İNSANOKUR.ORG
Martı Jonathan Livingston – Richard Bach

Martı Jonathan Livingston - Richard Bach

Richard Bach tarafından 1972 yılında yazılan öykü "Martı Jonathan Livingston", bir martının kendini aşarak martı sürüsünden sıyrılma ve özgürlüğe ulaşma mücadelesini anlatıyor. Martı Jonathan, sadece karnını doyurmak için uçmuyordu. Yeteneklerini zorluyor ve yaşamın mükemmelliğini anlamaya çalışıyordu. Tüm gününü daha hızlı ve mükemmel uçmak için sürüden ayrı çalışarak geçiriyordu. Bu tutkusu yüzünden ...

devamını okumak için tıklayınız

Doğada demokrasi nasıl işliyor?

Doğada demokrasi nasıl işliyor?

İnsanlar gibi hayvanlar da kolektif kararlar alırlar. Liderlerini seçimle iş başına getirmezler ama nerede yaşayacaklarına, nerede otlanacaklarına dair kararları grup halinde alırlar. Bazıları bunu sayı çokluğuna göre yapar. Örneğin balarıları ilkbaharın sonlarına doğru kolonileri yuvaların sığmayacak kadar büyüdüğünde iki gruba ayrılır. Kraliçe arı işçi arıların yarısını alarak yeni bir yer ...

devamını okumak için tıklayınız

Harbiyeli Bir Osmanlı Ermenisi Kalusd Sürmenyan

Harbiyeli Bir Osmanlı Ermenisi Kalusd Sürmenyan

Türkiye’de cumhuriyet kuşağının ardından doğup büyüyenler, Ermeni soykırımının varlığından büyük oranda habersiz yetiştiler. Bu konu, sanattan siyasete, müfredattan hatıratlara, toplumun bütün hücrelerinden adeta silinmiş, büyük bir sessizlik örtüsüyle kaplanmıştı. Kemal Tahir romanlarındaki birkaç paragraf bu gizi kaldırmaya yetmediği gibi, Charles Aznavour’a duyulan yakınlık da bir türlü sarih cümlelerle anlatılamıyordu. Öyle ...

devamını okumak için tıklayınız

Utanç ve Onur 1915 – 2015 / Ermeni Soykırımı’nın 100. Yılı

Utanç ve Onur 1915 - 2015 / Ermeni Soykırımı'nın 100. Yılı

Ermeni Soykırımı gerçeği, yüz yıl sonra, sorumluların çaresiz siyasal ve ideolojik saldırılarla bir kez daha kapatmak istedikleri yalan mahzenini parçalayarak hayatımızdaki yerini alıyor. Bu kitap, Ermeni halkının maruz bırakıldığı kapsamlı ve çok boyutlu yok etme politikasının asla başaramadığı bir sonucu sergilemek istiyor. Bu coğrafyanın sosyal ve kültürel tarihine derin kökleriyle ...

devamını okumak için tıklayınız

“Soykırım” kelimesini bulan kişi Rafael Lemkin, “Ben bu kavramı Ermenilere yapılanlardan dolayı buldum”

“Soykırım” kelimesini bulan kişi Rafael Lemkin, “Ben bu kavramı Ermenilere yapılanlardan dolayı buldum”

Prof. Taner Akçam: 1915'te Ermeni ayaklanmaları olduğu iddiası yalan Ermeni katliamının üzerinden bir yüzyıl geçti. 24 Nisan yaklaşırken tartışmayı başlatan Papa Francis'in katliamı "genel olarak geçen yüzyılın ilk soykırımı olarak kabul edilen” ifadesi oldu. Papa Francis’in sözlerine Vatikan’dan “Alıntı bağlamında kullandı” düzeltmesi geldi ancak bu açıklama Francis’in bazı Türkiyeli siyasetçilerin hedefi haline ...

