“Karşın”cı Orkun Levent Boya – Müslüm Kabadayı

karşınEdebiyat-sanat dünyasının sessiz kahramanları vardır. Ün düşkünü ya da popülerlik peşinde koşan çapsızlara KARŞIN dergi çıkararak, yayınları okurlara bin bir zorluğa katlanarak ulaştıran Orkun Levent Boya da onlardan biridir. Öyle ki, sırtlandığı Her Şeye KARŞIN Edebiyat Sanat Düşün Dergisi’ndeki yazılarının bazılarını ölen kardeşinin adı başta olmak üzere müstear adlarla yayınlar. Dergicilik, yayıncılık, bankacılık gibi ilişkilerini kendi çalışmalarını yayınlamak yerine yeni kuşaktan şair-yazarların ürünlerinin gün ışığına çıkarmak için değerlendiren güzellikte bir insandır.

Şinasi-Hamiyet Boya çiftinin çocuğu olarak 25.5.1964’te Mersin’de dünyaya gelen Orkun Levent Boya, ilk ve ortaöğrenimini bu kentte yapar. 1975’te Mersin Kuva-i Milliye İlkokulu’nu, 1978’de Atatürk Ortaokulu’nu, 1982’de de Dumlupınar Lisesi’ni bitirir.
Gazi Üniversitesi İktisat Fakültesi’ne 1983’te giren Orkun Levent Boya, 1987’de mezun oldu ve aynı yıl Türkiye Kalkınma Bankası’nda işe başlar. Kalkınma Bankası’nda çalışırken, kendisi gibi bankacı olan Şaziye Hanım’la evlenir. Duygu Hazal adında tek çocukları olur.
Şaziye Hanım’la boşandıktan sonra kendini tümüyle edebiyata, dergi yayıncılığına verir. Önce Ankara’da yayınlanmakta olan Lacivert dergisine desteğini sunarken, 2007’den itibaren matbaacı Musa Kırkayak’ın sahipliğinde 5 yılı aşkın Her Şeye KARŞIN Edebiyat Sanat Düşün Dergisi’ni çıkarır. Dilek Genç Dilsiz, bu süreçte maddi ve manevi desteğini hiç esirgemez. Dergideki en yakın çalışma arkadaşı, derginin görsel yönetmeni de olan Erdinç Özköylü olur.
Orkun Levent Boya, ikinci evliliğini büyük aşk yaşadığı İnna Hanım’la gerçekleştirir. Ne yazık ki dört yıl süren bu aşk, İnna Boya’nın pankreas kanserinden ölümüyle yarıda kalır. Üçüncü evliliği ise 2009’da tanıştığı Almanya’da yaşamakta olan Figen Erkaan’la olur. Onunla edebiyat dünyasına ilişkin ilişkilerini daha da derinleştirir. Figen Hanım’ın deyişiyle “Hiçbir şeyi gelişigüzel yapmamaya özen gösteren bir kişilik” olan Orkun Levent arkadaşımız, son dönemde yazmayı planladığı bir roman için notlar tutar. Emekli olup Mersin’e yerleştiğinde de kendi yaşamından kesitlerinde içinde yer aldığı verileri yerinde gözlem ve incelemelerle besleyerek romanını zenginleştirmek ister.
Mayıs 2015’te Figen Hanım’la boşandıktan sonra 15.5.2015’te Kalkınma Bankası’ndan kıdemli uzman olarak emekli olur. Tansiyonla boğuşan şair-yazar Boya, karaciğer- akciğer yetmezliklerine şeker hastalığı da eklenince Ankara’dan ayrılıp Mersin’e yerleşir. 26 Ekim’de yoğun bakıma alınan Orkun Levent Boya, 16 Kasım 2015’te yaşama gözlerini yumar.
Henüz en verimli çağında aramızdan ayrılan Orkun Levent Boya’nın yaşamına, sanat ve dünya görüşüne, yapıp ettiklerine dair onu yakından tanıyanların yazacakları çok şey olmalı. Onunla kişisel bağımıza gelince… Orkun Levent kardeşimizle geç bir dönemde, 2009’da şair dostum Mehmet Ercan aracılığıyla tanıştım. Mülkiyeliler Birliği’nde buluşup dergi, ülke ve dünya sorunları üzerine uzun bir sohbet yaptık. Dergi kapanıncaya kadar yazılarımla ve ilişkilerimle destek verdiğim şair-yazarımızı, birkaç kez de işyerinde ziyaret ettim. Bir tesadüfü de orada yaşadım. 1978-1982 döneminde Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde öğrenciyken tanıştığımız Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde okuyan Adnan Kâhiloğulları da Kalkınma Bankası’nda çalışmaktaymış. Nerdeyse 30 yıl bağımızın koptuğu Samandağlı Adnan arkadaşımla ilişkimizi yeniden kurma olanağımız gerçekleşti böylece.
