Kurtarılmış Haziran – Hulki Aktunç. 15-16 Haziran işçi direnişinin adını verdiği ilk kitap

15-16 Haziran işçi direnişi, 15 Haziran 1970’te büyük bir yürüyüş ve fabrikalarda direnişlerle başlayan Türkiye tarihindeki en büyük işçi eylemidir.
15-16 Haziran, bir kitaba ilk ad olmak için 1977’yi bekleyecekti: Kurtarılmış Haziran. Hulki Aktunç, Kurtarılmış Haziran’ın ilk öyküsü “Beyoğlu’nun Kirli Tarihi’nde; Beyoğlu’nu ve bankerler çevresindeki kirli oluşumları anlatırken “Buraya gelebilecekler mi? sorusunu çeşitli dillerde sorup, 15-16 Haziran işçi hareketinin gelişmesini habercilerin ve haberlerin anlatımıyla veriyordu:
“Şimdi uzaktalar, köprüdeler, Ankara yolundalar, Londra asfaltındalar, Sanayi mahallelerinin oralarda.//
Bir kalabalık Cağaloğlu’ndan indi. Ona pek az oralı katıldı. Sirkeci’den Eminönü’ne geldiler. Köprü açık olduğundan Unkapanı’na yöneldiler. Oradaki köprü de açıktı. Böylece Fatih’e döndüler. Aralarında buyruk alıp köprüleri açanlar da vardı.//”
Kuşkusuz bu son cümle kadar gerçekçi biçimde 15-16 Haziran direnişi anlatılamaz:
“Aralarında buyruk alıp köprüleri açanlar da vardı.”Görevini aksatmayan ama işçilik bilincini de koruyan birey… “Nasıl, neden, hangi düzenlemeyle bir araya gelip direndiği? çözümlenememiş, sınıfsal kökenli direnişi belki bu cümle açıklar:
“Ayazağa yolunda da 3 bin kadar işçi vardı. Zincirlikuyu yönünde yürümeye başladılar. Oradaki polis ve asker barikatını yararak Şişli?ye yöneldiler. Ama Şişli’nin surları vardı. O Beyoğlu’nu korur.// Bakırköy ve çevresinden binlerce kişi geldi, Ömüryoğurdu önünde toplandılar. Orada büyük sapaklar vardır. Onlara şiddetli ihtarlar yönetildi. Ama Bakırköy?e kadar yine yürüdüler. Türlü yönlere dağıldılar.// Silahtarağa çevresindeki fabrikalardan birçok işçi çıktı. Eyüp yolunu izledi. Taşlıtarla alanına geldiklerinde onlara çok kişi katıldı. 7 binden fazla oldular. Alibeyköy üzerinden Silahtarağa?ya döndüler. Bir kazan fabrikasının önünde olaylar oldu. Polis Yusuf Kahraman ile İşçi Yaşar Yıldırım, Mehmet Gıdak ile Lokantacı Abdurrahman Bozkurt öldü. Hastaneye kaldırılmış olan İşçi Mustafa Bayram da öldü.//”
“- Ne var ne yok orada”
– Adam madam ölüyor işte buralarda.
– Ne zaman öldü?
– Profilo?da galiba, jandarma ateş açtığında işçi filan ölmüş.
– Alo Namık, teferruatıyla anlatsana ne olur?
– İşçiler yürüyüşe geçiyor.
– Evet.
– Polis saldırıyor, önce polis dağıtıyor, sonra işçiler toplanıp polisi kovalıyor, polis ateş açıyor ve polis kaçıyor sonra.?//
?- Bizim gelenlere tembih et, polis ateş açıyor, dikkatli davransınlar.
– Hı hı.
– Olur mu?
– Olur.
– Olur mu ?
– Olur.?//
?Çayırova?dan, Pendik?ten gelen binlerce işçi, İstanbul?a doğru kurt yasalarının yasal bulmadığı bir yürüyüşe geçti. Bostancı?ya vardı. Bağdat Caddesi?ne çıktı. Onların burada yürümesi şaşkınlık yarattı. Suadiye?de bulunan bir kafeteryanın önündeki birtakım kişileri kovalamak suretiyle yürüyüşü sürdürdüler. Şaşkınbakkal?a geldiler ve oradaki barikatı da yardılar.//?
?- Ha İlkay, şimdi bak, Arı Büsküvi?nin önüne toplanmış işçiler, yürüyüşe geçmişler, çatışma ihtimali varmış, çoğu kadınmış bu işçilerin.
– Ha, gidiyorum ben oraya şimdi. Tamam.
– Buradan on-on beş kişi çıkıyor, on-onbeş kişi de Maçka?dan çıkıyor.
– İyi, gelecekler oraya yani.
– Geliniyor.
– Sen şimdi gelenlere tembih etsen, polis ateş açıyor.//?
Hulki Aktunç, Beyoğlu?nun kimliğini anımsatarak bağlar öyküsünü;
?Gerçi Cadde-i Kebir hiçbir zaman iş dünyası olmadı ama, buradan çok çok şeyler yönetildi (…) diyelim; sesleri, davranışları yönetildi insanların. Ankara bilem buradan yönetildi.
Ya Düyun-u Umumiye, ya Union?Française, ya Osmanlı Bankası nereden yönetildi? Ya altın sesleri içinde öksüren İgnace Corpi?nin oturmak için yaptırdığı saray yavrusuna Amerikan Büyükelçiliği?ne zaman taşındı? Bütün bunlar olarak, orayı da yapmadı mı? Ey okur, bunlar ve bunların yaptığı Beyoğlu hiç küçük soru sorar mı? şeklinde anlatıyor.
Sorulan soru yine ?Buraya gelebilecekler mi?dir.
?Akşam oluyor. Silah sesleri geliyor. Çığlıklar, teslim bağırtısı gelmiyor. Belki de İstanbul?un yeni bir haritası çıkarılacak. Orada birçok sokak ve yol, yeniden yerini alacak. Beyoğlu yerini nasıl alacak?//?
Beyoğlu kirlenmişliğiyle, merakla bekler. Buraya gelebilecekler mi? Gelirlerse tüm ezilenler katılacaklardır onlara. Ama gelmezler/gelemezler.”
Alıntı: Sennur Sezer, evrensel.net

