesi koşuluyla, yalnızca üç haftalık izin verir. Bu iznin bildirilmesinin ardından Kafka, 22 Ocak’ta yeniden Schelesen’e hareket eder. Bir kez daha yerleştiği Pansiyon Stüdl’de pek az konuk kalmaktadır, bunların arasında, yine Prag kökenli Yahudi kızı Julie Wohryzek de vardır ve –Kafka’nın betimlemesine göre– sıradan ama şaşırtıcı bir şahsiyettir. Yahudi değil ve Yahudi değil de değil, özellikle Yahudi değil de değil, Alman değil ve Alman değil de değil, sinemaya, operetlere ve komedilere âşık, boyalı ve peçeli, en fütursuz cinsinden jargon deyişlerinden tükenmek bilmeyen ve engellenemez bir hazineye sahip, genel olarak çok cahil, hüzünlüden ziyade neşeli – yaklaşık olarak böyle biri. Toplumsal aidiyeti kesin olarak tarif edilmek istenirse, tezgâhtar kızlar sınıfına ait olduğunu söylemek gerekirdi. Bununla beraber cesur, dürüst, diğerkâm bir kalbi var – bedensel olarak kesinlikle güzellikten yoksun olmasa da, sözgelimi lambamın ışığına doğru uçan sivrisinek kadar önemsiz bir yaratıkta bu kadar üstün nitelikler (BKB, s. 263 ve devamı). Kafka, Julie Wohryzek’le tanışmasının etkisi altında, Schelesen’de kaldığı dönem hakkında şu değerlendirmeyi yapar: (…) neşeli bir zaman geçiriyorum (kaba bir hesapla son beş yılda, şu son birkaç haftadaki kadar gülmedim) (BKB, s. 265). Julie Wohryzek 6 Mart’ta Prag’a döner; Bunu izleyen üç hafta içinde –İKSK bu arada istirahat iznini yeniden mart ayı sonuna kadar uzatmıştır– birbirlerine mektup bile yazmazlar (Sym, s. 48); ancak Kafka bu yeni tanıdığı kız hakkında kız kardeşi Ottla’dan mektupla bilgi alır (O, s. 76).

Ama daha sonra Julie Wohryzek’in en büyük ablası Käthe Nettel’e, Prag’a döndükten sonra, sanki peşlerinden kovalayan varmış gibi, birbirlerine koştuklarını yazar ve şöyle devam eder: Ve şimdi görece mutlu ve sakin bir dönem başlıyor. (…) Bizi ormanın içlerinde, akşam geç saatlerde sokaklarda, Černošic’te yüzerken görmek mümkündü (…) (Sym, s. 48). Kafka bu dönemde Julie Wohryzek’le evlenmeyi düşünmeye başlar; 1919 yılının Eylül ayı ortasındaki nişanları, nişanlısının geldiği yoksul koşulları gerekçe gösteren babasının şiddetli itirazlarına karşın gerçekleşir. Franz Kafka’nın yakın arkadaşlarının da bu ilişkiye yönelik kaygıları olduğu anlaşılmaktadır; Max Brod’un günlüklerinde yazdıklarına bakılırsa, Julie Wohryzek, kuşkulu üne sahip bir kadın sayılmaktadır.
Ekim sonunda, Prag-Wrschowitz’te bir daire kiralama olanağı doğduğunda, Franz Kafka ve Julie Wohryzek planladıkları evliliğin tarihini kasım başı olarak bildirirler. Ancak daire kısa süreliğine bir başkasına kiralanır ve çift planladıkları düğünü iptal etmeye karar verir. Käthe Nettel’e yazdığı mektupta, bu dönüm noktasıydı, daha sonra durdurmak mümkün olmadı, bana bu seferliğine verilmiş olan süre dolmuştu (…) diye açıklar suya düşen evlilik planlarının gerekçelerini (Sym, s. 52).

Kısa süre sonra, 4 Kasım’da Kafka, Max Brod’la birlikte yeniden Schelesen’e gider. Brod, birlikte geçirdikleri birkaç günün ardından Prag’a dönerken, Kafka, 16 Kasım’a kadar Schelesen’de kalmayı planlar, ancak kararını değiştirir ve amirine 14 Kasım’da, görevine muhtemelen 17 Kasım yerine ancak 20 Kasım’da döneceğini bildirerek özür diler (AS, s. 303). Brod’un ayrılışının ardından, Prag’a döndüğü tarihe kadar geçen süre içinde –tahminen 10 ve 19 Kasım tarihleri arasında (krşl. KKANII, Ek, s. 56 ve devamı)– on ay öncesinde Julie Wohryzek’le tanıştığı yerde babasına, elyazısıyla 100 sayfayı aşan mektubu yazar.

