“Onca Çileden Sonra” Öğretmen Bir Ananın 12 Eylül Anıları – Yusuf Şaylan

“dönerim aylar yıllar sonra da olsa
bir daha tanklar çiğnemesin diye çiçekli bahçelerimizi
başımızda çingene uçarılığıyla dökülüp sokaklara
özenle sararız ülkemizin yaralarını
emeğin ve sevginin egemenliği yönetir ülkemizi
aydınlık yüzüyle gülümser ülkemiz
ülkemiz yıldızlı güzel bir akşam gibi”(1)

12 Eylül dönemine ilişkin çok şey yazıldı, çok şey söylendi. Aslında 12 Eylül tüm hedefleri ve mantığıyla hala sürmekte. AKP bir 12 Eylül çocuğu olarak ata babalarına ne kadar bağlı olduğunu göstermektedir.
Ne idi 12 Eylül?ün hedefi, bir korku imparatorluğu kurmak. Hiçbir ayrıksı sese imkan vermemek tek tip insanlar yaratmak. Sürü gibi itirazsız kafa eğen bir topluluk yaratmak. Görmeyen, duymayan, itiraz etmeyen sağırlar ve körler ülkesine çevirmekti. Bunlar bir ölçüde başarıldı denebilir. Bunun nasıl yapılmaya çalışıldığını öğretmen bir ananın Mamak anılarından yeniden okudum. Bu ana hapis yatmamış ama ailede ona hapishaneci denilmiş. Neden hapishaneci denilmiştir diye düşünebilirsiniz. Hapishaneye girmemiş ama bu ana, Perihan Akçam olunca bu soru anlamsızlaşıyor. Güneşler içinde yatsın Dursun Akçam’ın eşi, Yasemin, Alper, Taner ve Cahit Akçam’ın anası olmak hapishaneci olmak için yeterli değil mi? Kitap okunduğunda neyi kastettiğim daha iyi anlaşılacaktır.
Hem Dursun amca, hem Perihan ana Köy Enstitülü. Kars Cılavuz Köy Enstitüsü mezunu. Aydınlanma sürecinin önemli merkezlerinden birisi olan Köy Enstitüsü?nden mezun olduktan sonra yurdun çeşitli yerlerinde görev yapmışlar. Ülkemizdeki gericiliğe karşı aydınlanma meşalesini taşımışlar, bu anne ve babadan doğan çocuklar da ülkemizin aydınlık geleceğine, güzel günlere inanarak mücadeleye katılmışlar. Ülkemiz üzerinde dolaşan gerici karanlık güçlere karşı mücadele etmek gerekliliğine inanmışlar ve bu mücadeleye boylu boyunca girmişler.
Bu mücadele sürecinde Perihan ana; bir ana, bir eş ve bir öğretmen olarak yer almış. Bu sürede yaşadığı anılarını kaleme almış. Ne iyi etmişte almış. Herkesin okuduğunda yüreğinin yanacağı, gözlerinin dolacağı sahneler var. Ayrıca o dönemi oldukça çıplak olarak göz önüne sermesi açısından çok önemli bir çalışma.
Anı kitapları mutlaka yazılmalıdır. Nedeni, geçmişe ağlamak için değil tabi ki, yeni kuşaklara deneyim ve bilgi aktarmak için. Toplumsal belleği taze tutmak, aynı hatalara düşmemek için, karşı devrimcilerin sicilini doğru tutmak için yazılmalıdır.
12 Eylül 1980’den önce TÖS ve TÖB-DER’ de kurucu ve yöneticilik yapan Dursun hoca ihtilal olduğunda Demokrat gazetesinin yöneticisidir. Demokrat gazetesi günlük gazeteler içerisinde en nitelikli olan gazetedir. 12 Eylül öncesi günlerde gazete ile ilgili sık sık toplatmalar olurdu. Tabi ki bu gazetede yöneticilik yapan Dursun hocayı darbeciler ilk elden gözaltına almak isterler. Bu nedenle Dursun hoca yurt dışına çıkmak zorunda kalır. Oğullardan Taner Akçam ihtilalden önce hapishanededir. Devrimci bir gurup arkadaşıyla hapishaneden firar etmiştir. Onun da yolu yurt dışına düşmüştür. Oğul Cahit aktif bir devrimci öğrenci; 12 Eylül? de uzun bir gözaltı süreci yaşanıyor. Gözaltında olup olmadığını öğrenmek için bir ananın çırpınışlarını okuyacaksınız. Nerede olduğunu öğrenmek o kadar kolay olmuyor. Polisin elinde işkencede olduğunu bin bir zorlukla öğrenince oh oğlum sağ ya gerisi önemli değil diyecektir Perihan ana. Çünkü gözaltında kaybolanların emniyetin penceresinden “atlayıp düşenlerin” kaçarken “araba çarpmalarının” yaşandığı bir zamandır.
Uzun göz altıların yaşandığı, polisin gerekirse gözaltı sürelerini tekrar tekrar uzattığı günlerdi o günler. Hatta, işkencelerden sonra Mamak’ a gitmek biraz rahatlamak gibi sayılabilirdi. Fakat, polis gerek duyarsa Mamak cezaevinden bile geri alabilirdi. Başka bir yazımda söz etmiştim: Mamak ve Diyarbakır cezaevinde yaşananlar, ünlü Nazi kamplarını gözlerimizde önemsizleştirmişti.
Perihan anayı okurken 12 Eylül günlerini adeta tekrar yaşadım. 12 Eylül öncesi irili ufaklı bir sürü devrimci örgüt vardı. 12 Eylül faşizmi koşullarında bütün devrimci örgütler, işçi sendikaları hatta kuş sevenler derneği bile kapatıldı. Bu koşullarda hiçbir örgüt militanlarına sahip çıkamadı. Kelimenin tam anlamıyla herkes cami avlusunda bırakılmış gibi oldu. Daha önce tartışıp terk ettiğimiz ailelerimiz o zor koşullarda bizlere yani devrimcilere sahip çıktı. Ailelerimiz sahip çıkmasaydı devrimci hareketin zayiatı daha fazla olacaktı. Perihan ananın kitabında ailelerin nelere katlandığını ne koşullarda çocuklarına sahip çıkmaya çalıştıklarını okuyacaksınız.
Ülkemizde en karanlık dönemlerde bile, bir umut ışığı olan anaların kıymetini bir kez daha anlamak için mutlaka okunması gereken bir kitap. O yıllarda cezaevlerinde bir sürü direniş gerçekleşti. Bunlardan birisi de tek tip elbise dayatmasına karşı yapılan direniştir. Bu olayı anlatırken “Tek tipi yalnız kara önlüklü öğrencilerimde sevdim. Cıvıl cıvıldılar onlar. Beyinlerine, yüreklerine kötülük yazılmamıştı daha. Onlardan kimseye zarar gelmezdi. Ayrıca kara önlük, ak yaka, varsılı, yoksulu eşitleştirmişti, görünüş olarak hiç değilse.(2) diyerek bir öğretmenin hayattan verebileceği en çarpıcı örneği veriyor. Bir hayat düşünün ki ülkede yaşananlarla ancak bu kadar hal hamur olur. Yüreğine kalemine sağlık Perihan ana. Sevgili Perihan hocam, sizin gibi analarımız ve öğretmenlerimiz olduğu sürece, halkımıza ve ülkemize olan umudumuz her zaman güçlü olacaktır.
“Nasıl büyütüyorsunuz nasıl şaşırıyorum şaşırıyorum
O eti o sütü nereden buluyorsunuz
Memelerinizi gür tutuyorsunuz
Bir top sıçrıyor ardından bir çocuk bir çocuk daha
Gücümüze güçler katıyorsunuz
Analar utandırıyorsunuz
Çağı utandırıyorsunuz
Çağdaşı utandırıyorsunuz”(3)