15-16 HAZİRAN 1970: MANZARA, Prof. Dr. M. Şehmus Güzel

1970?e vardığımızda sendikal hareket ve iktidar arasındaki manzara şöyleydi:
Birkaç yıldan beri Türk-İş (Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu) konfederal (üst) yönetimi, patronlar ve Süleyman Demirel?in yönetimindeki AP (Adalet Parti) hükümeti, 1967?de kurulduğundan beri gittikçe güçlenen ve etkisi Marmara Denizi?nin eteklerinin çok ötesine yayılan DİSK (Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu) ve bağımsız radikal sendikaları kapatmanın yollarını arıyorlardı. Bu kümeler değişik birçok yöntem denedikten sonra bir de yasa çıkarma yolunu kullanmak istediler.
O yıllarda AP milletvekili, Türk-İş yöneticisi (daha sonra Türk-İş genel başkanı bile oldu) Şevket Yılmaz?ın öncülüğünde bir yasa tasarısı hazırlandı: Sendikal örgütlenmeye birçok yasak ve sınırlama getiren tasarının amacı DİSK?i ve radikal bağımsız sendikaları kapatmaktı. Nitekim dönemin Çalışma Bakanı, bu isteği bir Türk-İş kongresinde dile getirmekten kaçınmadı.
İşte bu yasa tasarısına radikal ve bağımsız sendikaların, DİSK?in ve işçi sınıfının tepkisinin adı 15-16 Haziran direnişidir.
O iki gün boyunca, İstanbul ve İzmit başta, birçok kentte, kadın, erkek, genç ve çocuklar, çocuk emekçiler yani yüz binlerce işçi işi durdurdu: Oturma grevlerini dev yürüyüş ve gösteriler izledi. İşçiler sokakları fethettiler.
O iki gün boyunca İstanbul ve İzmit?in gecekonduları yürüdüler: İzmit?ten Ankara yolu izlenerek İstanbul?a akın akın işçi kitleleri geldi. İstanbul?da ise İstinye, Eyüb, Edirne yolu ve diğer yörelerdeki sanayi sitelerinden işçiler kent merkezine aktılar.
Amaç Taksim Meydanı?nda buluşmak, büyük bir miting düzenlemekti. Bu maalesef gerçekleştirilemedi. Çünkü iktidar ve İstanbul valiliği ellerindeki her türlü olanağı son dirhemine kadar ve kimi kez yasalara bile aykırı biçimde kullanmaktan çekinmediler:
Haliç ve Galata köprüleri açıldı.
Anadolu yakasından gelecekleri önlemek için ise Kadıköy, Üsküdar ve Haydarpaşa rıhtımları boşaltıldı. Vapurlar Marmara Denizi?ne çekildi.
Deniz ulaşımı durdu(ruldu): Kimi sandal ve motorları saymazsak.
Caddebostan, Altıyol, Kadıköy, Üsküdar, Eminönü, Vilayet önü polis ve askerle dolduruldu. İstanbul olağanüstü iki gün yaşadı.
Ama işçilerin, devrimci öğrencilerin ve bilhassa genç emekçilerin yürüyüşü önlenemedi.
Caddebostan?ın zengin ve burjuvaları pencerelerine, balkonlarına v e aklınıza gelebilecek her yere bayraklar asarak, işçilerin, basın-yayın organlarından kiminin uydurduğu güya ?yağmasından? korunmaya çalıştılar:
O günlerde adları bir dizi yolsuzluğa karışan Başbakan Süleyman Demirel?in kardeşlerinin birkaç fabrikası, AP il ve ilçe binaları dışında hiçbir binaya bir şey olmadı. İşçiler hiç kimseye tek fiske vurmadılar.
9 Haziran 1970?de dönemin Başbakanı Demirel?in iki kardeşi Ziraat Bankası?ndan 19 milyon TL kredi aldıklarını kabul etmek zorunda kalmışlardı ve kamuoyunun ilgiyle izlediği ve o günlerdeki en büyük mali skandallardan biri olan bu olay üzerine Demirel?in dokunulmazlığının kaldırılması gündemdeydi, 15-16 Haziran olayları sırasında. Bu nedenle göstericilerin ?Demirel istifa? sloganı anlam kazanıyor. (19 Aralık 1970?de yapılan oylamada 276 parlamenter Demirel?in dokunulmazlığının kaldırılması için oy verdi. Ama 309 AP?li karşı yönde görüş belirtti. Ancak bu oylamanın önemini de yads ımamak lazım: Çok sayıda parlamenter Demirel?in karşısındaydı o günlerde. Ve herkes AP?den ve hükümetinden yaka silkiyordu.)
15 ve 16 Haziran?da gösteriler siyasi ve mali skandallar sürerken yapıldı:
İstanbul ve İzmit?i, Sakarya, İzmir, Ankara ve Adana illerindeki gösteri ve yürüyüşler izledi. Kadın erkek yüzbinlerce işçi AP hükümetini, başbakanını ve bakanlarını kınadı, sendikal özgürlüğe getirilmek istenen yasak ve kısıtlamalar protesto edildiler.
Yasa tasarısına karşı olduğu kadar, patronların tek yanlı kararlarına, patronların otoriterliğine ve işten çıkarmalara karşı da düzenlendi bu gösteriler.
Ancak, iki günlük direnişin siyasi niteliği çok açıktır. Direniş, yasa tasarısı Millet Meclisinde görüşülürken düzenlendi. Meclis?in alacağı ya da almak üzere olduğu siyasi bir kararı , bir tüzel düzenlemeye yönelik kararı doğrudan doğruya etkilemeyi amaçladığı için açık siyasi bir eylemdir.
Ayrıca birçok fabrikayı, işyerini, işletmeyi, mahalle, kent ve hatta bölgeyi kapsayan kitlesel boyutta yapılması açısından da genel grev niteliğindedir.
15-16 Haziran direnişi, siyasal genel grev özelliğini taşımasının yanı sıra, işçilerin yoğun kitleler halinde yaptıkları grev, gösteri, yürüyüş, miting ve gözaltına alınan işçilerin serbest bırakılması için karakollara girilmesi türü eylemleri içeren geniş boyutlar taşıyor.
Türkiye işçi hareketi tarihinde önemli bir dönemeci oluşturan bu eylemler dizisi, burada ayrıntısına giremeyeceğimiz çok daha derin ve karmaşık siyasi, ekonomik ve toplumsal nedenlerden kaynaklanıyor: Örneğin işçi sınıfının 1960 başından beri siyasi bilinçlenmede devrimci nitelikli bir yol alması, gençlerin ağırlıkta olduğu devrimci örgütlerin işçilerle somut ve organik ilişkilerinin bulunması gibi? TİP (Türkiye İşçi Partisi) ile DEV-GENÇ arasındaki reformist-devrimci ayrışmasının en canlı günlerinin yaşandığı bir ortamda ortaya çıkması gibi?
Nitekim iki günlük gösteri ve yürüyüşte ve sonrasında bu ayrışma hep gündemdedir. Daha sonra devrimci örgütlerin lider kadrolarını oluşturacak gençler en ciddi/en kapsamlı devrimci deneyimlerini bu direniş süresince yaşadılar: Burada olayların içinde olayları yönlendirmek için ugraşan devrimci liderlerinden biri olarak İbrahim Kaypakkaya?nın olayları aktaran dizi yazısında anlattıkları anımsanabilir…
İstanbul?daki gösterilerin ikinci günü polisin müdahalesi ve ateş açması üzerine ölen ve yaralananlar oldu. Olaya müdahale eden askeri güçlerle göstericiler arasında çatışmaya varmayan karşılaşmalar yaşandı. Taraflar arasında sempati belirtileri görüldü: Özellikle genç subaylarla göstericiler arasında. Subayların bir kısmı askerlerin ateş etmemesi için çaba gösterdiler. O saatlerde işte ?Ordu işçi elele!? sloganı atıldı.
16 Haziran?da olayların içinde yer alan Hasan Basri Gürses, Kadıköy?den Haydarpaşa?ya doğru yürüyen göstericilerin Haydarpaşa köprüsü üzerinde önünü kesen askerlerin, makineli tüfeklerle havaya ateş ettiklerini yazıyor. (?Büyük Direniş, Tarihi Yürüyüş, 15-16 Haziran 1970?, Toplumsal Dayanışma, 15 Haziran 1993, s.6).
Grev, gösteri ve yürüyüşler özellikle sendika yöneticilerinin, gereken işbirliği ve sorumluluğu gösterememeleri/üstlenmemeleri/üstlenmekten çekinmeleri/hatta korkmaları sonucu, büyük bir isyana dönüştü: Denetlenmesi belli bir biçimde yönlendirilmesi olanaksız.
Olayların bu biçimi almasının altında sendikacıların olayların başından itibaren amaç, araç ve yapılacaklar konusunda yeterince açık olmamaları yatıyor.
Haziran başından beri gösteri için hazırlıklar yapan DİSK ve yöneticileri 14 Haziran toplantısından sonra sanki ipin ucunu kaçırmış gibidirler.
Bu konuda bugün daha ayrıntılı sonuçlar çıkarabilmek için belge ve bilgi eksikliği söz konusudur. İleride, fırsat olunca polis arşivlerinde yapılacak araştırmalarla daha belirleyici veriler edinilebilineceğini umuyorum. Gösterileri düzenleyenlerin, katılanların ve izleyenlerin anlatı ve anıları da aydınlatıcı olacaktır. Bu konuda şimdiye kadar yayınlananlar yanında daha yayınlanacak olanlar da bulunuyor mutlaka.
Şimdilik şu kadarını ekleyeyim: Sendikacıların beklemediği devrimci bir durum ortaya çıkınca en başta onlar şaşırdılar. Ve olaylar onların denetiminden çıktı. Ama başka kimse ve/veya örgüt(ler) de olayların gelişimini denetlemeye alamadılar. Veya almaya olanak bulamadılar.Dahası sendikacıların böyle bir durumda alacakları tavır önceden belirlenmemişti. Kimi TİP?li olan DİSK yöneticilerinin amacı devrim yapmak, devlet makinesini kırmak hiç değildi. İşçi eylemlerinin yürütülmesi amacıyla oluşturulmuş merkezi bir yönetim yoktu. Veya varolan sendikalararası merkezi komite şaşırdı kaldı: Ne yapacağını bilemedi. Sağcı ve aşırı sağcı basının ?Bolşevik ihtilal provası? gibi başlık atması ise en başta düzenle bütünleşmiş/düzenle bütünleşmeyi arayan reformist sendikacıları korkuttu. 16 Haziran akşamı, işçiler gösterilerine ertesi gün devam etmek üzere ayrılırken, hükümet sıkıyönetim ilan etti: İstanbul ve Kocaeli illerinde yönetim askerlere devredildi. Bir aylık sıkıyönetim daha sonra 16 Eylül 1970?e dek sürdürüldü.
Saat 21 ile 05 arasında sokağa çıkma yasağı ise 16-17 Haziran gecesi sendika binalarının, TİP ve DEV-GENÇ bürolarının basılıp, aranması için kullanıldı. İşçi önderlerinin evlerine baskınlar düzenlendi. Birçoğu ve DİSK?in 25 yöneticisi gözaltına alındılar.
Sıkıyönetim komutanlıkları, 19 Haziran?dan itibaren bölgelerindeki grev uygulamalarını ertelediler. Sıkıyönetimin yarattığı bu koşullardan yararlanmayı fırsat bilen patronlar, yüzlerce işçiyi, öncelikle DİSK üyesi, mücadeleci işçi önderlerini işten çıkardılar. 5 ile 6 bin arasında işçinin işinden edildiği biliniyor. Birçok işçi kara listelere alındılar. Bir daha özel sektörde çalıştırılmamak için.
DİSK militan ve üyelerinden tutuklananlar, gözaltına alınanlar aylarca hapis yattılar. Özgürlüklerine kavuştuklarında işsiz bırakıldılar?
Bu yıllar aynı zamanda DİSK?in en çok sayıda militan ve kadro oluşturduğu yıllardır. Gözaltı, tutuklanma ve işten atılma sonucu, işçilerde DİSK bünyesinde çalışmak ve bilinçlenme arzusu arttı. 15-16 Haziran?ın göz ardı edilmemesi gereken bir sonucu da bu gelişmedir.
Sıkıyönetim, askeri ve polisiye baskılar üzerine İstanbul ve İzmit?te grev, gösteri ve yürüyüşlerin durdurulmasına karşın, işçiler protesto eylemlerini, İzmir, Ankara, Adana ve Gaziantep gibi kentlerde sürdürdüler.
Bu illerdeki gösteriler, yasa tasarısı 29 Haziran 1970?de Senato?da kabul edilince ve Yasa 12 Ağustos 1970?de Resmi Gazete?de yayınlanarak yürülüğe girince, daha geniş boyutlar kazandı.
Bu arada Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi ile Hukuk Fakültesi öğretim üyeleri Yasa?nın Anayasa?ya aykırı olduğunu bir bildiriyle kamuoyuna duyurdular. İşçi sınıfı ve gençliğin birlikte ve ortak mücadelesi vesilesiyle bilim kadın ve adamlarının, aydınların girişimi tarihi önemi açısından vurgulanmayı hakediyor.
Direnişin ilginç yönlerinden biri de şudur: Türk-İş konfederal yönetiminin, sağcı basınla ağız birliği içinde, ?kızıl ihtilal provası? diye niteleyerek, Direniş?e karşı çıkmasına rağmen, bu konfederasyona bağlı birçok sendikanın yönetim kadrolarının ve bilhassa üyelerinin Direniş?e katılmasıdır.
Yürüyüşçülerin toplu olarak girdikleri ve greve/gösteriye çağırdığı fabrikalarda işçilerin katılmaktan başka çaresi yoktu; ama birçok kez Türk-İş?e bağlı sendika üyesi işçiler eyleme bizzat katıldılar. Hatta kimi yerde eylemin öncülüğünü üstlendiler. Bu gelişme, tabanda sosyalist, radikal ve devrimci işçilerin bulunmasıyla ilgilidir.
Öte yandan, Türk-İş üyesi bazı sendikalar, üst yönetimi kamuoyu önünde eleştirme cesaretini bile gösterdiler. Sosyal demokrat sendikaların bu tavrı daha sonra DİSK?e katılmaya giden yolun açıcısıdır. Radikal sendikaların bir süre sonra DİSK?te birleşmelerinde Direniş?in etkisi yadsınamaz.
Bu arada bağımsız sendikalar da Direniş?i desteklediler, gösteri ve yürüyüşlere katıldılar. Kendi geleceklerini ipotek altına alan tüzel düzenlemeye karşı DİSK?le ortak hareket etmeleri, birkaçının daha sonra DİSK?e katılmasıyla sonuçlandı. Bu arada bağımsız sendikaların mücadele içinde kurdukları ?Bağımsız Sendikalar Direniş Komitesi? de anılmaya değer.
Türk-İş?in yasa tasarısının hazırlanmasındaki rolü, AP hükümetini ısrarla desteklenmesi, Direniş nedeniyle DİSK?i ?kızıl sendika? diye karalama kampanyası, bu konfederasyonun onur ve inandırıcılığından çok şey yitirmesiyle sonuçlandı. Birçok sendika ve işçi ondan yüz çevirdi. DİSK?i yok etmek amacıyla çıkarılan yasa bir yerde DİSK?in güçlenmesine, Türk-İş?den ayrılan sendikaların DİSK?e katılımıyla büyük bir işçi örgütüne dönüşmesine yol açtı.
Bu arada Hür İşçi Sendikaları Uluslararası Konfederasyonu(İCFTU) bile Türk-İş?i eleştirdi. İCFTU ve bağlı sendikaların bazısı, Türk-İş?in, Türkiye Cumhuriyeti?nin bile bizzat imzaladığı uluslararası sözleşmelere aykırı bir tüzel düzenlemeyi desteklemesini hoş görmediler. Bu örgüt temsilcilerinden Türkiye?ye özel olarak DİSK?i ziyarete gelenler, Türk-İş yöneticileriyle görüşmeyi reddettiler. Türk-İş sadece ulusal düzeyde değil, böylece uluslararası düzeyde bile kredisinden yitirdi.
Ama ne gam! Türk-İş, DİSK?i sendikal yaşamdan silmeyi hedef seçtiği için, yasa tasarısını ve yasayı sonuna kadar savunmaktan beri durmadı:
Bu amaçla ne yaptı biliyor musunuz?:
Ağustos ayı boyunca Adana, İzmir ve Bursa?da ?Türk işçisine kurulan tuzağı? anlatmak için ?uyarı mitingleri? düzenledi. Bu mitinglerde hiç sıkılmadan yasanın Anayasa?ya uygun olduğunu bile savundu. Yasaya karşı çıkanları, sendikacı, gazeteci, öğretim üyesi, hukukçu yani herkesi ?komünistlerin ekmeğine yağ sürmekle? suçladı.
Türk-İş ne derse desin ne yaparsa yapsın işçi sınıfının ve akıllı temsilcilerinin karşı koyduğu Yasa Resmi Gazete?de yayınlanmasına karşın uygulanamadı. TİP, Birlik Partisi ve trene son anda atlayan CHP, Anayasa Mahkemesi?ne başvurup, Yasa?nın anayasal olup olmadığının saptanmasını istediler.
19 Ekim 1972?de Anayasa Mahkemesi, Yasa?nın sendika hakkını sınırlayan maddelerini Anayasa?ya aykırı bularak iptal etti.
Böylece işçi direnişinin haklılığı doğrulandı. Böylece Türk-İş, patronlar ve AP hükümetinin DİSK?i ve radikal bağımsız sendikaları kapatma hayalleri yasal olarak da engellendi ve gerçekleşemedi. Böylece şçi sınıfı, sendikal örgütlenme özgürlüğüne bağlılığını ispat etmiş oldu.
Böylece parlamento dışı muhalefet gücünü göstermiş oldu. Parlamento dışı muhalefet, siyasi iktidarı, patronları ve uzlaşmacı sendikacıları yanıtlamasını ve geriletmesini bildi.
Böylece yıllarca işçi sınıfının bilinçlenmesini önlemek, mücadele geleneğini unutturmak isteyenlere Direniş?le yanıt verilmiş oldu.
Böylece işçi sınıfı sonrası için yol göstericilik görevini de yaptı.
Ve nitekim ortak hafıza sakladı:
1 Mayıs 1976?da işçi sınıfı Taksim Meydanı?na yönelirken 15-16 Haziranda çizilen yolları, sokak ve caddeleri izledi. Taksim Meydanı?nın adı Bir Mayıs Meydanı olarak T büyük harfle Tarih?e böylece yeniden yazıldı.”

