Kitap, Kütüphane ve Hatay’da Kütüphane Kültürü – Müslüm Kabadayı

kütüphaneKitap, hem yaşamın kaydedildiği bir araç hem de insan yaşamını değiştiren, geliştiren bir kaldıraçtır. Yaşamın kaydedilmesi kitaplardan önce de vardı, sözlü anlatım-resim-heykel-müzikle… “Değiştiren ve geliştiren kaldıraç” özelliği ise dikkatle üzerinde durulmayı hak ediyor.

“Bir kitap beni değiştirebilir mi diyorsan, elindeki kitaba bak; bir zamanlar o odundu.” Bu söz, odunun nesne olmaktan çıkıp kitaplaşarak özne haline gelmesinden hareketle, bu kitabı özümleyen insanın da değişmeye başlayacağını vurgulamaktadır. Yani insan da “odun” olmaktan, başka etkenler yanında en çok kitaplarla kurtulmaktadır. İnsanın kitapla etkileşimini de Maksim Gorki, şöyle betimlemektedir: “Kitapları seviniz. Onlar yaşamınızı daha çekici bir hale sokacak, size dostça hizmet edecek düşüncelerin, duyguların ve olguların dolaşık ve gürültülü karmaşasında yolunuzu bulmanıza yardım ederek kendinize ve başkalarına saygı duymayı öğretecek, yüreği ve aklı dünya ve insanlık sevgisiyle dolduracaktır.”

Çivi ve hiyeroglif yazılarla başlayan tablet ve papirüs kütüphaneciliği, Mezopotamya’da M.Ö. 526’da Ninova’da ve M.Ö. 3. yüzyılda İskenderiye’de kurulan kütüphanelerle yaygınlaşmıştır. Ne yazık ki tarihte yakılıp yıkılan, yağmalanan ilk kütüphaneler de bunlar olmuştur. Özellikle İskenderiye Kütüphanesi’ndeki çok zengin kitapların yok edilmesiyle insanlığın kültür hazinelerinden önemli bir bölüm yok edilmiştir. Babillerin Asur kütüphanelerini yağmalamasıyla başlayan bu zulüm, Moğollar ve Alman Nazilerinin kitapları yakmalarıyla yakın tarihe kadar sürmüştür. Yangın ya da deprem nedeniyle de yok olan kütüphaneler de az değildir. “Eylül 1923’teki Büyük Kanto depremi, Tokyo Kraliyet Üniversitesi’nde bulunan, 19. yüzyıldaki kırsal Japonya’nın hemen hemen bütün kayıtları dahil 700 binden fazla cildin yanmasına neden oldu. 1943’te Lima’da çıkan büyük yangın Peru Ulusal Kütüphanesi’ni tamamen yok etti, birçoğu İspanyol fethi ile ilgili 40 bin el yazması ve 100 bin cilt kaybedildi. Leningrad’daki Bilim Akademisi’nin kitaplığındaki 300 bin kadar kitabı yok eden ve üç buçuk milyondan fazla kitabın hasar görmesine neden olan 1988 Şubat’ındaki yangının ise son yıllarda yaşanan en büyük kütüphane felaketi olduğunu söyleyebiliriz.“(1)

Yakılıp yıkılma, deprem, sel gibi nedenler yanında günümüzde “kütüphanelerin dibe vurması”na yol açacak temel sorunlardan biri, devletlerin ve kuruluşların kütüphanelerin mali kaynaklarını kesmeleridir. Örneğin, İngiltere’deki muhafazakar yönetimin yaptığı kesintiler nedeniyle 400 kütüphanenin kapılarını kapatmak zorunda kaldığı biliniyor. Diğer yandan Amerikan kütüphanelerinin yüzde 15’inin son birkaç aydır okurlara hizmet verdikleri saatleri sınırladığı, geri kalan kütüphanelerin yaşama tutunabilmek için özel kaynaklardan destek aradıkları ortada.(2)

Bütün bunlar, bir bakıma kitap halkının itibarıyla oynanmasıdır. Bu nedenle kütüphaneler, kitapların hem memleketi hem de mezarı olmuştur. Bu acı tablo, aslında kültürlerin gömülmesine işaret ettiği kadar toplumsal hafızanın da silindiğini göstermektedir.

