Atatürk’le Seyit Rıza arasındaki tarihi diyalog

Atatürk’le Seyit Rıza arasındaki tarihi diyalog

Dersim Katliamı’yla ilgili istihbarat teşkilatına sunulan raporda, Mustafa Kemal’in Seyit Rıza ile yaptığı görüşmede, “Af dilersen idam edilmeyeceksin”dediği, ancak Seyit Rıza’nın, “Af dileyecek bir şey yapmadım” diye karşılık verdiği ortaya çıktı. Dersim Katliamı’yla ilgili dönemin Milli İstihbarat Teşkilatı’na (MAH) sunulan raporda Mustafa Kemal’in ve Seyit Rıza öldürülmeden önce kendisiyle görüştüğü ortaya ...

devamını okumak için tıklayınız

Adaleti Beklerken Roboskî – Ebru Aydın

Adaleti Beklerken Roboskî - Ebru Aydın

Gerçeğin, üzeri ne kadar örtülmeye çalışılsa da 34 kişinin ve katırlarının kanına bulanmış gerçeğin kitabı. "Burada anlatılanlar 'yetkililer'i rahatsız ederse şimdiden söylüyorum; evet ben yazdım, 'benim kitabım'. Ama yok, vicdanlar acıyacaksa, uzaktan da olsa bu adaletsizliğin ve zulmün karşısında duracaksa okuyan, 'bu kitap benim değil'." 28 Aralık 2011! “Asla ve asla... ...

devamını okumak için tıklayınız

Hafızalardan silinmeyen 15 distopik kitap

Hafızalardan silinmeyen 15 distopik kitap

Bilindiği gibi ilk kez John Stuart Mill tarafından kullanılan distopya terimi, ütopyanın zıttı olarak “kötü bir yer” anlamına geliyor. 1. Demir Ökçe - Jack London Modern karşı ütopyaların ilki sayılan bu roman, toplumda ve siyasette gelecekte yer alacak değişiklikleri irdeler. Jack London'ın 1907'de yayımlanan Demir Ökçe adlı eseri, modern karşı-ütopyacı romanların ilki sayılır. ...

devamını okumak için tıklayınız

Sordum Durdum – Melek Özlem Sezer

Sordum Durdum - Melek Özlem Sezer

Masal Kahramanlarına Sorular Pek çok masalda, doğru olmayan kimi mesajların gizli olduğunu biliyor muydunuz? Pamuk Prenses, Hansel ve Gretel, Külkedisi, Kırmızı Başlıklı Kız, Fareli Köyün Kavalcısı, Keloğlan ve daha niceleri... Adlarını sürekli duyduğunuz ve maceralarını hep dinlediğiniz bu masal kahramanlarını daha yakından tanımaya var mısınız? Peterica Pan'ın meraklı sorularıyla, Melek Özlem Sezer'in ...

devamını okumak için tıklayınız

Ahmet Ümit: ‘Bir tek adamın çıkarları için koca ülke yangına sürükleniyor’

Ahmet Ümit: ‘Bir tek adamın çıkarları için koca ülke yangına sürükleniyor’

O Türkiye’nin en çok okunan yazarlarından birisi. Üstelik yalnızca Türkiye’de değil onlarca ülkede de fazlasıyla okuyucuya sahip. Usta yazarla, kısa süre önce aldığı ödülü vesile edip bir araya geldik. Sonbahar’da meraklısıyla buluşacak yeni romanını, dünyadaki yayıncılık anlayışını ama en önemlisi ülke gündemini masaya yatırdık. İşte Ahmet Ümit’ten çok konuşulacak açıklamalar. >>Güzel ...

