M. Şehmus Güzel ile Söyleşi “Fransa’da neler oluyor?”

m.şehmus güzelOsman Çutsay’la 6 Haziran 2016’da yaptığımız, önce 9 Haziran 2016 tarihli Boyun Eğme dergisinde sonra haber.sol.org.tr’de yayınlanan söyleşimizi, ilginizi çekeceğinizi umarak ve son gelişmeleri gözönüne alarak kimi küçük eklerle sunuyorum:

Osman Çutsay:Fransa’da hareketlenen bir işçi sınıfı var. On yıllardır sisteme yapışmış, onun bir parçası olmuş Batı sendikacılığının artık bir silkinme yaşadığına mı tanık oluyoruz? Ve en önemlisi, neden tam da şimdi? Yorumlarınızı belirtir misiniz?

M. Şehmus Güzel: Seçileli dört yıl olan Cumhurbaşkanı vaatlerini yerine getirmediği gibi, vaat ettiklerinin tam tersini yaptı, işçi sınıfının temsilcisi olduğunu iddia ederek seçilen, seçilince patronlara “aşkını” açık ve seçik bir dille ilan etti. Sadece kendisi değil başbakanı, bakanlarından birkaçı da. Nihayet yeni İş Kanunu Tasarısı (İKT) ile işçileri , işçi sınıfının tümünü, bugünküleri ve gelecektekileri 19. yüzyılın çalışma koşullarına mahkum etmeye kalktı. Hukuki bir kefenle.

Hiçbir hukuk devletinin hiç bir zaman kabul etmeyeceği bir biçimde. İki örnekle yetineceğim: İş Hukuku önce Kanun sonra işkolundaki toplu iş sözleşmesi sonra işletme sözleşmesi sıralamasını yapar. Hukuki açıdan yerinde olan budur. Yeni İKT bunu tersine çeviriyor: İş Kanunu’nda şu an varolan birçok maddeye dokunmuyor ama çalışma hayatında hukuki açıdan belirleyeciliği işletme sözleşmesine bırakıyor. Haftalık çalışma süresi kanuna göre 35 saat ama yeni İKT kabul edilirse çalışma süresi, fazla mesai, yıllık dinlence ve benzeri konularda işletme düzeyinde istenen yürürlüğe konulabilecek. İşçilerin sendikal açıdan en zayıf oldukları halka işletme düzeyidir. Orada işte patronlar istediklerini yapabilecekler. İkinci örnek: Şimdiye kadar “İş Mahkemesi” tarafından saptanan “haksız yere işten çıkarılan işçinin dava açması halinde alabileceği ödentinin üst düzey sınırının yasayla sınırlandırılması”. Hukuk Devleti’yim diyen hiçbir devletin cüret edemeyeceği bir şeyi Fransa Cumhuriyeti yapmaya kalkıyor. Hem de kendisine “sosyalist” diyen bir hükümet yönetiminde. İşçilerin, gelecekleri ipotek altına alınmaya çalışılan gençlerin ve öğrencilerin, kadınların ve erkeklerin tahammül etmesi mümkün olmayan bir cüret.

Kararlı işçilerin ve öğrencilerin haftalar süren, her seferinde aynı günde 250-260 gösteride yüz binlerin katılımıyla gerçekleştirilen eylemler üzerine, yetkililer, “Parlamento tartışmalarında kimi iyileştirmeler yapılabileceğini” belirterek eylemcilerin kararlılığını kırmaya çalıştılar. Ama İKT’nın Millet Meclisi’nde tarıtışılmadan görüşülmesi sağlandı. Hükümetin patronlar sendikası MEDEF ile birlikte hazırladığı ve hazırlanan tasarıyı gören patronların az daha küçük dillerini yuttukları ve hani “Bu kadarı da olmaz!” dedirten cinsinden İKT’nın “hemen geri çekilmesini” ısrarla isteyen CGT, FO, SUD eylemlerini adım adım artırarak grevler düzenlemek zorunda kaldılar. Kararlı sendikacıların geçmiş yılların deneyimleriyle uyguladıkları strateji sonucu önce petrol rafinerileri, nükleer santrallar gibi stratejik işyerlerinde başlatılan grevler ulaşım işkoluna, toplu taşımacılığa genişletildi. Hükümet köşeye sıkıştırıldı.

