Ortak Lüks – Paris Komünü’nün Siyasi Muhayyilesi – Kristin Ross

Ortak LüksKristin Ross müthiş bir şey yapıyor bu kitabıyla: Paris Komünü’nün ardından gelen yorumların yarattığı sahte ikilikleri –anarşizme karşı komünizm, köylüye karşı işçi, Fransız cumhuriyetçiliğinin sahiplendiği komün ile reel sosyalist gelenekteki komün vs.– bir kenara bırakıyor ve Komün’ü yetmiş iki günün sonunda katliamla sona ermiş bir “trajedi” olarak yorumlamayı reddediyor. Ross’a göre, Komün’ün değerlendirildiği iki bağlamın, Soğuk Savaş’ın sona ermiş ve Fransız cumhuriyetçiliğinin tükenmiş olması, Komün’ü bu iki kısıtlayıcı bağlamın dışında ele almanın önünü açıyor ve bu sayede solu canlandırarak günümüzün meseleleriyle yüzleşmesine imkân sağlıyor.

Ross, geleneksel solun hep yaptığı gibi olup bitmiş ve “başarısız olmuş” bir tarihsel olay olarak görülen Komün’den “dersler çıkarmak” yerine, Komün öncesinde, sırasında ve sonrasında oluşan kültürün, Komün’ün katılımcılarının kendi fikriyat ve pratiklerinin izini sürerek, bunların benzer meselelerle –enternasyonalizm, eğitim, sanatın statüsü, emeğin geleceği, ekoloji vb.– boğuştuğumuz bugün için nasıl gümrah bir kaynak olabileceğini gösteriyor. Komün öncesinde toplantılar ve kulüplerde konuşulanların, sonrasında da hem katliamdan kurtulanların hem de fiziken orada olmasalar da zihinleri ve yürekleriyle Komün’e destek vermiş Kropotkin, Morris ve Marx gibi düşünürlerin fikriyatında yarattığı devrimci etkinin izini sürüyor.

OKUMA PARÇASI
“Milliyetin Hücre Rejimi”nin Ötesinde, s. 21-25
Bayrağımız Evrensel Cumhuriyetin Bayrağıdır

Marx 1871 Paris Komünü’nün en önemli yanının gerçekleştirmeye çalıştığı herhangi bir ideal değil, kendi “işleyen varoluşu” olduğunu yazdığında, asilerin gelecek topluma dair herhangi bir ortak tasarımları olmadığını da vurgulamış oluyordu. Bu anlamda Komün hemen oracıkta doğaçlama uydurulan veya geçmiş senaryolar ve tabirlerden parça parça bir araya getirilip gerek duyuldukça değiştirilen ve İmparatorluğun son dönemlerindeki halk toplantılarının uyandırdığı arzularla beslenen siyasi icatların denendiği işlek bir laboratuvardı. Başkentte Evrensel Cumhuriyet bayrağı altında gerçekleşen bir ayaklanma olan Komün, olay olarak da siyasi kültür olarak da, ulusal anlatıyla dikiş izi bırakmaksızın bütünleştirilmeye her zaman direnmiştir. Eski üyelerinden birinin yıllar sonra yâd ettiği gibi, her şeyden önce “gözüpek bir enternasyonalizm eylemi”ydi Komün. [1] Komün sırasında Paris Fransa’ nın başkenti değil, evrensel bir halklar federasyonu içindeki özerk bir kolektif olmak istiyordu. Bir devlet olmak değil, son kertede uluslararası ölçekli bir komünler federasyonu içerisindeki bir unsur, bir birim olmak istiyordu. Bütün bunlara rağmen tarihçilerin komünün yabancı üyelerinin önemli bir sayıda ve etkinlikte olduğunu her zaman ama pek de altını çizmeden onaylamaları sayılmazsa, Komün’ün milliyetçi olmamasından gelen özgünlüğü, onun hatırlanma tarzında hiçbir zaman merkezi yeri işgal etmemiştir. Komünün kendi müstakil siyasi muhayyilesinin bu veçhesinin üretilme ve uygulanma tarzının izleri, çoğunlukla askeri manevralarla ve Hôtel de Ville’deki yasama kavgaları ve bu kavgalar sonucunda elde edilen kazanımlarla ilgilenen standart Komün tarihlerinde pek görülmez.

