Marx intihar Üzerine – İnsan İlişkileri Üzerine Yeni Yaklaşımlar – Charles Herr

marxMarx intihar Üzerine küçük harika bir kitaptır. Bu kitap, Marx’ın az bilinen, 1846 tarihli intihar üzerine olan metninin yeni bir çevirisini içermekte. Marx’ın metni, kısmen kendi sözcüklerinden ve kısmen de Fransız polis müdürü Jacques Peuchet’nun Paris’teki intiharları, daha çok da kadın intiharlarını anlattığı raporların [Marx tarafından] oldukça yorum katılarak yapılmış olan çevirisinden oluşur …

Bu çalışmanın başlığı olan intihar, Marx’ın temel sorunu olan özgürlük sorununa -yani insan özgürlüğünü geliştiren ya da engelleyen toplumsal koşullar ve özgürlüğün bastırılmasının sonuçları, bu örnekte, intiharın kötü sonuçları- göre ikincil önemde olduğuna inanıyorum. Ayrıca, bence Marx, Peuchet’nun anılarının çevirisinde ve yoruınunda, Pcuchct’nun, içinde yaşadıkları toplumsal koşullar tarafından intihara sürüklenen insanları -esas olarak kadınları- merhametli ve yargılamayan bir şekilde tasvir etmesinden etkilendi.

Marx’ın konuya olan ilgisini açıklamak için, intihara ilişkin herhangi bir hastalıklı endişe içerisinde olduğunu varsayınamız gerektiğine inanmıyorum. Öncelikle, Marx’ın bu metni çevirirken ve yazarken keyifsiz olduğuna dair bir kanıt olmadığını biliyorum. Bildiğim kadarıyla, Marx’ın intihar hakkında yazdığı bu kısa metin, birçok bakımdan 28 Ocak 1853’te, ölüm cezası üzerine New York Daily Tribune için yazmış olduğu ve “Şimdi, birçok açıdan ele alındığında suç, miktarında ve sınıflandırılmasında, fiziksel fenomenterin düzenliliğini gösteriyorsa… yalnızca yenilerine yer açmak için bir sürü suçluyu idam eden cellatları yüceltmek yerine, bu suçları üreten sistemin değiştirilmesini iyice düşünmek gerekmez mi?” diye soran makaleden* çok da farklı değildir.

Toplumsal Koşullar ve İlişkiler

Marx, insanları intihara sürükleyen ya da onları darağacına gönderen sistemin değiştirilmesi ile ilgilendi. Marx, özellikle, açıkça insanları diğerlerinin malına dönüştüren ve onları şeyler haline getiren toplumsal koşullar ve toplumsal ilişkilerle ilgilendi. Peuchet tarafından aktarılan bir vaka üzerine Marx şu yorumu yapar:

“Talihsiz kadın katlanılmaz bir köleliğe mahkum edildi ve bu köleliği dayatan Monseur de M .. ‘den başkası değildi. Üstelik bunu bir yanda medeni kanuna ve mülkiyet hakkına, bir yandan da aşkı sevgililerin özgür duygularından koparan ve cimrinin hazinesine yaptığı gibi kıskanç kocaya karısını kilit altında tutma izni veren toplumsal şartlara dayandırmıştı; çünkü kadın, sadece adamın mülkiyetinin bir parçasıydı.”

Bu gözlemin güncelliğini anlamak için, aile içi şiddetin güçlendirdiği boyun eğdirmenin acımasız yöntemlerine karşı günümüzde gittikçe artan farkındalığı düşünmemiz yeterlidir.

Anderson’in önsözünde belirttiği gibi, Marx’ın erkeğin kadınla olan ilişkisinin karakterine olan ilgisi ve insan gelişiminin ulaştığı bu aşama hakkında bize söylediği şey, 1844 Ekonomik ve Felsefi Elyazmaları’ndan, ölmeden hemen önce yazdığı Etnolojik Defterlere kadar, bütün çalışımıları boyunca devanı eder. Marx, ayrıca meta haline geldiklerinde, satın alınan ve sermaye birikimi için kullanılan ve sonrasında bu amaca daha fazla hizmet edemediklerinde işten çıkartılan emek gücünün önemsiz hamallarına, insanlara, ne olduğuyla da ilgilenir.

Burjuva Toplumunda Yabancılaşma

Kesinlikle, Marx’ın temel ilgisi, yabancılaşma, insanların kendi güçlerinden ve kendilerinden yabancılaşmalarıdır. Açıkçası, bu yabancılaşma, Peuchet’nun anlattığı intihorlardaki etkenlerden biridir. Şunu da unutmamak gerekir ki; Marx, kapitalizmi yalnızca insanları kendilerine yabancılaştırdığı için değil, ayrıca insanları öteki insanlara, Marx tarafından belirtildiği gibi, her bir bileşeninin, “gerçek bir bireysel toplumsal varlık” (“Economic and Philosophical Manuscripts/ Ekonomik ve Felsefi Elyazmaları” Trans: Bottomore, Karl Marx: Early Writings, s. 158) olduğu gerçek insan topluluğuna yabancılaştırdığı için de eleştirdi.