devamını okumak için tıklayınız

Federico Garcia Lorca’nın ölüm sebebi aydınlandı

Federico Garcia Lorca'nın ölüm sebebi aydınlandı

İspanyol oyun yazarı ve şair Lorca’nın ölüm sebebi aydınlandı.Ölümü aydınlatan rapor, Lorca’nın ‘Franko’nun askerleri tarafından kurşuna dizildiğini ortaya koyuyor. Ünlü İspanyol Oyun yazarı ve şair Federico Garcia Lorca’nın 1936 yılında 38 yaşındayken İspanya İç Savaşı’nda tutuklanıp öldürülmesiyle ilgili yeni belgeler ortaya çıktı. Belgeler Lorca’nın yaşadığı Granada’daki askeri yetkililerin emirleriyle öldürüldüğünü ...

devamını okumak için tıklayınız

Mozart’ın İtalya seyahati ve Akademi’ler III

Mozart'ın İtalya seyahati ve Akademi'ler III

Wolfgang Amadeus Mozart'ın (1756-1791) henüz 14 yaşındayken, babası ünlü keman pedagogu, besteci ve konzertmeister (başkemancı), Leopold Mozart ile İtalya'ya yaptığı seyahat sırasında(12 Aralık 1769- 28 Mart 1771), müzik kültürünü destekleyen ve geliştiren, kilise ve konservatuvar dışında, çok önemli farklı kurumlar da vardır. Bunlar, kilise ve konservatuvarlar dışında, aristokrasi'nin müziğin gelişimine ...

devamını okumak için tıklayınız

Çağrı – Bertolt Brecht

Çağrı - Bertolt Brecht

ÇAĞRI Doğrudur yıldırımın düştüğü, yağdığı yağmurun, Bulutların rüzgarla sökün ettiği. Ama savaş öyle değil, savaş rüzgarla gelmez; Onu bulup getiren insanlardır. Duman tüten topraktan bahar boyunca, Dökülüp yükselir birden gökyüzü. Ama barış ağaç değil, ot değil ki yeşersin: Sen istersen olur barış, istersen çiçeklenir. Sizsiniz uluslar, kaderi dünyanın. Bilin kuvvetinizi. Bir ...

devamını okumak için tıklayınız

‘Bu cinayetleri işlemeyeceğime göre istifamı kabul buyurun!

‘Bu cinayetleri işlemeyeceğime göre istifamı kabul buyurun!

1915 cehenneminde Ermenileri korumak için İttihat Terakki yönetimine karşı çıkmaya cesaret edenlerden biri de Kütahya Mutasarrıfı Faik Ali Ozansoy’du. Ari Şekeryan “Kurtaranlar” dizisinde Ozansoy’un bu mücadelesine ve Ermenilerin ona nasıl teşekkür ettiğine ışık tutuyor. O toplar öldürecek bir hayat arar… Asker Veya muhâbir ve şâir, kadın, çocuk, hasta Vazifesinde mi? Hatta ...

devamını okumak için tıklayınız

Propaganda Çağı – Anthony Pratakins, Elliot Aronson

Propaganda Çağı - Anthony Pratakins, Elliot Aronson

"Propaganda Çağı'nın Anthony Pratakins ve Elliot Aronson adlı yazarlarının şu ilginç gözlemi modern toplumu anlamamızı kolaylaştırır: Amerikalılar dünya nüfusunun yüzde 6'sını oluşturuyor ve bu nüfus uyanıkken zamanın yarısını kitle iletişim araçlarına angaje geçiriyor. Çağımıza ve kültürüne mahkûmuz. Çağımızın reklam ve propaganda çağı olduğu apaçık; modern ve kapitalist kültürü propaganda ve reklamsız ...

devamını okumak için tıklayınız

Bilimin Öyküsü – William Bynum

Bilimin Öyküsü - William Bynum

Bilim harikadır. Bize uzayın sonsuz alanlarını, en küçük canlı organizmaları, insan bedenini ve yeryüzünün tarihini anlatır. İnsanlar tarih boyunca bilimle uğraştılar; dünyayı anlamak istediler. Antik Yunan filozoflarından Einstein, Watson ve Crick'e ve bugünün bilim insanlarına kadar; kadınlar ve erkekler hep merak ettiler, incelediler, deney yaptılar, hesapladılar ve bazen öyle sarsıcı ...

devamını okumak için tıklayınız

Almanya’nın 1915 olaylarındaki rolü ne?