Bu tür izleri görebilmek için yüzümüzü Louise Michel’in anılarındaki şu pasaj gibi yerlere çevirmemiz gerekir. Olay 1871 Nisanında geçer. Bir adamı “dişleri vahşi bir hayvanınki kadar sivri, karakehribar kadar kara bir siyah adam; çok iyi, çok zeki ve çok cesur, eskiden Papa’nın muhafızlığını yapan zouave pontifical’ dan biriymiş, sonradan Komün’e katılmış” diye tarif ettikten sonra şunu anlatır Michel:
Bir gece, nasıl oldu bilmem, istasyonun önündeki hendekte ikimiz yalnız kaldık: eski zouave pontifical ile ben, ellerimizde de iki dolu tüfek … İstasyona o gece saldırmadıkları için çok şanslıymışız. Hendekte bir o yana bir bu yana gidip gelerek nöbet görevimizi yaparken karşılaştığımızda şunu sordu bana:
– Bu yaşadığımız hayatın nasıl bir etkisi oluyor sende?
– Valla, dedim, ulaşmak zorunda olduğumuz bir sahilin gözümüzün önünde belirmesi gibi bir etkisi var.
– Bende, dedi, resimli bir kitap okuyormuşum gibi oluyor.
Sonra Clamart’daki Versaylıların sessizliği içinde bir o yana bir bu yana gidip gelmeye devam ettik. [2]

Komün’ün faaliyetlerinin ne denli olmayacak ve önceden planlanmamış bir mahiyeti olduğunu buradan da çıkarabiliriz; Papa Muhafızları’ndan bir Afrikalı ile elbisesinin altına eski asker godillot’larını (botlarını) giymiş sabık öğretmen Louise Michel’i, gecenin geç vaktinde beraberce nöbet tutmak üzere bir araya getirebilen türden faaliyetlerdir bunlar. Papa Ordusu Fransa-Prusya savaşında Fransızlar safında savaşmış ama Prusyalılar Paris’e girdiğinde dağılmıştı; bu o Afrikalının o dönemde o bölgede bulunmasını açıklıyor ama Komün’e katılışını açıklamıyor. Ama bu iki bireyin bir anlatı ve bir hendek içinde oluşturdukları çarpıcı görsel dağılımın ötesinde, bu iki kişinin, kendilerinin tarih ve tarihin işleyişi içerisindeki, tam da her şey daha olmaktaykenki mevcudiyetlerini nasıl anlamak gerektiği konusunda yüksek sesle düşünmelerine de kulak misafiri olmuş oluyoruz burada. Bunlar epey esrarengiz, bilmeceyi andıran düşünceler, tamam, ama yine de şöyle yorumlayabiliriz sanki: Yeni bir yere mi gidiyoruz yoksa eski, resimli bir kitap, belki bir macera romanı veya Fransız Devrimi’yle ilgili bir hikâye mi okuyoruz? Yeni bir dünyaya mı ulaşacağız yoksa bir anlatı içindeki çoktan hazırlanmış yerimizden konuşan figürler miyiz? Yeni insanlar mıyız yoksa eski bir hikâyenin canlı renklerle bezeli imgeleri içine yerleştirilmiş karakterler miyiz? Bu iki Komünarın ifade ettiği deneyimler birbirinden farklı; kişinin kendi siyasi özneleşmesiyle ilişkisinin ne kadar farklı yollardan yaşanabileceğini gösteriyor. Ama birbirleriyle çelişmiyorlar ve Komün sırasında, Komün’ün toplumla kurduğu ilişki içerisinde (tarihsel belleğin yeni şekillere bürünmesiyle veya eski şekilleri yeni bir bağlamda seferber etmesiyle çok yakından bağlantılı bir ilişkidir bu) zaman deneyiminin nasıl bir dönüşümden geçtiğini bir anlığına da olsa görmemizi sağlıyorlar.