Taşınabilir bilgisayar, cep telefonları, IPad vs. ile kendini ortaya koyan iletişim teknolojilerinin hegemonyası karşısında kütüphanelerin geçmiş yüzyılların kültürel birikimi ile kullanıcıları arasında köprü görevi yaptığı dönemin sona erdiğini düşünenlerin de çoğaldığı günümüzde, kütüphanelerin işlevini öne çıkaran çok güzel örnekler de var. Bunlardan biri, Almanya’nın Köln kentindeki şehir parkında okuma alışkanlığını yaygınlaştırmak amacıyla oluşturulan ve geçen yıl ”Fikir Ülkesi” ödülüne değer görülen kütüphanedir.

“Köln şehir parkındaki küçük, yeşil ahşap kulübede hizmet veren Mini Bibliothek (Mini Bib) yani küçük kulübe, Köln Şehir Kütüphanesi’nin bir şubesi. Okuma alışkanlığını yaygınlaştırmak için özgün bir proje olarak hayata geçirilen kütüphanede, ne kitaplar, ne de kitapları okumak için ödünç alanlar kaydediliyor. Okuyucu dilediği kitabı alıyor ve sadece kitabın ait olduğu kategoriye bir çizik atılıyor. İsim, adres ve benzeri bilgilere ihtiyaç yok. Kitaplar; çocuk, edebiyat ve uzmanlık kitapları olmak üzere 3 kategoriye ayrılıyor. Kütüphaneye giren veya çıkan her kitap için ilgili kategorideki çizikler sayılabiliyor. Mini Bib ile ilgili bilgi veren gönüllü kütüphaneci Karin Odening, önünde duran defterdeki çentikleri göstererek, günde 10 ile 30 kitabın ödünç alındığı bu küçük kütüphanede mevcut tek kayıt sisteminin nasıl işlediğini anlattı.”(3)

Son yıllarda kütüphanecilikle ilgili önemli tartışma konularından biri de e-kitaplardan oluşan kütüphanelerdir. Örneğin ABD’nin Teksas eyaletinin San Antonio kentine bağlı Bexar’da açılan “BiblioTech” adlı dijital kütüphanede kitaplar raflarda değil, elektronik ortamda. Kütüphanenin kataloğunda 10 bin e-kitap var. Birkaç yıl önce açılan ve 7 bin üyesi bulunan kütüphaneyle birlikte, genel olarak e-kitap okurluğuyla ilgili araştırmalar da çoğalmaya başlamıştır. Özellikle akşamları ve uykuya geçmeden önce e-kitap okuyanlarla matbu kitap okuyanların karşılaştırıldığı araştırmayı yürüten ekibin başındaki uzman Profesör Charles Czeisler’in şu ifadesi, Türkiye’deki öğrencilerde de son zamanlarda görülen sorunların önemli bir nedenini açıklıyor: “Çoğu e-kitap okuyucudaki ışık doğrudan kişinin gözlerine yansıyor. Fakat kâğıt baskı kitap okuyanlar veya orijinal Kindle okuyanlar ise yalnızca kitabın sayfalarından yansıyan ışığa maruz kalıyor. Kan örnekleri, e-kitap okuyanlarda uyku hormonu melatonin üretiminin azaldığını gösterdi.”(4)

Elektronik ortamın yoğun ve uzun süreli kullanımıyla ilgili sağlık sorunlarının artması yanında gerçek toplumsal ilişkilerin azalması nedeniyle ciddi psikolojik sıkıntıların ağırlaştığı biliniyor artık. Teknolojinin verimli ve sağlıklı kullanımının sağlanması, devletlerin ve yurttaşların en önemli görevlerinden biri olmuştur günümüzde. Bu açıdan okullar, teknoloji eğitiminde bilimselliğe ve sağlığa özen göstermelidir. Ne yazık ki Türkiye’de “fatih projesi” gibi teknoloji çöplüğüne dönüşen uygulamalar, sorunun sermayedarları desteklemekle ilgili olduğunu ortaya koymaktadır.

Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından birkaç yıl önce yayınlanan Türkiye Okuma Kültürü Haritası’nda yapılan bir araştırma üzerinden ortaya çıkan veriler, ülkemizin gerçeğini ortaya koymaktadır. “En çok okunan basılı materyal kitap (% 47,11), ikinci gazete (% 34.45), üçüncü dergi (4,78). Hiç okumayanların oranı % 12,70. Basılı materyal (kitap, gazete vs) okuyanlar % 82,32, elektronik ortamda (internet) okuyanlar % 12,96. Derginin bir okuma aracı olarak görülmediğini tespit edebiliriz. Gazetenin kitaptan sonra gelmesi ise dikkate değer.

