Murat Belge’den ‘Step ve Bozkır’

Step ve BozkırStep ve Bozkır, Rusça ve Türkçe roman geleneğinin kuruluşlarında yer alan edebî eserlerin eleştirel bir değerlendirmesini sunarak Batılılaşma karşısında alınan tavırları, bunun etrafında kümelenen sorunları ve bütün bu çerçevenin roman geleneklerini nasıl etkilediğini araştırıyor. Dostoyevski’den Reşat Nuri’ye, Gonçarov’dan Tanpınar’a uzanan zengin bir tartışma çerçevesi çiziyor.

Murat Belge, öncelikle Rus ve Osmanlı imparatorluklarının Batılılaşma karşısındaki seçimlerini, bu seçimlerin ortaya çıkardığı aydın ve yazar tiplerini, çeviri ve yayın faaliyetlerini kıyasladıktan sonra her iki dildeki edebî eserlerin odaklandığı coğrafi mekânlara, eleştiri geleneğine yöneliyor. Ardından eserlerdeki karakterleri ve tipleri inceleyerek Rusça edebiyatta lişnii çelovek (lüzumsuz adam) tipinin nasıl biçimlendiğini, farklı yazarlarda nasıl işlendiğini, bizatihi “lüzumsuz adam”ın nasıl bir araçsallık taşıdığını ve hangi sorunların yüklendiği bir tipolojiyi resmettiğini inceliyor. Murat Belge, romanlardaki siyasî tipleri de değerlendirmesine dahil ederek Batılılaşma gibi hem siyasal hem de kültürel sorunların beşiği olan bir meselenin, Rusçada ve Türkçede nasıl “dillendirildiğini” kapsamlı bir şekilde ele alıyor.

OKUMA PARÇASI

GİRİŞ
Bu kitabı bir kitap olarak düşünüp, planlayıp yazmadım. Çe-
şitli zamanlarda çeşitli konular üstüne düşündüğüm, bazen
yazdığım, bazen yazmayıp aklımda tuttuğum şeyler bir vesileyle
bir araya gelmeye başladı. Farklı yerlerden kaynayıp
sonra yerçekimine göre hepsi aynı havzaya akan derecikler
gibi, bu kitapta aynı havuza aktılar. Hani bir kökten çıkıp
uzayıp giden bir bitki gibi değil de, bir “montaj”. Ayrı ayrı
büyümüş bir şeylerin bir araya getirilmesi. Böyle bakıldı-
ğında, hayatım boyunca üzerine kafa yorduğum aşağı yukarı
her şeyin burada olduğunu, ama belirli bir kalıba uyarak buraya
geldiğini söyleyebilirim. Örneğin, “Batılılaşma” kavramını
düşünmeye başladınızsa “aydın” üstüne düşünmemek
mümkün değil. Ama nasıl olsa başka birçok teorik sorunsal
da sizi “aydın” üstüne düşünmeye zorlar. Namık Kemal’den
giderek de, Gramsci’den giderek de “aydın” sorunsalına varırsınız.
Yani zaten uzun zamandır konu zihninizde önemli
bir yer tutmuştur. Ama burada, bu kitabın başlığında belirtilen
özgül kılığa girerek, buna uyan yanlarıyla yer alarak:
Türkiye’de ve Rusya’da Batılılaşma Tepkisi ve Roman Sana-
tı ve “Lüzumsuz Adam” diye uzayıp giden bir başlık, düşü-
nebilirdim.

1969’da Sussex Üniversitesi’nde bir yıl çalışmıştım. Oranın
kitaplığında Partisan Review’da Trotski’nin “Intelligentsia”
(1968) üstüne yazısını okumuş, çok ilginç bulmuştum.
Çünkü Türkiye ile birtakım çarpıcı benzerlikler tesbit ediyordu.
Hep zihnimin bir kıyısında oturmuştur. Ama bu kitabı
yazmaya karar verince, hemen o “kıyı”dan çıkıp geldi.
Bundan çok sonra, Cemil Oktay (Sabahattin Şen ile hazırladıkları
Türk Aydını ve Kimlik Sorunu adlı, 1995’te Bağ-
lam’dan yayımlanan kitap için) Türkiye’de ve Rusya’da aydınların
rolünü karşılaştıran bir yazı yazmamı istemişti. Bu
makale o kitapta var (Belge, 1995). Bundan bir süre sonra
Gülten Kazgan benzer bir yazı istedi. Rusya’dan Natalya Ol-
çenko ile birlikte bir kitap hazırlıyorlarmış: Dünden Bugüne
Türkiye ve Rusya: Politik, Ekonomik ve Kültürel İlişkiler. Bu
kitap Bilgi Üniversitesi Yayınları’ndan, 2003’te yayımlandı.
Sonra çevrilerek Rusya’da da yayımlanmış. Bazı bakımlardan
öncekini geliştiren bir yazıydı bu da (Belge, 2003). Rusya’da
başlatılan Batılılaşma ya da modernleşme hareketine
daha çok ağırlık vermiştim.

