Meksika’dan Türkiye’ye tutulan ayna – A. Ömer Türkeş

Fuentes, toplumun yalanlarla yaşadığını şu şarkıyla örnekler: ?Bana yalan söyle/ Yalan söyle yine/ Beni mutlu et kötülüğünle.? Ahmet Kaya?nın ?Yalan da olsa mutluyum/ Bu bana yetiyor? sözlerine ne kadar benziyor…
Güney Amerika edebiyatının büyük ustalarından Meksikalı yazar Carlos Fuentes?i geçen yıl kaybetmiştik. 1928 doğumlu Fuentes uzun ve dolu dolu sürdürdüğü hayatının sonuna dek yazmayı bırakmamıştı. Nitekim Cennet?teki Âdem?i 2009 yılında tamamlamış. Ülkesi Meksika?nın siyasi ve toplumsal hayatını keskin bir dille hicveden bu neşeli, dinamik, kelimenin tam anlamıyla ?genç? romanı yayımlandığında (2010) -gençliğini hiç yitirmeyen bir yazar olarak- seksen iki yaşındaymış Fuentes.

Cennet?teki Âdem kısa bir roman ama ustaca kullandığı anlatım tekniği ile Fuentes?in yazarlık yeteneğini, romanın hikâyesi ile yazarın Meksika halkının ruhu hakkındaki derinlemesine bilgisini eksiksiz yansıtıyor.

Direniş refleksi
Roman kahramanı Adán Gorozpe gerek kişiliği gerek sosyal aidiyetiyle Fuentes?in ?burjuvaziye ve sosyal alışkanlıkları açısından yanlışlarla dolu yaşam tarzlarına karşı dizginleyemediği eleştiri?sini ortaya koyması açısından mükemmel bir tipleme. Sınıf atlama özleminin canlı bir örneği olan Adán, hukuk eğitimi yapmış, beş parasız bir öğrenciyken gazetelerde gördüğü Priscilla ile evlenmeye karar vermiş. Priscilla ise magazin gazetelerinde görmeye alıştığımız türden zengin ama içi boş bir sosyete kızı. Adán ?varlık namına tek bir şeyi olmayanların sayıları az varlıkları çok olanlar karşısında duyduğu ezikliği? içinden atarak talip olmuş Priscilla?ya. Bu evlilik sayesinde iyi yere dükkân açan Adán hızla sınıf atlamış. Yeteneğim eksik olmasa da hak ettiğinden yüksek konumlara gelmiş. Doğrusu geldiği yere tutunmasını da bilmiş. Ailenin kazancını katlayarak artıran kahramanımız Meksika?nın en güçlü ve saygın işadamlarından biri. Bu hayatın sahteliğinin farkında olan Adán?ın kendisinin kendisi gibi hissettiği yer onu olduğu gibi kabul eden, soru sormayan, ama kendisi hakkında da bir şey anlatmayan sevgilisi L.?nin evi. Bir tek orada mutlu Adán .

Adán?ın mutluluğu ortaya başka bir Adán?ın, Adán Góngora?nın çıkmasıyla bozulacaktır. Ülkedeki gittikçe artan kaos ortamına bir nebze çekidüzen vermesi için içişleri bakanı olarak göreve getirilen bu haris ve sinsi adamın uygulamaları Meksika?daki düzenin daha da yozlaşmasına neden olmuştur. Gerçekten kötü bir tablo, yeni bir sömürgen kesim çıkmıştır ortaya.

Adán Gorozpe adaşının kendi varlığını ve mutluluğunu da tehdit ettiğini fark edecek ve Góngora?nın bayağı politikalarına direnmeye karar verecektir. Onun direnişi Fuentes?in büyük romanlarla ilgili görüşlerinin yansıması. Ne demişti Fuentes? ?Tutkunun kaynağı ne olursa olsun, bütün büyük romanlarda başarısızlığa mahkûm olsa bile mücadele etmekten vazgeçmeyen, bizi de mücadeleye davet eden kahramanların hikâyeleri vardır.?

Adán da o türden bir kahraman. Góngora?nın sivil milislerden faşist bir ordu kurarak iktidarı ele geçirme hayalleri karşısında direnmeyi seçen Adán ?iyi olanı korumak için kötüye kucak açmak zorunda kalacak? ve çareyi silaha silahla karşılık vermekte bulacaktır.

Yalanlararla mutlu olmak
Fuentes?in Türkçeye çevrilen pek çok romanı var. Hikâyelerini biliyor, roman kahramanlarını tanıyoruz. Artemio Cruz?u, Koca Gringo?su, Diana?sı, henüz doğmamış Kristof?uyla pek çok roman kahramanı Meksika sınırlarını ve zaman farkını aşarak evrenselleşti, başka kültürlere karıştı. Adán da içinden çıkıp geldiği yoksulluğu, üst sınıflara tutunuşu, gözlemlediği olaylara bakışı ve yerini muhafaza etmek için verdiği mücadeleyle hiç yabancılık çekmeyeceğimiz bir karakter. Zaten Fuentes?in yazarlığının büyüklüğü/evrenselliği tam da buradan kaynaklanıyor. Liberallere, muhafazakârlara, generallere, polis şeflerine, ABD işbirlikçilerine, Meksika?nın kaderini tayin eden herkese yönelen, karşına aldığı herkesi aynılaştıran türden yakıcı öfkesiyle Fuentes, sadece Meksika?nın, Güney Amerika?nın değil, sömürü çarkları altında ezilen bütün yoksul ülkelerin ve halkların trajedisini yakalıyor.