devamını okumak için tıklayınız

İşte üstat Yoda’nın esin kaynağı

İşte üstat Yoda’nın esin kaynağı

Yıldız Savaşları serisinin unutulmaz karakteri, Obi-Wan Kenobi ve Luke Skywalker’ı yetiştiren Jedi ustası Yoda’nın ortaçağda kaleme alınmış bir kitaptaki figüre tıpatıp benzemesi şaşkınlık yarattı. Yıldız Savaşları (Star Wars) serisinde istisnasız herkesin sevdiği bir karakterdir üstat Yoda. Jedi şövalyeleri yetiştiren 900 yaşındaki ustanın öğrencileri arasında Obi-Wan Kenobi ve Luke Skywalker da bulunur. ...

devamını okumak için tıklayınız

Galeano’nun anahtarları – Önder Göksal

Galeano’nun anahtarları - Önder Göksal

Son günlerde bütün iyi yazarlar söz birliği etmişçesine terki diyar ediyor. Yaşar Kemal, Günter Grass derken bir de Latin Amerika’nın kıtaları birleştiren sesi Eduardo Galeano edebiyat severleri üzdü. Sevdiğim bir yazar hayatını kaybedince kitaplığımdan o yazara ait kitapların hepsini çıkarır göz gezdiririm, o kitaplardan rastgele bölümler açar birkaç sayfa okur, kitabı ...

devamını okumak için tıklayınız

Alman Türk silah arkadaşlığı ve Ermeniler

Alman Türk silah arkadaşlığı ve Ermeniler

Balkan Savaşlarından sonra iflas etmiş ve dağılma telaşına düşmüş Osmanlı topraklarında yaratılan savaş ve yok oluş psikolojisi Ermenilerin imhası için kullanılmıştır. Bunda Alman parası ve silahları önemli bir etkendir... Savaşta Alman kurmayların tavsiyesi “Hinterland”daki “düşmanların” yani Ermenilerin buralardan uzaklaştırılması olmuştur. Serdar Dinçer, Alman Belgelerinde Alman-Türk Silah Arkadaşlığı ve Ermeniler’de bugüne kadar ...

devamını okumak için tıklayınız

“Evet, ne yazık ki Türkiye’de Günter Grass okunmuyor”

“Evet, ne yazık ki Türkiye’de Günter Grass okunmuyor”

Teneke Trampet'i nasıl okuyacağız? Bugün Günter Grass'ın kitapçılarda neredeyse hiçbir kitabı yok. Teneke Trampet'in bile 2000 yılından sonra yeni baskısı yapılmamış. Oysa Grass, Türkiye ile çok ilgili ve burada da tanınan bir yazardı. Günter Grass tipik bir 20. yüzyıl aydınıydı. Yaşadığı çağın çalkantılarına, tarihsel olaylarına şahitlik etmiş, bunu yaratıcı çabasının bir ...

devamını okumak için tıklayınız

“Ben sizin için çıldırıyorum, siz bana aldırış bile etmiyorsunuz” Nazım Hikmet

Ben sizin için çıldırıyorum, siz bana aldırış bile etmiyorsunuz Nazım Hikmet

Şükûfe Nihal’e áşık olan isimlerden biri de Názım Hikmet’ti... Názım Hikmet’in aşkı 1920’li yıllar... Erenköy bahçelerinde, köşklerinde şairler yan yana gelip edebi sohbetler yapıyorlardı. Bu toplantıların birinde... Názım Hikmet bir káğıda bir şeyler yazıp Şükûfe Nihal’e vermesi için Halide Nusret’e (Zorlutuna) uzattı. "Bir Devrin Romanı" adlı eserinde Zorlutuna olayı şöyle yazdı: "O (Şükûfe Nihal) okuduktan sonra, gülerek ...

devamını okumak için tıklayınız

Hep ideal aşkı arayan bir şair: Şükûfe Nihal – Soner Yalçın

Hep ideal aşkı arayan bir şair: Şükûfe Nihal - Soner Yalçın

Nazım Hikmet ona aşıktı. Faruk Nafiz Çamlıbel, ona olan sevdasını dizelere döktü. Cenab Şahabeddin’in kardeşi şair Osman Fahri, ona olan aşkına karşılık bulamayıp canına kıydı. Şair Ahmet Kutsi Tecer, ona tutkundu. Edebiyatçı Mithat Sadullah Sander ve politikacı Ahmet Hamdi Başar ile evlendi. Yaşamı köşkte başlayıp huzurevinde biten şair, yazar, öğretmen Şükûfe ...