Orkun Levent Boya, tanıyanların teyit ettiği üzere çok sosyal, girişken görünmekle birlikte bir yanardağ gibi içten yanan bir şair-yazardı. İçtenliğine tanık olduğum bu arkadaşımız, tansiyon başta olmak üzere arka arkaya birçok hastalıkla boğuşmak zorunda kalmasına KARŞIN kendini içkiyle mayalamaktan vazgeçmedi. Mersin’e döndükten sonra telefonlarımıza ve e-postalarımıza yanıt vermediği için bağımız koptu. Yakınları Kâmil Saraç Özgeylani ve Orhan Haşimoğlu’ndan öğrendiğim kadarıyla Ankara’ya küserek ayrılmış ve başkentle ilişkilerini koparmayı tercih etmiş. Bu konuya dair ayrıntıya vakıf olmadığım için bir değerlendirme yapamayacağım ama yakın arkadaşı Erdinç Özköylü’nün dışında dostlarından kimseyle ilişkisini sürdürmemiş. Kentteşi şair Behzat Ay gibi bir bakıma kendini ölmeye yatırmış.
Sanatçıların incelikleri dikkate alındığında, Gülten Akın’ın “Ah kimselerin vakti yok/ durup ince şeyleri anlamaya” dizelerinde olduğu üzere yabancılaşma ve yalnızlaşma daha dipten vurmakta. Oysa, kendini her koşulda üretken kılmak ve bunları zorluklara KARŞIN çoğaltarak paylaşacak kanallar ve insanlar bulmaktır toplumcu ve devrimci sanatçıya yakışan. Aslında, ikinci eşi Figen Hanım’dan öğrendiğimize göre genç kalemlere editörlük ve yayın konularında dostane katkılarını sürdürüyormuş. Öyle ki, hastalığı ağırlaşmasına KARŞIN Banu Özkan Tozluyurt’un romanına katkı sunmak üzere çalışıyormuş. Genç yazarlara böylesine özverili destek veren Orkun Levent Boya’nın, niçin bir kitap yayınlamadığı da düşündürücü değil mi? Bu durumu, kendisi şöyle belirtmiş: “Ne kendi tarafımdan -finanse edilerek-, ne de bir yayınevi tarafından basılmış hiçbir eserim yok…”(1) Bu cümlenin yer aldığı metinde, edebiyat ve yazma uğraşıyla ilgili şunları dile getirmiş:
“…Ayrıca, ulusal bir radyo kanalında yayınlanan bir programa metinler yazıyorum, hayata dair, -ağırlıkla- (kara) mizahi çıkarımlardan oluşan…
Yazın anlamında, ağırlıklı olarak öykü, deneme, eleştiri türü düzyazılar yazmaktayım. Bunların yanında, -eğer yazdıklarıma şiir denirse- şiir adına da bir şeyler -zaman zaman- üretmeye çalışıyorum.
Şiir okumayı yazmaktan daha çok seviyorum ama adrese teslim, gönderme şiirleri okumaktan hoşlanmıyorum.
Tutku derecesinde bir Kafka hayranı olmamın yanında Klasik Rus Edebiyatı’na özel bir ilgi duymaktayım.
Burada, bir dostumun gerçekleştirmeyi düşündüğü bir projesine katkıda bulunabilmem için, çıkardığı davet üzerine bulunmaktayım ve gereğini yerine getirmeye çalışacağım.
Bunun yanında, çok okuyan biri olarak, -yaratacağım zamanlarda da- burada, şiir adına okuyacak çok şeyim olacaktır umarım…
Şiir okumayı çok sevmeme rağmen, şair bazında seçiciyimdir. Bu da tamamen tesadüfidir. Örneğin, bir kişi çok iyi şairdir ama beni ilk okuduğum şiiriyle yakalamalıdır. Şüphesiz, şairin her şiiri -bir emeğin ürünü olduğu için- değerlidir. Ama beni sarması için okuduğum ilk şiiri benim için çok önemlidir. O da, -yukarıda dediğim gibi- tesadüfidir.
‘Kazanımlar, paylaşımlarla çoğalır’ diyerek, herkese şiir dolu bir hayat diliyorum…”
Doğrusu, onun şiiri, öyküsü, deneme ve eleştirileri üzerine tüm çalışmalarına ulaştıktan sonra değerlendirme yapmak daha doğru bir yaklaşım olur. O nedenle şiir ve düzyazılarında her zaman bir anlatı tekniğinin ve mizahi, özellikle karamizahi bir dilin etkili olduğunu söylemekte sakınca yok. Bunu, aşağıdaki metinlerinden anlamak mümkün.