Babaya Mektup ve alıcısı Hermann Kafka

Hermann Kafka 14 Eylül 1852 tarihinde Güney Bohemya köyü Wossek’te (Çekçe: Osek) yoksul koşullar altında yaşayan bir ailenin altı çocuğundan dördüncüsü olarak dünyaya gelir. İlkokulun ardından, muhtemelen Pisek’teki bir akrabasının tekstil işinde çıraklık yapar. 1872 yılında askerlik muayenesinden geçer, ordudaki bir Çek birliğinde üç yıl askerlik yapar ve lokomotif sürücülüğüne kadar yükselir. Ordudan terhis edildikten sonra –kendisinden önce başka aile üyelerinin de yaptığı gibi– Prag’a yerleşir, muhtemelen firma temsilcisi olarak çalışır ve Bohemya’daki şehir ve köylerde müşteri ziyaretlerine gider. Yaklaşık olarak aynı dönemde, Podiebradlı (Çekçe: Podebrady) saygın ve varlıklı bir ailenin kızı Julie Löwy de (1855-1934) Bohemya’nın başkentine gelir. Hermann Kafka, Julie Löwy’yi muhtemelen bir çöpçatan yardımıyla 1882 yazında tanır; bunu izleyen aylarda mektuplaşmaya başlarlar, Hermann Kafka, mektup yazmayı Bohemya taşrasındaki iş seyahatleri sırasında da sürdürür ve nihayet evlilik planları yapılır. Aynı yılın eylül ayında evlenirler; yaklaşık olarak aynı dönemde Hermann Kafka iplik, pamuk ve giysi ticaretini tescil ettirir ve Prag’ın eski şehir merkezinde, evli çiftin birlikte çalıştığı –Julie Kafka çocuklarının doğumundan sonra da çalışmaya devam eder– bir dükkân açar. Dolayısıyla ailenin ev düzeni, bir iş düzenidir: Bir aşçı kadın ve diğer görevlilerin yanı sıra, çocukların eğitimiyle ilgilenen çeşitli çocuk bakıcıları ve dadılar çalıştırılır. Hermann ve Julie Kafka giysi işinde, Julie Kafka’nın kendi yazdığı aile geçmişinde de bildirdiği gibi, başarılı olurlar: “[Hermann Kafka] küçük paralarla başlamış ve her ikimiz de çok çalışkan olduğumuz için, saygın bir adam konumuna yükselmişti.” Hermann Kafka yalnızca bir girişimci olarak saygın bir adam değildir: 19. yüzyılın seksenli yıllarında Prag sinagoglarının yönetim kurulunda etkindir, 1895 yılında, Prag iş mahkemelerinde Avusturya-Macaristan İmparatorluğu adına bilirkişiliğe atanır (FKP, s. 104).

Nişanlılık döneminde yazdığı mektupların gösterdiği ve aile üyelerinin de hatırladıkları gibi, sevgi dolu bir adamdır, ancak aynı zamanda otoriter bir aile reisi, ataerkil bir kişidir de. Evdeki çalışanlardan Anna Pouzarová onu “(…) iri, heybetli, hoş görünümlü, katı bir bey” olarak betimler (EaFK, s. 66). Yalnızca katılık değil, çabuk köpüren bir mizaç da Hermann Kafka’nın ayırt edici bir özelliğidir ve bu neredeyse asabi yapısı, ancak ilerleyen yaşlarında yumuşamış gibi görünmektedir: Elli Hermann, 22 Nisan 1917’de Zürau’daki en küçük kardeşi Ottla’ya, “Mektubunu babama okuduk, şu sıralardaki halinin en iyi göstergesi, mektubu ona okumaya cesaret edebilmiş olmamızdır. Mektup hakkında tek bir kötü söz söylemedi, ki bu da inanılmazdı. Sövgülerini tüketmiş, artık hiç sövmüyor. Çok uysal, fazlasıyla uysal,” diye bildirir.

Franz Kafka’nın dostları ve tanıdıklarının ifadelerine göre Hermann Kafka, yardımsever bir adamdı; Nelly Engel, onun Birinci Dünya Savaşı sırasında, Yahudi mültecileri için cömertçe bağışta bulunduğu bir olayı hatırlar (EaFK, s. 114). En yakın arkadaşı onu, “tamamen kendi çabası sayesinde kurduğu” bir hayat süren, “güçlü, dış görünüşü bakımından da olağanüstü etkileyici (iri, geniş omuzlu)” bir adam olarak betimler ve Kafka’nın babasına tek taraflı olarak, “merhametsiz bir zorba ününü yakıştırmasını yanlış” bulur (EaFK, s. 114).