Cennet?teki Âdem Fuentes?in kariyerindeki ?büyük? romanlar arasında sayılmaz ama yazar, edebiyat ve toplumsal hayat arasındaki ilişkiyi göstermesi açısından çok önemli. Fuentes tekniği ve diliyle her zamanki ustalığını sergilemekle birlikte romanın sonunu biraz aceleye getirmiş, üç beş sayfaya sığdırmış. Bu nedenle yüreğimizi soğutmakla birlikte final bölümü doyurucu değil. Aslında bu romanın nasıl sonlandığı önemli de değil. Fuentes Meksika toplumunun her yanını saran çürümüşlüğü ortaya dökmek için yazmış Cennet?teki Âdem?i. Çürümüşlük siyasetten sosyeteye, sinemadan dine, pembe dizilerden postmodern edebiyata kadar yayılıyor. Bunun sorumlusu sadece yöneticiler, işadamları, polisler değil; onlara destek veren Meksika halkı da kurtulmuyor sorumluluktan.

Cennet?teki Âdem?de yalan ve yalanlarla yaşamak önemli bir tema… Bu tema Fuentes?in kurmaca ve gerçeklik arasındaki ilişkiye bakışının, bir yalanın paradoksu aracılığıyla gerçeğe erişme anlayışının yansıması. Alışılagelmiş, beylik dünyada gerçeğin yerini tutan, katlanamadığımız şeyleri yani gerçekleri görmezden gelmenin en iyi yolu olan yalanları açığa çıkarmak için ise hicvi ve gülmece öğesini kullanıyor. Hiciv ve alayı birbirine karıştırmayalım; ?bunlar farklı şeylerdir, dalga aptalcadır ve kolaydır, hiciv zordur ve zekâ gerektirir.? Roman kahramanı Adán da hicvetmeyi, hiciv yoluyla hem özel hayatındaki hem siyasal ve toplumsal hayattaki maskeli yalanları açığa çıkarmayı biliyor. Onun hicivci yaklaşımı sayesinde Meksika?da, genişletirsek Türkiye?de ve dünyada apaçık görünmeyenlerin, görülse de rezilliğinin farkına varılamayanların farkına varabiliyoruz.

Türkiye eklemesini yapmak işgüzarlık etmek, sözü döndürüp dolaştırıp bize getirmek niyetinden değil. Siyasi, toplumsal, kültürel düzlemde o kadar çok benzerlik var ki kişi ve yer adları değiştirildiği takdirde Cennet?teki Âdem kolayca yerlileşebilir. Mesela Fuentes?in toplumun yalanlarla yaşadığını gösterirken örneklediği şarkının dizelerine bakın; ?Bana yalan söyle/ Yalan söyle yine/ Beni mutlu et kötülüğünle…? Ahmet Kaya?nın ?Yalan da olsa mutluyum/ Bu bana yetiyor? dizelerine ne kadar da benziyor değil mi? Ya da Meksika?nın pembe dizi zihniyetini özetleyen, ?Biz Meksikalılar pembe dizilerimizde tartışma yaratacak tek bir konuya bile yer vermeyiz. Hep iyiler ve kötüler vardır, güçlü ve kötü kalpli adamlar vardır, fettan kadınlar vardır, bazı çocukları iyi bazıları kötü kalpli olan aileler vardır, ailenin en iyi kalpli küçük oğlunun gönlünü kaptırdığı fakir ama gururlu bir hizmetçi kız ille de vardır(…) Alt metninde bakan, aile din ve devlet bulunmalıdır? cümleleri tanıdık gelmiyor mu? Daha birçok benzerlik sıralayabilirim. ?Meksika?nın dindar, muhafazakâr bir ülke olduğunu kimse unutmasın, şiddet dolu ve eril bir ülke, hepsi hadım edilmeli? şiarıyla eşcinsellere karşı başlatılan saldırılar, fiziksel olayları ve tarihi metafizikle yorumlayan TV programları, bilimdışı inançların yaygınlaşması, edebiyat dünyasındaki kavgalar, öldürülen çocukların terörist ilan edilmesi…

Benzerlikler rahatlatmıyor elbette; büyük yalanların oyuncağı olmak, yalanlarla avunmak konusunda yalnız olmadığımızın farkına varıyoruz. Meksika?dan Türkiye?ye tutulan bir aynaya benziyor Cennet?teki Âdem. Fuentes?in ?meksikomedya?sı Meksika?nın ve dünya halklarının trajikomik yaşantısını tersyüz ederken okuyucuyu maskeli yalanlarla yüzleştiriyor.

A. Ömer Türkeş
(02.12.2013, http://kitap.radikal.com.tr/)

Kitabın Künyesi
CENNET?TEKİ ÂDEM
Carlos Fuentes
Çeviren: Emrah İmre
Can Yayınları, 2013
208 sayfa

Yorum yapın

This site is protected by WP-CopyRightPro