Katılımcıların % 31,32’si hiç kitap okumadığını, % 43,91’i yılda 1-10 kitap okuduğunu söylemiş. Araştırmacıların bu konudaki yorumu ise ilginç: ‘Hiç kitap okumama ve yılda 10 kitaptan az okuma oranları dikkate alındığında katılımcıların %75’inin okumadığı söylenebilir.’ En çok kitap okuyan yaş grubu 12 kitapla 7-14, hiç kitap okumayanlar ise 65 ve üzeri yaş grubunda. En çok okuyanların 7-14 yaş grubu olması çocukların kitap okumadığı tezini çürütüyor. Tabii ne okuduklarına da bakmalıyız, bu yaş grubunun öğrenci olduğu yardımcı ders kitapları hariç yılda en az beş ders kitabı okudukları hatırlanmalı.”(5)

Okumamak yalnızca Türkiye’deki genç nesillerin sorunu değil! The National Literacy Trust’ın (Ulusal Okur-Yazarlık Birliği) yaptığı bir araştırmaya göre İngiltere’de 4 milyon çocuk (tüm çocukların üçte biri) tek bir kitaba bile sahip değil. Kitap sahibi olmayan çocukların sayısı 2005 yılından beri yüzde 10 artmış.(6) Bu veri de göstermektedir ki, bütün ülkelerde eğitim başta olmak üzere insanların basın-yayın araçlarından, sanat ve edebiyat eserlerinden yararlanma haklarının eşitçe sağlanması ve geliştirilmesi şarttır.