Almanya'nın 1915 olaylarındaki rolü ne?

1915 yılında Anadolu Ermenilerinin yaşadığı katliamlar ve tehcir konusu Almanya'da, o dönemde Osmanlı İmparatorluğu'nun müttefiki olarak Anadolu'da görev yapan Alman subay ve diplomatlarının olaylarda oynadığı rol üzerinden tartışılıyor. 1970'li yıllardan beri Almanya'da yaşayan araştırmacı yazar Serdar Dinçer, bu konuda en kapsamlı araştırmalardan birini yaptı. Dinçer ilk kez konuyu Almanya Dışişleri ...

devamını okumak için tıklayınız

Özgürlük ve Yabancılaşma – Yuri Davidov

Yuri Davidov ‘Özgürlük ve Yabancılaşma’ eserinde, “doğa ve toplum”, “yabancılaşma’nın kölesi özgürlük”, “işbölümü ve özgürlüğün bölünüşü” ve “herkes için özgürlük zorunluluğu” bölümleri altında incelediği özgürlük ve yabancılaşma sorununun yetkin bir tarihsel-diyalektik çözümlemesini getiriyor.
Yuri Davidov?un Özgürlük ve Yabancılaşma kitabına çok eski bir yılan hikâyesi ile başlar. Okyanusta her nasılsa bir gemi alabora olup içindekilerle beraber batıyor. Biri dışında yolcuların tümü okyanusun dibini boylamıştır. O biri boş bir fıçı veya tahta parçasına sıkı sıkı tutunmuştur. Hayatta kalmak için var gücünü kullanıyor, derken ıssız, hiç bir insanın yaşamadığı küçük bir adacığa yetişiyor güç bela. Yorgunluktan tükenmiştir.
Ne bulduysa yeyip karınını doyurduktan sonra dinlenmek için bir mağaraya çekiliyor. Uyku basıyor. Uyur uyanık halde, ağırlığın üstüne çöktüğü anda birden mağaranın kapısından kocaman bir yılanın süzülerek ona doğru gelmekte olduğunu dehşetle fark ediyor. Ödü kopuyor; uyuşuyor bütün sinirleri. Yılan bu! Ne yapabilir ki? Bir şey yapmıyor, yapamıyor, onu ürkütecek en küçük bir hareket yapmadan olduğu yerden, korku içinde, üzerine doğru gelmekte olan yılanı süzüyor. Hayvan işinin kolay olduğunu anlıyor ve köşeye büzüştürdüğü hedefine usulca ilerliyor. Burnunun dibine kadar yaklaşmış olan yılanı rahatsız edecek bir tepki bile gösterecek gücü yok hala. Yılan adamımızın burnunu dudaklarını şöyle bir yokladıktan sonra kafasını açık olan ağzından içeri sokuyor, oradan boğazına; sonra aşağı inerek midesine iniyor.Orada oturuyor. Adamın midesi yılanın kocaman gövdesiyle doluyor. Yılan! İçimde ? Dehşet içindedir. Ama bağıramıyor, kusamıyor, yılanı rahatsız edecek en en küçük bir harekette bulunamıyor.
Yılan adamı yatıştırmak için midesinden sesleniyor: Korkmana gerek yok. İstediklerimi yaptığın sürece sana dokunmayacağım, diyor.Şimdi rahat uyuyabilirsin.
Uyumak mı!!! Nasıl? İstekleri nedir ki bir yılanın?
Yılan yine sesleniyor: Sen merak etme. Sırası geldiğinde ben sana söylerim.
Sırası mı!!! Bir yılanın isteklerinin sırasını kim bilebilir ki?
Yılan buyuruyor:
– Hadi şimdi kalk ve güneşe çık!Üşüdüm.
Dışarısı yanıyor. Adam ayaklarını bile yere basamıyor sıcaktan.
Yılan:
– Öyle oraya değil; şu kızgın kumların üstüne şöyle yayılıver bakalım.Evet, hayır..Hah işte tam öyle..şimdi yayıl.Yüzün güneşte olsun!
– Acıktım. Kuş eti..
– Sıkıldım. Koş biraz kıyı boyunca!…
