Faşizm iki insan arasındaki ilişkide başlar

Faşizm iki insan arasındaki ilişkide başlar

“Kimim ben senin için, kimim bunca yıldan sonra?” diye sorar 20. yüzyılın en büyük romanlarından biri olan Malina’nın yazarı Ingeborg Bachmann hiç gönderilmemiş veda mektubunda Paul Celan’a. Mektuplaşmaları 1948’den 1967’ye kadar aralıklarla ama çok yoğun sürer. Bu kısacık birliktelik, bitmeyen bir aşka dönüşmesinin ardından, Sen Nehri’nin karanlık sularında ve Roma’da ...

devamını okumak için tıklayınız

Sordum Durdum – Melek Özlem Sezer

Sordum Durdum - Melek Özlem Sezer

Masal Kahramanlarına Sorular Pek çok masalda, doğru olmayan kimi mesajların gizli olduğunu biliyor muydunuz? Pamuk Prenses, Hansel ve Gretel, Külkedisi, Kırmızı Başlıklı Kız, Fareli Köyün Kavalcısı, Keloğlan ve daha niceleri... Adlarını sürekli duyduğunuz ve maceralarını hep dinlediğiniz bu masal kahramanlarını daha yakından tanımaya var mısınız? Peterica Pan'ın meraklı sorularıyla, Melek Özlem Sezer'in ...

devamını okumak için tıklayınız

Oğuz Atay’ın görüntülü ve sesli konuşması

Oğuz Atay’ın görüntülü ve sesli konuşması

Oğuz Atay’ın TRT arşivinde bulunan yüksek çözünürlüklü görüntülü ve sesli konuşması için "devamını oku"yu tıklayınız     Kaynak: www.oguzatay.net

devamını okumak için tıklayınız

“Ne dağı bu?” diye sordum. “Ararat” dediler. – Aleksandr Puşkin

“Ne dağı bu?” diye sordum. “Ararat” dediler. - Aleksandr Puşkin

Koğuştan taze sabah havasına çıktım. Güneş doğuyordu. Dupduru gökyüzünde iki başlı, karlı bir dağ parlıyordu. Gerinirken: “Ne dağı bu?” diye sordum. “Ararat” dediler . Seslerin etkisi ne kadar güçlü! Var gücümle baktım bu efsanevi dağa. Yenilenme ve yaşam ümidiyle onun doruğuna yanaşan Nuh’un gemisini, biri idamın öteki barışın simgeleri olarak ...

devamını okumak için tıklayınız

Sancı Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi’nin Nisan-Mayıs sayısı tüm kitapçılarda…

Sancı Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi'nin Nisan-Mayıs sayısı tüm kitapçılarda...

Sancı Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi “YIKIMIN ve İNŞANIN SANATI KOBANÊ” dosya çalışmasıyla raflardaki yerini aldı. Kobanê’nin yeniden inşası çalışmaları dahilinde kültür ve sanat cephesinden bir nefes olma sorumluluğuyla hazırlanan dergimizin geliri de, Kobanê için gerçekleştireceğimiz kampanya çalışmamızın sonucu ile birlikte Kobanê’ye gönderilecek. Dosya başlığımızda dergimizde; Necmiye ALPAY: “Pax Erdoganica Mı?” ...

devamını okumak için tıklayınız

”Aramızdan biri idam edilecek ama henüz bilmiyor. Kendisinin de seyredeceğini düşünüyor”

”Aramızdan biri idam edilecek ama henüz bilmiyor. Kendisinin de seyredeceğini düşünüyor”

Kapana kısılıp kalmış bir ülke Nobel ödüllü V.S. Naipaul’un Nehrin Dönemeci Afrika’yı anlatan, önemli bir eser. Naipaul ne Afrikalı ne de Avrupalı, ne siyah ne de beyaz ama sömürgeci ahlakını yakından tanıdığı gibi, azınlık sorunlarını ve korkularını da biliyor. Bugüne kadar Afrika hakkında okuduğumuz romanların neredeyse tamamı Avrupalı yazarlar tarafından yazılmış ...