Hermann Kafka’nın kişiliğinin gelişiminde kalıcı etkide bulunmuş üç an saptamak mümkündür: Hermann Kafka’nın toplumsal yapı içinde bir yer bulma çabasına olumsuz bir izlenim bırakarak etkide bulunmuş olan, yoksul köy koşullarına ilişkin çocukluk ve gençlik deneyimleri; sahip olduğu değerler ve kurallar sistemine damgasını vurmuş olan askerlik deneyimleri ve –o dönem ve toplumsal zümre için tipik olan– ticari başarı ve bununla bağlantılı toplumsal yükselme istemi.

Hermann Kafka’nın oğlu Franz’la –bu zeminde– ilişkisi, başarılı bir işadamının biricik oğluna ve mirasçısına yönelik daha çok geleneksel beklentilerin de (belki de en çok bu beklentilerin) damgasını taşır. Bu yanıyla, kısa bir zaman zarfında kendi çevresinde belirleyici değişimler yaşamış, yeni oluşmakta olan bir Yahudi orta sınıfı içindeki ataerkil düzen açısından tipik (ve bu düzenin sonucu olan) bir baba oğul çatışmasına neredeyse bir örnek oluşturur. Kafka’nın arkadaşı Hugo Bergmann, Hermann Kafka’yı “kendi fiziksel gerçekliğine, yani işine iki ayağıyla birden sapasağlam basan, o yıllara özgü bir Yahudi işadamı” olarak betimler (EaFK, s. 18).

Hermann Kafka, 1849 tarihli eşitlik yasalarının (bazı alanlarda ancak kısa ömürlü olan) yeni özgürlükler tanıdığı –bunlar arasında Tuna Monarşisi’nin sınırları içinde istedikleri yere yerleşme izni de vardı– Bohemya kırsal Yahudiliğinin bir temsilcisi sayılabilir. O döneme dek köy cemaatleri içinde yaşamış olan Yahudiler şehirlere göç ettiler ve çok kısa bir süre içinde ekonomik ve toplumsal açıdan tırmanışa geçtiler, ne ki, bu yükseliş –benzer bir hızla– Yahudi gelenek ve göreneklerinin yitirilişiyle atbaşı yürüdü. Üstelik Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun Yahudi olmayan burjuva toplumuna bu asimilasyonu, giderek büyüyen milli çatışmaların çokuluslu devleti gerek siyasi gerek toplumsal açıdan sarstığı ve sosyal ve siyasal açıdan istikrar kaybına yol açtığı bir dönemde gerçekleşti. Göç eden taşra Yahudilerinin köklü altüst oluşlar yaşaması yalnızca bu toplumsal koşulların dayatması sonucunda olmadı, Yahudi toplumunun kendisi de –hareketlilik ve asimilasyon sonucunda– büyük değişimlere maruz kaldı, öyle ki, oğulların ilk kuşağı bile –diğer etkenlerin yanı sıra, akademik eğitim olanağıyla da– baş döndürücü gelişmeler temelinde babalarının kırsal deneyim dünyasından çok uzaklaştılar ve bir diyalog olanaksız gibi görünmeye başladı. Bir yandan, Kafka’nın Praglı yaşıtları açısından belirleyici olan, aşırı dinamik ve otoriter babalar kuşağına, diğer yandan da belirli bir köksüzleşme ve yabancılaşma deneyimine Franz Werfel’ın “Vater und Sohn” (Baba ve Oğul) başlıklı şiirinde değinilir:

Ve uçuşan kara paltosunun içinde Taşır yaşlı da tıpkı genç gibi Bir demir, nefret uyandıran. Söyledikleri sözler kopmuş Yaşların soğuk düşmanlığından Renksiz, tükenmiş.

Burada lirik bir üslupla konu edilen Yahudi dönüşüm kuşağının babalarıyla oğulları arasındaki bu çatışma, Christoph Stölzl tarafından Hermann Kafka ile oğlu arasındaki ilişkiye uyarlanmıştır ve Stölzl şu sonuca varır: “Hermann ile Franz Kafka arasındaki kopuş, iki Yahudi kuşağı arasındaki önlenemez yarılmadır; bu, her ikisinin de, babanın da, oğlun da, kendi kuşaklarına özgü özellikleri aşırıya vardıran tipler olmaları sonucu, azap verici boyutlara varır (KHbII, s. 532).