Mc.ırx, “başkalarınc.ı zarar vermeyen her şeyi yapma hakkı” olarak burjuva özgürlük kavramını sert bir biçimde eleştirir. “Her bireyin diğerlerine zarcır vermeden hareket edebilmesinin sınırları yasa tarafından belirlenir, aynı iki arazi ariisındaki sınırın kazıklarla işarctlenmesi gibi” diye yazitr Marx. Bu, tecrit edilmiş bir monad [töz) olarak değerlendirilen insanın özgürlüğü sorunudur … [Özgürlük bu bitkımdan) insanla insan arasındaki ilişki üzerine kurulmaz, tersine insanı instından ayıran ilişki üzerine kurulur. Bu, böyle bir ayrımlanma hakkıdır. Kendinden uzaktaşmış, sınırlandırılmış bireyin hakkıdır.”

Öyleyse, mülkiyet hakkı, kişinin diğer insanları dikkate almadan ve toplumdan bağımsız olarak, servetinin keyfini sürmesi ve istediği gibi harcaması hakkıdır. Mülkiyet hakkı, kişisel çıkar hakkıdır. Bu bireysel özgürlük ve bunun yaşama geçirilmesi, sivil toplumun temelini oluşturur. Bu, her insanın diğer insanlarda, kendi özgürlüğünlin gerçekleşmesini değil sınırianmasını görmesine yol açar” 1795 Fransız Anayasasındaki özgürlük tanımıncı dayanarak, Marx; “yukarıda tanımlandığı gibi bu, yalnızca, özgürlük için eşit haktır; şöyle ki, her insan eşit bir biçimde kendi kendine yeten bir monad olarcık kabul edilir” (“On the Je­ wish Question,”/Yahudi Sorunu. Bottomore, s. 24-25) diye yazar. Burjuva özgürlük tanımına karşıt olarak, Marx şunu gözlemledi; “komünist zanaatkarlar dernekler kurduklarında, ilk amaçları eğitim ve propagandaydı. Ama bu dernekler, yeni bir gereksinim -toplum için bir gereksinimyarattı ve araç olarak görünen şey amaç haline geldi” (“Economic and Philosophical Manuscripts/Ekonomik ve Felsefi Elyazmaları” Bottomore, s.176).

Psikoloji ve insan Karakteri

Bunun dışında, psikolojik sorunlarla ve insan karakteriyle ilgilenmenin Marx için hiç de anormal olduğuna inanmıyorum. Freud, henüz insanın dinamik psikolojisi kuramını oluşturmamış ve bilinçdışı kavramını geliştirmemişti, ama Erich Fromm’a göre, “Marx ve Engels arasında tam bir uyumun olduğu kitaplar, yetenekli bir psikanaliste itibar sağlayabilecek olan, bilinçdışı motivasyonun derinlemesine çözümlenmesi yeteneğine sahiptir” (Socialist Humanizm/Sosyalist Hümanizm, s.229). Marx’ın, Shakespeire ve Bazlac’ın eserlerine duyduğu büyük hayranlığın, tam olarak bu yazarların toplumsal karakterleri keskin bir şekilde tanımlamalarından kaynaklandığına inanıyorum.

Bence, Marx’ın zeka dolu psikolojik kavrayışının en iyi göstergesi, intihar üzerine olan metninde Peuchet’nun çalışmasına (gönderme yapmadan!) ekiediği yorumdur: “En korkak ve en tepkisiz insanlar, mutlak ailesel otoritelerini kullanabileceklerini fark ettiklerinde yatıştırılnmaz bir öfkeye kapılırlar. Bu otoritenin kötüye kullanımı, eskiden olduğu gibi, burjuva toplumunda da insanların ister istemez kendilerini alçaltınalarına neden olan bütün uysallık ve bağımılılıklarının bedelidir.”

Bu, sadomazoşist karakterin, kesinlikle zekice bir tanımlamasıdır. Bu tanım, Fromm’un kriminoloji üzerine yazdıklarından bazılarını, ki Anderson makalesinde genç Fromm’un kriminolojiye katkısını Karl Marx intihar Üzerine dikkat çekmektedir, akla getirir (bkz, editörler Anderson ve Quinney, Erich Fromm And Critica! Criminology: Beyond The Punitive Society /Erich Fromm ve Eleştirel Kriminoloji: Cezalandırıcı Toplumun Ötesinde. University of Illinois Press). Marx, onların sadistik cezalandırıcılığının, otoriter karakterlerin, Fromm’un deyişiyle yaşanmamış yaşamdaki, ezilmişliklerinden kaynaklandığını açıkça görür. Bu, kadın ya da erkeğin boyun eğmeyenlere olan öfkesi ve kıskançlığıyla ilgilidir.