devamını okumak için tıklayınız

Faşizm iki insan arasındaki ilişkide başlar

Faşizm iki insan arasındaki ilişkide başlar

“Kimim ben senin için, kimim bunca yıldan sonra?” diye sorar 20. yüzyılın en büyük romanlarından biri olan Malina’nın yazarı Ingeborg Bachmann hiç gönderilmemiş veda mektubunda Paul Celan’a. Mektuplaşmaları 1948’den 1967’ye kadar aralıklarla ama çok yoğun sürer. Bu kısacık birliktelik, bitmeyen bir aşka dönüşmesinin ardından, Sen Nehri’nin karanlık sularında ve Roma’da ...

devamını okumak için tıklayınız

Oğuz Atay’ın görüntülü ve sesli konuşması

Oğuz Atay’ın görüntülü ve sesli konuşması

Oğuz Atay’ın TRT arşivinde bulunan yüksek çözünürlüklü görüntülü ve sesli konuşması için "devamını oku"yu tıklayınız     Kaynak: www.oguzatay.net

devamını okumak için tıklayınız

“Ne dağı bu?” diye sordum. “Ararat” dediler. – Aleksandr Puşkin

“Ne dağı bu?” diye sordum. “Ararat” dediler. - Aleksandr Puşkin

Koğuştan taze sabah havasına çıktım. Güneş doğuyordu. Dupduru gökyüzünde iki başlı, karlı bir dağ parlıyordu. Gerinirken: “Ne dağı bu?” diye sordum. “Ararat” dediler . Seslerin etkisi ne kadar güçlü! Var gücümle baktım bu efsanevi dağa. Yenilenme ve yaşam ümidiyle onun doruğuna yanaşan Nuh’un gemisini, biri idamın öteki barışın simgeleri olarak ...

devamını okumak için tıklayınız

Sancı Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi’nin Nisan-Mayıs sayısı tüm kitapçılarda…

Sancı Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi'nin Nisan-Mayıs sayısı tüm kitapçılarda...

Sancı Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi “YIKIMIN ve İNŞANIN SANATI KOBANÊ” dosya çalışmasıyla raflardaki yerini aldı. Kobanê’nin yeniden inşası çalışmaları dahilinde kültür ve sanat cephesinden bir nefes olma sorumluluğuyla hazırlanan dergimizin geliri de, Kobanê için gerçekleştireceğimiz kampanya çalışmamızın sonucu ile birlikte Kobanê’ye gönderilecek. Dosya başlığımızda dergimizde; Necmiye ALPAY: “Pax Erdoganica Mı?” ...

devamını okumak için tıklayınız

”Aramızdan biri idam edilecek ama henüz bilmiyor. Kendisinin de seyredeceğini düşünüyor”

”Aramızdan biri idam edilecek ama henüz bilmiyor. Kendisinin de seyredeceğini düşünüyor”

Kapana kısılıp kalmış bir ülke Nobel ödüllü V.S. Naipaul’un Nehrin Dönemeci Afrika’yı anlatan, önemli bir eser. Naipaul ne Afrikalı ne de Avrupalı, ne siyah ne de beyaz ama sömürgeci ahlakını yakından tanıdığı gibi, azınlık sorunlarını ve korkularını da biliyor. Bugüne kadar Afrika hakkında okuduğumuz romanların neredeyse tamamı Avrupalı yazarlar tarafından yazılmış ...

