Nazım Hikmet’in daha önce hiçbir yerde yayımlanmamış 5 fotoğrafı

M. Melih Güneş’in Nazım Hikmet araştırmalarının yeni kitabı “Suyun Şavkı: Leipzig’de Bir Aile ve Nazım Hikmet”, Yapı Kredi Yayınları’ndan çıktı.

Güneş, kitabında 1950 yılında bir daha dönmemecesine doğup büyüdükleri topraklardan yurtdışına çıkmak zorunda kalan Hayk ve Anjel Açıkgöz’u¨n Samsun’dan başlayıp Leipzig’de sona eren yolculuğunu ve Nazım Hikmet’le kurdukları güzel dostluğun öyküsünü anlatıyor. Kitapta ayrıca Nazım Hikmet’in daha önce hiçbir yerde yayımlanmamış fotoğrafları da bulunuyor.
Melih Güneş, bu kez 1950’lerde Türkiye’den siyasi nedenlerle ayrılmak zorunda kalmış Hayk ve Anjel Açıkgöz ailesi üzerinden Nazım Hikmet’in Avrupa’daki izini sürüyor. Kitabın en önemli özelliği, Hayk Açıkgöz tarafından çekilmiş Nazım Hikmet fotoğrafları albümü.

Cevat Çapan önsözünde Suyun Şavkı: Leipzig’de Bir Aile ve Nazım Hikmet kitabını şöyle tanıtıyor:

“Melih Güneş Suyun Şavkı başlıklı bu yeni kitabında 1950 yılında bir daha dönmemecesine doğup büyüdükleri topraklardan yurtdışına çıkmak zorunda kalan Hayk ve Anjel Açıkgöz’u¨n Samsun’dan başlayıp Leipzig’de sona eren uzun yolculuğunu ve Nazım Hikmet’le kurdukları o güzel dostluğun öyküsünü¨ anlatıyor. Bu öykü aynı zamanda Nazım Hikmet’in Moskova’ya gittikten sonra çeşitli nedenlerle TKP’nin değişik kademelerinde çalışan, onunla iş birliği yapan ya da onun yardımıyla daha iyi koşullara kavuşan yoldaş bellediği insanların da tanıklığını açıklıyor. Böylece bu güzel kitabı okurken Nâzım Hikmet’in Türkiye’den ayrıldıktan sonra onunla benzer bir yazgıyı paylaşan sürgündeki dostlarıyla nasıl bir hayat yaşadığını, çıktığı yolculukları, katıldığı toplantıları, dost evlerinde memleket yemekleri yerken, Ruhi Su türküleri dinlerken duyduğu mutluluğu paylaşıyorsunuz.”

Sunuş
Kosmosun kardeşliği adına
Almanya’da yaşayan Mustafa Doma’dan baharda bir e-posta aldım. Henüz tanışmıyorduk. Kocası Hayk Açıkgöz’ün ardından 1950 yılında Türkiye’den ayrılmak zorunda kalmış Anjel Açıkgöz’ün kendisine emanet ettiği Nâzım Hikmet’in oyun müsveddelerinden bahsediyor, devretmek istiyordu.

Ne zamandır görüşmek istediğim biriydi Anjel Abla, iletişimimiz böyle başladı; bazen Mustafa Doma aracılığıyla, bazen telefonlaşmalarla. Giderek yüz yüze görüşme ihtiyacım arttı ve yazın günübirliğine Leipzig’e gittim. Önceden hazırladığım herhangi bir soru ya da konu listesi yoktu elimde. Niyetim, Nâzım Hikmet’in gözlerine gözüyle dokunmuş biriyle, Anjel Açıkgöz’le karşılıklı oturup laf lafı açtığınca, zaman elverdiğince söyleşmekti.

Anjel Açıkgöz’ün yaklaşık 60 yıl koruduktan sonra cömertçe bana verdiği, kocası Hayk Açıkgöz’ün çektiği Nâzım Hikmet fotoğraflarıyla ve imzalı bir kitabıyla, kâh gülüp kâh hüzünlendiğimiz sımsıcak anılarla ve sevinçle, huzurla ayrıldım Leipzig’den. Pek çoğu hiç bilinmeyen fotoğrafları ve sohbetimizi yayımlama fikri, İstanbul’da yayınevinde oluştu. Kolay anlaşılması için konuşma kaydımızın metninde düzeltmeler yaptım. Sonra Anjel Abla’yla metni gözden geçirdik.