15-16 Haziran eylemlerinde, işçi sınıfının kırıp dökme, yağmalama ve benzeri en ufak bir olaya bile karışmaması, kent merkezlerine doğru yürümesi, birbiriyle buluşmayı hedeflemesi, birçok yerde sessiz destek alması, önüne gelen tanklı askeri birlikleri, toplum polislerini kolayca geçmesi, polisler ve askerler arasında kafa karışıklıkları yaratabilmesi, DİSK üyesi işçilerle birlikte Türk-İş üyesi işçilerin de yoğun bir şekilde eylemlere katılması 15-16 Haziran?ı önceki işçi eylemlerinden farklı kıldı. 15-16 Haziran, kapsamı ve niteliği itibariyle en büyük, en militan; tarihsel ve siyasal sonuçlarıyla en önemli işçi eylemi olarak Türkiye işçi sınıfı tarihine bir doruk noktasına olarak yazılmıştır. 15-16 Haziran 1970’te onbinlerce işçi fabrikalarından çıkıp yürüdü. Türkiye işçi sınıfının gücüne ve varlığına ilişkin hem dostlarının hem de düşmanlarının kafasındaki sorular ortadan kalktı.

15-16 Haziran İşçi Direnişi
15-16 Haziran işçi direnişi, 15 Haziran 1970’te büyük bir yürüyüş ve fabrikalarda direnişlerle başlayan Türkiye tarihindeki en büyük işçi eylemidir.
13 Şubat 1967’de DİSK’in kurulmasından sonra Türkiye’de işçi hareketleri olduğundan daha etkin hale gelmiştir. Türk-İş?in devlet ve işveren yanlısı tutumu, işçilere destek vermemesi, yönetiminin oligarşik bir hale dönüşmesi DİSK?i daha cazip kılmış, işçiler DİSK?e yönelmeye başlamışlardır. Bu yöneliş, Türk-İş?in zayıflamasına, hatta işçi sınıfı üzerinde etkisizleşmesine neden olmuş, iktidar müdahale ederek Türk-İş?in eski günlerine dönmesi için gerekli yasal düzenlemelerin yapılması için çalışmaya başlamıştır.
1963’te yasalaşan sendika, toplu sözleşme ve grev hakkı yaslarını dönemin hükümeti tarafından değişiklikler yapılması için 13 Haziran 1970’de meclise sunuldu. Tasarıda işçilerin istedikleri sendikaya serbestçe üye olmalarını ve beğenmedikleri sendikalardan ayrılmalarını güçleştiren toplu sözleşme ve grev hakklarını kısıtlayan hükümler içermekteydi. Türkiye genelinde faliyet gösterebilmesi için işkolunda sigortalı çalışan işçilerin üçte birini örgütlenmesi barajı getiriliyordu ve konfederasyon faliyeti gösterebilmesi için sigortalı işçilerin üçte biri kadar üyeye sahip olması isteniyordu. Bu oranın DİSK’in sahip olduğu üye sayının üstünde olduğu tespit edilerek konulduğu iddia edildi.