Yusuf Şaylan

(1) Sürgün Mavi, Kemal Erdoğan, Yeni Şiir Yayınları, 1988
(2) Onca Çileden Sonra, Perihan Akçam, Arkadaş Yayınevi, 2011
(3) Külliyen Red kitabından sayfa: 172 Analar şiiri, Arif Damar, Bilim Sanat Galerisi, 2000

“Onca Çileden Sonra” Öğretmen Bir Ananın 12 Eylül Anıları – Yusuf Şaylan” üzerine bir yorum

  1. Sevgili Yusuf,
    Torunu öğrencim olmuş Perihan Ana’yı selamlamama olanak veren, onun kitabını tanıtan yazın için sana teşekkür ediyorum.
    Onların yetiştiği okulu görmüş ve o geleneğin devamı olan “öğretmen okulu”ndan yetişmiş olmaktan mutluyum. Herhalde 12 Eylül faşizmi karşısında bizi güçlü kılan en önemli damardır bu.
    Emeğinize sağlık…
    Müslüm Kabadayı

Yorum yapın

This site is protected by wp-copyrightpro.com

Daha fazla Anlatı, Makaleler
Bir Eleştiri Yazısı: Hüzünlü Şair Hilmi Yavuz – Mustafa Özmen

Şairin görevi çağına tanıklık etmek "burjuva şairin görevi ise gerçekliği örtbas etmek" Hilmi Yavuz'un yaptığı gibi "yaşamı görmezden gelmek" oysa 1969-2005...

Kapat