devamını okumak için tıklayınız

Bilimkurgu’ya aşk mektubu

Bilimkurgu’ya aşk mektubu

Mark Bould’un kitabı bilimkurgu sinemasına yazılmış uzun bir aşk mektubu gibi sona eriyor belki. Okurunu uzun bir izlenecek filmler listesiyle de baş başa bıraktığı için bir başucu kitabına dönüşüyor. Bilimkurgu, disiplinlerarası yaklaşımın 1970’lerden bu yana akademideki konumunu sağlamlaştırmasıyla, post-kolonyal teori, feminizm, Marksizm, psikanaliz gibi araçların biri ya da birkaçıyla birden ele ...

devamını okumak için tıklayınız

Yazarların soyadlarının anlamını öğrendiğinizde şaşıracaksınız.

Yazarların soyadlarının anlamını öğrendiğinizde şaşıracaksınız.

Çocukken isimlerimizin anlamını hep merak etmişizdir. Bizim hakkımızda ne söylüyor? Tarihle nasıl bir irtibat hâlinde? Ve anlamını öğrendiğimizde hayal kırıklığı yaşamıştır pek çoğumuz. Flavorwire.com üşenmemiş, hayranı olduğumuz yazarların soyadlarının ne anlama geldiğini açıklayan bir liste hazırlamış. Listede yol aldıkça rahatlayacak, yazar da olunsa söz konusu isim olduğunda fazla uzağa kaçılamadığını ...

devamını okumak için tıklayınız

Naif ve Bilge - Zafer Köse

Virajdan sonra ani bir uçurum. Tesadüfen yol kenarında bulunuyorsunuz ve bir aracın hızla yaklaştığını görüyorsunuz. Ne yaparsınız? E, can kurtarmak için elinizi kolunuzu biraz sallamayı esirgemezsiniz herhalde. Peki, aracın içindekilerin katil, faşist, insanlık düşmanı olduğunu biliyorsanız? O güne kadar birçok insana yaşattıkları büyük acılara her an yenilerini ekleyebilecek kişilerse? Evet, hiçbir ...

devamını okumak için tıklayınız

Edebiyat yasaklansa ne değişir?

Edebiyat yasaklansa ne değişir?

“Kültür ve sanatta bize ‘en iyi’ diye sunulanlar esasında sadece seçim sürecini tekelinde bulunduran güçlerin bize uzattığı menüdeki tercihlerle sınırlıdır.” Umberto Eco Yarın Türkiye’de fırıncılar çalışmasa milyonlarca insan aç kalırdı. Yarın otobüs sürücüleri grev yapsa on binlerce insan gitmek istedikleri yerlere gidemezdi. Yarın sağlık çalışanları işlerini bıraksa, yüz binlerce insan sağlık ...

devamını okumak için tıklayınız

Kayıp Kitaplar Kütüphanesi – Alexander Pechmann

Kayıp Kitaplar Kütüphanesi - Alexander Pechmann

Hemingway'in eşi, yazarın tüm elyazmalarını nasıl çaldırmıştır? Balzac neden yayıncısına kızıp Köy Hekimi romanının ikinci cildini imha etmiştir? James Joyce, Stephen Hero adını taşıyan iki bin sayfalık elyazmasını neden ateşe atmıştır? Edebiyat tarihini, yayımlanmamış ve okurla buluşma şansına sahip olamamış eserlerden yola çıkarak yeniden okumak olası mı? Alexander Pechmann, adeta edebiyat ...

devamını okumak için tıklayınız

Acıdığı için öldürmek…

Acıdığı için öldürmek...