15 Haziran’da İzmit Gebze’den Kadıköy’e Levent’ten Mecidiyeköy ve Taksim’e Bakırköy’den Topkapı ve Edirnekapıya kadar İstanbul’un dört bir yanında işçiler sokaklarda taleplerini “Anayasa çiğnenemez” “DİSK kapatılamaz” sloganları ile dile getirdiler. Bu eylemde Kadıköy’de polis’in açtığı ateş sonucu üç kişi hayatını kaybetti.

16 Haziran’da Kocaeli ve istanbul’da sıkıyönetim ilan edildi. 12 Mart ve 12 Eylül Askeri Darbelerinde Kemal Türkler ve diğer DİSK yöneticileri halkı kışkırtmak ve bölücülük propangandası yapmaktan yargılandılar; davalardan beraat ettiler. Yasa da “Anayasaya aykırı olduğu” için Anayasa mahkemesi tarafından iptal edildi.

TÜRKİYE’DE GENEL SİYASAL DURUM
Darbe öncesinde Demokrat Parti iktidarının ?oy verme? ile sınırladığı siyasallaşma, darbe sonrasında adeta bir siyasal bastırılmışlığın dışavurumudur. Anayasanın topluma yansıması kendini siyasallaşma olarak göstermiştir. Basının özgürleştirilmesi, aydınların ve gençlerin siyasallaşması, işçi hareketlerinin artışı, bir darbeyle başlayan bir diğeriyle kesintiye uğratılan ve bir üçüncüsüyle de tamamen nokta konulan bir dönemin siyasal ortamının belirleyicileriydi. Darbe ertesinde, sivil yönetime dönüşte siyasal partiler çeşitlenmiş, 1965 seçimleriyle çok partili sistem genişlemiştir. 10 Ekim 1965?te yapılan genel seçimler ?milli bakiye sistemi?yle yapılmış, seçim sonucunda AP tek başına mutlak çoğunluğu elde ederken, en fazla ikinci oyu CHP almış, bunların dışında seçime katılan partilerden dört tanesi, %10 barajının altında kalsalar da mecliste yer bulmuşlardır. Bu dönemde planlı ekonomi politikaları sonucunda % 7 büyüme gerçekleşmiş, 3 ancak giderek artan endüstrileşme nedeniyle göçlerin artışı, işçi talebinin kısıtlılığı, nüfus artışı ve Almanya?da işsizliğin artışı ile birlikte Türk işçilerin Almanya?dan geri gönderilmesi, hep birlikte, işsizlik olgusunun giderek yükseltmiştir. Sol hareketle birlikte işçi hareketinin de ciddi çıkışlar yapması ne siyasal iktidarın ne de sermaye sahiplerinin menfaatleriyle uyuşuyordu. Zira grevlerin ve direnişlerin artışı üretim aksaklıklarına neden oluyordu. Bununla birlikte DİSK?in kuruluşuyla Türk-İş?in güç kaybetmesi de bir sorundu. Çünkü Türk-İş sadece ekonomik taleplerde bulunurken, DİSK?in devreye girmesiyle işçi hareketi, daha da siyasallaşmıştır. İktidar, çözümü siyasallaşanı devreden kaldırmakta bulmuş ve bu amaçla işçilerin direnişlerini daha da körükleyecek olan 274 ve 275 sayılı yasaları değiştirmek üzere harekete geçmiştir.

SENDİKA KANUNUNUN DEĞİŞTİRİLMESİ SORUNU VE DİSK’İN ÇABALARI
15?16 Haziran olaylarının doğuşunun temel nedeni, mecliste 1963 yılında yürürlüğe giren 274 ve 275 sayılı sendika ve toplu sözleşmelere ilişkin yasaların değiştirilmesine yönelik hareketlenmelerin olmasıydı.

Yasaların değiştirilmesine yönelik ilk adım Türk-İş?in hazırladığı tasarının TBMM?ye sunmasıdır. Ancak bu tasarı meclis tatile girdiği için görüşülememiştir. 1969?1970 yasama döneminde ise CHP ve AP tarafından hazırlanan iki tasarı meclise verilmiştir. Tasarıları hazırlayanlar arasında Türk-İş kökenli milletvekilleri Şevket Yılmaz, Orhan Sorguç, Burhanettin Asutay, Emin Postacı ve Bahir Ersoy vardı. TBMM karma komisyonuna gönderilen tasarılar burada tek bir tasarı haline getirilip meclise sunulmuştur. Komisyon, tasarıyı oluştururken ne sendikacılara ne de bilim adamlarına danışmamıştır.

Meclise öncelikle 274 sayılı Sendikalar Yasası ile ilgili tasarı sunulmuştur. Tasarının gerekçesinde, 1963?te yürürlüğe giren yasanın zamanla yetersiz kaldığı, bu yetersizlik nedeniyle ülkede sendika bolluğunun oluştuğu, bol miktarda sendikanın da çalışma ve iş hayatını engellediği belirtilmiştir. Ayrıca yasayı değiştirmekteki amacın, güçlü bir sendikacılık kurmak olduğu da belirtilmiştir.

Yasanın 5.maddesinde yapılan değişiklikte işçinin sendikaya üye olabilmesi için işçinin bireysel başvurulması yeterli görülmeyip, üyeliğin gerçekleşmesi, sendikanın yetkili organının onayına bırakılıyordu. Bununla birlikte üyelikten ayrılma işlemlerinin de noter kanalından geçmesi öngörülüyordu.

Yasa tasarısında işçilerin sendikalara üyeliğinin yanında sendikaların, federasyonların ve konfederasyonların kurulmasına ilişkin değişiklikler de önerilmiştir. Sendikaların kurulması aşamasında aynı işkolundaki sigortalı işçilerin 1/3?ünün üyeliği, federasyonların kurulmasında aynı işkolunda kurulmuş en az iki sendikanın kararı ve o işkolundaki sigortalı işçilerin en az 1/3?ünün üyeliği, konfederasyonların kurulması için de sendikaların en az 1/3?ünün kararı ve Türkiye?deki sendikalı işçilerin 1/3?ünün üyeliği öngörülüyordu. Yasada ayrıca, sendika kuracak işçilerin o işkolunda fiilen en az üç yıl çalışmış olması koşulu da yer alıyordu.

DİSK yasa tasarısıba karşı bir basın bildirisi yayınladı. Bildiride özetle şöyle deniliyordu:

?Hükümet yeni tasarı ile grev hakkını kökünden yok etme peşindedir. [?] Geniş bir işçi sınıfının kutsal hakkının kılına bile dokunulamaz.[?] DİSK?i işçi sınıfının bağrından söküp atmak da kimsenin haddi değildir. [?]?

Bildirinin ardından DİSK?te uyarı ve eylem komiteleri oluşturulmuş, eylem komitelerinde anayasaya dayanarak bir kısım bölgelerde çeşitli direnişlere başvurulması kararlaştırılmıştır. 9 Haziran 1970?te DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler, Başbakan Süleyman Demirel?e bir mektup yazmış, çıkarılmak istenen yasanın anayasaya aykırılığını öne sürerek yasa kabul edildiği takdirde çıkacak olayları şöyle belirtmiştir:

?Anayasa teminatı altında bulunan ilkeler ve hakların kısıtlanmış olmasından dolayı gün geçmeden yer yer fiili durum, işgal, oturma, direnme ismi ile patlamakta olan olaylar artacak ve bu kanun değişikliği huzur getirme yerine işçileri anarşik bir ortama itme zorunluluğunda bırakmış olacaktır.?

11 Haziran 1970?te Ankara?ya giden DİSK uyarı heyetini Demirel kabul etmemiştir. Heyet önce Milli Birlik grubundan Ahmet Yıldız ve Suphi Kahramanla görüşmüştür. Ardından CHP Genel Sekreteri Bülent Ecevit heyeti kabul etmiş, heyeti dinledikten sonra şu açıklamayı yapmıştır:

?Tasarıyı tümüyle incelemedim. Ama partinin işçi komitesinin görüşlerini öğrenmiştim. Onlar bir sakınca bulmadıklarını bildirmişti. Ama basında yer alan görüşlerinizi ve tepkilerinizi okudum. Tasarının bu kadar anti-demokratik ve anayasa ilkelerine aykırı olacağına ihtimal vermemiştim. [?] Ancak Senato?da CHP olarak bu tasarıya karşı çıkabiliriz. Anayasaya aykırı bir yasaya CHP olarak olumlu oy vermeyiz.?

Her ne kadar DİSK çeşitli şekillerde tasarının geri çekilmesi için uğraştıysa da, uyarı heyetinin Ankara temaslarının olduğu gün tasarı meclisten geçmiştir.

