Orhan Pamuk: Dostoyevski’yi dünyanın en önemli romancılarından biri olarak görüyorum.

dostoyevskiDostoyevski’nin eserlerini diğer klasiklerden farklı kılan özellik 150 yıl sonra sanki dün yazılmış gibi hâlâ aynı zevkle okunabilmesi. Çarlık Rusyası’nın 150 yıl önceki toplumsal koşulları, günlük ayrıntıları, siyasal dertleri üzerine kurulu olmuş olsalar da bu romanları bugünkü dertlerimizden bahsediyor gibi okuyabiliyoruz.

Özellikle de Türkiye’de durum böyle. Osmanlı İmparatorluğu ve Çarlık Rusyası’nda olduğu gibi günümüz Türkiyesi de Doğu ile Batı, radikal devrimci düşler ile son derece gerici bir tutuculuk ve din ile modernlik arasında bölünmüş durumda. Dostoyevski’nin bütün bu karmaşa içinde ele aldığı (inanmak-inanmamak, din-dinsizlik, radikal devrim-amaçsızlık, bir cemaate bağlı olmak-yalnızlık, modernlik-gelecek gibi) temalar bizim için hâlâ geçerli. Dostoyevski’nin kültürel zamanına yeni yeni yaklaştığımızı düşünürsek, sözünü ettiğimiz temaların 150 yıl öncesine göre daha çok etkilediğini söyleyebiliriz. Dostoyevski’nin ve Çarlık Rusya’nın 150 yıl önce yaşadığı problemleri şimdi daha çok yaşıyoruz.

Ben bir romancıyım ve Dostoyevski’yi dünyanın en önemli romancılarından biri olarak görüyorum. Beni çok etkilemiştir. Öyle bir etkidir ki bu zarar bile verebilir, çünkü damgasını çok fazla vurur. Dostoyevski, beni romancı olarak değil, insan olarak çok etkilemiştir. İnsan ruhu, karakteri hakkında beni bilgilendirdi ve hayatı değerlendirişimi etkiledi. O bilgilerle ben hayatta kendi yoluma gittim. Beni insanları anlama noktasında zenginleştirdi. Bir adam yalancı mı ya da yalan söylediğini bilmiyor mu veya söylediği şeyin doğruluğuna kendisi ne derece inanıyor gibi hayat hakkında psikolojik binbir türlü gerçeği, daha 18 yaşındayken bana öğretmiş, belki de bu anlamda hayatımda pek çok şey kazandıran bir romancıdır. Bir yazarın zenginliği size kısa yoldan bir çeşit bilgelik vermekse, Dostoyevski bana bunu kazandırmıştır. Ama onun yazdığı dünyanın devamı gibi dünyalar yaratan bir yazar olmadım. ‘Beyaz Kale’ de iki kişi arasındaki iktidar ilişkisini anlatırken Dostoyevski’nin romanlarıyla zenginleşmiş ama onun kitaplarından doğrudan etkilenmemiş ve bu zararlı etkiden kurtulmuş sayıyorum kendimi.

Eğer Dostoyevski olmasaydı, Kafka ve sonrası insan psikolojisi üzerine kurulmuş romanlar ve pek çok şey eksik kalırdı diye düşünüyorum. Altını çizmek istediğim bir şey daha var; Dostoyevski’nin asıl yaptığı edebiyatı etkilemek değil, insanoğlunun insan hakkındaki fikrini değiştirmekti. Derler ki, Shakespeare insanoğlunun kafasına karakter denilen şeyi soktu. Eskiden karakterler hakkındaki fikirler daha basmakalıptı. ‘Burnu çarpık olan korkak olur,’ ‘gözü sarı olan daha çok yaşar’ gibi görüşler vardı. İnsanoğlunun karakteri, ruhuyla ilgili fikirler Shakespeare’den evvel Aristocu bir cetvele dayanıyordu. Shakespeare bize bir üslup, bir çizgi ve bir ruh öğretti. Böylelikle bizler bir insan hakkında fikir edinirken ‘nasıl bir karakter, nasıl bir tip’ diye sormaya başladık. Shakespeare bize bu kadar derin bir bilgi kazandırdı. Dostoyevski de bu düzeyde bir yazardır. İnsan ruhu hakkında bize öğrettiği bilgiler, açtığı kapılar hayata ilişkin temel bilgilerdir ve bu bilgiler hâlâ bu kitapların içindedir. Bu bilgileri izlediğimiz televizyon dizilerinden, annemizin bize öğrettiklerinden almamız mümkün değil. Belki de Dostoyevski’nin canlılığını, tazeliğini korumasının en büyük nedeni de budur. Çünkü Shakespeare’in öğrettiği şeyleri televizyon dizilerinden de öğrenebiliriz ama Dostoyevski’deki bilgiler o kadar derin ve kuvvetlidir ki, her okuyuşumuzda bizi sarsar. Borges’in bir sözü vardır; “Her insan ilk kez denize girdiği günü ya da ilkokula başladığı zamanı hatırlar. Bir de ilk Dostoyevski okuduğu zaman hatırladığı sarsıcı etki vardır.”

Orhan Pamuk

Yorum yapın

This site is protected by WP-CopyRightPro