Modern Yunan edebiyatının kurucusu olarak bilinen Aleksandros Papadiamantis’in en önemli eseri ‘Hadula Bir Ada Öyküsü’ günlerde yayımlandı. Herkül Millas’ın da önsözde belirttiği üzere Türk ve Yunan edebiyatı çok da kaynaşmadı bugüne dek. Halit Ziya, Hüseyin Rahmi gibi yazarların Yunancaya çok geç çevrilmesini açıklayamadığımız gibi, Papadiamantis’in Türkçeye ancak bu yıl çevrilmesini ...

devamını okumak için tıklayınız

Aşk meşru bir şey olamaz. O da şiir gibi meşrulaşınca ölür. Cemal Süreya (Söyleşi, 1983)

Aşk meşru bir şey olamaz. O da şiir gibi meşrulaşınca ölür. Cemal Süreya (Söyleşi, 1983)

Cemal Süreya “Babam yoksuldu ama belli etmek istemezdi” Cemal Süreya ile “konuşa konuşa”ya başlamak güç. Nereden başlamalı? On küsur yıldır girip çıktığı, oturup konuştuğu, çay içtiği, sohbet ettiği, yazı verdiği, tartıştığı şu gazete odasında, yeryüzünün en utangaç, en içine kapalı inşam gibi görünen birine “Yoksuluz gecelerimiz çok kısa/Dört nala sevişmek ...

devamını okumak için tıklayınız

Edebiyat dünyasının bilinmeyenleri

Edebiyat dünyasının bilinmeyenleri

Klasikleri okudunuz, çok satanlar listelerini incelediniz, yazarların hayat hikayelerine gözattınız. Ama tüm bunları yapmanız, edebiyat dünyasının magazin haberlerine aşina olduğunuzu göstermez. Size bu konuda da yardımcı olmak istedik: 1. Vladimir Nabokov, Lolita?yı Amerika?da kelebek toplamak üzere seyahat ederken kartların üzerine not alarak yazmıştı. 2. Karısı Vera Nabokov, yazarı Lolita?nın tamamlanmamış taslaklarını yakmaktan ...

devamını okumak için tıklayınız

Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna’sı hâlâ nasıl en çok okunan kitaplar listesinde?

Sabahattin Ali'nin Kürk Mantolu Madonna’sı hâlâ nasıl en çok okunan kitaplar listesinde?

Sabahattin Ali'nin Kürk Mantolu Madonna’sı, yayımlanmasından bu yana yaklaşık yetmiş yıl geçmesine rağmen hâlâ en çok okunan kitaplar listesinde, üstelik ilk üçte yer alıyor. Romanın bunca yıla meydan okuyarak ilk sıralarda yer almasının nedeni nedir? Sabahattin Ali 1907 yılında doğdu. İstanbul Muallim mektebini bitirdi. Almanya'da edebiyat eğitimi gördü. Anadolu'nun çeşitli illerinde ...

devamını okumak için tıklayınız

Sabahattin Ali’nin sevdiği şairler ve yazarlar

Sabahattin Ali'nin sevdiği şairler ve yazarlar

Okuma yazma öğrendiği günden ölene dek sürekli okuyan, arkadaşı Muvaffak Şeref’in dediği gibi, “Dünya edebiyatını gerek Rus, gerek Fransız, gerek Amerikan, özetle dünya edebiyatım günü gününe, tabii klasikleriyle, eskileriyle izleyen” özellikle de Alman edebiyatını çok iyi bilen, yaşadığı donemin edebiyatıyla ilgilenen ve aynı zamanda eski edebiyatı da Çök iyi bilen ...

devamını okumak için tıklayınız

Haritada Bir Nokta – Sait Faik Abasıyanık

Haritada Bir Nokta - Sait Faik Abasıyanık

Çocukluğumdan beri haritaya ne zaman baksam gözüm hemen bir ada arar; şehir, vilayet, havali isimlerinden hemen mavi sahile kayar... Robenson Kruzoe'yu okumuşumdur herhalde; unuttum gitti. Onun zoruyla mavi boyaların üstünde bir garip ada ismi okuyunca hülyaya daldığımı sanmıyorum. Romanlar yüzünden adaları sevdiğimi pek ummuyorum ama belki de o yüzdendir. Haritada ...

devamını okumak için tıklayınız

Ağrı’da ‘seçim çalışması’ Gırgır’ın kapağında!

Ağrı'da 'seçim çalışması' Gırgır'ın kapağında!