Kabul edilen yasaya karşı daha sonra TİP ve CHP Anayasa Mahkemesi?ne başvurup iptal davası açtılar. Açılan davalar sonucunda Anayasa Mahkemesi değişiklik yapılan maddelerinin bazılarını iptal kararı aldı. İptal edilen en önemli maddeler şunlardır:

Madde 5/1: ?mesleki teşekkülün yetkili organının kabulü? ifadesi. Madde 9/2: Sendika, federasyon ve konfederasyon kurmada 1/3 oranına ilişkin fıkralar. Madde 11/1: Sendika kurabilmek için işçilerin kurulacak işkolunda üç yıl fiilen çalışmış olması şartının belirtildiği bent. Madde 11/3: Uluslararası mesleki teşekkül kurma hakkının sadece en çok üye sayısı olan sendikalarda olmasına ilişkin fıkra.

İlk başta amaçlanan hem sendikalara hem de grev ve lokavtlara ilişkin yasayı değiştirmek olsa da, Sendikalar Yasası?nın değiştirilmesine yönelik işçi tepkileri, Grev ve Lokavt Yasası?nın meclise dahi sunulmamasına neden olmuştur.

15?16 HAZİRAN İŞÇİ HAREKETLERİ

11 Haziran 1970?te 274 ve 275 sayılı yasaların değiştirilmesine ilişkin tasarıların mecliste kabul edilmesinden sonraki süreçte DİSK tasarıların kabul edilmemesi için birçok girişimde bulunmuştur. Ancak bunların hiçbiri sonuç vermemiştir. Bu durumu karşı en büyük tepki işçilerden gelmiş ve iki günle başlayıp Sıkıyönetim altında devam edecek bir direnişler dizisi başlamıştır.

BİRİNCİ GÜN/15 HAZİRAN

Gösteri ve yürüyüşler İstanbul, Ankara, Kocaeli ve İzmir?de başladı ve olaylara çeşitli işyerlerinden yaklaşık 70 bin işçi katıldı.

İstanbul?da işçiler önce işyerlerinde toplandılar, daha sonra da ellerinde ?İşçiyiz, güçlüyüz?, ?Anti-demokratik sendikalar istemiyoruz?, ?Yaşasın işçi sınıfı?, ?Zincirlerimizden başka kaybedecek bir şeyimiz yok?, ?Anayasaya aykırı kanun çıkaranlar işçi düşmanıdır?, ?Anayasa ve sendika özgürlüğünü alanlara derslerini vereceğiz?, ?Kanunlar meclisten geri alınıncaya kadar direneceğiz? gibi sloganlar, yazılı afiş ve pankartlarla Ankara Asfaltı, Eyüp- Cendere, Çekmece-Topkapı ve Levent-Boğaz güzergâhlarında dört koldan yürümeye başladılar. Bu arada Kocaeli?nde de işçiler doğudan ve batıdan olmak üzere iki kol halinde yürüyüşe geçtiler. Doğu kolunda yürüyen işçiler, Köseköy yöresinde DİSK?e bağlı Lastik-İş sendikası üyesi işçilerin çoğunlukta olduğu Pirelli ve Goodyear fabrikalarındaki işçilerin de yürüyüşe katılmaları için tezahürat yaptılar, ancak Lastik-İş sendikasının Kocaeli bölgesindeki yöneticilerinin engellemeleri üzerine, bu fabrikadan yürüyüşe katılan işçi olmadı. İstanbul ve Kocaeli?nde yürüyüşler devam ederken Ankara ve İzmir?de olaylar oturma eylemi ve işyeri işgalleri biçiminde devam etti. Örneğin Ankara?da DİSK?e bağlı Basın-İş üyesi olan işçiler Ulusal Basımevi ile Ulus Gazetesi?ni iki buçuk saat boyunca işgal ettiler.

Direnişi yönetmek üzere kurulan ?Anayasal Direniş Komiteleri? gün içinde Cumhurbaşkanı, Başbakan, Meclis Grup başkanları, Güvenlik Kurulu, Çalışma Bakanı ve Tabii Senatörlere 10 binden fazla protesto telgrafı çektiler. Çekilen protesto telgrafı şöyle yazılmıştı:

?27 Mayıs Anayasası?nın temel esprisi olan direnme hakkımızı tasarılar meclislerden geri alınıncaya kadar kullanmaya kararlıyız. Sizi uyarmayı ulusal bir ödev sayarız.?

Günün devamında İstanbul?da, Silahtarağa ve Alibeyköy semtlerinde yürüyen beş bin işçi arasından dört işçi, polis tarafından tutuklanınca, işçiler Eyüp Karakolu?nu kuşatarak, tutuklanan işçilerin serbest bırakılmasını sağladılar. Bununla birlikte, ilk günün en büyük olayı Ankara Asfaltı?nda meydana geldi. Kartal kavşağında işçilerin karşısına bir tabur asker ve üç tank çıktı ve işçiler asker barikatını aşıp Başbakan Süleyman Demirel?in kardeşi Hacı Ali Demirel?in Soğanlı?da bulunan fabrikası Haymak Döküm?ü tahrip ettiler. Ancak birkaç küçük olay dışında polis yürüyüşe müdahale etmemiş ve yaralanmalar, tahripler vb. olaylar yaşanmamıştır.

15 Haziran 1970 günü yapılan gösterilere katılan işçilerin işyerleri, çoğunluğu DİSK?e bağlı sendikalara üye olan işçilerin çalıştığı yerlerdi. EAS, Mutlu, Koruma-Tarım İlaçları, Chrysler, Cibali Tekel Kutu fabrikalarında Türk-İş?e bağlı sendikalar etkin olsa da, buralarda çalışan işçiler de işlerini bırakıp direnişe katıldılar.

İKİNCİ GÜN/ 16 HAZİRAN

16 Haziran?da da işçiler yine aynı güzergâhlardan sabah saat 08.00?de yürümeye başladılar. Ankara?da DİSK?e bağlı sendikalara üye işçiler ve öğrencilerden oluşan bir grup, sanayi çarşısında yürüyüşe geçmiş ancak polis yürüyüşe engel olmak isteyerek işçilerden bir kısmını gözaltına almıştır.

İstanbul?da yürüyüşe geçen işçiler ise Taksim Meydanı?nda toplanmayı amaçlıyorlardı. Ancak polis ve asker birlikleri birçok koldan yürüyen işçilerin yollarını kesmeye çalıştılar.

Şehremini?nden Cağloğlu?na gelen bir grup işçi vilayete gitmek isterken Babıâli Caddesi ile Divanyolu Caddesi?nin kesiştiği yerde Zırhlı Birlikler?in tanklarla kurduğu barikatla karşılaştılar. İşçilerin bir kısmı barikatı aşarken, işçilerin yürüyüşünü durdurmak için İstanbul ve Beyoğlu?nu birbirine bağlayan Galata ve Unkapanı köprüleri açılarak karadan ulaşım kesintiye uğratıldı. İstanbul yakasından Beyoğlu?na geçmeye çalışan işçilerin bir kısmı sandal ve motorlarla ulaşımlarını sağlamışlardı. Geriye kalanlar da Galata köprüsünden Unkapanı köprüsüne yürümüşler ancak bu köprünün de kapatılması üzerine geri dönmek zorunda kalmışlardır.

16 Haziran, 15 Haziran?a göre çok daha olaylı geçmiştir. Levent ve Mecidiyeköy yöresindeki yürüyüşler İstinye?deki Kavel Kablo fabrikası işçilerince başlatılmıştır. İstinye?den gelen işçiler Levent mahallinde bulunan işyerlerinde çalışan işçilerle birlikte ?Sendikamız anamız, feda olsun canımız?, ?Demirel istifa? vb. pankartlarla Zincirlikuyu?daki Tekfen fabrikasına doğru yürüyüşe geçtiler. Tekfen?e vardıklarında fabrikanın önünde barikat kuran polisler yürüyüş kolunun ön saflarında yer alan kadın işçileri coplamaya başlayınca işçilerle polisler arasında çatışma başladı. Çatışmanın sonucunda işçiler barikatı aşarak yürüyüşe devam ettiler.

Eyüp ve Edirnekapı?daki işçilerle Kâğıthane civarında çalışan işçilerin yürüyüşü de Silahtar ve Şişli istikametindeki yolların tamamen trafiğe kapanmasına neden olmuştur.

Anadolu yakasında devam eden yürüyüşler ise kanlı geçmiştir. Ankara asfaltı üzerindeki işyerlerinde çalışan işçiler Üsküdar ve Kartal?a doğru yürüyüşe geçtiler. Üsküdar?a gitmeye çalışan işçiler Ankara Yolu?nun başında polis barikatı ile karşılaşıp yürüyüşe devam etmekte direnince çatışma başladı ve bu çatışmada polis silah kullandı. Kadıköy?deki Yoğurtçu Parkı?nda ve iskelede, polisin silah kullandığı çatışmalardan sonra, yürüyüşçüler bazı polis arabalarını ve sivillere ait çok sayıda araba ile AP binalarını tahrip ettiler ve GP ve Tercüman gazetesinin tabelalarını indirip yerlerde sürüklediler.