Babaya Mektup’un oluşumu ve işlevi

Kafka henüz Prag’dayken (yani 4 Kasım 1919’da Schelesen’e hareket etmeden önce) babasına ayrıntılı bir mektup yazmayı planlar ve bu niyeti hakkında kız kardeşi Ottla’ya bilgi verir (krşl. O, s. 75). Şimdilik yalnızca kafamda canlanan, diye belirttiği mektubu (O, s. 75), nihayet Schelesen’de, Julie Wohryzek’le, Hermann Kafka tarafından büyük bir kararlılıkla reddedilmiş olan ve gerçekleşmeyen evliliğin doğrudan etkisi altında yazar. Kendi ailesini kurma girişimi sonuçta farklı nedenlerden dolayı başarısızlığa uğramıştı, ancak babasını bir kez daha aşırı kudretli bir karakter olarak gördüğü anlaşılan Kafka, onu da bu olaydan sorumlu tutar. Mektup –Brod’un hatırladığına göre– “gerçekten de babasına verilecekti” (FK, s. 22) ve “babasıyla arasındaki, utanç verici bir biçimde tıkanmış, acı verici ölçüde sertleşmiş ilişkilere bir açıklık getirmeye” (FK, s. 22 ve devamı) hizmet etmesi bekleniyordu. Elyazısıyla 104 sayfayı kapsayan mektubun son hali de Brod’un hatırladıklarını doğrular: Elyazısının büyük, özenli niteliği ve pek az düzeltme yapılmış olması, yazmanın alıcıya ulaştırılması gözetilerek tamamlanmış olduğuna işaret eder – bu arada, günümüze kalmamış olmakla birlikte, ayrıca notların ve öntaslakların olduğu da düşünülebilir. Ancak Kafka ne (yazmayı bitirmeden önce dile getirdiği gibi) mektubu Schelesen’den postayla gönderir ne de, Milena Jesenská’ya yazdığı bir mektuptan anlaşılabileceği gibi, babasına şahsen verir: Eğer eski halimi bilmek istersen, sana (…) yaklaşık altı ay önce babama yazdığım, ama henüz vermediğim dev mektubu gönderirim (M, s. 73). Babasına yazdığı mektubu okumak, kendisi de babasıyla çatışma içinde yaşayan arkadaşına Kafka’nın biyografik arka planı hakkında fikir verecek ve aynı zamanda aralarındaki “kader akrabalığı”nı gösterecektir.

Kafka 1920 Temmuzu’nda Meran’da geçirdiği uzunca bir istirahat izninin ardından Prag’a döndüğünde, Milena Jesenská’ya şu haberi verir: Yarın Baba-mektubunu senin ev adresine göndereceğim, onu iyi sakla lütfen, belki günün birinde babama vermek isteyebilirim (M, s. 85). Elyazmasına Milena Jesenská için eklenmiş bir notun gösterdiği gibi, kendisi de bu sırada mektubu bir kez daha okumuştur (krşl. KKANII Ek, s. 55 ve 59), ancak göndermeye karar veremez, çünkü hemen 9 Ağustos 1920’de Milena’ya şunları yazar: Babama yazdığım (ayrıca kötü, gereksiz) mektubu bilmen iyi bir hazırlık olurdu (M, s. 196). Ama mektubu sonraki haftalarda da vermez, ki Milena Jesenská –mektubun asıl alıcısı gibi– mektubu okuyamamıştır.

Daha geç bir zamanda Kafka mektubun bir kopyasını daktiloya çeker, ancak bu işi metni sona erdirmeden hemen önce yarım bırakır. Bu daktilo metni Babaya Mektup’un işlevi hakkında bazı sorular atar ortaya. Yüzeysel olarak bakıldığında, elyazısı metinden az sayıda da olsa, ilginç sapmalar saptanabilir: Mektubun yazıldığı yer olan “Schelesen” ibaresi eksiktir ve hitap “Sevgili baba” olarak değiştirilmiştir. Bu değişiklikler ve de bizzat daktilo kopyanın varlığı, Kafka’nın metne bu arada –belki de uzun bir zaman aralığıyla, elyazmasını Milena Jesenská’ya vermeden önce gerçekleştirdiği yeni okumanın ardından– belirli bir alıcıya yönelik bir mektuptan daha farklı bir işlev yüklediğinin işaretleri olabilir. Bu varsayım, iki olguya dayandırılabilir – ve geliştirilebilir: Kafka’nın edebi metinlerinin daktilo kopyalarını hazırlama pratiğine ve gündelik bir olaydan doğan düzyazı metni Grosser Lärm’in (Büyük Gürültü) oluşum ve yayımlanış öyküsüyle yapılacak karşılaştırmaya.