Marx ayrıca, bir iki yerde, burjuva topluımınun gerçekte kendisinin tüm bileşenlerini (isteyerek ya da istemeyerek) tam olarak kendileri olma özgürlüğünden mahrum bırakma yöntemlerini tanımlar. Marx yaşamı boyunca, kapitalizmin, sanayi işçileri kadar burjuvazinin de insani gelişimine zarar verdiğine inanmayı sürdürür, ama burjuvaların çektikleri acı daha az olduğu için, tüm bileşenleri için insandışılaştırıcı olduğunca inandığı, kapitalist sistemi değiştirmek için işçilerden daha cız motivasyona sahip olduklarına inanır.

Bence, Marx’ın bu çalışması, sadece sado-mazoşistik karakter tipini alıntılamcık için bile olsa dikkate almaya değer. Tabi ki, bu çalışınada bundan daha fazlası var, özellikle burjuva (ve daha genel olarak da, ataerkil, erkek egemen) toplumda kadınların nesnelere, metalara dönüştürülmesinin somut yöntemleri.

Marx’ın Kişiliği
Ben kesinlikle Marx’ı, idol ya da kült bir kişi haline getirmek niyetinde değilim, ki hem Marx hem de Engels açıkça bundan kaçınmıştır. Ayrıca, bence, Marx’ın patolojik hale getirildiğine inandığım bazı yöntemleri de eleştirel olarak incelemek önemlidir.

Örneğin, “Marx İntihcır Üzerinc”nin editörlerinden Plcıut’un, Marx’ı nasıl öfkeli biri olarcık tanımladığı üzerinde duralım. Asıl sorun, Marx’ın neye öfkelendiği ve bu konunun öfkclenmeye uygun olup olmadığıdır. Marx öfkelidir, çünkü tutku dolu bir mer<1kı vardır ve yaşama kayıtsız değildir. Keşke daha fazla böyle öfkeli insanlara sahip olscık! Ben onun her zaman öfkeli olduğuna inanmıyorum ve Marx’ ın, arkadr:ışlığını kazanan çocuklar da dahil (çocuklar üfkeli, saldırgan insanlardan kaçınma eğilimindedir), ncısıl sabırlı ve mizahi olabildiğinin muhteşem anlatımları vardır. Wilhelm Liebknecht, Lcıfcırgue ve Eleanor Marx, Marx’ın portresini çizerken bu açıdan birbirleriyle oldukça uyum içcrsindedir.

Muhalifleriyle mücadele ederken, Marx’ın, saldırgan ve muhtemelen hoşgörüsüz olduğu konusunda hemfikirim, ancak işin ilginç yanı, (gerçekten doğru olduğuna inanmadığım) Freud’un kuramına göre, ötekilere karşı olan saldırganlık, kişinin kendisine yönelmiş olan saldırganlığını -intihar gibi-azaltır. Her olayda, kendini dayatan saldırganlık, yıkıcılık ile aynı şey değildir. Yukarıda aktarılan alıntıda, Marx’ın açıkça gösterdiği gibi, aslında, bu saldırganlık sadizmin karşıtıdır.

Ayrıca, Marx’ın tek cırkildaşının Engels olduğunu iddia etmek bence büyük bir hiltildır. Marx’ın Engels’le arkadaşlığı, haklı bir nedene sahip olan en bilinen arkadaşlığıdır: insanlık tarihinde en dikkate değer arkadaşlıklardan biridir. Marx’ın Ludwig Kugelmann, Joseph Weydemeyer ve Wilhelm Wolff’la yakın ve yaratıcı arkadaşlıkları vardır. Hem Lafargue hem de Liebknecht, Marx’la olan verimli ilişkilerini anlatırlar.

Liebknecht, “Marx’ın kötü fotoğrafı yoktur”, çünkü hiçbir zaman kameraya poz vermiştir diye yazar. Liebknecht, Marx’ ı, kadınların kocaları tarafından fiziksel olarak hırpalanmasını tahammül edilemez bulan, müthiş düşüneeli ve kendini işine adamış bir insan olarak tanımlar. Kısacası, Marx sadece ve tamamıyla kendisidir, yaşayan ve özgür olan her şeyi seven, yaşam ve özgürlüğü engelleyen her şeyden nefret eden, duyarlı, tutkulu bir insandır. Bu hoş küçük çalışma, inanıyorum ki, yaşam boyu süren bu tutku ile uyum göstermektedir.

Karl Marx
Intihar Üzerine
Derleyenler ve Çevirenler Barış Çoban Zeynep Özarslan
Yeni Hayat Yayıncılık

Yorum yapın

This site is protected by WP-CopyRightPro