Haziran ayının başında grevlerin genelleştirilmesi aşamasındayız, henüz genel grev saati çalmadı. İşçi sınıfı kararlılığını ve mücadele güçünü gösterdi ve bunu sürdürmeye niyetli.

31 Mart 2016’da Fransa’nın birçok yöresindeki birçok gösteri ve yürüyüşlere bir milyon kadar insanın katılmasından sonra, bugün, 14 Haziran 2016 Salı günü, elli kadar kent ve kasabada ve öğleden sonra Paris’te düzenlenecek gösteri ve yürüyüşte kitlesel güç sergilenecek …
Dört yıldır işçi sınıfı lehine kılını kıpırtmayan “sosyalist” hükümetin neoliberal ve klasik sağla yarışan ekonomi politiğiyle hesaplaşılıyor. Bu bir kopuşa yol açabilir mi? Bu yaz ve bilhassa sıcak geçmeye aday sonbaharda göreceğiz.

HÜKÜMETİN YAPTIKLARI

OÇ:Hükümet bu konuda nasıl bir tavır sergiliyor?

MŞG-Hükümet saldırısını birkaç koldan yürütüyor: Öğrencileri, ve bilhassa eylemlerdeki heyecanlı davranışlarıyla yeni bir kuşak olarak kendilerini gösteren liselileri harekete geçirmelerinden korktuğu öğretmenlerin maaşlarına zam yaparak onlara bir tür sus payı, bir tür rüşvet verdi.

Yazılı, görsel ve işitsel medya organları işçi sınıfına ateş püskürüyor. Solcu geçinen günlük gazeteler, haftalık dergiler de. CGT Genel Sekreteri Philippe Martinez’in özenle seçtikleri fotoğraflarını “Montparnasse Canavarı” biçiminde sunuyorlar. Sağcı Le Figaro ile Le Parisien’in ilk sayfalarındakileri özenle saklamak lazım.

Hükümet birçok kasaba ve köyü perişan eden selleri bahane ederek işçilerin ellerini vicdanlarına koymalarını vurguluyor. “Terorizm tehlikesi”nden söz ediyor; yürürlükte olan olağanüstü hal ileri sürülerek polisin ve jandarmanın gösteriler ve grevlerle meşgul edilmemeleri ve 10 Haziranda başlayan ve Fransa’nın birçok kentini spor turizmi zengini yapması beklenen Euro 2016’nın aksatılmaması için grevlere hemen son verilmesini istiyor … İşçi sınıfı da futbola meraklı, ilk futbol klüplerinin işçiler tarafından kurulduğunu anımsatmalı mı? Pinoşe’nin elini sıkmayı rededen ünlü futbolcuyu, Direniş hareketlerinde görev alan futbolcuları mı? Evet işçiler de vatan mücadalesini bilir, iş araç ve gereçlerine özen gösterir, diktatörlere sırtını döner. Ama sırası gelince haklarını da savunur. Bugün yaşanan budur. Elbette grevciler, yurttaşların, turistlerin futbol zevkinin ızdıraba dönüşmemesi için metro, tren ve benzeri toplu taşımacılık araçlarının düzenli çalışması için gerekeni yapacaklar. Hükümetin baş belası İKT’yi geri çekerek bütün topluma derin bir soluk aldırması daha yerinde olmaz mı?

Hayır, hükümet kesintisiz futbol şöleni ve yaklaşan yaz dinlencesi sayesinde işçi sınıfının uyutulmasının mümkün olacağını, böylece eylemlerin kendiliğinden “çürüyeceğine” ümit bağlayarak bugünlerde Senato’daki ve İKT’nın pek yakında yeniden görüşülmesi gerekecek Millet Meclisi’ndeki tartışmaların kazasız belasız geçmesini ve İKT’nin kabulünü futbol ve yaz “sersemliği” sayesinde elde edeceğini kuruyor. Sağcı hükümetlerin bilinen taktiğine sol bir hükümetin başvurması yüz kızartıyor.

İŞÇİ HAREKETİ VE SOL
OÇ: Solun Fransa’daki bir sendikal kalkışmadaki rolü nedir? Özellikle “Tek çözüm sosyalist bir Fransa’dır” diyen bir sol gözlemleyebildiniz mi?

