İNSANOKUR.ORG
“Soykırım” kelimesini bulan kişi Rafael Lemkin, “Ben bu kavramı Ermenilere yapılanlardan dolayı buldum”

“Soykırım” kelimesini bulan kişi Rafael Lemkin, “Ben bu kavramı Ermenilere yapılanlardan dolayı buldum”

Prof. Taner Akçam: 1915'te Ermeni ayaklanmaları olduğu iddiası yalan Ermeni katliamının üzerinden bir yüzyıl geçti. 24 Nisan yaklaşırken tartışmayı başlatan Papa Francis'in katliamı "genel olarak geçen yüzyılın ilk soykırımı olarak kabul edilen” ifadesi oldu. Papa Francis’in sözlerine Vatikan’dan “Alıntı bağlamında kullandı” düzeltmesi geldi ancak bu açıklama Francis’in bazı Türkiyeli siyasetçilerin hedefi haline ...

devamını okumak için tıklayınız

Federico Garcia Lorca’nın ölüm sebebi aydınlandı

Federico Garcia Lorca'nın ölüm sebebi aydınlandı

İspanyol oyun yazarı ve şair Lorca’nın ölüm sebebi aydınlandı.Ölümü aydınlatan rapor, Lorca’nın ‘Franko’nun askerleri tarafından kurşuna dizildiğini ortaya koyuyor. Ünlü İspanyol Oyun yazarı ve şair Federico Garcia Lorca’nın 1936 yılında 38 yaşındayken İspanya İç Savaşı’nda tutuklanıp öldürülmesiyle ilgili yeni belgeler ortaya çıktı. Belgeler Lorca’nın yaşadığı Granada’daki askeri yetkililerin emirleriyle öldürüldüğünü ...

devamını okumak için tıklayınız

Mozart’ın İtalya seyahati ve Akademi’ler III

Mozart'ın İtalya seyahati ve Akademi'ler III

Wolfgang Amadeus Mozart'ın (1756-1791) henüz 14 yaşındayken, babası ünlü keman pedagogu, besteci ve konzertmeister (başkemancı), Leopold Mozart ile İtalya'ya yaptığı seyahat sırasında(12 Aralık 1769- 28 Mart 1771), müzik kültürünü destekleyen ve geliştiren, kilise ve konservatuvar dışında, çok önemli farklı kurumlar da vardır. Bunlar, kilise ve konservatuvarlar dışında, aristokrasi'nin müziğin gelişimine ...

devamını okumak için tıklayınız

Çağrı – Bertolt Brecht

Çağrı - Bertolt Brecht

ÇAĞRI Doğrudur yıldırımın düştüğü, yağdığı yağmurun, Bulutların rüzgarla sökün ettiği. Ama savaş öyle değil, savaş rüzgarla gelmez; Onu bulup getiren insanlardır. Duman tüten topraktan bahar boyunca, Dökülüp yükselir birden gökyüzü. Ama barış ağaç değil, ot değil ki yeşersin: Sen istersen olur barış, istersen çiçeklenir. Sizsiniz uluslar, kaderi dünyanın. Bilin kuvvetinizi. Bir ...

devamını okumak için tıklayınız

‘Bu cinayetleri işlemeyeceğime göre istifamı kabul buyurun!

‘Bu cinayetleri işlemeyeceğime göre istifamı kabul buyurun!

1915 cehenneminde Ermenileri korumak için İttihat Terakki yönetimine karşı çıkmaya cesaret edenlerden biri de Kütahya Mutasarrıfı Faik Ali Ozansoy’du. Ari Şekeryan “Kurtaranlar” dizisinde Ozansoy’un bu mücadelesine ve Ermenilerin ona nasıl teşekkür ettiğine ışık tutuyor. O toplar öldürecek bir hayat arar… Asker Veya muhâbir ve şâir, kadın, çocuk, hasta Vazifesinde mi? Hatta ...

devamını okumak için tıklayınız

Propaganda Çağı – Anthony Pratakins, Elliot Aronson

Propaganda Çağı - Anthony Pratakins, Elliot Aronson

"Propaganda Çağı'nın Anthony Pratakins ve Elliot Aronson adlı yazarlarının şu ilginç gözlemi modern toplumu anlamamızı kolaylaştırır: Amerikalılar dünya nüfusunun yüzde 6'sını oluşturuyor ve bu nüfus uyanıkken zamanın yarısını kitle iletişim araçlarına angaje geçiriyor. Çağımıza ve kültürüne mahkûmuz. Çağımızın reklam ve propaganda çağı olduğu apaçık; modern ve kapitalist kültürü propaganda ve reklamsız ...