Kafka’nın yalnızca kendisinin yayımlamayı öngördüğü edebi metinlerin daktilo kopyaları olduğu belgelenmiştir. Bu kopyaları ya bizzat kendisi hazırlıyor ya da bu iş için birini görevlendiriyordu. Bu daktilo metinler daha sonra Kafka tarafından yayınevlerine ve yayıncılara gönderiliyor ve –yayımlanmalarının kabul edilmesi durumunda– baskıya esas alınan metni oluşturuyordu. Bu bakımdan Babaya Mektup’un bir daktilo kopyasının bulunması, Kafka’nın bu metni –salt bir mektup işlevini aşan– edebi değer taşıyan ve konusu bakımından güncel bir metin olarak görmüş olduğu biçiminde yorumlanabilir. Kafka’nın, okuduğu belgelenmiş olan (ve ayrıca Felice Bauer’e söz ederken hafızasında kaldığı biçimiyle, “Bir Babanın Oğluna Mektubu” [F, s. 214] olarak adlandırdığı) “Brief eines Vaters unserer Zeit” (Bir Zamane Babasının Mektubu) başlıklı denemesinde Herbert Eulenberg’in ya da (Kafka’nın tanıdığı ve saygı duyduğu) Franz Werfel’ın yukarıda kısmen alıtılanan “Baba ve Oğul” başlıklı şiirinde ve “Nicht der Mörder, der Ermordete ist schuldig” (Katil Değil, Maktul Suçludur) başlığını taşıyan düzyazı metninde yaptıkları gibi, Kafka da Babaya Mektup’uyla, babalar kuşağının oğulları karşısında sarsılmaz gibi görünen otoritesinin yarattığı sorunu, bireysel otobiyografik bir baba oğul çatışmasını aşan bir biçimde dile getirir. Muhtemelen bu olgunun farkına varması Kafka’yı, metnin genel bir ilgi göreceği ve yayımlanmaya uygun olduğu düşüncesine vardırmıştır. Daktilo metnin hazırlanması bu durumda kamuoyuna açılma yönündeki ilk adım olmalıydı – ancak Kafka’nın ölümüne dek bunu başka adımların izlemediği anlaşılmaktadır.

Düzyazı metni “Büyük Gürültü”nün oluşum ve yayımlanış öyküsü için de benzer şeyler söylenebilir. Kafka bu metni, günlük defterlerinin üçüncüsünde, ebeveyninin evindeki gürültü ortamına yönelik dolaysız bir şikâyet olarak not eder; daha sonra –edebi niteliğinden emin olduğu zaman– Willy Haas tarafından çıkarılan dergi Herderblätter’de yayımlanması için Haas’a teslim eder ve metne iliştirdiği mektubuna şu notu düşer: Belki o yakınlığı gösterir ve ailemi kamuoyu önünde terbiye etmek için yazdığım, ilişikteki küçük parçayı kabul edersiniz. Eğer siz uygun görürseniz, gelecekte de böyle aile haberleriyle Herderblätter’e katkıda bulunmaya hazırım (Neue Rundschau, 102 [1991], H. 2, s. 171). Böylelikle başlangıçta günlüğüne düştüğü kişisel bir not, edebi bir metne dönüştü ve sonunda Kafka tarafından yayına verildi.

Kafka’nın, Milena’ya karşı fazlasıyla hedefine yönelik olarak kurgulanmış diye betimlediği (M, s. 75) ve bu avukat mektubundaki, avukatlara özgü hilelere dikkat çektiği (M, s. 85) Babaya Mektup için de, yine böyle bir imkân görmüş olduğu düşünülebilir.

ROGER HERMES
Wuppertal Üniversitesi Kafka Araştırmaları Merkezi’nde uzman araştırmacı.

Kaynak:
Babaya Mektup,
Franz Kafka,
Çeviren: Cemal Ener,
Can Yayınları

Yorum yapın

This site is protected by wp-copyrightpro.com

Daha fazla Biyografiler, İnceleme, Makaleler
Lenin: Leon Tolstoy ve Dönemi

LEON TOLSTOY VE DÖNEMİ Leon Tolstoy'un yaşadığı ve öğretisinde olduğu gibi, olağanüstü değerdeki eserlerinde de dikkate değer bir özellikle yansıyan...

Kapat