Kitap ve kütüphanenin Hatay’daki serüvenine gelince… Bu konuyla ilgili önemli bir kaynak, 2001’de Mustafa Kemal Üniversitesi Kütüphane ve Dokümantasyon Dairesi tarafından 68 sayfa olarak yayınlanan “Hatay’ın Tarihçesi ve Eski Antakya Kütüphaneleri” adlı yapıttır. Bu yayında yer alan bilgilerden önemli kesitler şöyledir: “Antakya’da ilk ‘Umumi Kütüphane’ Kral Antiochus I döneminde kurulmuş (M.Ö. 195), ilk kütüphaneci olarak şair ve fikir adamı Euphorion atanmıştır. Bundan sonra Roma döneminde Antakya’da kütüphane namına tek olay, sadece İskenderiye piskoposu iken 361 yılında öldürülen George’un kurduğu kitaplığı aynı yıl imparator Julian’ın Antakya’ya getirtmesi ve koruma altına almasıdır. Bu kitaplık da kısa süre sonra bir ayaklanma sırasında yakılıp yıkılmıştır.” (s. 40) “1516 yılında Osmanlı hakimiyeti altına girdiğinde, uzun zamandan beri bu havalide Türk kültürü ve idaresi hakim olduğundan, idari yapıda önemli bir değişiklik olmadı. Zaman içinde Antakya ‘da yeni medreseler kuruldu. 17. yüzyılda yedi yerde cami ve mescitler içinde din bilgileri veriliyordu. Üç yerde seb’a, aşere ve takrib konularını öğreten darülkuralları, kırk kadar da mekteb-i sıbyanı vardı. Bu dönemlerde Antakya’da çok sayıda güçlü alim, şair, tarihçi yetişmiş, hatta sadece burada yetişen tarihçilerin eserleriyle Antakya’da “İslam Darül’ulumu” adı altında bir kütüphane bile kurulmuştu. Ne yazık ki 18. asır başlarında Antakya’da meydana gelen bir depremde bu kıymetli eserlerin büyük bir kısmı enkaz altında kalmış ve kurtarılabilen 200’den fazla kitabı da daha sonra Mısırlı İbrahim Paşa Mısır’a götürmüştür.” (s. 40,41) “Antakya’da kitapların toplandığı başlıca merkezler büyük camilerdi.. Öldüğünde, günah olduğu inancıyla, kitaplarının kapalı kalmasını istemeyen kişiler onları hocaların da telkiniyle çuvala doldurup camiye götürerek hediye ediyor, bu yolla camilerde bir hayli kitap toplanmış oluyordu. Bu camilerin başlıcaları Habib-i Neccar Camii ve Medresesi, Habib-i Neccar’ın karşısındaki Zincirli Medrese (930’lu yıllarda yıkıldı.) Yeni Cami ve Medresesi, Ulu Cami ve Medresesi, Nakip Camii ve Medresesi ile Meydan Camii Medresesi’dir. Bugün buralarda Kur’an-ı Kerim dışında kitap bulunmamaktadır..” (s. 41) “1284-1326 (1867-1908) yılları arasında yayınlanan Halep Riayeti Salnamelerinde bağımsız bir kütüphaneden söz edilmemekle birlikte, şehirde mevcut kurumlar sayılırken 1895-1900 arasında 27 medrese ve kütüphane, 1901’den sonra “30 medrese ve 5 kütüphane” kaydı bulunmaktadır. Burada kastedilen kütüphaneler, medreselerin bünyesinde bulunan kütüphanelerdir. Bunlardan Meydan Camii, Yeni Cami ve Nakib Camii Medreselerinde kütüphane bölümlerini bugün de görmek mümkündür. Antakya’da bir cami ve medrese bünyesinde olmakla birlikte gerek kitap sayısı, gerekse işleyişi yönünden bağımsız kütüphane özelliği gösteren tek kütüphane Abdurrauf Efendi Kütüphanesi’dir. 1290 (1873-1874) yılında kurulan bu kütüphanenin kurucusu olarak Mehmet Efendi adında bir şahıs gösterilmiştir. Müderris Abdurrauf Efendi’nin kütüphanesi, Abdullah Ağa adında bir şahsın yaptırdığı Nakib Camii’nin avlusunda bulunuyordu. Tonoz örtülü ve çatısı kiremitle kaplı olan bu taş yapılı özel oda bugün de mevcuttur. Sağlığında camiye vakfedilen ve sahibinin kendi yazdığı eserler de dahil olmak üzere 1000 kadar kitabın bulunduğu bilinen bu zengin kütüphanede kitaplar raflara, dolaplara ve pencere boşluklarına yerleştirilmişti. Kitapların büyük çoğunluğu elyazması ve Arapça idi. Kütüphaneden dışarıya kitap çıkarılmaz, buradaki kitapları inceleme yeterliliğine sahip belli kişiler özel izinle yararlanabilirdi.”
Çeçen kökenli olup Antakya’da öğretmenlik yapan Abdurrauf Efendi’nin kütüphaneyi kurduğu yıllarda Antakya Rüştiyesi’nin kurucu müdürü olan Hoca Bekir Efendi, öğrencilerinin ve halkın yararlanması amacıyla bu kütüphanenin zenginleşmesine katkıda bulunur. Bu Kafkas kökenli iki eğitimci ve kütüphaneci, Hoca Bekir Efendi’nin öğretmen kızı Havva Hanım’la Abdurrauf Efendi’nin oğlu Mehmet Vefa’nın evlenmeleriyle akraba olurlar. 9 Haziran 2012’de www.insanokur.org’da yayınlanan “Kitap Üstüne Kitap Koyanlardan: Hoca Bekir Efendi” başlıklı yazımdan bir bölümü buraya aktarmakta yarar görüyorum.

Antakya Halk Kütüphanesi’nin müdürlüğünü yapan Bülent Nakip, şu bilgiyi vermektedir: “Antakya Kütüphanesi’ne adı verilen Bekir Efendi, 1824 yılında Kayseri’nin İncesu ilçesinde doğmuş, Muallim Mektebi’ni (Öğretmen Okulu) pekiyi derece ile bitirmiş zeki ve çalışkan bir kişiydi. 1850’li yıllarda Antakya’ya geldi. 1870’li yıllarda Rüştiye’yi (Ortaokul) bizzat kurarak 25 yıl kadar bu okulda ‘muallim-i evvellik’ (başöğretmenlik) yaptı. Antakya’da eğitimin gelişmesi konusunda büyük hizmetleri oldu. Yüzlerce öğrenci yetiştirdi. Arapça ve Farsça dillerini çok iyi biliyordu. Pozitif bilimleri de öğrenmişti. Milli duyguları çok güçlü olduğundan, Fransızlar Hatay’ı işgal ettiği zaman dayanamayarak 1921 yılında Antakya’yı terk edip Urfa’ya gidecek, 1925 yılında Birecik ilçesinde vefatına kadar orada yaşayacaktı. Antakya’da ‘Mektep Hocası’ sıfatıyla tanınan Bekir Efendi öldüğü zaman 101 yaşındaydı. Babası gibi oğlu (Nadir Bilge) ve kızı (Havva Hanım) da öğretmendi. 60 yıl fiilen öğretmenlik yapmış, 84 yaşında emekli olmuştu.” Bu bilgilendirmenin bir cümlesinde değişiklik yapmaya ihtiyaç var; torunlarının verdiği bilgiye göre, Hoca Bekir Efendi 1921’de Antakya’dan Urfa’ya değil, oğlu Nadir Bey, kızı Havva Hanım ve torunu Şahap’la önce Adana’ya giderler.