Ağrı'da 'seçim çalışması' Gırgır'ın kapağında! Haftalık mizah dergisinin yeni sayısının kapağında Ağrı'daki çatışmaya yer veriliyor. İşte kapak:

devamını okumak için tıklayınız

Erdoğan Uykusuz’un kapağında: ‘İnşaat sektörü biterse…’

Erdoğan Uykusuz'un kapağında: 'İnşaat sektörü biterse...'

Mizah dergisi Uykusuz yarın piyasaya çıkacak olan sayısının kapağında; Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "İnşaat sektörünün olmadığı bir ülke bitmiş demektir" sözlerine yer verdi. İşte, Uykusuz'un bu haftaki kapağı:

devamını okumak için tıklayınız

Erdoğan başkanlık adağı kesiyor! LeMan’ın kapağında

Erdoğan başkanlık adağı kesiyor! LeMan'ın kapağında

Erdoğan başkanlık adağı kesiyor! LeMan'ın kapağında Mizah dergisinin yeni sayısının kapağında Cumhurbaşkanı Erdoğan'a ve başkanlık 'rüyasına' yer veriliyor. işte kapak:

devamını okumak için tıklayınız

Ölümü Gözlerinden Gördüm – Haşim Hüsrevşahi

( * ) 2009 yılının soğuk bir kış günü Tebriz kentinde başlayıp aynı gün aynı yerde sonlanan Ölümü Gözlerinden Gördüm romanında Azerbeycan halkının/insanının yüz yıllık çilesini anlatmış Haşim Hüşrevşahi… Orta halli insanların yaşadığı sakin bir semtte, ortak avlusu ucuz çiçekler, cılız ağaçlarla süslenmiş sitelerden birinin giriş katındayız. Burası Yusuf?un evi; bakımsız, dağınık, tozlu ve havasız. Yusuf yaşadığı, gördüğü, işittiği şeylerin yükünü kaldırmakta zorlanan, acısını hafifletmek için anlatmak, yazmak ihtiyacı duyan bir adam. Kalemi güçlü ama içi yaralı, kafası karışık, umudu tükenmiş;
?Öfkelerimiz, zavallılıklarımız, hırslarımız ve evet, evet acımalarımız… Birilerinin acıması, acınması! Ya da bir gülümsemenin yıkıp yerle bir ettiği dik duruşlarımız! Güneşin artık bizim içimizdeki dağların ardından doğmayacağını, hiçbir sabahın bizim içimizden başlamayacağını ne zaman fark edeceğiz? Arkaik mezarları saklayan içimizdeki höyükleri, kar kaplı zirvelerle karıştırdık hep. Ölüler kentimiz hep yıkıntılar içindeydi oysa, değil mi? Bu bodur duvarlara sığışmış kısır hayaller! Neresinden söz ediyorsun bu yeryüzünün? Nesinden ? Biz, bir Yelda Gecesi?nde ay tutulmasına yakalandık. Zaman geçmedi, ay aydınlanmadı. Biz aşkı da bir güvercin gibi hayal ettik, gelip avlumuzun kıyısına oturur sandık. Bizi görür ve bahçeye iner diye düşündük. Yaşamın nesinden, neresinden söz ediyoruz??
Romanın bütününe göre çok kısa olan giriş bölümüne genişçe yer vermemin nedeni, ikinci bölümden başlayarak bambaşka yönlerde hikâyenin anahtarı vazifesi görmesinden. Yusuf, romanda bir daha karşımıza çıkmayacak ama bütün roman kişileri Yusuf?un hayatından bir parça taşıyacaklar.

