Cadı Kazanı – Arthur Miller

cadi-kazani1692 yılında ABD’nin Salem kentinde cadılıkla suçlanan bir grup insan, mahkeme kararıyla idam edilir. Cadı Kazanı, zulmün ve şiddetin doruğa çıktığı bu dönemi anlatır. Anlatılanlar, özgür düşünceye yaşama hakkı tanımayan birtakım bağnaz Hıristiyan’ın, dini inançları kullanarak, toplumsal düzeni ve hukuku ele geçirmelerinin ibret dolu hikâyesidir. Arthur Miller (1915-2005), insanlık tarihinin gördüğü bu en korkunç ve unutulmaz olayı sahneye taşıyarak, 1950’lerin ABD’sinde, çok sayıda sanatçı ve entellektüelin yaşamlarım karartan McCarthy dönemine kalıcı ve çarpıcı bir eleştiri yöneltmek istemiştir.

devamını okumak için tıklayınız

İnsanlar; neyin değerli, neyin onurlu, neyin gerçek olduğu gibi soruların yanıtlarını bulmak için fiyat listesine bakmaktadırlar

Katı Olan Her Şey BuharlaşıyorNihilizm sorunu Marx’ın, bir satırında şöyle ortaya çıkar: “Burjuvazi her türlü kişisel onur ve saygınlığı değişim değeri içinde eritti; insanların uğruna savaştığı tüm özgürlüklerin yerine ilkesiz bir tek özgürlüğü koydu: serbest ticaret.”!

Burada ilk önemli nokta piyasanın modern insanların iç yaşamları üzerindeki müthiş etkisidir:
İnsanlar sadece ekonomik soruların değil, metafizik soruların -neyin değerli, neyin onurlu, hatta neyin gerçek olduğu gibi soruların- yanıtlarını bulmak için de fiyat listesine bakmaktadırlar.

devamını okumak için tıklayınız

Filme çekilen Franz Kafka’nın Dönüşüm adlı öyküsünü izle

dönüşüm kafkaFranz Kafka’nın 1915 yılında yayımlanan ve yükte hafif, içerikte epeyce ağır öyküsü Dönüşüm (diğer adlarıyla Değişim ve Metamorfoz), 1975 yılında Çek Yönetmen Jan Němec ve 1983 yılında ise Fransız Yönetmen Jean-Daniel Verhaeghe tarafından filme çekildi.

devamını okumak için tıklayınız

Kuyucaklı Yusuf’un 1937 yılında “halkı aile hayatı ve askerlikten soğuttuğu” gerekçesiyle toplatılması

Kuyucaklı YusufKuyucaklı Yusuf, 14 Haziran 1937’de Cumhuriyet Müdde-i Umumiliği İkinci Tetkik Dairesi 937/176 sayılı iddianamesinde yer alan “halkı aile hayatı ve askerlikten soğuttuğu” gerekçesiyle toplatılmış, Sabahattin Ali romanı yazmak. Remzi Bengi, Karabet Fikri ve Kenan Yusuf Sertel de kitabı satmak nedeniyle suçlanarak mahkemeye çağrılmıştır.

7 Ekim 1937’de İstanbul Birinci Asliye Ceza Dairesi nde görülen davada üç bilirkişinin raporuna başvurulmuştur. İlki o tarihlerde Maarif Vekâleti Müfettişi olan Reşat Nuri Güntekin’dir.

devamını okumak için tıklayınız

Kafka, küçük adımlarla yürür. Adımını attığı yerde, zeminin sağlam olmadığını hisseder

edebiyatçılar ÜzerineKafka’da edebiyatçılığın her tür kibri eksiktir; o, asla övünmez, övünmeyi bilmez. Kendini küçük görür ve küçük adımlarla yürür. Adımını attığı yerde, zeminin sağlam olmadığını hisseder. O, insanı taşımaz; onun yanında olunduğunda insanı hiçbir şey taşımaz. Böylece edebiyatçıların kandırmacasına ve böbürlenmesine düşmez. Çok iyi hissettiği edebiyatçı ihtişamı onun kendi sözlerinde yok olmuştur. Onunla küçük adımlar atmak ve alçakgönüllü olmak zorundasınızdır.

devamını okumak için tıklayınız

Kendinize ihanet etmeseniz, sizi öldüren bu katilin yardakçısı olmasanız ve sizi yağmalayan bu hırsıza yataklık etmeseniz o ne yapabilir?

Gönüllü Kulluk ÜzerineZavallı sefil insanlar, akılsız halklar, kötü durumlarında kalmak için direnen ve iyiliklerini göremeyen uluslar! Sizler gözünüzün önünde, en güzel ve en parlak kazançlarınızın götürülüşüne, tarlalarınızın yağmalanmasına, evlerinizin ve eşyalarınızın çalınmasına seyirci kalıyorsunuz. Öyle bir yaşam sürüyorsunuz ki, hiçbir şeyin size ait olduğunu söyleyebilecek durumda değilsiniz. Şimdi, mallarınıza, ailelerinize ve yaşamlarınıza yarım yamalak bile sahip olmak, size büyük bir mutluluk gibi gözüküyor. Tüm bu zarar, bu kötülük, bu yıkım size düşmanlardan gelmiyor; hiç kuşkusuz tek bir düşmandan, yani öylesine yücelttiğiniz, uğrunda cesaretle savaşa gidip kendinizi ölüme atmaktan çekinmediğiniz o kişiden geliyor.