devamını okumak için tıklayınız

Bilimkurgu’ya aşk mektubu

Bilimkurgu’ya aşk mektubu

Mark Bould’un kitabı bilimkurgu sinemasına yazılmış uzun bir aşk mektubu gibi sona eriyor belki. Okurunu uzun bir izlenecek filmler listesiyle de baş başa bıraktığı için bir başucu kitabına dönüşüyor. Bilimkurgu, disiplinlerarası yaklaşımın 1970’lerden bu yana akademideki konumunu sağlamlaştırmasıyla, post-kolonyal teori, feminizm, Marksizm, psikanaliz gibi araçların biri ya da birkaçıyla birden ele ...

devamını okumak için tıklayınız

Yazarların soyadlarının anlamını öğrendiğinizde şaşıracaksınız.

Yazarların soyadlarının anlamını öğrendiğinizde şaşıracaksınız.

Çocukken isimlerimizin anlamını hep merak etmişizdir. Bizim hakkımızda ne söylüyor? Tarihle nasıl bir irtibat hâlinde? Ve anlamını öğrendiğimizde hayal kırıklığı yaşamıştır pek çoğumuz. Flavorwire.com üşenmemiş, hayranı olduğumuz yazarların soyadlarının ne anlama geldiğini açıklayan bir liste hazırlamış. Listede yol aldıkça rahatlayacak, yazar da olunsa söz konusu isim olduğunda fazla uzağa kaçılamadığını ...

devamını okumak için tıklayınız

Naif ve Bilge - Zafer Köse

Virajdan sonra ani bir uçurum. Tesadüfen yol kenarında bulunuyorsunuz ve bir aracın hızla yaklaştığını görüyorsunuz. Ne yaparsınız? E, can kurtarmak için elinizi kolunuzu biraz sallamayı esirgemezsiniz herhalde. Peki, aracın içindekilerin katil, faşist, insanlık düşmanı olduğunu biliyorsanız? O güne kadar birçok insana yaşattıkları büyük acılara her an yenilerini ekleyebilecek kişilerse? Evet, hiçbir ...

devamını okumak için tıklayınız

Edebiyat yasaklansa ne değişir?

Edebiyat yasaklansa ne değişir?

“Kültür ve sanatta bize ‘en iyi’ diye sunulanlar esasında sadece seçim sürecini tekelinde bulunduran güçlerin bize uzattığı menüdeki tercihlerle sınırlıdır.” Umberto Eco Yarın Türkiye’de fırıncılar çalışmasa milyonlarca insan aç kalırdı. Yarın otobüs sürücüleri grev yapsa on binlerce insan gitmek istedikleri yerlere gidemezdi. Yarın sağlık çalışanları işlerini bıraksa, yüz binlerce insan sağlık ...