Bu kitap, Açıkgöz Ailesi ve onların hayatlarına bir ağabey olarak giren, memleket insanı sıcaklığını onlarda bulan büyük insan Nâzım Hikmet’in; o güzel insanların birlikteliklerini, sevinçlerini, coşkularını, paylaşımlarını, ideallerini, kısacası “yârin yanağından gayrı her yerde her şeyde hep beraber” kosmosun kardeşleri oluşlarını bir nebze olsun hissettirebilir umarım. Suyun şavkı bize de vursun diye, bir de ömrümüze…

Anna Stepanova, Berrin Alganer Lenz, Erden Akbulut, Gün Benderli, Moris Gabbay, Murat Alp, Mustafa Doma, Mustafa Yılmaz, Nilay Güneş, Vaçe İhmalyan’a bu kitaba katkılarından dolayı teşekkür ediyorum.
Sivrice Koyu, 25 Ekim 2016
M. Melih Güneş

Önsöz / Bir Uzak Kalma Öyküsü – CEVAT ÇAPAN
Melih Güneş’in Arif Keskiner’le birlikte hazırladığı Nâzım’ın Evinde Vera’nın Sofrasında kitabını okuyanlar büyük şairin 1951’de Türkiye’den ayrıldıktan sonra 1963’teki ölümüne kadar yaşadıklarını, o dönemdeki olumlu ve olumsuz olaylar karşısında onu tanıyanların ya da ona hayran olanların duygu ve düşüncelerini dile getiren tanıklıklarla karşılaşmışlardı.

O kitapta yazılanlar hem Nâzım’ın yurt hasretini hem de onunla ilgili yazanların bu büyük dünya şairine yapılan haksızlığa karşı duyulan isyanı yansıtıyor, ama daha da önemlisi şairin yaşadığı bütün olumsuzluklar karşısında iyimserliğini ve geleceğe duyduğu umudu hiçbir zaman yitirmediğini gösteriyordu. Onun kitabı zenginleştiren fotoğraflarındaki güler yüzü de bu iyimserliğin ve dostlarıyla buluşmaktan duyduğu mutluluğun somut kanıtlarıydı.
Melih Güneş Suyun Şavkı başlıklı bu yeni kitabında ise 1950 yılında bir daha dönmemecesine doğup büyüdükleri topraklardan yurtdışına çıkmak zorunda kalan Hayk ve Anjel Açıkgöz’ün Samsun’dan başlayıp Leipzig’de sona eren uzun yolculuğunu ve Nâzım Hikmet’le kurdukları o güzel dostluğun öyküsünü anlatıyor. Bu öykü aynı zamanda Nâzım Hikmet’in Moskova’ya gittikten sonra çeşitli nedenlerle TKP’nin değişik kademelerinde çalışan, onunla
işbirliği yapan ya da onun yardımıyla daha iyi koşullara kavuşan yoldaş bellediği insanların da tanıklığını açıklıyor.

Hayk ve Anjel Açıkgöz çiftinin Nâzım’la karşılaşmadan önceki yaşamları ayrıntılarıyla ele alındığında da başlı başına bir roman. Hayk Açıkgöz’ün öğrencilik yıllarında Abdülkadir Pirhasan’la (Vedat Türkali’yle) ve daha sonra eşi Merih Hanım’la dostlukları, Marksizm’i öğrenmeleri, Sansaryan Han serüvenleri, Beyrut’a kaçışları, Vartan ve Jak İhmalyan kardeşlerle ilişkileri, Beyrut’tan Cenova’ya oradan Varşova Gençlik Festivali’ne katılmak üzere Viyana’ya, vizelerinin süresi bittiği için de orada buluştukları Zekeriya Sertel’in yardımı ve Nâzım’ın onlar için sağladığı Macar
vizesiyle de Budapeşte’ye gidişleri.

1955 yılının Ağustos ayında Budapeşte garına vardıklarında onları İsmail Bilen, Sabiha Sertel ve Nâzım Hikmet karşılar. Hayk’la Anjel’e parti içinde kullanacakları Basri ve Merih adları verilir. Bu buluşmadan sonra Açıkgöz çifti artık Nâzım Hikmet ağabeylerinin koruyucu kanatları altındadırlar. Budapeşte’deki ilk buluşmada da, daha sonra Varşova’da ve Leipzig’deki görevlendirmelerde de bu şehirlerde sürgün hayatı yaşayan öbür yoldaşlarla her zaman örnek bir dayanışma içinde, ortak bir memleket hasreti içinde yaşayan bu güzel insanların öyküleri anlatılır.

Melih Güneş bir yandan Anjel Açıkgöz’ün Nâzım Hikmet’le ilgili anılarını dinlerken bir yandan da o dönemde yurtdışında Nâzım’ın hayatında yer alan Serteller gibi yakınlarının, İstanbul’da bırakıp geldiği Münevver Hanım’la oğlu Memet’in, bir süre birlikte yaşadığı doktoru Galina’nın, Paris’e gittiğinde buluştuğu Abidin ve Güzin Dino’nun, çıktığı yolculukların Nâzım’ın onun sınırsız memleket hasretini hem depreştirdiğini hem de bir ölçüde yatıştırdığını öğrenmiş oluruz.

Anjel Açıkgöz bir insanın en güç koşullarda bile başka insanlara karşı nasıl bu kadar iyilikle ve cömertçe davrandığını Nâzım’da görmüş, kendisini her zaman onun bir kız kardeşi saymış biri. Aynı cömertlik ve iyilik onda da belirgin bir özellik. Nâzım’la ilgili her konuda kendisini dinlemeye hazır olanlara bütün bildiklerini anlatmaktan mutluluk duyuyor. Nâzım’ın kendisinde olan oyun müsveddelerini ve fotoğrafları da onları en iyi değerlendireceğine inandığı Melih Güneş’e vermeyi kutsal bir görev sayıyor.