devamını okumak için tıklayınız

Costa Gavras Sıkıyönetim filmini izle

costa gavras1969 Uruguay yarı-askeri diktayla yönetilmektedir. Devrimci gerillalar CIA’in Uruguay’daki en önemli adamını, Philip Mike Santore’yi kaçırmıştır. Gerillarlar Santore’yi sorgulamaya başlarlar. Görünüşte bu adam Uluslararası Kalkınma Örgütü’nün bir ‘uzman’ı olarak çalışmaktadır. Uzmanlık konusu istihbarat ve iletişimdir, hem polis merkezinde hem de ABD elçiliğinde bir bürosu bulunmaktadır.

devamını okumak için tıklayınız

Romalılar tarafından şehirleri yakılıp yıkılan Numantialıların destansı direnişi

hayvanlardan_tanrılara_-_sapiensROMALILAR YENİLMEYE ALIŞIKTI. Tarihteki çoğu büyük imparatorluğun yöneticileri gibi üst üste pek çok muharebe kaybedip yine de savaşı kazanabiliyorlardı. Aldığı darbeyi hazmedip ayakta kalamayan bir imparatorluk zaten imparatorluk sayılamaz. Fakat Romalılar bile MÖ 2. yüzyılda kuzey Iberya’dan gelen haberleri kolayca hazmedemezdi. Adanın yerlisi Keltlerin yoğun olarak bulunduğu Numantia adındaki küçük ve önemsiz bir dağ kasabası, Roma boyunduruğundan kurtulmaya cüret etmişti.

devamını okumak için tıklayınız

Buda: Korku içinde yaşıyoruz, bu da yaşamıyoruz demektir.

Var Olma EğilimiGeç kazanılmış bir şey olan süre algımıza dokunmadan önce, korku bizim uzanım duygumuza, dolaysıza, sağlamlık yanılsamasına saldırır: Mekân azalır, uçup gider, hava gibi hafif, saydam olur. Yerini korku alır, bu korku genişler ve onu kışkırtan gerçekliğin, ölümün yerine geçer. Tüm deneyimlerimiz; özerk bir gerçeklik haline getirilmiş, bizi sebepsiz bir ürperti, nedensiz bir titreme içine kapatan, bir gün… öleceğimizi unutma tehlikesiyle bizi baş başa bırakan bu korku ile ben’imiz arasında bir değişime indirgenmiş olur. Korku özsel kaygımızı ne eritmek ister ne de tüketmek, ancak içimizde bir eğilim gibi sürdürdüğümüz ve yalnızlığımızın merkezine yerleştirdiğimiz ölçüde korku kaygımızın yerini almakla tehdit eder.

devamını okumak için tıklayınız

Stefan Zweig: Sevgili Maksim Gorki, toplum nasyonalist çılgınlığın peşinden gidiyor

dostlarla_mektuplaşmalar_-_stefan_zweigSalzburg, 26 Eylül 1923
Kapuzinerberg 5

Sevgili, Büyük Maksim Gorki,

Şu anda elimde mektubunuzu ve çok değerli müsveddelerinizi tutuyorum. Mektup, sansürden geçmiş olduğu için biraz geç geldi. Şimdi size nasıl teşekkür edeceğimi bilmiyorum. Çalışmalarım üzerine övgüleriniz beni utandırmıyor değil. Kendimi henüz o kadar deneyimli kabul etmiyorum, kimi öykülerimde psikolojiye gereğinden fazla yer verdiğimi de biliyorum.

devamını okumak için tıklayınız

İstanbul Kimin Şehri? Hazırlayanlar: Dilek Özhan Koçak, Orhan Kemal Koçak

İstanbul Kimin ŞehriBir dönemin “Başka İstanbul Yok!” sözü, öyle görünüyor ki yerini “Bu İstanbul’da kaç İstanbul var?” şaşkınlığına bıraktı. Kent büyük bir hızla genişlerken sınıf ve zenginlik, etnisite, cinsiyet ve yaşam tarzı temelinde farklılaşan kentlilerin her birinin kendi kişisel deneyimlerinden kaynaklanan farklı İstanbul’lar beliriyor. Sırrına eremeyeceğimiz duygusu veren, hem üst üste binmiş hem içe içe geçmiş, büyük bir karmaşıklık ve çeşitlilik var karşımızda; biz onu anlamaya çalışırken de değişmeye devam ediyor. Kitap bunun bilincinde olarak “İstanbul kimin şehri?” sorusu etrafında farklı disiplinlerden yararlanan bir dizi makaleyi biraraya getiriyor.

devamını okumak için tıklayınız

Var Olma Eğilimi – Emil Michel Cioran “En büyük evet, ölüme evettir”

Var Olma EğilimiEmil Cioran bu kitabı oluşturan on bir bölümde ölüm gerçekliğini inkâr etmeden var olma eğilimi, “soluğu kesilmiş bir uygarlık” olarak Batı, sürgün, yazgı, roman ve başka konularda kendine özgü keskin gözlemlerini her zamanki şaşırtıcı üslubuyla bir araya getiriyor.
Hayat için öldürücü, özü itibarıyla tahrip edici olan bir bilgi vardır. Bu kitaptaki metinler işte bu bilgiden yola çıkıyor ama aynı zamanda ondan kopuyor; kendilerini bir dizi şaşkınlık ifadesi, bir kasılmanın anlatımı olarak sunuyorlar. “Olmak” ile “bilmek” arasında kalan yazar sonunda olmayı seçiyorsa, kendisine karşı, kendi kesinliklerine karşı düşünmeye idmanlı olduğu için seçiyor: Kasılmayı bu defa kendi içine, ta en derinine yerleştiriyor.

devamını okumak için tıklayınız

This site is protected by WP-CopyRightPro