Bu sahnenin öntarihi, İmparatorluğun son iki yılında Paris’in dört bir yanındaki halk toplantılarını ve kulüp buluşmalarını ele geçiren hummada, buralardan kalkan toz ve coşku dalgalarında bulunabilir. Komünün duayenlerinden, aynı zamanda ilk ve en etkili Komün tarihçisi de olan Prosper Olivier Lissagaray, halk toplantılarına hiçbir zaman fazla kıymet vermemiş, bunlara Jakobenlerin poz kesip laf salatası yaptıkları, lafın çok işin az olduğu, eylemlerin değil sözlerin sahnede olduğu yerler gözüyle bakmıştır. Belki de bu yüzden Komün’le ilgili belli başlı bütün tarihsel açıklamalar, Komün’ün hikâyesini 18 Mart 1871’deki bir eylemle (daha doğrusu başarısız olmuş bir eylemle) başlatma, bu eylemde temellendirme konusunda Lissagaray’ın açtığı çığırı izlemiştir: Thiers’nin Ulusal Muhafızlar’a ait olan ve parası bölge halkının bağışlarıyla ödenmiş Montmartre toplarına el koyma yolundaki, Marx’ın tabiriyle “soygunvari” girişimidir bu eylem. İşçi sınıfından kadınlar askerlerle dayanışmış, askerler de kalabalığa ateş açma emrine uymayı reddetmişlerdir. Frank Jellinek, Stewart Edwards, Henri Lefebvre, en son alarak da Alain Badiou, aslında neredeyse bütün Komün tarihleri ve analizleri “Martın 18’i” başlıklı bir bölümün öne çıkarılması üzerine kuruludur. Dolayısıyla Komün, devletin yaptığı beceriksizce bir hamle ve bunun tahrik ettiği tepki ile başlar; kökenleri hem kendiliğindendir hem de Fransa-Prusya savaşının özgül koşullarına bağlıdır ve Parislilerin güçlü ulusal savunma hisleri tarafından motive edilmiştir. Komün’den “yanlış yönlendirilmiş vatanseverlik” veya “çığrından çıkmış vatanseverlik” diye bahsedecek olan Thiers bile bu son tespitle hemfikirdir. [3]

Ama işe devletle başlarsak, devletle bitiririz. O yüzden gelin biz bunun yerine İmparatorluğun son dönemlerindeki halk toplantılarıyla, bunlardan üreyen çeşitli birlik ve komitelerle, Kuşatma döneminin “arı kovanı”nı andıran devrimci kulüpleriyle başlayalım. O zaman farklı bir tablo görürüz. Zira bir toplumsal komün fikrini –olaydan epey önce– o toplantılar ve kulüpler yaratmış ve aşılamıştı. Hainlerle beceriksizlerden meydana gelen bir hükümetin yerine komünal bir örgütlenmeyi, yani bütün enerji ve zekâlar arasındaki dolaysız işbirliğini geçirme arzusu toplantılarda gelişmişti. Dönemin polisleri, sayısız Komünar ve Komün’ün sonraki tarihçileri arasındaki bir azınlık bunu gayet iyi biliyordu. “Bütün maraza kulüplerle birliklerden çıktı … Ben Paris’te olup biten bütün olayları kulüplerle toplantılara … o insanların koşullarının izin verdiğinden daha iyi yaşama arzusuna bağlıyorum.” [4]

Komün karşıtı Chevalier d’Alix, kaleme aldığı Komün sözlüğünde, “kulüpler”le halk toplantılarını “ayaklanmanın Collège de France’ı” diye tanımlar. [5] Tarihçi Robert Wolfe ise şöyle yazar: “Komün’ün kökenlerini illaki tek bir başlangıç noktasına bağlamak gerekirse, İkinci İmparatorluk döneminde Paris’teki ilk izinsiz halk toplantısının tarihi olan 19 Haziran 1868’i seçmek pek de yanlış olmayacaktır.