devamını okumak için tıklayınız

Bilimin Öyküsü – William Bynum

Bilimin Öyküsü - William Bynum

Bilim harikadır. Bize uzayın sonsuz alanlarını, en küçük canlı organizmaları, insan bedenini ve yeryüzünün tarihini anlatır. İnsanlar tarih boyunca bilimle uğraştılar; dünyayı anlamak istediler. Antik Yunan filozoflarından Einstein, Watson ve Crick'e ve bugünün bilim insanlarına kadar; kadınlar ve erkekler hep merak ettiler, incelediler, deney yaptılar, hesapladılar ve bazen öyle sarsıcı ...

devamını okumak için tıklayınız

Almanya’nın 1915 olaylarındaki rolü ne?

Almanya'nın 1915 olaylarındaki rolü ne?

1915 yılında Anadolu Ermenilerinin yaşadığı katliamlar ve tehcir konusu Almanya'da, o dönemde Osmanlı İmparatorluğu'nun müttefiki olarak Anadolu'da görev yapan Alman subay ve diplomatlarının olaylarda oynadığı rol üzerinden tartışılıyor. 1970'li yıllardan beri Almanya'da yaşayan araştırmacı yazar Serdar Dinçer, bu konuda en kapsamlı araştırmalardan birini yaptı. Dinçer ilk kez konuyu Almanya Dışişleri ...

devamını okumak için tıklayınız

1916: İranlı yazarın güncesinden Ermenilerin yaşadıkları

1916: İranlı yazarın güncesinden Ermenilerin yaşadıkları

Muhammed Ali Cemalzâde, 1916'da Ermeni azınlığın uğradığı zulme şahit olmuş. Cemalzâde, Birinci Dünya Savaşı sırasında, Osmanlı idaresindeki Bağdat'ta görev yapan bir grup genç İran vatandaşından biriydi. İngiliz güçleri Bağdat'a yaklaşırken, Cemalzâde, İran jandarmasında görevli iki İsveçli subayla birlikte İstanbul'a gitmek üzere yola çıktı. Cemalzâde, yolculuğu sırasında, gördüğü, 'zalimce ve şoke ...

devamını okumak için tıklayınız

Çamaşır suyu çocukları hasta mı ediyor?

Çamaşır suyu çocukları hasta mı ediyor?

Evlerde çamaşır suyu kullanımıyla, çocukların hastalıkları bağlantılı bulundu. Etkisi her ne kadar “makul” olsa da, çamaşır suyu kullanımın teşvik edilerek arttırılması, toplum sağlığını ilgilendiren sorunlar yaratabilir. İş ve Çevre Sağlığı dergisinde yayımlanan bir çalışmaya göre, evlerinde pasif olarak çamaşır suyuna maruz kalan çocuklarda solunum yolu ve diğer bazı enfeksiyonlar daha yüksek ...

devamını okumak için tıklayınız

1915’te neler oldu?

1915’te neler oldu?

Kévorkian; Erzurum, Van, Bitlis, Diyarbakır, Harput, Sivas, Trabzon, Ankara, Kastamonu, Edirne, Bursa, Aydın, Konya, Adana Vilayetleri ile Maraş, Antep, Antakya, Urfa Mutasarrıflığı’ndaki tehcirler ile katliamları tek tek irdeleyip betimlemiş. Hüsnü Mansur ve Besni [kazaları] arasındaki sınırda çürüyen cesetler olduğunu öğrendik. Cesetlerin, çürümek üzere açıkta bırakılması gerek hükümetin bakış açısından gerekse sağlık ...

devamını okumak için tıklayınız

Bir Âşığın Portresi Olarak Orhan Veli

Bir Âşığın Portresi Olarak Orhan Veli

Edebiyatımızda insanın kendi yol öyküsünü, bireyin içsel macerasını anlatabilme yeteneğinin I. Yeni olarak adlandırdığımız Garipçiler ve Orhan Veli şiiriyle başladığını söylemek çok da abartılı bir tespit sayılamaz. Orhan Veli’nin “Küçük İnsan”ı anlama ve yorumlama, o küçük insanı aslında kendinde var olan bir sıradan, olağan süre gidiş olarak görme macerasında kattettiği ...

devamını okumak için tıklayınız

Onüç Günün Mektupları – Cemal Süreya “Sana rastladığım gün susuzdum, yalnızdım. Bir çırpıda içtim gözlerini.”