devamını okumak için tıklayınız

Kapitalizm, Yoksulluk ve Türkiye’de Sosyal Politika, Prof. Dr. Ayşe Buğra

“Prof. Dr. Ayşe Buğra’nın Kapitalizm, Yoksulluk ve Türkiye’de Sosyal Politika kitabı, yoksulluk sorununun evrensel ve yerel görünümlerini bünyesinde barındıran bir çalışma. Kitapta, yoksulluk konusu kapitalizmin gelişim sürecinde ortaya çıkan yaklaşımlardan hareketle değerlendiriliyor ve ülkemizde yoksullukla mücadele, Cumhuriyet döneminde uygulanan sosyal politikalar analiz edilerek ele alınıyor.
İlk bölümden başlayarak kitabın arka planında, kapitalizmle birlikte var olan yoksulluk sorunu, birbirine karşıt iki sosyal politika anlayışı ve bu anlayışların temel temaları yer alıyor. İnsanı sadece işgücü, emeği bir meta olarak gören sosyal politika yaklaşımı, yoksulluğu bireysel bir sorun olarak nitelemekte, yoksullukla mücadelede devlet müdahalesine ve kamu kaynaklarının ayrılmasına karşı çıkarak iyiliksever insanların çabaları ve hayırseverliği önermektedir. Bu yaklaşımın karşısında yer alan “hak temelli” sosyal politika anlayışı ise, yoksulluğu siyasi bir sorun olarak değerlendirir ve bireyin toplumsal yaşamını sürdürebilmesi için yurttaş olmaktan kaynaklanan hakları olduğunu vurgular. Bu yaklaşım, insanı salt emek gücü olarak değil, toplumda hak sahibi bir birey olarak nitelemekte ve bu durumun sürmesi için devlete sorumluluklar yüklemektedir. İşte kapitalizmin gelişim süreci boyunca çatışma halinde olan bu iki anlayışın mücadelesi, kapitalizmin saf haliyle varlığını sürdürmesini isteyen kesimlerle, kapitalizmin temel özelliklerini sorgulayan ve onu dönüştürmeye çalışanlar arasında bir mücadeledir özünde (s. 13).
Kitap, ikinci bölümden başlayarak Türkiye?ye yöneliyor ve sırasıyla devletçi dönem, İkinci Dünya Savaşı sonrası, 1960?lar, Özal dönemi ve AKP?nin sosyal politika uygulamaları üzerinden yoksullukla mücadelenin tarihsel bir analizini sunuyor. Devletçi dönemde temel önceliğin köyün çözülmesini önleyerek yoksulluğu denetlemek olması, kente yönelik yoksulluk politikalarını da biçimlendiriyor. Tek Parti yönetimi 1930?lar ve 40?lar boyunca yoksullukla mücadeleyi gönüllü iyilikseverlerin bireysel girişimlerine terk ederek, devletin bu alandaki sorumluluklarını gündeme dahi getirmiyor. DP iktidarında da sağlık ve konut alanında geniş kitleleri etkileyen sorunların sürmesi, çıkarılan sigorta yasalarına rağmen kapsanan nüfusun oranının sınırlı kalması, DP iktidarının yoksullukla mücadele konusunda kapsamlı ve çok yönlü bir politikasının olmadığının göstergeleri. Ayrıca döneme anti-komünizmin damgasını vurması, yoksulluk ve sosyal politikanın gündeme getirilmesini zorlaştırmakta, sorunların tartışılmasına bile imkan vermemektedir (s.159-177). 1960 Askeri darbesinin ardından ithal ikameci sanayileşme stratejisi, planlı kalkınma anlayışı ve 1961 Anayasası?nda yer alan sosyal haklar dönemin sosyal politika uygulamalarını da şekillendirmiştir. Bülent Ecevit?in Çalışma Bakanlığı döneminde işçilere tanınan grev ve diğer sendikal haklar, 1964?te Sosyal Sigortalar Kurumu?nun, 1967?de DİSK?in kuruluşu çalışanlar açısından olumlu uygulamalardır. Bu olumlu adımlara karşılık, bu dönemde de sosyal politika uygulamaları toplumun tüm kesimlerini kapsayamadı.