Gebze?de özellikle AEG, Çivi, Tırpan fabrikalarında çalışan işçiler ile Timas, Demir Çekme, Arçelik işyerlerinde çalışanların çoğunluğu oluşturduğu 10 bini aşkın kişi Ankara Asfaltı üzerinde yürürken, İzmit?te işçiler Maden-İş Sendikası Bölge temsilciliği önünde toplanıp Pirelli?ye doğru yürümeye başladılar. Daha önce de belirtildiği gibi, 15 Haziran?da Lastik-İş sendikasının bölge yöneticileri engellediği için yürüyüşe katılmayan Pirelli?de çalışan işçiler, 16 Haziran?da yürüyüş kolu fabrikanın önüne gelince, işlerini bırakıp yürüyüşe katılmışlardır. Pirelli fabrikasında çalışan işçilerin de katılımıyla İzmit?teki yürüyüşçüler Goodyear lastik fabrikasına doğru ilerlerken yolda ardı ardına kurulmuş iki komando barikatıyla karşılaştılar ama barikatı yararak Goodyear fabrikasına ulaştıktan sonra burada çalışan işçilerin de yürüyüşe katılmalarını sağlarlar. 16 Haziran?da İzmit?teki yürüyüşler Goodyear fabrikasından şehir merkezine doğru yürüyen işçilerin, İçişleri Bakanı Haldun Menteşoğlu?nun emriyle Kocaeli?ne sokulmamaları için kurulan üç barikatı da aşıp Atatürk Anıtı ve Kolordu Komutanlığı önünde yaptıkları konuşmalar ve tezahüratlardan sonra, ertesi günkü eylemler için Maden-İş sendikası önünde buluşmak üzere ayrılmalarıyla son bulmuştur.

16 Haziran?daki eylemlere 168 işyerinden 150 binden fazla işçi katılmıştı. Bu eylemlere 15 Haziran?ın aksine, çoğunlukla Türk-İş?e bağlı işyerlerindeki işçiler katılmışlardır.

Ancak eylem geniş olduğu kadar olaylı da geçmiştir. Eylemlerde polisle işçilerin çatışmaları sonucunda 5 kişi ölmüş, 85?i ağır olmak üzere 200?e yakın kişi de yaralanmıştır.

Yukarıda belirtildiği gibi 16 Haziran gününün sonunda işçiler eylemleri ertesi gün devam ettirmek üzere anlaşmışlardı. Ancak tam bu sıralarda, hükümet tarafından, İstanbul ve Kocaeli?nde sıkıyönetim ilan edilmesi kararlaştırılıyordu.

Sıkıyönetim devri

16 Haziran günü öğleden sonra yürüyüşler devam ederken olayların sertleşmesi üzerine, DİSK Yönetim Kurulu 1. Ordu Karargâhı?na davet edilmiş, DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler?den işçilere eylemlerine son verilmesi yönünde çağrı yapılması istenmiştir. Daha sonra İçişleri Bakanı, İstanbul Valisi ve DİSK Yöneticileri vilayet binasında bir toplantı yapmıştır. Bu toplantıdan sonra DİSK Genel Sekreteri Kemal Sülker basına verdiği demeçte şöyle demiştir:

?Girişilen tahripkâr eylemle ilgimiz olmadığını İçişleri Bakanı?na söyledik. Ve kesinlikle de bu tahripkâr olayları tasvip etmediğimizi bildirdik. Ayrıca işçilere radyoda bir uyarma yaparak kötü cereyanlara alet olmamalarını istedik?

DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler ise Sülker?in bahsettiği radyodan çağrısında işçilere şöyle seslenmiştir:

?İşçi kardeşlerim, işçi sınıfının bilinçli temsilcileri, sizlere sesleniyorum, iyi dinleyiniz. Anayasal haklarınız için direndiniz. Direniyorsunuz. Anayasamız her türlü toplantı ve yürüyüşlerin silahsız ve saldırısız olacağını emreder. Bizler anayasaya sımsıkı bağlı işçiler olduğumuz için hiçbir hareketimiz anayasaya aykırı olamaz. Ne var ki bizim aramıza çeşitli maksatlar güden kişiler, çeşitli kılıklara bürünerek girebilirler. Hatta kötüsü, gözbebeğimiz şerefli Türk Ordusu?nun bir mensubuna kötü maksatlarla taş atabilir, tahrikler yapabilirler. Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Genel Başkanı olarak sizi uyarıyorum.?

Günün ilerleyen saatlerinde DİSK?e bağlı sendikaların merkezleri ve bölge temsilciliklerinde polis tarafından aramalar yapılmaya başlanmış ve birçok sendikacı ve işçi de gözaltına alınmıştır. Bu sırada hükümetin İstanbul ve Kocaeli?nde bir aylığına sıkıyönetim ilan edilmesine ilişkin kararı ve hemen ardından Genelkurmay Başkanlığı tarafından sıkıyönetim komutanlığına 1.Ordu Komutanı Kemal Atalay?ın tayini açıklandı. Ertesi gün sıkıyönetim ilanına ilişkin Bakanlar Kurulu kararı Resmi Gazete’de yayınlanmıştır. Ancak Bakanlar Kurulunca alınan bu kararın Anayasanın 124. maddesi uyarınca TBMM birleşik toplantısında onaylanması gerekiyordu.

Ferruh Bozbeyli?nin başkanlık ettiği TBMM birleşik toplantısı 17 Haziran 1970 günü saat 15.00?te başladı. Toplantıda söz alan AP?liler ve GP?liler sokağa çıkan içlerinde çok sayıda TÜRK-İŞ mensubu da bulunan 150 bin işçi nedeniyle DİSK?i ?rejim düşmanı?, ?kanlı ihtilal yanlısı? gibi sıfatlarla tanımlamışlardır. Toplantının devamında CHP milletvekilleri ve Milli Birlik Grubu üyeleri ile AP ve GP milletvekilleri arasında sıkıyönetim kararı üzerine yapılan tartışmalar büyümüş ve CHP?liler ile MBG üyelerinin salonu terk etmeleri üzerine sıkıyönetim kararının onaylanması AP ve GP?lilerin oylarıyla gerçekleşmiştir.

Sıkıyönetimin ilanını takiben TİP milletvekili Mehmet Ali Aybar, 15-16 Haziran olaylarındaki kışkırtıcı tutumundan dolayı başbakan Süleyman Demirel hakkında soru önergesi vermiştir. 22 Haziran 1970 tarihli oturumdaki konuşmasında Mehmet Ali Aybar şunları söylemiştir:

“Değerli milletvekilleri, şimdi hükümet der ki:?Bu bir ayaklanmaydı?. [?] Ayaklanma [?] fiili bir durumdur. Anayasamız da bunun üstüne basmış, demiş ki ?ayaklanma olursa, cumhuriyet aleyhine bir teşebbüsün vukuu geldiği müşahede edilirse?. Demek ki anayasa fiil aramış, laf değil. Ayaklanma da laf değil fiildir. Ayaklanma yapmaya kararlı kimseler, ayaklanmanın tekniği ve stratejisini de hazırlar. Yürüyüş kolu nizamında ayaklanma yapılmaz. [?].”

Sıkıyönetim komutanlığına atanan Orgeneral Kemal Atalay göreve başlar başlamaz 17 Haziran?da yedi bildiri birden yayınlandı. Bu bildirilerle doğası gereği ?sıkı? olan yönetim halkın çeşitli hak ve özgürlüklerini kısıtlamıştır. Siyasal partilerle sendikaların faaliyetleri de olabildiğince kısıtlanmış ve bildirilerde basına ?hassas? olmaları konusunda uyarılara yer verilmiştir. Ancak özellikle yedinci bildiriden itibaren işyerleri içerisinde farklı şekillerde direnmeye devam eden işçilere karşı tehditkâr bir tavır takınılmış ve sıkıyönetim ilanının Bakanlar Kurulu tarafından açıklanan amacının dışında grev ya da ?grevimsi? oluşumlara da tahammül edilmeyeceği ima edilmiştir. Sıkıyönetim İstanbul ve Kocaeli şehirlerinde, dönemin başbakanı Süleyman Demirel?in ifadesiyle ?kanlı ihtilal provası yapıldığı? için ilan edilmişti. Ancak Sıkıyönetim komutanlığı genel düzeni sağlamanın yanında işyerlerindeki düzeni de sağlamaya girişmiş ve bir süre daha, hala direnen işçilere karşı işverenlerle işbirliği halinde ?çalıştırma? amaçlarını gerçekleştirmeye çalışmışlardır.