Antakya’daki kütüphane kültürü çok eskilere dayanır. Roma döneminde Antakya’da ilk kütüphaneyi bir şairin kurduğu bilinir. Süryanilerin kurduğu ve zengin kütüphanesiyle tanınan Antakya Akademisi önemlidir. Burada dönemin önde gelen düşünür, hatip ve öğretmeni Libiyanus’un aktivitesi ayrıca incelenmeye değerdir. Kavimler kavşağında bulunan Antakya, bu birikimini zaman zaman gündeme gelen büyük depremler ve savaşlar nedeniyle yitirmek durumunda kalmıştır. 19. yüzyılın ikinci yarısında Antakya’ya gelen Hoca Bekir Efendi de, Rauf Efendi’yle birlikte öğrencileri başta olmak üzere halkın yararlandığı bir kütüphane kurmaya başlar. Kendisi 1921’de Antakya’dan ayrılıp 1925’te Birecik’te öldükten sonra 1926’da “Gençspor” adıyla bir gençlik kulübü kurulur. Bu kulüp 1931’de “Halk Kütüphanesi” kurarak kısa sürede halkın yoğun ilgisini toplar. Giderek işgal karşıtı bir odak haline gelince de Fransızların tepkisini çeker. Kütüphaneyi spor kulübünün açamayacağı iddiasıyla kapatırlar. Bunun üzerine kulüp başkanı Sıtkı Nakip’in önerisiyle Antakya’nın eğitimine ve kitap ihtiyacının giderilmesine yönelik büyük emek verdiği için “Hoca Bekir Efendi Kütüphanesi”ne dönüştürürler. 1938’de kurulan Hatay Devleti döneminde “Milli Kütüphane” olarak hizmet veren bu yapı, 1940’ta “Antakya Umumi Kütüphanesi”ne dönüştürülür.

2005’ten beri Cemil Meriç İl Halk Kütüphanesi olarak faaliyette bulunan binadaki kitaplardan yaklaşık 500 tanesinin Hoca Bekir Kütüphanesi döneminden kaldığı belirtilmektedir.”

1940’tan sonra Hatay’da kurulan Halkevi kütüphaneleri içinde en zengini, Antakya Halkevi Kütüphanesi’dir. Antakya Halkevi adına çıkarılan “Hatay” dergisi de şair-yazarlar yanında dönemin öğretmenlerinin halkı aydınlatmasına katkıda bulunur. Ne yazık ki Halkevi ve halk odalarında biriken binlerce kitap, 1951-52 yıllarında dağıtılmıştır. Bunların bir kısmı Antakya ve İskenderun Halk Kütüphanelerine intikal etmiştir. Daha sonra Hatay’da Merkez Çocuk Kütüphanesi, Kırıkhan, Dörtyol, Samandağ, Reyhanlı, Altınözü, Belen, Erzin, Hassa, İskenderun, Yayladağı, Kumlu İlçe Halk Kütüphaneleri ile Akbez, Aktepe, Ardıçlı (Hassa), Payas, Kuzuculu, Yeşilköy (Dörtyol), Tavla (Samandağ), Serinyol (Antakya), Karaağaç, Nardüzü (İskenderun) Belde Halk Kütüphaneleri hizmete açılmıştır. Ne yazık ki Belde Halk Kütüphanelerinin ömrü kısa olmuş ve belediyelerin lağvedilmesiyle bunlar da kapanmıştır. Bu olumsuzluğa karşın, duyarlı insanların çabasıyla kurulan ya da kurulması amaçlanan kütüphaneler de söz konusudur Hatay’da. Bunlardan ikisini örnek vermek istiyorum.