Onüç Günün Mektupları, Türk şiirinin büyük ustası Cemal Süreya’nın 1972 Temmuz’unda, Okmeydanı SSK Hastanesi’nde yatan eşi Zuhal Tekkanat’a yazmış olduğu mektuplardan oluşuyor. Kitabın bu baskısında, önceki baskılarından farklı olarak, Cemal Süreya’nın yine Zuhal Tekkanat’a çeşitli dönemlerde yazdığı 24 mektup daha yer alıyor. Bütün bu mektuplar, gerçek ve düşlerin iç içe geçtiği bir aşka tanıklık ediyor.

“Aşk mektupları bir tür yazılı sevişmedir.”

“Biz iki ayrı ırmak gibi ayrı yerlerden kopup geldik, kavuştuk bir noktada, yanıbaşımızdan küçük bir kol da alarak büyük bir nehir meydana getirdik; birlikte akıyoruz şimdi. Nicedir bu böyle. Hep de böyle olacak. Denize dökülene, ölene dek.”

“Sana rastladığım gün susuzdum, yalnızdım. Bir çırpıda içtim gözlerini.”

“Sevmek ne uzun kelime!”

“Bir mutluluk hastalığıdır şiir. Kırılan dalın türküsüdür.”

“Sen birinci hamura basılmış dokuz punto beyaz karaktersin. Alınyazımsın, daha doğrusu alınyazımın tek okunaklı yerisin.”

“Ölüm bu, kimsenin bağışıklığı yok…”

Kahvenin önünden otomobiller geçiyor. Bir tane de at arabası. Seni düşününce o atı da seviyorum. Çay içiyorum. Artık ıhlamur içeceğim. Ne yumuşak, çağrışımlı, bağışçı, düşçül şeydir ıhlamur. Evimizin önünde bir ıhlamur ağacı olsun. Sen saksıda da yetiştirebilirsin ıhlamuru.Gece yatakta Memo’yla hep seni konuştuk. Susunca seni sustuk. Uyuyunca seni uyuduk.

*Akşamları eve döneyim, kapıyı sen aç: gözlerin… Memo okuldan dönmüş olsun. Kaçıncı sınıfta olsun?

*Duygulu bir adamım ben. Bir film görmüştüm eskilerde; bir Fransız filmi; adı: “Je suis un sentimental” O filmdeki adam gibi miyim nedir? Öfkem belli olur, coşkum ortaya çıkar da sevincim, üzüncüm dibe akar, orda büyür.

*Yalnız seninle güçlüyüm. Sen olmasan bir anlamım olmaz. Sev beni.

*Yaşayacağız.

“Onüç Günün Mektupları” Dair – Erdal Öz
İnsan niye mektup yazar? Ya yüz yüze gelince anlatmak istediklerini açık açık söyleyemiyordur, ya da o ikinci kişi uzaktadır, onunla yüz yüze konuşma olanağı yoktur, oturur kâğıda döker anlatmak istediklerini.
Öyleyse, ikinci kişiye yazılan bir şeydir mektup. İki kişilik özel bir edimdir. Bu yüzden de gerek yazan, gerekse yazılan açısından çok çok kişiseldir.