Notlar

[1] M. Chauvière, aktaran La Revue blanche, 1871: Enquête sur la Commune, s. 51. Metne dön.
[2] Louise Michel, La Commune: Histoire et souvenirs [1898] (Paris: La Découverte, 2005), s. 170; Türkçesi: Komün: Tarih ve Anılar, çev. Şule Çiltaş (İstanbul: Ayrıntı, 2015).
[3] Adolphe Thiers’nin Assemblée Nationale’deki konuşması, aktaran La Revue blanche, 1871: Enquête sur la Commune, s. 43.
[4] Milli Savunma Hükümeti’ne bağlı bir polis memurunun 1872’deki sözleri, aktaran Robert Wolfe, “The Origins of the Paris Commune: The Popular Organizations of 1868-71”, doktora tezi, Harvard Üniversitesi, Temmuz 1965, s. 162.
[5] Chevalier d’Alix, Dictionnaire de la Commune et des communeux (La Rochelle: A. Thoreux, Mayıs 1871), s. 16.

KİTABIN KÜNYESİ
Ortak Lüks
Paris Komünü’nün Siyasi Muhayyilesi
Özgün adı: Communal Luxury
The Political Imaginary of the Paris Commune
Çeviri: Tuncay Birkan
Yayına Hazırlayan: Özge Çelik
Metis Yayınları
Kapak Kolajı: Emine Bora
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Nisan 2016
176 s.

İÇİNDEKİLER
Sunuş
1 “Milliyetin Hücre Rejimi”nin Ötesinde
2 Ortak Lüks
3 Kuzey Edebiyatı
4 Kar Altındaki Tohumlar
5 Dayanışma
Dizin

Kristin Ross
1953 doğumlu. New York Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat bölümünde profesör. Esasen 19 ve 20. yüzyıl Fransız edebiyatı ve kültürü; kent tarihi, teorisi ve siyaseti; edebiyat, kültür ve ideoloji; popüler kültür; tarih ve edebiyat alanlarında çalışıyor. Ross aynı zamanda French Cultural Studies, Sites, and Parallax dergisinin editörlerinden. Jacques Rancière’in Cahil Hoca’sı başta olmak üzere Fransızcadan İngilizceye yaptığı birçok önemli çeviri var. Başlıca kitapları ise şunlar: The Emergence of Social Space: Rimbaud and the Paris Commune (Toplumsal Mekânın Ortaya Çıkışı: Rimbaud ve Paris Komünü, 1988), Fast Cars, Clean Bodies: Decolonization and the Reordering of French Culture (Hızlı Arabalar, Temiz Bedenler: S.mürgecilikten Çıkış ve Fransız Kültürünün Yeniden Düzenlenmesi, 1995), May ‘68 and Its Afterlives (Mayıs 68 ve Sonraki Hayatları, 2002). Ayrıca yine Demokrasi Ne Âlemde? (Metis, 2010) seçkisinden Ross’un “Satılık Demokrasi” başlıklı denemesini de okuyabilirsiniz.

Yorum yapın

This site is protected by wp-copyrightpro.com

Daha fazla İnceleme, Politika
Dünyaya Kafa Tutan Köy – Dan Hancox

Kürenin üzerinde 37° 22' 16¨ Kuzey, 4° 57' 29¨ Batı noktası: Marinaleda. Asteriks’in köyünü hatırlatan bu Endülüs köyü bildiğimiz dünyaya...

Kapat