MŞG-Fransa’da “Sol” birden çok. Böylesi belki daha iyi. Bugün iktidardaki “Sosyalist Parti” artık sosyalist sayılamaz, ve bölünmek üzere. SP’nin bugünkü cumhurbaşkanı ve hükümeti sayesinde son anlarını yaşadığını sanıyorum. Bugünkü cumhurbaşkanı SP’nin mezarını kazıyor. Milletvekilleri içinde sayıları 40 ile 50 arasında değişen muhalif var. CGT, FO ve SUD gibi işçi sendikaları konfederasyonlarının en önemlileri İKT’ye tümden karşı, bir tek CFDT hükümetle elele ve “olumlu yönleri de var diyerek” İKT’nı savunuyor.

İşçi sınıfını kayıtsız şartsız destekleyen FKP, 3-5 Haziran 2016’da Kongresi’ni topladı, CGT Genel Sekreteri büyük bir tezahüratla karşılandı. Enternasyonal hep birlikte söylendi, iman tazelendi. 5 Haziranda Pierre Laurent yeniden Genel Sekreter seçildi, aynı saatlerde Sol Parti lideri Jean-Luc Melenchon Paris’te Stalingrad Meydanı’nda beş bin kadar taraftarı önünde 2017 cumhurbaşkanlığı seçimi kampanyasını sıkı bir nutukla başlattı. 2012’de, FKP’nin de desteğiyle, 4 milyon seçmenin oy verdiği Melenchon 2017’de “8 milyon” seçmenden oy toplamak için yola çıktığını duyurdu.

“Sosyalist Fransa” yanlılarını, SP içindeki muhaliflerde, FKP ve Sol Parti yönetici ve militanları içinde, Yeşiller’den kiminde ve daha soldaki birkaç Troçkist kümede, öğrenci birliklerinde buluyoruz. Sayıları hiç te azımsanacak kadar değil. Bunların pek çoğu aynı zamanda sendikalı da.

Gösterilerin başında veya mutlaka bitiminde “güvenlik güçleriyle” çatışmaktan çekinmeyen, bankalar ve benzeri devletlerüstü şirket şubelerini “dağıtan” Anarşist grupların genç ve daha az genç ve siyahlara bürünmüş militanlarının da “devletin hakkından gelinecek günün ve gecenin” hazırlığında olduğunu anımsatmalı. Burada vurgulanması gereken, bu tür grupların çatışmalarının artık sadece Paris’le sınırlı kalmaması, Marsilya ve Lyon yanında daha az nüfuslu taşra kentlerinde de görülmesi.

Evet “Sosyalist bir Fransa” özlemi duyuluyor. Bunun gerçekleştirilmesi için ise yollar her yerde olduğu gibi ikili: Ya seçimle, ya silahlı mücadele ile. Bu konudaki tercihi ise saati gelince bu işin içinde olanlar saptayacak. Fransa’da ihtilal arzusu ötelerden beri sürüyor. Bu bir gün gerçekleşebilir mi? Niçin olmasın? O zaman kurulacak sosyalizm Fransa türü bir sosyalizm olacaktır mutlaka. Bu kesin.

Bu bağlamda bugünkü gösteriler, yürüyüşler, grevler ve diğer eylemlerde gördüğümüz gibi sendikalı işçilerle sendikalı olmayanların ve değişik sendikalardan emekçilerin, mücadele içinde yoldaş, arkadaş olarak kaynaşmaları değişik sol siyasi parti yöneticilerini de biraraya getirmek, yeni tür bir Birlik oluşturmak için teşvik edici olur mu? Taban tavanı bir kez daha ikna edebilir mi? Bu yıl sekseninci yıldönümü kutlanan Halk Cephesi’nin 1936’da faşizm ve nazizm meraklısı saldırganların Paris’te Millet Meclisi’ni basmaya kalkışmalarını izleyen günlerde TABANDAN GELEN ARZU VE ISRARLA Leon Blum’un SFİO’su (İşçi Enternasyonali Fransız Şubesi) ile Maurice Throze’in FKP’sinin ve Radikal Sosyalist Parti’nin biraraya gelmesiyle oluşturulduğunu anımsatmalıyım. Fransa’da solun her ortaklık kurmasının, 1936’da olduğu gibi kısa zamanda veya 1981’deki gibi belli bir süre sonucunda seçim zaferiyle taçlandırıldığını Tarih yazıyor. Bunun unutulmaması lazım. İşçi sınıfının ortak hafızası unutmuyor. Tarih geçmişi bugünün çocuklarına taşıyor. Fransa 1936 Halk Cephesi deneyimi yeniden okunmalı derim: 20. Yüzyılın başında işçi sınıfının kararlılığı sonucu Halk Cephesi’nin iktidarı aldığını ve en önemli işçi haklarının elde edildiğini anımsamak için.