Sıkıyönetim kararının onaylanması ile birlikte DİSK ve DİSK?e bağlı sendikaların yanı sıra Dev-Genç?in faaliyet gösterdiği öğrenci dernekleri, TÖS, İşçi Birlikleri ve bu kuruluşların yöneticileri ile devrimci olarak tanınan kişilerin evlerine de baskınlar düzenlenerek aramalar ve gözaltıların sayısı giderek arttırıldı. Arama faaliyetleriyle birlikte İstanbul ve Kocaeli?nde bulunan tüm büyük fabrikaların çevresi askeri birlikler tarafından sarıldı. Buna rağmen İstanbul ve Kocaeli?nde işçiler işi yavaşlatma ya da hiç çalışmama biçiminde direnişe devam ettiler. İşverenlerin Sıkıyönetim Komutanlığı?na durumu şikâyet etmeleri ve sıkıyönetimin bu konudaki baskılarına karşın özellikle Türk Demir Döküm, Sungurlar, Derby, Elektrometal, Rabak, Auer, Çelik Endüstrisi, Otosan, Arçelik ve Vita gibi büyük fabrikalardaki işçiler eylemleri sürdürdüler. Askeri birlikler de işverenlerin 7 ve 10 no.lu sıkıyönetim bildirilerine dayanan talepleri üzerine işyerinin içine kadar girmişler ve işçilerin çalışmasını zorla sağlamaya çalışmışlardır.11 İşverenler bu durum karşısında da direnişle karşılaşınca daha sonra değinileceği gibi, sayıları binleri aşan işten çıkarmalara başvurmuşlardır.

İstanbul ve Kocaeli?nde devam eden direnişlerin yanında diğer şehirlerde de direnişler başlamıştır. Örneğin 18 Haziran 1970?te İzmir?de DİSK?e bağlı sendikalara üye 13 işyerinde iş yapmama biçiminde bir direniş başlatıldı ve bu direnişi yürüten ?Direniş Komitesi? üyeleri Cumhurbaşkanına çektikleri telgrafta sendikal haklarının kısıtlanmaması, arkadaşlarının öldürülmemesi ve tutuklanan arkadaşlarının serbest bırakılması için direndiklerini belirttiler.

DİSK VE TÜRK-İş?e bağlı sendikalara üye işçilerin yer yer fabrikalarda yaptıkları direnişlerin dışında 274 ve 275 sayılı yasalarda değişiklik yapılmak istenmesi üzerine hiçbir konfederasyona bağlı olmayan bağımsız sendikalar da direnişe geçmiştir. Bağımsız sendikaların direnişini ?Bağımsız İşçi Sendikaları Genel Direniş Komitesi? adı verilen ve Rıza Güven (Tekstil İşçileri Sendikası Genel Başkanı), Şadi Uğur (Pektim-İş Genel Sekreteri), Nevzat Köksal (Karayol-İş Genel Başkanı), Özcan Kesgeç (Sosyal-İş Genel Başkanı), Yaşar Altınay (Teknik-İş Genel Sekreteri)?dan oluşan bir komite yürütüyordu. 13 Bağımsız İşçi Sendikaları Genel Komitesi 24 Haziran 1970 tarihinde Ankara?da bir düğün salonunda direniş biçimini saptamak üzere bir forum düzenlemiştir. Forumu Sabri Tığlı yönetirken forumda sendikalar adına Mehmet Kılınç, Rıza Güven, Özcan Kesgeç, İsmail İnan, Sadık Özkan; üniversiteler adına Prof. Dr. Muammer Aksoy, Prof. Dr. Cahit Talas, Prof. Dr. Bahri Savcı Doç. Dr. Mukbil Özyörük ve Dr. Alpaslan Işıklı; CHP adına Fikret Gündoğan ve yabancı sendikalardan da Uluslararası Maden-İş Federasyonu Genel Sekreter Yardımcısı Alfred Donnenberg konuşmuşlardır. Konuşmacıların yanı sıra Tabii Senatörlerden Ahmet Yıldız, Şükran Özkaya, TİP adına Şaban Yıldız ve F. Hikmet İşmen, DİSK Bölge Temsilcisi Uğur Cankoçak, Türkiye Maden-İş sendikası Bölge Temsilcisi Halil Birlikseven ile Alman sendikacılar Dr. Fritz Opel ile Vernel Vilf katılmışlardır.14 Konuşmalardan sonra hazırlanan kararlar oya sunulmuş ve oy birliği ile kabul edilmiştir. Forum sonunda alınan kararlar şunlardır:

1. Sıkıyönetim altında kanun yapma eğiliminden vazgeçilmeli, askeri yönetim derhal kaldırılmalıdır.
2. 274 sayılı sendika kanununun TBMM?den geçmiş bu şekli derhal geri alınmalı, bilim adamları, DİSK, Bağımsız Sendikalar Direniş Komitesi ve TÜRK-İş?ten eşit sayıda seçilecek bir komisyonda yeniden gözden geçirilerek yeni bir tasarı hazırlanmalıdır.
3. Türk işçisinin haklı uğraşında kendileriyle aynı mücadeleyi veren, gençlik, basın, üniversite ve mesleki kuruluşlarla işbirliği sürdürülecektir.
4. TÜRK-İş?in uluslararası sendika örgütlerinden çıkartılması için bu örgütlere başvurulacaktır.
5. Aksi halde Türkiye çapında komiteler kurularak genel bir boykota gidilecektir.
6. Alınan kararlar Cumhurbaşkanı, Başbakan, siyasi parti liderleri, Türk ve Dünya kamuoyuna duyurulacaktır.

17 Eylül 1970?te sıkıyönetimin sona ermesinden sonra da 15?16 Haziran?ın izlerini taşıyan direnişler devam etmiştir. Bunlardan biri de Gıslaved işçilerinin eylemidir. 13 Ekim 1970?te 15?16 Haziran direnişine katıldıkları gerekçesiyle ücretleri kesilen Gıslaved işçileri oturma eylemi başlatmışlardır. Ancak oturma eylemi uyarılara rağmen durdurulmayınca, güvenlik güçleri fabrikaya girmek için iş makineleriyle fabrikanın duvarlarını yıkmış, eylem yarım saat süren çatışmanın sonucunda bir işçinin ölümü, birçoğunun da yaralanmasıyla sonuçlanmıştır.

15?16 Haziran eylemlerini sadece iki günlük bir hareket olarak ele alırsak sıkıyönetimle sonuçlandığı söylenebilir. Ancak yukarıda bahsedilen direnişler hareketin devamlılığını somut olarak ortaya koymaktadır. İşverenler açısından da gayet somut ve olumsuz olan bu durum işverenleri sıkıyönetimden yardım almaya, işçilerin açısından bakılırsa sıkıyönetimle işbirliği yapmaya itmiştir.17 Askeri birlikler işyerlerinin etrafını sararken işverenler de, askerin yanı başlarında olmasına rağmen direnişi örgütleyen ve direnişe devam eden işçilerin ya ücretlerini kesmiş ya da işten çıkarmışlardır.

16 Eylül 1970 yılında Cumhuriyet gazetesi, işten çıkarılan DİSK üyesi işçilere ilişkin çok ayrıntılı bir liste yayınlamıştır. Bu listeye göre işten çıkarılan işçi sayısı 2533?tür. Olaylardan neredeyse bir sene sonra Türkiye Solu dergisinde yayınlanan başka bir listeye göre ise işten çıkarılan işçilerin sayısı 4280?dir. Arada yaklaşık yedi ay gibi bir sürenin olduğu göz önünde bulundurulduğunda işçi çıkarmadaki tek dinamiğin işçilerin direnişi olduğu varsayılırsa hareketin devamlılığı gözlenebilir.

Sıkıyönetimin ilanı ve göreve Kemal Atalay?ın getirilmesi ile birlikte İstanbul?da bir Sıkıyönetim Mahkemesi kurulmuştur. Daha sonra soruşturma açılan kişilerin sayısının artması üzerine bir mahkeme yeterli görülmeyerek ikinci bir mahkeme daha kurulmuştur.

Sıkıyönetimin üç aylık uygulaması sırasında hem 15?16 Haziran olayları hem de Sıkıyönetim süresince meydana gelen olaylar nedeni ile çoğunluğu işçilerden ve öğrencilerden oluşan toplam 260 kişi hakkında 69 dava açılmış, davaların 38?i sıkıyönetim döneminde Askeri Mahkemelerce karara bağlanmıştır. Davalar ve suçlamaların bazıları kısaca şöyledir:

DİSK Davası: DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler ve DİSK?in üst düzey yöneticileri ile DİSK?e bağlı sendikaların bazı yöneticileri ve bu sendikalara bağlı sendika temsilcilerinden oluşan 24 kişi hakkında ?hükümet aleyhine halkı isyana teşvik etmek üzere ittifak etmek?, ?kanunlara karşı gelmeyi halkı teşvik ile memleketin emniyetine tehlike teşkil edecek şekilde neşriyatta bulunmak? suçlarından dava açılmıştır.

Anadolu Yakası?ndaki olaylara ilişkin dava: ?Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Hürriyeti Kanununa muhalefet, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Hürriyeti Kanununa muhalefete teşvik, nası izrar ve nası izrara teşvik, vazifeli memura mukavemet ? suçlamalarıyla toplam 85 kişiye dava açılmıştır. Kocaeli (İzmit) olayları davası: ?Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Hürriyeti Kanunu?na muhalefet? suçlamasıyla 12 kişiye dava açılmıştır.

Öğrencilerle ilgili davalar: ?Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Hürriyeti Kanunu?na muhalefet? suçlamasıyla 13 kişiye dava açılmıştır.