“150–200 metre uzaklıktaki evciğimin kapısındaki yuvasına yerleştireceğim anahtarı cebimden çıkarırken elimin içine kendiliğinden yerleşen kâğıdı gördüğümde güldüm; “Yine, dışarı çıkış amacımı atladım.” dedim içimden, alışveriş listesini yeniden cebime sokarken. Ama ne yapayım, yazma isteği gelir-gelmez, diğer her bir şeyin önüne geçiveriyor işte. Hem, bakın ne güzel, hiç alışveriş yapmadığım için, evde yerlerine yerleştireceğim şeyler de yoktu, zamanımı alacak!.. “Oldu olacak, yazıyı yazarken kendime bir bardak votka doldurayım da, yazının içeriğine uygun olsun ortam.” diyerek, mutfağa yöneldim. Buzluktaki votka şişesinden bardağıma yarı beline kadar doldurdum. Bir başka bardağa da, bol buzlu su hazırladım. Elimdekilerle salona döndüğümde, “O, kimleri görüyorum,” dedim onlara bakarken. Kâğıt ve kalem de, çoktan yerini almışlar beni bekliyorlardı işte masanın üstünde. Yerime oturdum. Önce bir yudum şurup kıvamındaki sek votkadan çektim. Ardından buzlu suyumdan bir yudum. Başladım yazmaya.”
Aşağıdaki paragrafta ise karamizah yaparken ekonomistliğini de ustaca kullandığı görülmektedir. Kendine özgü “şifreyi açık etme” diline, diğer polemik yazılarında da tanık olmaktayız.
“ÖTV! Özel Tüketim Vergisi! İçki sınıfına giren alkollü içecekleri içenlere uygulanan, %75’e varan bir vergi ÖTV! “Parayı veren düdüğü çalar!” Yani, parayı veren öttürür! Buradan yola çıkarak, bu verginin adını bundan sonra, “Öttüreni Tüketen Vergi” olarak değiştiriyorum. Denemesi parayla; öttürün bakalım bir şişe alkollü içeceği, nasıl cebinizdekiler tükeniyor görürsünüz.”(2)

Homeros’un Torbası’ndan

“sen misin tanrıya atan mail”
diyerek
dilimden yapıştı azrail

çıkartınca huzuruna patronunun
“ne bakıyorsun”
dedi “eğil”

öfkeyle açtım gözlerimi
“o kadar çok istiyorsan,
sen eğil”

o an geldi yeni bir mail
“azrail istifa etti
sen çok yaşa İsmail”
gönderen: tanrı gülenos

“Oh My God” dedim,
pichos sisifos,
pezevenkos eros, meros
derken
Bir de gülenos mu
çıkarmış torbasından
bizim Homeros…

Evet, böylesine güçlü bir kalemin erken bir zamanda kırılması üzücü olduğu kadar edebiyatımız açısından önemli bir kayıp. Umuyor ve diliyorum ki edebiyat dünyası böyle kalemlerin değerini yaşarken bilir ve sahip çıkar.
Yakınlarına, dostlarına başsağlığı ve sabır dilerken, Orkun Levent Boya’nın yayınlanmamış çalışmaları varsa onları gün ışığına çıkarma, yayınlananları da derleyip kitaplaştırma sorumluluğunun hepimize düştüğünün altını çizmek istiyorum.
Işıklar içinde toprakla mayalansın Orkun Levent kardeşimiz…

Notlar
(1) http://www.antoloji.com/orkun-levent-boya/hayati/
(2) OLB, “Votka mı, kolonya mı?”, Açık Gazete, 21.08.2009

Error 190: Invalid OAuth Access Token. Try using the admin panel to re-validate your plugin.

Yorum yapın