Puşkin’i nasıl anlatmalı? – Ataol Behramoğlu

puşkinYapıtlarının tümünü asıllarından ve birçok kez okuduğum, Türkçede iki kalın cilt tutan anlatı (roman-öykü) türünde yapıtlarını birkaç yıl emek vererek dilimize çevirdiğim, yani üstünde yoğun biçimde kafa yorduğum Aleksandr Puşkin üstüne yazmak bana her zaman güç gelmiştir… Rus edebiyatının herhangi bir baş­ka yazarı üstüne, Gogol, Dostoyevski, Turgenyev, Çehov, Tolstoy vb. konusunda sanki daha kolaylıkla yazılabilirmiş duygusu var içimde… Onların yaşam süreçlerini ve yapıtlarındaki ana özellikleri bir tanıtma yazısı içinde özetlemek sanki daha kolay… Nereden geliyor bu duygu? Söz konusu yazarlar Puşkin’den daha mı az de­ğerliler? Hiç kuşkusuz, söylenemez böyle bir şey… Ondan daha mı az yazmışlar, ya da daha mı az yoğun yaşamışlar? Böyle bir şey de söz konusu değil… Yukarda adını ettiğim yazarların her birinin toplu yapıtları Puşkin’inkinden daha çok sayfa tutar. Ve her birinin ya­şamı, Puşkin’inkinden daha az yoğun ya da trajik değildir. Öyleyse Puşkin üstüne konuşma zorluğu nereden kaynaklanıyor?

Kafka’da kişilik ve işçi sınıfı

KafkaKİŞİLİK VE İŞÇİ SINIFI
Çağımız insanının temel sorunu, yani yabancılaş­mayı aşmak için birey ile toplumun, Ben ile dış dünyanın birleştirilmesi, Kafka’nm yapıtlarının çekirde­ğini oluşturur. Bir toplum teki niteliğiyle, umutsuz bir bireysel başkaldırıyla yabancılaşmış bir dünyanın kar­şısına dikilmek değil, bir yere alınabilmek, bir topluma ait olmak, böylece de korkudan, yalnızlıktan kurtulmak, Kafka’nm yıkılması olanaksız tutkusudur. Milena’ya yazdığına göre «her şeyi kapsamına alan» korkusu, «belki yalnızca korku değildir, korku uyandırı­cı ne varsa tümünden güçlü olan bir şeye duyulan özlemdir…»

“Dostoyevski’ye ölüm cezası verilmiştir.” 22 Aralık 1849

dostoyevskiDarağacı
21 Aralık 1849, tutukluların kendilerine verilen cezadan henüz haberleri yoktur. Artık sorguya çekilmiyorlar. Her çeşit kesin bildiri yasaktır. Yakında bırakacaklar mı acaba?
22 Aralık, sabahın saat altısına doğru genç adamlar, gittik­çe yaklaşan bir uğultuyla uyandılar. Emirler. Ökçelerin şakırtıları.
Bir bacağa çarpan kılıç kınının çınlaması. Kilit içinde bir anahtar dönüyor. Kapı açılıyor. Bir jandarma subayıyla, cezaevi müfettişi hücreye giriyorlar, tutuklulara sivil giysilerini veriyorlar.
Sonra “Petraçevskiciler” birer birer çıkış kapısına doğ­ru götürülüyorlar.

George Thomson: Yeniden yaratı­lacak şiir nasıl olmalı?

George ThomsonGELECEK
Kapitalist düzende ozanın toplum içindeki yeri değişmişti. Shakespeare Leicester kontuna bağlıydı. Ailesi ve dünya görüşüyle burjuva olsa bile, toplumdaki yeri bakımından derebeylik düzenine uyuyordu. Oysa Milton, Cromwell zamanındaki İngiliz cumhuriyetinde yıllarca görevli olarak çalışmış, Cromwell’e dış işleri bakanlığı etmişti. Toplum içindeki yerine göre de burjuvaydı.

Asker Kaçağı / Savaşa Karşı Bilimkurgu Öyküleri – Philip K. Dick

Asker KaçağıSavaşa ve militarizme karşı bir öyküler derlemesinin bilimkurgu alanından seçilmesinin anlamı nedir? Edebiyatta bilimkurgu dışında da anti-militarist olunabilir kuşkusuz. Ancak bilimkurgunun büyük bir avantajı var: Gündelik yaşamımıza sorgulanmaz bir biçimde yerleşmiş olan savaşperverliği, militarizmi, üniforma, emirkumanda ve daya biçiminde bir parçamız olan askerliği doğası gereği, çok daha rahat bir biçimde yadırgatabilir bilimkurgu. Bunu bir robotmasalı biçiminde yapabilir, asker kafasıyla açık açık dalga geçebilir, ya da beraberce kendi gezegenlerine ihanet ederek ölümü seçen bir Arzlı’yla tonlarca ağırlıkta bize şekilsiz görünen bir Jüpiterli’nin acıklı öyküsünü anlatabilir. Militarizmin insani değerlere yaptığı tahribatı bütün şairlerin yok olduğu bir dünyadan daha iyi ne anlatabilir? Bugün farkına bile varmadan kabullendiğimiz birçok ufak tefek politik kararın yarın yol açacağı sonuçları, geleceğe gidip “yerinde ve zamanında” görmekten daha iyi ne sokabilir kafamıza?