Birinci örnek, Mustafa Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğrencisi Hüseyin Güven tarafından Arsuz Belediyesi’nin de yer tahsisiyle Madenli Mahallesi’nde açılan kütüphanedir. Tek amacının halkın entelektüel düzeyini yükseltmek ve çocukları internet kafelerden uzaklaştırmak olduğunu belirten Hüseyin Güven’in, kütüphanenin işleviyle ilgili verdiği bilgi de önemli. “Kütüphaneyi açtığımız günden bu yana ailelerde bize destek gösterip çocuklarını kitap okumaları için kütüphaneye gönderiyorlar. Burası yalnız kütüphane olmayacak. Edebiyat söyleşileri, konferanslar gibi sosyal aktivitelerde yapacağız.”

İkinci örnek, topluma ve devlete mesajı bakımından etkileyici bir çabayı yansıtıyor. Mersin’de Özgecan Aslan’ın hunharca öldürüldüğü minibüs, Antakyalılar tarafından satın alınıp yakılmak istenmiş, bunu haber alan Samandağlı Ayhan Kara da bu aracı çocuk kütüphanesi biçiminde düzenleyip gezici kütüphane olarak hizmete sunmak istemiştir.
Bu değerli örneklerin gerçekleştiği Hatay’da basılan kitap, dergi, gazete sayısı, nüfusuna oranla Türkiye ortalamasının çok üstündedir. Kütüphanelerinde bulunan kitap sayısı ve bu kitapların okunma oranı bakımından da önde gelen illerimizdendir Hatay. Örneğin, “Kırıkhan N. Ulviye Civelek Halk Kütüphanesi, 2014 yılı başlarından bu yana Türkiye genelinde kullanılmakta olan KOHA otomasyon programı istatistiklerinde 25 bin 731 adet ödünç verme sayısı ile Türkiye ilçeleri sıralamasında birinci olmuştur.”(7)

Antakya’da Hatay Devleti’nin kurulması ve 10 ay 20 gün sonra Türkiye’ye ilhak edilmesi sonrasında Antakya ve İskenderun’da etkin olan iki kitapçı aileden de söz etmekte yarar var. Antakya’da Barutçular, İskenderun’da Yenerler. Bunlar kitapçılık yanında gazete ve dergilerin Hataylı okurlara ulaşmasında da uzun yıllar katkıda bulunmuşlardır. Antakya’da Barutçular, 1943’ten beri halen iki kitabeviyle faaliyetlerine devam ederken, Yenerler faaliyetlerine bir süre önce son vermişlerdir. Hatay’ın en küçük ilçesi olduğu kadar Türkiye’nin en güneyinde bulunan Yayladağı’nda Osman Tolukan’ın yaklaşık 60 yıl önce başlattığı kitapçılığı, oğlu Metin Tolukan kırtasiyeyle birlikte sürdürmektedir.

Türkiye ölçeğinde eğitim, kültür ve sanata en çok önem veren iller arasında yer alan Hatay’ın yetiştirdiği büyük şair ve öğretmen Ali Yüce’nin kitapla ilgili bir şiiriyle kitapseverleri selamlıyorum.

KİTAP ULUDUR

Kitap
Anamca ulu
Ekmekçe lokma lokma
Suca yudum yudum
Kenarında yitirdim dünyayı
Ortasında buldum

Odundum eğirdi beni
İnsana çevirdi beni
Geceyi onunla yıktım
Kara girdim koynuna
Ak çıktım

Müslüm Kabadayı

Notlar
(1) James Raven, Kayıp Kütüphaneler–Antikiteden Günümüze Yok Olan Koleksiyonlar
(2) http://haber.sol.org.tr/yazarlar/asli-kayabal/kutuphaneler-dibe-mi-vuruyor-42722
(3) www.cumhuriyet.com.tr, 22 Mart 2012
(4) http://www.bbc.co.uk/turkce, 23 Aralık 2014
(5) Metin Celâl, 22 Mayıs 2011 tarihli Cumhuriyet Kitap
(6) http://sabitfikir.com/haber/okuyamam-anne
(7) Milliyet.com.tr, 17 Aralık 2014

Yorum yapın

This site is protected by wp-copyrightpro.com

Daha fazla Makaleler, Yazarlarımızın son çalışmaları
Postmodern Anlatıların Üstkurmaca Dünyasında Yazar ve Okur – Emrullah Çelik

Üstkurmaca, postmodern edebiyatın ana özelliklerinden biridir. Üstkurmaca kendi içinde bir kurmacadır. Kendi içinde başka bir romanı/öyküyü ya da metnin içinde...

Kapat