Böylece bu güzel kitabı okurken Nâzım Hikmet’in Türkiye’den ayrıldıktan sonra onunla benzer bir yazgıyı paylaşan sürgündeki dostlarıyla nasıl bir hayat yaşadığını, çıktığı yolculukları, katıldığı toplantıları, dost evlerinde memleket yemekleri yerken, Ruhi Su türküleri dinlerken duyduğu mutluluğu paylaşıyorsunuz. Bu öykünün önemli kişileri arasında İtalyanca çevirmeni ve Münevver Andaç’la Memet Hikmet’in Türkiye’den kaçmalarını sağlayan Joyce 
Lussu’ya da, doktoru Galina’ya da, Sibirya’ya yeniden gönderilmekten kurtardığı Şükrü Martel’e de ve elbette “Saçları Saman Sarısı” Vera Tulyakova’ya ve Nâzım Hikmet’in hayatında iz bırakmış daha nice önemli önemsiz insana rastlıyorsunuz. Çoğunu hayalinizde canlandırdığınız bu insanların birçoğunun fotoğraflarının kitaba
ayrı bir zenginlik katması da Anjel Açıkgöz’le Melih Güneş’in övgüye değer başka bir cömertlikleri.

Anjel Açıkgöz Nâzım’ın Moskova’ya gittikten sonra uğradığı hayal kırıklığına değinmekten de çekinmiyor. İnsanların birtakım yanlışlar yaptıklarını o da kabul ediyor. Ama Nâzım gibi o da inancından vazgeçmiyor. “Suyun Şavkı” sevginin, dayanışmanın ve inancın öyküsünü somut örneklerle belgeleyen bir kitap.
İstanbul, Aralık 2016

“Kılıç artığı”
Benim annem de babam da kılıç artığı. Annemin ailesinin dokuz çocuğu varmış. Sürgüne gidecekler 1914’te. Bir Rum
Kilisesi’nde Patrik gibi bir adam varmış Samsun’da, Bafralı. Babamın babasıyla arkadaşmış. “Çocuğun birini bana bırak, malım mülküm, topraklarım var. Ona kalır. Siz gidiyorsunuz, ölüme gidiyorsunuz; bunu bil! Geri dönmek yok, çocuğa kalsın” demiş. O da, “Olmaz, ben dokuz çocuğumu da beraber alırım” demiş. Neyse, adam zorla almış annemi. İki sene onun yanında kalmış annem. On üç yaşındaymış, kardeşlerin en küçüğü imiş. Sonra adamın da başına bir bela geliyor. Annem ortada kalıyor, süpsürgün…

Babamlar tek çocuklu bir aileymiş. Ana baba, oğluyla sürgüne onlar da gidiyor. Tesadüfen yaşıyorlar, dönüyorlar. Annemlerle kapı komşusuymuşlar, döndüklerinde annemi buluyorlar ve hemen babamla evlendiriyorlar. Gidiyorlar hükümete, mallarını istiyorlar falan, “Ne malı, sizin adlarınızı bile kütükten silmişler” diyorlar, “Ne arıyorsunuz?” Mal mülk bir şey yok, kalmamış. İstanbul’a geliyor çırılçıplak. Artık babamın çalışmadığı iş kalmıyor. Tütüncüymüş, babası da tütüncüymüş. Sanatı biliyor. Hükümette çalışıyor falan, ustabaşı oluyor. İyi de para kazanıyormuş başta, fakat işyeri kapanınca bütün azınlıkları işten atıyorlar. Babam da işsiz kalıyor, yapmadığı iş kalmıyor. Hayk’ın babasına gelince, –Hayk’ın kitabında, Anadolulu Bir Ermeni Komünistin Anıları’nda yazıyor zaten– onun işi iyiymiş.
Samsun’da yaşıyor, Sivas’a kadar gidiyorlar sevkıyatta…

ANJEL AÇIKGÖZ
29 Temmuz 2016 tarihli sohbetten

Kitabın Künyesi
M. MELİH GÜNEŞ
Suyun Şavkı
Leipzig’de Bir Aile ve Nâzım Hikmet
Yaşantı
YKY

İçindekiler
Kırkıncı Yılımız (Nâzım Hikmet) • 9
Sunuş • 11
Önsöz (Cevat Çapan) • 13
Suyun Şavkı
Muhacir Bir Ailenin Öyküsü • 21
Açıkgöz Ailesiyle Nâzım Hikmet’in Karşılaşması • 29
Varşova Yılları ve Leipzig • 32
“Koy noktayı” • 37
Leipzig Dönemi • 41
“Ve temize çıkma kâadı Salih’in…” • 43
Sonrası • 47
“Leipzig Dizisi” Şiirlerinden • 50
Anjel Açıkgöz Anlatıyor • 65
Anjel Açıkgöz’ün Nâzım Hikmet Albümü • 129
Kaynakça • 159
Dizin • 161

Yorum yapın