AŞIRI SAĞ: BAŞA BELA
OÇ: Fransa’da Irkçılık ve Aşırı Sağ (Belge Yayınları, İstanbul, 1995) ve Fransa Seçimlerinde Le Pen Lekesi (Odak Kitap, İstanbul, 2002) gibi çalışmalarınızla izlediğinizi bildiğimiz, Front National (FN) ve Marine Le Pen’in iktidarın eşiğinde olduğu söylenebelir mi? Böyle bir durumda Fransa işçi sınıfı ve sendikal hareket neler yapabilir? Kabullenecek midir, yoksa şimdiye kadar rastlamadığımız bir sistem dışı tepki mi verecektir?

MŞG-Irkçı, yabancı düşmanı, müslümanlara karşı nefret aşılayan, toplumu zehirleyen, şiddet yanlısı, eli kanlı, hortlaklar, cahiller, korkaklar partisi FN bugün seçimlerdeki yüzde otuz civarındaki oy oranıyla “Fransa’nın en çok oy toplayan partisi” ama “cumhuriyeçi gelenek” gereği hiç bir parti onunla ittifak yapmayacağı için iktidarın eşiğinde beklemeye mahkum. Fransa’da cumhurbaşkanlığı, milletvekili, belediye, bölge seçimleri birinci tur öncesindeki veya ikinci turdan önce gerçekleştirilen ortaklıklarla kazanılıyor, hükümetler genellikle koalisyon türündedir. Klasik sağ, orta sağla ve merkez partileriyle seçimleri kazanıyor, hükümet kuruyor; SP, Yeşiller ve Radikal Sol Parti ile ve geçmiş dönemlerde FKP ile de ortaklaşarak.

Hiç bir parti FN ile işbirliği yapmayacağı için bu parti adayının 2017’deki cumhurbaşkanlığı seçimini kazanması mümkün değil. Ama birinci turda bugünkü yöneticisinin oyların en çoğunu toplaması ihtimali var. Eğer kendi zehirini kendi içinde taşıyan FN’de bölünmeler, kopuşlar olmazsa. Bu parti çünkü yamalı bohça gibidir: Katolik entegristlerden, usanmaz ve tarihten ders almayı bilmez Yahudi düşmanlarına, çağdışı kralcılara, onlardan klasik sağ partilerde ve hatta SP’de aradığını bulamamış “aydın”lara (en bilinen örneği avukat Gilbert Collard, bugün FN yanlısı milletvekili), eski sendikacılara (FN’e üye olduğu için CGT’den atılan Fabien Engelmann, bugün Hayange’da FN’den belediye başkanı), sahtekar gazetecilere (her zaman “Sınır Tanıyan Gazeteciler” diye isimlendirdiğim, güya “Sınır Tanımaz Gazeteciler”in, RSF’in, eski yöneticisi Robert Menard gibi, bugün Beziers Belediye başkanı ve FN’den bile daha aşırı sağçı, ırkçı, Müslüman düşmanı. Böyle bir şey nasıl olur diye sormayın lütfen, oluyor işte) uzanan bir yamalı bohça.

Öte yandan bir “aile partisi” gibi yürütülen FN içinde Baba Le Pen ile kızı Marine arasındaki mücadele sürerken torun Marion Marechal-Le Pen de parti içi iktidar kavgasında. Küçük ve orta boydaki işletme sahibi ırkçı patronlarla yakın ilişkisi olan ve daha neoliberal ve güya “modern” gösterilen Torun da kendi şansını denemek istiyor. Şimdilik miletvekili ama yakında belki parti lideri? Teyzesinin ayağı sürçer sürçmez. Bu ailesel kokteyl ve ideolojik çöplük her an patlayabilir.

