Koku: Bir Katilin Öyküsünden 22 Alıntı

Koku Patrick SüskindPatrick Süskind’in 18. yüzyıl Fransası’nda geçen romanı “Koku: Bir Katilin Öyküsü”, kokulara karşı dayanılmaz bir zaafı olan adamın hikayesi üzerinden derin bir toplum eleştirisi yapmıştır.

Tüm insani duygulardan yoksun olan Jean-Baptiste Grenouille, kendine ait bir kokusu olmadığını fark ettiği gün dehşete kapılır. O günden sonra, insanların kokularını çalarak hayalindeki mükemmel kokuya sahip olmak için bir seri katile dönüşür.

Koku metaforu üzerinden aslında birey olamamış bir insanın trajedisini ele alan roman, 20 yıl önce yayımlandığı günden beri onbinlerce insana ulaşarak okuyucularını derinden etkilemiştir. İşte bu kült romanın birbirinden vurucu cümleleri.

Olay, 18. yüzyıl Fransasında geçer; kitabın kahramanı Jean-Baptiste Grenouille ise tüm insani duyumlardan ve duygulardan yoksun, salt kokulara karşı görülmedik ölçüde duyarlı ve istediği kokuları üretebilmek için cinayet işlemekten kesinlikle çekinmeyen bir katildir. Herkesin ve her şeyin kokusunu almakta, tüm kokuları üretmekte gerçek bir dâhi olan Grenouille, kendi kokusunun bulunmadığını, onun bulunduğu yerlerde insanların insan kokusunu alamadıklarını anladığı gün, dünyasını da yitirir. Kendisi için tek çıkar yol, başkalarına onun için sanki insanmış izlenimini verebilecek kokular sürünmektir. Toplum içinde bireyselliğini hiçbir zaman edinememiş toplum tekini, kendi benliğinin dışında her şeyi yaratabilmiş dâhiyi sergileyen bu görkemli alegorinin olağanüstü bir akıcılıkla erişilen son bölümü, benzeri herhalde ancak bir Kafka’da görülebilecek bir insanlık trajedisinin simgesidir.

1. “On sekizinci yüzyılda Fransa’da, dahi ve iğrenç kişiler yönünden hiç de yoksul olmayan bu dönemin en dahi ve iğrenç kişilerden biri sayılması gereken bir adam yaşadı.”

2. “Parfüm zaman içinde yaşar; gençliği, olgunluğu, yaşlılığı vardır. Ve ancak hayatının üç çağında da aynı hoş biçimde koku veriyorsa başarılı olmuş denebilir.”

3. “İcatlara kuşkuyla bakardı, çünkü her icat, bir kuralın bozulması anlamına gelirdi.”

4. “Onu elde etmeliydi, sırf sahibi olmak için değil, yüreğinin dinginliği aşkına.”

5. “Kadın, içi çocukken ölmüş olsa da çok yaşamak talihsizliğine uğradı.”

6. “Bugüne kadar hep, büzülüp uzaklaşması gereken şeyin genel olarak dünya olduğunu sanmıştı. Oysa dünya
değildi, insanlardı. Öyle görünüyordu ki dünyada, insanları boşalmış bir dünyada pekâlâ yaşanabilirdi.”

7. “Kokuların öyle bir inandırıcılığı vardır ki, sözden, gözle görmekten, duygudan, iradeden daha güçlüdür. Savılıp atılamaz bu inandırıcılık, soluduğumuz havanın ciğerlerimize işleyişi gibi, o da içimize işler, doldurur bizi, hepten ele geçirir, çaresi yoktur.”

8. “Denizin kokusu öyle hoşuna gitti ki, onu günün birinde saf ve katışıksız olarak ve içinde boğulabileceği kadar çok ele geçirmeyi diledi.”

9. “Sadece kendi öz, biricik eğlencesi için çekilmişti mağaraya, sadece, kendi kendine yakın olmak için.”

10. “Başka insanlarla ilişkisi kesinkes zorunlu kılmadıkça dili kullanma külfetine girmez oldu.”

11. “Oysa insanın aklını kullanabilmesi için en başta iç güvenine, huzura ihtiyacı vardı.”

12. “Onu en çok rahatlatan şey, insanlardan uzaklaşmak olmuştu…”

13. “İnsanın felaketi, sessizce odasında, ait olduğu yer olan odasında oturmak istememesinden gelir, der Pascal.”

14. “O nefretlik pis kokudan kurtulmuştu! Gerçekten, bütünüyle yalnızdı! Dünyadaki tek insan kendisiydi.”

15. “İçi öylesine iğrenmeyle, dünyadan ve kendi kendinden iğrenmeyle doluydu ki, ağlayamıyordu bile…”

16. “Kendi berbat huzursuzluklarını, kendi doyumsuzluklarından duydukları tadı, dünyada hiçbir nimetle yetinemeyişlerinin verdiği zevki, kısacası: Kafalarındaki uçsuz bucaksız kargaşayı bütün topluma yaymayı gerçekten başardılar!”

17. “Yaşamaya sırf inat, sırf kötülük olsun diye karar vermişti…”

18. “Grenouille’un iç evreninde hiç mi hiç nesne yoktu, ancak nesnelerin kokuları vardı.”

19. “Grenouille, gülümseyen insanlardan bakıp öğrendiği gibi, ağzını hafifçe yaydı…”

20. “Ömründe bir kere öbür insanlar gibi olup içindekini dışa vurmak istiyordu:

Nasıl onlar sevgilerini, aptalca hayranlıklarını dışa vuruyorlarsa o da nefretini dışa vurmak istiyordu şimdi.Bir kere,sadece bir kere kendi gerçek benliğiyle anlaşılıp başka bir insandan kendi tek gerçek duygusuna, nefretine bir yanıt almak istiyordu.

21. “Yukarıda, penceredeki bodur, üflesen yıkılacak, iki büklüm adamın, bu güdük şeyin, bu zavallı cücenin, bu solda sıfırın iki düzineyi aşkın cinayet işlemiş olacağını aklı almıyordu kimsenin.”

22. “Keyfini yerine getirmek için önce en eski, en uzakta kalmış kokuları belleğine çağırıyordu:
Madam Gaillard’m yatakhanesindeki buğulu, düşmanca hava; madamın ellerinin derimsi, kuru kokusu; Papaz Terrier’in sirke ekşisi soluğu; Sütanne Bussie’nin sıcak, anacıl teri; Cimetiere des Innocents’m leş kokusu; annesinin katil kokusu…

Yorum yapın

Daha fazla Romanlar
Kuyucaklı Yusuf – Sabahattin Ali

Sabahattin Ali'nin "Kuyucaklı Yusuf" romanı, yayınlandığı tarih olan 1937'den bu yana güncelliğini hiç kaybetmemiş ve edebiyat tarihimizde bir kilometre taşı...

Kapat