İstediği kadar toplumcu özler taşısın, mektup bireyseldir. Bireyseldir ve temelde bir gizliliği vardır. Yazan, ister ki, yazdıklarını yalnızca ona yazdığı kişi okusun. Ama bunun hiçbir güvencesi yoktur. Mektubu alan, aldığı mektubu belki de birilerine göstererek, okutarak onunla övünecek ya da yerinecek, ama mektubun acı ya da tatlı tadını birileriyle bölüşmek isteyecektir. Oysa mektubu yazanın, yazdıklarını, yazdığı kişiden başka hiç kimsenin okumayacağı konusunda taşıdığı duygu, belki de mektup yazma özgürlüğünün en itici gücü, en belirgin özelliğidir. Mektup, yazılan kişiden başka okuyucusu olmadığı duygusuyla yazıldığı sürece en güzel yazılır sanıyorum.
Ünlü olmuş kişiler, yazdıkları mektupların, günün birinde toplum önüne çıkabileceğini elbette bilirler, bunu bilerek yazarlar; bu yüzden de yazarken dikkatlidirler, açık vermemeye çalışırlar.
Gerçi her güzel mektupta, yazan açısından, aslında bir kendini savunma, kendini kanıtlama çabası vardır. Ünlüler, bunu çok başka boyutlarda, kendilerini çok daha akıllı, çok daha sevimli göstermeye çalışarak çözerler. Bunu da büyük bir ustalıkla becerirler. Çok da güzeldir yazdıkları. Kafka?nın Milena?ya, Felice?ye yazdığı o tadına doyulmaz mektuplara kim karşı çıkabilir?
Ama bence güzel olan, onların böylesi duygulara kapılmadan, ünlerinin daha yaygınlaşmadığı genç dönemlerinde özgürce yazdıklarıdır. Tıpkı Van Gogh?un daha Van Gogh olmadan önce kardeşi Theo?ya yazdığı mektuplar gibi. Sonsuz bir yazma, anlatma, konuşma, açılma, açıklama, suçlama ve savunma özgürlüğü vardır o genç mektuplarda. Bu tür mektuplar, kendini anlatma biçimleri içinde en soylu olanıdır bence.
İlkgençlik yıllarımda ne çok mektup yazardım. ?imdi, her aldığım mektup, ona yanıt verme sıkıntısını da birlikte getiriyor.
Düşünüyorum da, en çok mektubu, iki yıl arayla, ilk sevdalandığım iki güzel kıza yazmışım.Yıllar sonra da cezaevinden karıma yazdığım aralıksız mektuplar geliyor aklıma. Bu iki dönemin mektupları arasında çok büyük farklar var.
İlk mektuplar, duygu ve düşünce patlamalarının kâğıda özgürce dökülüşüyle oluşuyordu. Hiçbir önyargı, hiçbir önsansür olmadan, birilerinin eline geçeceği düşüncesinden uzak, pervasızca yazılmış çok genç mektuplardı. Tanrı bilir, yazdığım mektupların sağına soluna çiçek resimleri de çizmişimdir.
Ama 12 Mart döneminde askeri cezaevinden karıma yazdığım mektuplar, zaten özgürlüklerimin kısıtlandığı bir ortamda yazıldığı, üstelik hele ancak görevlilerce okunup sakıncasız bulunursa postaya verileceği için büyük bir dikkatle yazılmış, pek çok şeyin satır aralarına sıkıştırıldığı, belki de daha ustaca yazılmış, ama kesinlikle gerçek duygularımın, düşüncelerimin, korkularımın, öfkelerimin alabildiğine kâğıda dökülemediği mektuplardı. Sakıncasız mektuplardı. ?Görülmüştür? damgası yemiş mektuplardı. Pulsuz mektuplardı.
Bir de Ardahan?da yedeksubaylık yaparken okumak zorunda bırakıldığım asker mektupları vardı. Hepsi de belli kalıplarla başlar, belli kalıplarla biterdi. Bütün tanıdıkların bir bir adları sayılarak, uzun uzun ?selâm ederim? sözcükleri yinelenerek doldurulmuş mektuplardı. Çizgili dosya kâğıtlarına iğri büğrü harflerle yazılmış ya da bir başkasına yazdırılmış birörnek mektuplardı. Yürek resimleriyle, çiçek resimleriyle süslenmiş mektuplardı. Sık sık da, yazan, mektubun ortasına, renkli bir kalemle elinin suretini çizerdi. Genellikle de zarfın içine bir tane ?asker? sigarası konulurdu. Asker mektuplarını da cezaevinden yazılmış mektuplardan ayrı düşünmemek gerek. Çünkü onlar da pulsuz mektuplardır.
Pul, bir bakıma, mektubun özgürlük belirtisidir.

Kitabın Künyesi
Onüç Günün Mektupları – Bütün Yapıtları
Yazar: Cemal Süreya
YKY’de 1. Baskı: Ağustos 1998
YKY’de 5. Baskı: Mart 2008
Sayfa: 131

One Response to Onüç Günün Mektupları – Cemal Süreya “Sana rastladığım gün susuzdum, yalnızdım. Bir çırpıda içtim gözlerini.”

  1. ekin ulutas diyor ki:

    Mektuplar; Yüreğin Kalemle dile gelip, Hasretin, Aşkın, gözyaşının, Mutluluğun , Hüznün satırlar arası çarpışarak Yerleşmesi..
    Özlemlerin Kavuşmalara Açılan Kapılarda gün doğumunda Olması dileğiyle..
    Tek bir satır bile Kavuşturabilir…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>