“Fakir Fukara Fonu”
Dördüncü bölümde, ANAP ve DYP döneminde kabul edilen Yeşil Kart Uygulaması ele alınıyor. 24 Ocak 1980 kararlarıyla Türkiye?nin ithal ikameci sanayileşme modelini terk ettiği ve ihracata ağırlık vererek küresel ekonomi ile hızla bütünleşmeye yöneldiği yeni dönemde, uygulanan siyaset ve iktisat politikaları, o güne kadar yoksulluğu kontrol etmeye yarayan mekanizmaların da sona ermesine yol açtı. Bu toplumsal koşullarda, 1986?da, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu (SYDTF) kuruldu. Yasalaştığı sırada kamuoyunda çok da ciddiye alınmayan ve biraz da küçümsemeyle ?Fakir Fukara Fonu? olarak adlandırılan SYDTF, 1999 Marmara Depremi sonrasında ihtiyaç duyan kesimlere kaynak aktarılmasında önemli bir işlev kazanacaktı. 2001 finansal krizi sonrasında Dünya Bankasından gelen kaynaklarla Türkiye?de ilk kez uygulanmaya başlanılan Şartlı Nakit Transferi Projesi de bu kurum aracılığıyla uygulanacaktır (s.200-212). ANAP?tan sonra iktidarı devralan DYP-SHP iktidarı döneminde kabul edilen yasayla, sağlık güvencesi olmayan yoksulların sağlık hizmetinden yararlanmasını sağlayan Yeşil Kart uygulaması yürürlüğe girdi. Kitapta, ülkenin sosyal politika tarihinde geçmişten bugüne hakim olan iki yaklaşımın bu iki sosyal güvenlik uygulamasında belirginleştiğine dikkat çekiliyor. SYDTF hayırseverliğe dayanan boyutu ağır basan bir kurumsal düzenleme iken, Yeşil Kart uygulamasının ?hak temelli? sosyal politika anlayışına örnek olduğu ve bu iki birbiri ile çatışan sosyal politika yaklaşımlarının AKP iktidarı döneminde sık sık karşımıza çıkacağı belirtiliyor (s. 218).
2002 sonrasının toplumsal, ekonomik koşulları çerçevesinde AKP iktidarının sosyal politikaya yaklaşımı, sosyal güvenlik reformu nedeniyle kamuoyunda yürütülen tartışmalara da yer verilerek aktarılmış. Türkiye?de 1980 sonrası uygulanan iktisat politikaları, Güneydoğu Anadolu bölgesinde süren çatışma ile büyük kentlere gerçekleşen göç ve 2001 finansal krizinin geniş kitleler üzerindeki etkisi, AKP iktidarını ilk günlerinden başlayarak ciddi bir yoksulluk sorunu ile yüzleşme durumunda bıraktı. Bu somut durum, AB entegrasyonu çerçevesinde yürütülen çalışmalar ve IMF?ye verilen taahhütler iktidarı yoksulluk, yoksullukla mücadele ve sosyal güvenlik reformu konularında bir tavır almaya itti. Bu ortamda uygulanan politikaların ikili niteliği kitapta örnekleriyle belirtilmiş. AKP iktidarı, bir yanda muhafazakar ve İslamcı dünya görüşü doğrultusunda yoksullukla mücadelede devletin sorumluluğunu en alt düzeyde tanımlar, aile kurumu ve hayırseverliğe vurgu yaparken; öte yandan dönemin somut koşulları, 1990?larla birlikte ön plana çıkan ?yönetişim? anlayışı, hükümeti, yoksullukla mücadelede kamu kaynaklarını kullanmak, devletin sorumluluğunu hatırlamak zorunda bırakmaktadır. Bu dönemde yurttaşlık hakkını temel alan uygulamalarla (Sosyal Riski Azaltma Projesi kapsamında uygulanan Şartlı Nakit Transferi, ilk öğretim kitaplarının ücretsiz dağıtımı gibi), yoksullukla mücadeleyi Sivil Toplum Kuruluşlarına (STK) havale eden yaklaşımların birarada gündeme geldiğini görmekteyiz (İsrafı Önleme Derneğinin çalışmaları, Mikrokredi uygulamaları). Son dönemlerde özellikle AB ile bütünleşme çalışmalarının zayıflaması, AKP hükümetinin vatandaşlık hakkı temelli sosyal politika uygulamalarından uzaklaşmasına, yoksullukla mücadelede iyiliksever birey ve STK?ların yürüttüğü çalışmalara ağırlık verilmesine yol açıyor (s. 233-254).