Bugün bu partinin cumhurbaşkanlığı seçimini kazanması mümkün değil. Fransa’daki son bölge seçimlerinde iki bölgede ilk turda FN birinci parti durumundayken ikinci turda Sol adaylar klasik sağ adaylar lehine seçimden çekilip, sağ adaya oy verilmesi çağrısı yaparak, “cumhuriyetci gelenek” konusunda önemli birer örnek verdiler. Nihayet Avusturya’daki son seçimler de gösterdi: Irkçıların iktidara yaklaşmasının tehlikesi biliniyor elbette. Avusturya’da, Fransa’da ve AB’nin birkaç devletinde daha seçmenlerin yüzde otuzlar civarındaki önemli bir oranı ırkçı, nazi, yabancı ve Yahudi düşmanı partilere ilgi duyuyor ama bu ilgi kimi zaman sadece diğer partilere bir “uyarı” biçiminde kalabiliyor. Ama İsviçre, Polonya, Macaristan, Norveç, İsveç, Almanya Federal Cumhuriyeti örneklerini de göz ardı etmemek lazım. Hortlaklar, kara gömlekliler aramızda ve korkutuyorlar. İşçi sınıfını değil. Bugün Fransa’daki gösteriler vesilesiyle FN’nin kulakları sağır eden sessizliği kimseyi şaşırtmadı. Pardon FN yöneticileri, partinin şiddet kullanan polisi ve jandarmayı desteklediğini sık sık belirttiler. FN gösterileri bahane ederek “çalışma dünyasının müslümanlaştırıldığı”, “göçmenlerin, mültecilerin, yabancıların Fransızların işlerini ellerinden aldığı, işsizliğin artmasına yol açtığını”, İş Kanunu Tasarısı’nın Brüksel’de hazırlandığını ve Fransa’ya zorla kabul ettirildiği iddiasıyla AB karşıtlığı gibi bilinen demagojilerini sürdürdü.

İşçi sınıfı, sendikaları, sendika yöneticileri FN’i ve geçmişini a’sından z’sine biliyor, tereciye tere satmak nâ-mümkün. Evet işçilerden yüzde otuz kadarının bu partiye oy verdikleri biliniyor. Ama bunu Fransa’daki ırkçılığın tarihi kökenlerinde, katolik dinin etkisinde, Yahudi düşmanlığının temellerinde ve hatta “haçlı seferlerinde” aramak lazım. Irkçılıkla, yabancı, Yahudi ve Müslüman düşmanlığıyla mücadele bu parti parti olarak yokken bile vardı. Yukarıda kısaca değindiğim Halk Cephesi taraftarlarının İkinci Savaş yıllarında FN’nin öncülleri işgalci nazilerle işbirliği yapıp milisler bünyesinde Direniş Hareketi’ne karşı hain tuzaklar kurarken, işgalcilere karşı mücadele edenleri işkenceler altında katlederken, Le Pen bir ilkokul öğrencisi olarak Brötanya’nın küçük bir köyünde ilkokul binasını yatakhane gibi kullanan nazi askerlerinin ünformasına aşık olurken, bugün gösterilerde ve grevlerde işçi sınıfının namusunu koruyan sendikacıların, sendika üyelerinin anaları, nineleri, babaları ve dedeleri, işgalcilere ve onların katillerine karşı silahlarını konuşturuyorlardı. Savaş sonrasında FKP “Direnişcilerin Partisi” olarak uzun yıllar en çok oy toplayan partiydi ve savaş sonrasında kimi FKP yöneticisi silahlar eldeyken “bu işi iktidarı alana kadar sürdürmek”ten yanaydı, ama devletlerarsı stratejik hesaplar buna izin vermedi … Ne olursa olsun Fransa’da ırkçılar, naziler, faşistler seçimle hiç bir zaman iktidara gelemediler. Bu alanda en kararlı Çin Seddi ise işçi sınıfı ve onun namuslu çocuklarıdır. Bunun unutulmaması lazım. İşçi sınıfının ortak hafızası unutmuyor.

Yorum yapın

This site is protected by wp-copyrightpro.com

Daha fazla Söyleşi
Ahmed Arif: Şiire yeni başlamış bir delikanlının karşısına Nâzım’ı dikerseniz…

"Şiire yeni başlamış devrimci bir delikanlının karşısına Nâzım'ı dikerseniz, çocuk ya paniğe kapılır ve ters akımların uydusu olur, yahut ezilir,...

Kapat