Türkiye’de “klasik edebiyat” dendiğinde herkesin aklı-
na öncelikle Rus edebiyatı gelir. Balzac’ın veya Dickens’ın
Türkçeye hiç çevrilmemiş bir dolu eseri vardır, ama Dostoyevski,
Tolstoy dendiğinde, ne var ne yoksa çevrilmiştir.
Bunda bir “mizaç benzerliği”nin rolü olduğunu düşünebiliriz
tabii. Ama öyle bir şey varsa, onun da nedenleri olmalı.
Benzer bir tarih yaşamış olmak, örneğin? Bu, özellikle Türkiye’de
çok kişinin zihnini kurcalamış ve üstünde konuşulmuş,
yazılmış bir konudur, ama çok sistematik bir şey de
üretilmemiştir doğrusu. “Biz birbirimize çok benziyoruz”
denip geçilmiştir. Dolayısıyla, bu da hep kafamın bir yerinde
duran bir konu olmuştur.

Doksanlarda Avrupa Birliği konusu bütün gündemi kaplamıştı.
Bu aynı zamanda bütün dünyada “kimlik” konuları-
nın patladığı bir dönemdi. O ortamda bizden başka toplumların
(doğumuzda olduğu gibi batımızda da) bu Batılılaşma
olayını nasıl yaşadığına daha yakından bakmaya çalıştım.
Avrupa’da, örneğin Balkanlar’da nasıl, Ortadoğu’da nasıl,
Uzakdoğu’da nasıl? Biz “Batı” deyip geçiyoruz da, bize göre
“Batılı” olanların da kendi “Batı”larıyla sorunları olabiliyor.
Bu arada, “terim” sorununa da kısaca değinmek gerek.
Gençliğimizde bu çok genel olayı anlatmak için kullandığı-
mız kelime “Batılılaşmak”tı. Buna göre bir tarafta Batı, kar-
şısında, her yerde, hattâ coğrafi olarak batıda, Batılılaşma’ya
çalışan “geri kalan dünya…”; “west” ve “rest”! Bazılarına
“fazla Batı-merkezci” görünen bir ideolojiye kucak açan bu
kelime yakınlarda terkedildi. Yerine, “modernleşme” geç-
ti. Denebilir ki vurgu “mekân”dan “zaman”a kaydı; herkes
bu dünyanın batısında (yuvarlak bir nesnenin “batısı” nerede
olabilir?) yer alan birkaç (yüz) milyon kişiye benzemeye
çalışmıyor. Bütün dünya için geçerli bir toplum modeli var,
sorun ona yetişmek, erişmek v.b. Öyleyse o zaman Batı hegemonyası
azaldı… mı? Gene “political correctness”!
Bu kitabın son bölümünü oluşturan “Doğa-Teknoloji” sorunsalını,
bunun doğuya doğru gittikçe “Doğu-Batı” ya da
“Yerli-Yabancı” sorunsalı halini alışını ta yetmişlerin ikinci
yarısında kafamda netleştirmeye başlamıştım. Bunda, New
Left yazarlarından Gareth Stedman Jones’dan okudukları-
mın da payı olmuştu.

Genesis’i (2008) ve Militarist Modernleşme’yi (2011) yazma
çalışmalarımın da şimdi bu kitapta yer alan konularla çakıştığı
birçok nokta var tabii.

Derken “Dünya Edebiyatı” konusu çıktı karşıma. Bununla
ilgili bir şeyler yazmıştım. Görece yeni bir konu, yeni bir
yaklaşım. Ama bazı rastlantıların da yardımıyla bu alanda
çalışan kişilerle tanıştık, hem dostluk, hem de iş ilişkisi kurduk
Bilgi Üniversitesi’nde. Şimdi her yıl bir üniversitede (ülkeler
değişiyor) toplanıyor, yaz okulu yapıyoruz. Sürecin
başında Bilgi böyle bir yaz okuluna ev sahibi oldu. O yıl benden
de bir ders hazırlayıp sunmamı istediler.
Ne yapayım?

O yakınlarda Rus edebiyatı hakkında bir şeyler okumuş-
tum gene. Hattâ Orhan Pamuk İletişim’de “klasikler”in editörlüğünü
üstlenmiş, benden de bir Dostoyevski romanına
(Dostoyevski, 2002) bir önsöz yazmamı istemişti. O okuduklarımdan
yola çıkarak bir şey yazmıştım.
Şöyle bir hikâye: 1921’de Gorki Rusya’dan uzaklaşma gereği
duymuş, İtalya’ya gitmişti. Otuzların başında iktidarı-
nı pekiştirmeye başlayan Stalin onu geri çağırdı, Gorki de
yurda döndü. 1932’de Sovyet Yazarlar Birliği kuruldu. Gorki
bunun başkanı oldu. 1934’te Birlik ilk kongresini yaptı.
Kongreye bütün dünyadan yazarlar davet edildiler. Türkiye’den
Yakup Kadri, Falih Rıfkı çağrılanlar (ve gidenler)
arasındaydı.