Tek parti dönemi etkileri
Kitabın sonuç bölümünde, Türkiye?de hemen her dönemde, yoksullukla mücadele konusunda, yoksulluk sorununun kapitalist sistemle yapısal bağlantısını göz ardı ederek hayırseverliği vurgulayan sosyal politika anlayışının güçlü olduğu belirtiliyor. Bu durumun nedenleri arasında çalışma hayatının yapısal özellikleri, devlet-toplum ilişkisinin niteliği ve hayırseverlik anlayışının tek parti dönemine uzanan köklü bir geçmişe sahip olması var. Oysa yoksulluk siyasi bir sorundur ve yoksullukla mücadele siyasi bir müdahale gerektirmektedir. Müdahalede hak boyutunun ağırlık taşıması, birey hastalandığı, yaşlandığı veya iş bulamadığı durumlarda sadece yurttaş olmaktan doğan hakları nedeniyle kamu kaynaklarından yararlanması gerektiği anlayışına götürür bizleri. Sosyal politikayı yurttaşlık hakları çerçevesinde tanımlayan bu anlayış, yalnızca kapsamlı bir yoksullukla mücadele paketi sunmakla kalmıyor, onun ötesinde ticarileşme ve metalaşma eğilimlerini sınırlandırarak, kapitalizmi dönüştürme potansiyelini de bünyesinde kapsıyor. Tüm bölümlerde yer alan bu görüş sonuç bölümünde altı çizilerek vurgulanmış. Bu çalışma, okurları yoksulluk ve Türkiye?de 1930?lardan günümüze sosyal politika uygulamaları konusunda bilgilendirmenin yanında, temel sosyal politika konuları üzerinden kapitalist sistem ve gelecekte alacağı görünümler üzerine düşünmeye de sevk ediyor.

?Yoksulluk? sorununa karşı, Türkiye?de hemen her zaman ?hayırseverlik?i vurgulayan sosyal politika anlayışı etkili oldu. Oysa yoksulluk siyasi bir sorundur ve ?hak temelli? siyasi müdahale gerektirir

Yoksulluk politikaları tarihi
Geçmişte yapılan ?yoksulluk? tanımlarında ?gelir azlığı? temel yoksulluk nedeni olarak belirtilirken son dönemde sorunun çok boyutluluğuna vurgu yapılıyor. 1999?da 23 ülkeden 20.000?den fazla yoksul kadın ve erkekle yapılan çalışmada yoksulluğu yaşayanlar, maddi yoksunluklarla birlikte manevi yoksunlukları dile getiriyor, açlık ve sefaletin yanısıra güçsüzlük, toplumsal dışlanmışlık ve sesini duyuramamayı yoksulluğun en can acıtıcı biçimleri olarak ifade ediyorlar (Narayan ve dig., Voices of the Poor, A Scream for Change, 2000).”

Didem Gürses: Yıldız Teknik Üniversitesi
09/05/2008 tarihli Radikal Gazetesi Kitap Eki

“Tek parti döneminin hayırseverlik anlayışı; ?yardımı hak eden? ve ?etmeyen? yoksullar ayrımı… İkinci Dünya Savaşı sonrasında sosyal politikanın kurumlaşması… 1980 sonrası: Sosyal refah rejiminin çözülüşü; Fakir Fukara Fonu, Yeşil Kart… AKP döneminin muhafazakâr liberalizmi ve hayırseverliğin ?dönüşü?…
Ayşe Buğra bu kitapta, Türkiye?deki sosyal politika tarihinin ve tartışmalarının eleştirel bir analizine yöneliyor. Yoksulluğa yaklaşım konusunda, 16. yüzyıldan itibaren kapitalizmin gelişmesine refakat etmiş olan iki yaklaşımın mücadelesi bağlamında yapıyor bunu. Değerler sisteminin merkezine çalışmayı koyan ilk yaklaşım, kamu kaynaklarının sosyal amaçlarla kullanımı konusunda kuşkucudur ve yoksulluğu, yoksulu suçlayarak açıklama imkânını tükettiğinde, hayırseverliği vurgular. Hak temelli olan ikinci yaklaşım ise, toplumu emek piyasasının önüne koyar ve yoksulluğu politik bir sorun olarak ele alır. İki yaklaşım arasındaki mücadele, kapitalizmi saf haliyle korumaya çalışanlarla onu “başka bir şey”e dönüştürmeye çalışanlar arasındaki mücadeledir aslında.
Kitabın önemli bir katkısı, bu mücadele ekseninde, Türkiye?de devlet-toplum ilişkilerinin Cumhuriyet tarihi boyunca geçirdiği evrime yeni bir bakış açısı getirmesidir. Türkiye’de “iri” iddialara ve hararetli tartışmalara konu olan devlet-toplum ilişkilerine, sosyal haklar üzerinden pek fazla bakılmadı. İş hukuku, çalışma ekonomisi ve endüstri ilişkileri alanlarına sıkışan çalışmalar, devlet-toplum ilişkilerinin nasıl kurulduğuna ve nasıl anlamlandırıldığına dair bir analizin araçlarına dönüştürülemedi. Ayşe Buğra?nın kitabı, bu bakımdan öncü bir rol üstleniyor.”
Kitabın Tanıtım Yazısı