12 Eylül?den sonra toplam 1477 sendikacı için ağır hapis cezası, 52 sendikacı için de idam cezası istenen DİSK davası başlatılmış ve iddianamede 15?16 Haziran ?DİSK?in mevcut düzeni yıkmak ve proletarya devrimini gerçekleştirmek amacıyla işçi sınıfını eğitip biçimlendirmek için giriştikleri eylemler? olarak tanımlanarak, yeniden dava konusu edilmiştir.

SONUÇ

Türkiye işçi sınıfının ilk örgütlü hareketlenmeleri İkinci Meşrutiyet öncesine uzanır. İkinci Meşrutiyet?in ilanıyla birlikte oluşan göreceli özgür ortamın oluşmasıyla grev sayısında büyük bir artış gerçekleşmiştir. 1912 yılında sendikalaşma girişimleri olsa da iktidardaki İttihatçıların karşı tavrı nedeniyle gerçekleşememiştir. Ulusal mücadele yıllarında işçi hareketinde bir canlılık görülmektedir. Dönemin sosyalist partilerinin işçilerle ilişkilerinin bu canlılığa etkisi büyüktür. Bu dönemde işçi derneklerini ulusal düzeyde toplama girişimleri vardır. 1923 yılında İzmir?de gerçekleştirilen ?İktisat Kongresi?nde işçilerin durumlarının iyileştirilmesine yönelik çeşitli esaslar kabul edilmesine rağmen cumhuriyetin ilan edilişini takip eden yıllarda bu yönde kısıtlamalar getirilmiş ve tek parti iktidarında sınıf temelli örgütlerin kurulması yasaklanarak sendikal örgütlenmenin yolu kesilmiştir. 1946 yılında sendikaların kuruluşunun önü yeniden açılsa, kurulan sendikaların sosyalist partilerle ilişkileri iktidarı, sendikalara karşı müdahaleci bir tutum izlemeye itmiştir.

1960?lı yıllar işçi hareketlerinin en çok yükseliş gösterdiği dönem olma özelliği taşımaktadır. 1961 anayasasında çalışma hayatını düzenleyen yasalara sendika ve grev hakkının dâhil edilmesi ve 1963 yılında bu hakları düzenleyen yasaların çıkarılmasıyla işçi hareketinin önündeki sınırlar göreceli olarak kalkmıştır. Bu dönemde yaşanan yükseliş 1967 yılında DİSK?in kuruluşuyla daha da artmıştır.

1963 yılında çıkarılan 275 sayılı Toplu Sözleşme ve Grev Yasası?nda işçilere grev hakkı verilse de, sınırlanmış ve yasal olarak tek bir grev tanımlanarak geriye kalan grev çeşitleri yasadışı sayılmıştır. Yasalarda düzenlenen grevin dar bir çerçevede olması, özellikle DİSK?in kuruluşunu takiben gerçekleşen grevlere, güvenlik güçlerinin müdahalesini kolaylaştırmıştır.

1960?lı yılların son iki yılında işçi hareketlerinde görülen artışla beraber iktidar, olayların sorumlusu olarak gördüğü DİSK?in etkinliklerini durdurmak için sendika, toplu sözleşme ve grev yasalarında daha da sınırlayıcı değişikliklere gitmek istemiş, ancak bunun karşısında, 15?16 Haziran 1970?de başlayan ve giderek büyüyen hareketlerle, işçiler tepkilerini koymuşlardır.

Bu iki günün ardından ilan edilen sıkıyönetim de her ne kadar hareketin şiddetini hafifletse de tepkisel olarak olayların devamını getirmiştir.

15?16 Haziran?ın örgütlenmesi ve yürütülmesinde DİSK?in payı olduğu doğrudur, ancak harekete bağımsız sendikalardan ve büyük bir çoğunlukla da Türk-İş?e bağlı sendikalardan işçilerin katılması, hareketin tek bir örgütün değil, işçilerin kendi iradelerinin ürünü olduğunu ortaya koymaktadır. İşçi sınıfı bu iki gün boyunca sendikalar haklarının ellerinden alınmasına karşı çıkmış ve bu konudaki politik iradesini ortaya koymuştur. Hareketin politik olması özellikle iktidar partisi ve partinin basındaki savunucuları tarafından ?kanlı ihtilal provası? olarak tanımlanmasına neden olmuştur. Tepkilerin düşündürdüklerinin tam tersine, olaylarda burjuvazinin üzerinde iktidar kurma amacı yoktur. Ancak çeşitli saptırmalarla, 1960 sonrasında sosyal muhalefetin siyasallaşması sonucunda yükselen hareketlerin önünü kesmek amacıyla, sadece hakların geri alınması amacını güden bir gösteriye askerin müdahale etmesi sağlanmış, gayet sakin ilerleyen olayların ardından güvenlik güçlerinin olaylara müdahalesiyle, olaylar şiddet içeren bir hal almıştır. Olayların seyri incelendiğinde işçilerin güvenlik güçleri müdahale etmeden önce sadece yürüdükleri görülür. Müdahale işçileri kışkırtmış ve bunun üzerine çatışmalar başlamıştır.

15?16 Haziran 1970 işçi hareketleri Türkiye tarihinde bir ilktir ve bu zamana kadar aşılamamıştır. Hareket iki günle sınırlı kalmamış, sıkıyönetimin ilanına rağmen 12 Mart 1971?e dek sürecek bir hareketin başlangıcı olmuştur. İşçilerin anayasaya dayanarak direnişi ve yine anayasanın yol açtığı siyasal hareketlilikle birlikte oluşan atmosfer, 12 Mart 1971?deki askeri muhtırayla dağılmış, sonrasında anayasadaki hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasıyla, işçilerin dayandığı ?anayasal özgürlük? kavramının önüne bir set çekilmiştir.

KAYNAK

AKALIN, İlhan, DİSK Kısa Tarih (1960?1980), Ankara: Öteki Yayınevi, 1995

ATEŞOĞULLARI, Kamil, 15?16 Haziran: İki Uzun Gün ve Bir Uzun Yürüyüş, İstanbul: Birleşik Metal-İş Yayınları, 2003

AYDINOĞLU, Ergun, Türk Solu (1960?1971) Eleştirel Bir Tarih Denemesi, İstanbul: Belge Yayınları, 1992

ÇAVDAR, Tevfik, Türkiye?nin Demokrasi Tarihi-1950?den Günümüze, Ankara: İmge Kitabevi Yayınları, , 3.Basım, 2004

ÇAVDAR, Tevfik, Türkiye İşçi Sınıfı Tarihinden Kesitler, İstanbul: Nazım Kitaplığı, 2005

ÇEÇEN, Anıl, Türkiye?de Sendikacılık, Ankara: Özgür İnsan Yayınları, 1973

ÇELİK, Aziz ? AYDIN, Zafer Paşabahçe 1966, Gelenek Yaratan Grev, İstanbul: TÜSTAV Yayınları, 2006

DİSK, DİSK Tarihi, http://www.disk.org.tr/ . [20 Kasım 2006]

GÜZEL, M, Şehmus, Türkiye?de İşçi Hareketi (Yazılar-Belgeler), İstanbul: Sosyalist Yayınlar, 1993

IŞIKLI, Alpaslan, Sendikacılık ve Siyaset, 3.Basım. , İstanbul: Birikim Yayınları, 1979

KİLLİ, Suna-GÖZÜBÜYÜK, A.Şeref, Türk Anayasa Metinleri, İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2000

KOÇ, Yıldırım, Türkiye İşçi Sınıfı ve Sendikacılık Hareketi Tarihi, Genişletilmiş İkinci Basım, İstanbul: Kaynak Yayınları, 2003

MAHİROĞULLARI, Adnan, Cumhuriyet?ten Günümüze Türkiye?de İşçi Sendikacılığı, İstanbul: Kitabevi Yayınları, 2005

ÖZTÜRK, Sırrı, İşçi Sınıfı, Sendikalar ve 15/16 Haziran: Olaylar-Nedenleri-Davalar-Belgeler-Anılar-Yorumlar, İstanbul: Sorun Yayınları, 2001

SENCER, Oya, Türkiye?de İşçi Sınıfı, Doğuşu ve Yapısı, İstanbul: Hin Yayıncılık, 1969

Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi, İstanbul: İletişim Yayınları, C. 7, 1989

SÜLKER, Kemal, 15?16 Haziran: Türkiye?yi sarsan iki uzun gün, İstanbul: İleri Yayınları, 2005

EROĞUL, Cem, ?Çok Partili Düzenin Kuruluşu: 1945-71?, Geçiş Sürecinde Türkiye, Der.Irvin Cemil Schick-Ertuğrul Ahmet Tonak, İstanbul : Belge Yayınları, 1990

GÜZEL, M. Şehmus , ?Cumhuriyet Türkiyesi?nde İşçi Hareketleri? , Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi, İstanbul: İletişim Yayınları, 1985, C. 7 s. 1854?1855.

KUTAL, Metin. ?274 Sayılı Sendikalar Kanunu?, Türkiye Sendikacılık Ansiklopedisi, Cilt 2, s.24.

ÖZSEVER, Atilla, ?15?16 Haziran Olayları?, Türkiye Sendikacılık Ansiklopedisi, C.II, Kültür Bakanlığı ve Tarih Vakfı Ortak Yayını, s. 453.

Yorum yapın

This site is protected by WP-CopyRightPro