Yedi kişi katilini arıyor
Yusuf?un düşünceleri dışarıdan gelen seslerle kesilir. Duvarın öte tarafında bir odaya hapsedilen yedi insanın sesidir duyduğumuz. Neden hapsedildikleri bir kâğıt parçasıyla bildirilmiştir; ?Bu odada yedi kişisiniz. Birbirinizin adlarını ve kendi adlarınızı bile unutmuşsunuzdur belki; ama inanın ki birbirinizi tanıyorsunuz. Aranızdan biri, insanın kendi adını unutmasının ne anlama geldiğini biliyor. Hiçbir şeyi değiştirmeyecek belki; ama adlarınızı size hatırlatalım: Bu mektubu Mir İsmail?e verdik. Aranızda en yaşlı görünen kadın Ruhsara?dır, en genç görünen kadın Nahid, diğeri Suğra. Volta atıp kendi kendine konuşan adam Cafer?dir, mollanın adı Mirza Hamit?tir, genç olan erkek ise Kerim. Hayatınızın ne denli çekilmez olduğunu biliyoruz. Bunu siz de biliyorsunuz. Elbette sizin hayatınızı mahveden birileri olmuştur. Belki kendi kendinizi çürütmüşsünüzdür. Öyleyse bir suçlu var mı? Diyelim ki peşinde olmayı unuttuğunuz o suçlu şu anda aranızdadır. Onu siz bulacaksınız. Belki de herkes kendi aradığını bulacaktır. Çünkü o bir kişi, tümünüzün suçlu olduğuna inanıyor. Biz de ona inanıyoruz. Demek bir hakikat var. O hakikati bulmak sizin elinizdedir. Hakikati bulmak için size üç gün, üç gece fırsat verilmiştir. Üçüncü gecenin sonuna kadar o bir kişiyi, yani hakikati keşfetmelisiniz. Aksi takdirde, tümünüz bir hakikatin içinde yok edileceksiniz; adalet yerini bulsun diye.?
Eğer hikâye doğrudan bu alıntı ile başlasaydı, romanın adının yaptığı çağrışımların da etkisiyle Dürrenmart tarzı bir polisiye okuyacağımı düşünebilirdim. İnsan hayatlarına kast eden katil ve cellatların, suçlu ya da suçluların bulunduğu, özellikle kadınların hayatlarının mahvedildiği, hakikat ve adaletin arandığı bir romandayız. Ancak bütün bunlar Ölümü Gözlerinden Gördüm?e polisiye atmosferi sağlamak için kurgulanmamış; tersine anlatılanlar polisiye roman yazarlarını kıskandıracak kadar gerçek. Haşim Hüşrevşahi, İran ve Azerbeycan?ın savaş, şiddet, ölüm, hile, entrika ve zulümle geçen son yüz yılını yedi kişinin rastlantılarla kesişen hayat hikâyeleri üzerinden canlandırmış.
Odaya hapsolmuş yedi kişi teker teker sahne alıyor, kendilerini tanıtıyor ve başlarından geçenlerin muhasebesini yapıyor. Böylece zaman tünelinden geçiyor ve anlatılan coğrafyanın dönüm noktalarında ürkütücü bir yolculuğa çıkıyoruz. Birinci Dünya Savaşı, Meşrutiyet, Şah iktidarı, Şahın devrilişi… Ve bütün bu tarihin yükünü maddi ve manevi anlamıyla çeken İran halkları….
Ne var ki, hikâyelerden kimisinde zamansal tutarsızlıklar çarpacak gözünüze. Anlatıcılarla anlattıkları yaşam hikâyeleri arasındaki zaman kayması, bu buluşmanın gerçekliği hakkında kuşku uyandırıyor. Roman-kurmaca-gerçeklik ilişkisi üzerine biraz fikir jimnastiği yaptığınızda bu kuşkuları gidereceksiniz. Şöyle toparlayalım; ?zaman orada, cam bir sürahi gibi yere düşüp parçalanmıştı. Kimin hangi parçaya ait olduğunu kestiremiyorlardı. Onlar, bir ressamın bir porselene çizdiği yüzlerdi. Porselen yere düşmüş, imgeler ve o imgelerden doğan sanrılar, algılar dağılmıştı.?
Evet, kimin kaç yaşında olduğunun, neleri gerçekten görüp neleri yaşadığının önemi yok. Bunlar toplumun ortak belleğinden gelen ortak anılar/acılar. Hüşrevşahi doğrusal zamanın çizgisini bir yerinden kavramış, sonra o çizgi boyunca ileri geri sıçramalarla tarihsel kesitler almış. Geçmişin ölü kabuğuyla değil hâlâ canlı özüyle uğraşıyor.