– Canım süt çekti.Şu ağacı taşla; çık hindistan çevizi kopar.İn! Yat yayıl.Kalk! Koş! Otur! Kalk! Getir!Götür!Sallanma! Geğirme! Öksürme….
Adam artık yılanın isteklerinin emrinde kendi insani davranışlarını giderek unutuyor.Kendine özgü istekler,ihtiyaçlar, hoşlantılar, lezzet siliniyor.İçindeki iradenin istekleri, ihtiyaçları, hoşlantı ve lezzeti onun biyolojik avuntusu olmaya başlıyor.İrade yılandır. Yılan gibi tıssslarken artık hoşuntluğunu saklamıyor. Sıcaktan hoşlanıyor, gün boyu, yüzü yakıcı güneşte sırt üstü uzanarak kaslarını pişiriyor kumda!
Bir sabah, alışılmış halinden farklı bir kımıltının, bir hareketlenmenin midesinde dönmeye başladığını farkediyor; yine dehşet içinde:
– Halbuki yanlış hiç bir şey yapmadım bugüne kadar; nedir bu? diye söyleniyor kendi kendine.
Yılan midede gerinerek yukarı çıkmaya başlıyor. Adam, içinde gerinerek çıkmakta olan yılanın amacını bilmediğinden korkuyla merak içinde bekliyor.
Yılan boğazdan yükseliyor ağıza; oradan kafasını dışarı çıkarıyor ve ağır ağır aşağı iniyor. Bir süre sonra kuyruğuna kadar ağızdan dışarı çıkıyor ve akarak ileriye doğru mağaranın dışına gidiyor, gözden kayb oluyor. Adam yaşadıklarına ve gördüklerine inanamıyor. Şoktadır. Panik halinde karnını, midesini yokluyor elleriyle. Evet. Karnı boş! Bom boş! Gerçekten yılan gitmiş! Yok. Derin bir oh çekiyor.Yılandan kurtulmuştur.
İçindeki tehdit çekip gitmiş olduğundan artık kendini güvencede hissediyor.Bu güven duygusuyla ve sevinçle dışarı, mağaranın kapısına çıkıyor.O geniş, büyük dünyaya! Ama hepsi bu kadar.İçindeki büyük boşlukla bu dünyayı görüyor, ama ne yapacağını, nasıl davranacağını, nereye yöneleceğini bilmiyor:unutmuştur her şeyi. Bir şok daha iniyor benliğine; panik içinde bocalamaya başlıyor durduğu yerde… Emredici irade bırakıp gitmiştir onu; artık ne kendi iradesi ne de onun yerine yıllarca oturttuğu başka irade var. Özgür olduğunu sandığı anda,oluşan ve doldurulamayan boşluğun bir daha yeşermemek üzere özgürlüğü tükettiği gerçeğiyle yüzleşiyor. Ama artık yapabilecek bir şey de yok…

 

“…İnsanın özgürlüğünün boyutları, onun kendi insan doğasının, kendi özünün zorunluluklarına bağlıdır.
…İnsanın yasamla ilgili bildirimleriyle onun özü, ‘insan doğası?nın zorunlulukları arasındaki uyum, ancak insanin hem doğal hem de toplumsal varlık koşulları üzerindeki egemenliği durumunda sağlanabilir. Çünkü içinde insanin yasam etkinliğini gerçekleştirdiği biçim, onun bu koşullara olan üstünlüğüne bağlıdır.”
Marksist felsefenin yabancılaşma boyutu üzerinde açımlayıcı bir çalışmanın ürünü olan Yuri Davidov’un bu kitabı, bilim çevrelerinde büyük bir ilgi uyandırmış, birçok dillere çevirisi yapılmış, bu konuda başvurulacak temel yapıtlar arasında yerini almıştır.

 

Özgürlük ve Yabancılaşma Yuri Davidov
Çeviren: Sargut Sölçün
Yayınevi: Bilim ve Sosyalizm Yayınları
Basım yeri ve yılı: Ankara, Aug. 1997
Sayfa: 155

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>