Bu kongrede Gorki uzun bir konuşma yapıyor. Bunun
bir yerinde, klasik Rus edebiyatında “kahraman”ın çevresindekilerden
yetenekli, akıllı biri olduğunu, ama otokratik
Rusya’da bu meziyetlerin geçerli olmadığını, tersine o kişiyi,
yalnızlaştırdığını, uyumsuzlaştırdığını söylüyor. Bunun
SSCB zamanında yapılmış çevirisi bende vardı. İngilizcesinde
“superfluous man” denilmiş. Rusçası “lişnii çelovek”miş.
Bu aslında Turgenyev’in bir hikâyesinin başlığı, ama Gorki
anlattığı roman tipine örnek olmak üzere Lermontov’un
Zamanımızın Bir Kahramanı’nın kahramanı Peçorin ile Puş-
kin’in aynı adı taşıyan eserinin kahramanı Yevgeni Onyegin’i
anıyor.

Ve diyor ki, şimdi, Sovyet rejiminde, Sovyet toplumunda
böyle “lüzumsuz adam” kalmadı.

KİTABIN KÜNYESİ
Step ve Bozkır
Yazar: Murat Belge
Türü: Edebiyat İnceleme
05 / 2016
Sayfa Sayısı: 356
İletişim Yayınları

İÇİNDEKİLER
GİRİŞ 9
Batı’nın “üstün”lüğü 20
Kısa bir döküm 27

TROTSKİ VE AYDINLAR 33
“Anten” konusu 36
“İç mücadele” 39
“Röntgenci” aydın 41
Sınıflar-üstü 44
Proletarya konusu 47

TÜRKİYE’DE AYDINLARIN KONUMU: KISA BİR TARİHÇE 51
“Sınıf” mı, “zümre” mi? 54
Tek-parti yılları 56
Kadro 59
Ellilerden sonra 61
Aydınların statüsü 64
Aydın ve toplum ilişkisi 66
Gezi olayı 68

TÜRKİYE’DE VE RUSYA’DA EDEBİYAT: BAŞLANGIÇLAR 73
19. yüzyıl 82
COĞRAFYA: KENT VE TAŞRA 91
“İki kentli” sistem 94
Taşra 99
Farklı “taşra”lar 101
Türk romanında taşra 106
Kasaba 108

ELEŞTİRMENLER 113
Türkiye’de eleştiri 122
Şinasi 129
Neyin “eleştiri”si? 133

ÇEVİRİ VE GENEL OLARAK YAYIN FAALİYETİ 137
TÜRKİYE’DE VE RUSYA’DA “LÜZUMSUZ ADAM” 147
“YOK”TAN “VAR”A GEÇİŞ 157
“Öncesi” 158
Türkiye’de durum 163
“İlk” roman 168
Hazırlık süreci sorunu 170

“SOYLU VAHŞİ” BİR ÇIKIŞ OLABİLİR Mİ? 173
Lermontov 178
Taras Bulba 181
Tolstoy’un Hacı Murat’ı 183
Rus besteciler 186
Köylüler ve erdem 189
Ya Türkiye’de? 190

DOSTOYEVSKİ, BATILILAŞMA VE “LİŞNİİ ÇELOVEK” 195
Batı üstüne roman-dışı eserleri 207
Pan-Slavist – Slavofil 213
Dostoyevski’nin ideal dünyası 214
“Yabancılaşma” konusu 217
Dostoyevski’de “yabancılaşma” 222

TÜRK EDEBİYATININ “SİYASΔ TİPLERİ 227
BAZAROV VE “POZİTİVİZM” 237
Osmanlı toplumunda pozitivizm 243
Bazarov’un başarısı 245
Beşir Fuad ile Baha Tevfik 247
Turgenyev’le noktalayalım 251

OBLOMOV VE TÜRKİYELİ ARKADAŞLARI 253
Reşat Nuri Güntekin: Miskinler Tekkesi 260
Abdülhak Şinasî: Fahim Bey ve Biz 262
İçimizdeki Şeytan ve bir Oblomov çeşitlemesi 270
Sadri Ertem, Düşkünler 280

TÜRKÇE EDEBİYATTAN DÖRT ROMAN 285
Fatih-Harbiye 286
Sinekli Bakkal 295
Eski Hastalık 301
Tanpınar ve Huzur’da “Batı” 317

BİTİRİRKEN: DOĞA/TEKNOLOJİ KUTUPLAŞMASI 331
“Eski/yeni” ya da “yerli/yabancı” 336
Farklılaşan yöntem 340
Bir parantez: Bir örnek 343
Komünizmden ulusal kalkınmaya 348
KAYNAKÇA 353

Yorum yapın

Daha fazla İnceleme
Victor Hugo’nun Sefiller Romanının Türkçeye Çeviri Macerası

1862 yılında Ruzname-i Ceride-i Havadis'te bir tefrikaya başlanır. Adı 'Mağdurin Hikayesi'dir. Sefiller, ilk kez bu isimle, özetlenerek ve başında Hugo...

Kapat