Geçmişi Tarihsel Olarak Kurmak
Hüşrevşahi?nin hikâyesini ülkesinin tarihi türünde bir okumaya indirgemek istemem. O, tarih bilincine sahip bir yazarın ?geçmişi tarihsel olarak kurmak? için ?onu gerçekten olmuş olduğu gibi? anlatmak zorunda olmadığını biliyor. Edebi anlatı tarihsel anlatıdan daha özgürdür. Kurgusuna göre seçer, ortaklıkları öne çıkarır, istisnaları görmezden gelebilir. Konusu geçmiş olda da hareket noktası şimdidedir. Kuşkusuz Hüşrevşahi?nin bu uzun geçmiş yolculuğu da bugünden, bugünün sorunlarından hareketle başlıyor. Yapmak istediği Azerbeycan halkına, ezilenlere dair karanlık ve umutsuz da olsa bir geçmiş imgesi yaratmak. Belki de içinde yaşanılan zamanın ?olağanüstü? niteliğinin istisna değil bir kural olduğunu, siyasi komplo ve kıyımların yüzyıllık tarihsel süreçte tekrarlana tekrarlana istisna olmaktan çıkıp geleneğe dönüştüğünü kanıtlamak, ortak belleğe anlatılar yoluyla müdahalede bulunmak istemiş.
Son bölümde bir kez daha Tebriz?e, 2009 yılının aynı gününe, aynı apartmana dönecek, Yusuf?un akıbetini öğrenirken hikâyenin düğümünü de çözeceğiz. Yusuf, insani yaşam alanının ağırlığına dayanamayıp bir başka mekâna uçmak istemiştir. Hayaller dünyasına dalmak için değil, tarihe ve bugüne farklı bir perspektiften bakabilmek için. Yusuf bu hikâyenin neresine düşüyor bulabilecek miyiz? Peki ya o göğsünde kelebek döğmeli güzel kadın; onun kimliğini çıkarabilecek miyiz? Ve hepsinden önemlisi, biz bu hikâyenin neresindeyiz fark edebilecek miyiz?
Ölümü Gözlerinde Gördüm, yalnızca tarihin unuttuğu ve öğüttüğü ezilmiş insanları, siyasi ve toplumsal kötülüklerin yol açtığı felaketleri, iktidarların ve suç ortaklarının sığındıkları büyük yalanları teşhir etmekle kalmıyor; adaleti ve hakikati aramak için akla ve vicdana sesleniyor. Haşim Hüşrevşahi, nedense bir türlü sıcak temas sağlayamadığımız Doğu edebiyatının dikkate değer bir temsilcisi…
( * ) A.Ömer Türkeş’in 30/04/2010 tarihinde Radikal Kitap Eki’nde yayınlanan “Adalet yerini bulsun diye” adlı yazısı

Tanıtım Yazısı
?Bazı matemlerin sonu yoktur! Ölünceye kadar sürüp gider. Öldükten sonra da bitmez. İsrafil suruna üflese de, kıyamet kopsa da, mahşer toplansa da bitmez o matem.?
Ölümü Gözlerinden Gördüm, İranlı çevirmen-şair Haşim Hüsrevşahi’nin kaleminden sarsıcı bir ilk roman. İran’ın batı kapısı, belleği, şairler kenti Tebriz’de yaklaşık bir asırlık zaman diliminde geçen roman; şiddetin, zulmün ve adaletsizliğin pençesindeki yaşamları, kıvrak bir dilin yalın asaletiyle anlatıyor. İnsanoğlu’nun içinde boğulduğu hırs, öfke, basiretsizlik ve acı denizinin evrensel bir dışavurumu olan Ölümü Gözlerinden Gördüm, edebiyatın yaşamı ifade etmekteki gücünü bir kez daha gözler önüne seriyor.
2010 yılının en önemli yazınsal ürünlerinden biri olacağına inandığımız bu roman, çok yakın ve bir o kadar uzak İran’ın tarihini içerden bir bakışla keşfetmemize olanak sağlıyor.

Kitabın Künyesi
Ölümü Gözlerinden Gördüm
Haşim Hüsrevşahi
Arkadaş Yayınevi
Nisan 2010
316 sayfa

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>