Künye
Adı Kapitalizm, Yoksulluk ve Türkiye’de Sosyal Politika
Yayın No İletişim 1299
Dizi Araştırma-İnceleme 223
Sayfa 275 Sayfa
Baskı 1.Baskı Nisan 2008, İstanbul
Yazar Ayşe Buğra
Editör Asena Günal
Düzelti Asude Ekinci
Kapak Suat Aysu
Dizi Kapak Tasarımı Ümit Kıvanç
Uygulama Hüsnü Abbas
Baskı ve Cilt Sena Ofset

Prof. Dr. Ayşe Buğra’nın Hayatı
Yüksek öğrenimini Kanada?da tamamladı ve McGill Üniversitesi Ekonomi Bölümü?nden doktora aldı. Halen Boğaziçi Üniversitesi Atatürk Enstitüsü?nde öğretim üyesi ve Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Politika Forumu merkezinin kurucu başkanlarından biri. Uzmanlık alanları: iktisadi düşünce tarihi ve iktisat metodolojisi, karşılaştırmalı sosyal politika, gelişme iktisadı. Kitapları: Reading Karl Polanyi for the 21st Century: Market Economy as a Political Project (Kaan Ağartan ile birlikte derleme, Palgrave Macmillan, 2007), Bir Temel Hak Olarak Vatandaşlık Gelirine Doğru (Çağlar Keyder ile birlikte derleme, İletişim Yayınları, 2007), Sosyal Politika Yazıları (Çağlar Keyder ile birlikte derleme, İletişim Yayınları, 2006), Devlet – Piyasa Karşıtlığının Ötesinde (İletişim Yayınları, 2000), Islam in Economic Organizations (TESEV/Friedrich Ebert Vakfı, 1999), State, Market, and Organizational Form (Behlül Üsdiken ile birlikte derleme, Walter de Gruyter, 1997) State and Businessmen in Modern Turkey (State University of New York Press, 1994; Türkçesi: Devlet ve İşadamları, İletişim Yayınları, 1995), İktisatçılar ve İnsanlar (Remzi Kitabevi, 1989; İletişim Yayınları, 1995). Ayrıca akademik dergilerde ve derleme kitaplarda yayımlanmış çeşitli makaleleri bulunuyor. Ayşe Buğra, Karl Polanyi?nin Büyük Dönüşüm adlı eserini Türkçe?ye çevirmiştir (Alan Yayıncılık, 1986; İletişim Yayınları, 2000).

Kitapları
Devlet ve İşadamları
Devlet-Piyasa Karşıtlığının Ötesinde
İktisatçılar ve İnsanlar
Kapitalizm, Yoksulluk ve Türkiye’de Sosyal Politika

Çeviri
Büyük Dönüşüm

Derleme
Sosyal Politika Yazıları
Vatandaşlık Gelirine Doğru

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>