Eren Aysan: ‘Bize nasip değil imiş ecelinen ölmek…’

behçet-eren-aysanEREN AYSAN – Babası Behçet Aysan’ı Sivas Katliamı’nda yitiren yazar

Çok uzun yıllar önceydi. Artık eskisi gibi hatırlamıyorum. Belki de unutmak istediğimden… Daha fazla acı çekmemek için. Ama zorlayınca bütün ayrıntılar ince işlenmiş bir resim gibi yerini buluyor. Sonra öylece kalakalıyorum. En azından hâlâ öylece kalabiliyorum. Bu, iyi bir şey… Nefes aldığımı duyumsatıyor bana. Bundan sonrası boşluk… Koca koca bulutlar geçiyor gözlerimin önünden. Onları aralamaya çalışınca boğazım düğüm düğüm oluyor, ağlıyorum. Başlangıçta o düşsel büyük tabloda babam yok. Hatta ilk aşamada zihnimde görüntü de yok. Ama soğukluğunu günbegün hissettiren derin bir duygu var: Korku… 2 Temmuz gecesi semah ekibinde on altı çocuğun yanarak öldüğünü öğrendiğim andayım şimdi. Ağır acıyla birleşen derin bir ‘geleceksizlik’ kaygısıyla kavruluyorum önce. Dişlerimi sıkıyorum. Canım ülkemde yaşamaya devam edeceğim, her şeye rağmen. Bizi karanlığa boğmak istemelerine rağmen…

Sivas’ta katledilen Uğur Kaynar’ın çantasından çıkan şiir…

ugur kaynarUğur Kaynar, Sivas’ın Zara ilçesinde doğmuştu. Ankara’da kurduğu “Elyazıları Yayıncılık”ta, şairlerin kendi elyazılarıyla yazdıkları şiirleri basıyordu. Pir Sultan Abdal Şenliği için doğduğu yere, Sivas’a giderken, yanından hiç ayırmadığı, âdeta kişiliğiyle özdeşleştirdiği askılı deri çantası da omzundaydı. Katliamdan birkaç gün sonra bulundu deri çanta. içinden, yazdığı son şiir çıktı:

Bir İnsan Ömrünü Neye Vermeli – Hasret Gültekin (kendi sesinden)

hasret gültekinBir insan ömrünü neye vermeli
harcanıp gidiyor ömür dediğin
yolda kalan da bir yürüyen de bir
harcanıp gidiyor ömür dediğin

Zülfü Livaneli: En hayırlı evlatlarını yiyen bu ülkede bir gözüm gülerse öteki ağlıyor. Engel olamıyorum.

metinaltiokMetin Altıok – Zülfü Livaneli
Bir şeyi fark ettim: Dostum Metin Altıok üzerine yazı yazmak çok zor geliyor bana. Bir türlü elim varmıyor.
Bunun nedenini merak ettim; üzerinde çok düşündüm ve sonunda buldum ki, ben, Metin’i bir türlü solgun bir anıya dönüştürmeyi başaramamışım. Ne öldüğünü kabul edebiliyorum, ne artık var olmadığını.

Metin Altıok’u, kızkardeşi anlatıyor: “Biz hiç çocuk olmadık.”

metin_altıokTavanarası – Meral Altıok
Yazmak hiç bu kadar zor gelmemişti bana. Belki de yazacaklarımın çok acı vereceğini bildiğim için. Günlerdir birlikte yaşadığımız mutlu bir çocukluk anımızı hatırlamaya çalışıyorum. Üzgünüm ama bulamıyorum.
Biz hiç çocuk olmadık. Ağbi-kardeş hiç oynamadık. Biraz aramızdaki yaş farkından, biraz annemiz yüzünden. Kısacası, mutsuz bir ailede, hüzünlü bir çocukluğu paylaştık seninle.

Bu Kekre Dünyada – Metin Altıok (Piyanoda Fazıl Say, Vokalde Serenad Bağcan)

Bu Kekre Dünyada 
Sevgilim,
Bak geçip gidiyor zaman,
Aşındırarak bütün güzel duyguları,
Bir yarım umuttur elimizde kalan,

Sessizlik Kulesi – Ergün Doğan

sivas katliamı

Bu şiir, Sivas Katliamı’nın 10. Yıl Anısına Pir Sultan Abdal Derneği’nin düzenlediği şiir yarışmasında birincilik ödülüne değer görülmüştür.

SESSiZLiK KULESi (1)
simya ve civayla giriyoruz hayata
şakaklarımızda zonklayan bir mayayla
kor ve ateşle küllenen yazgımızla
kabzasında saklı tabutunu taşıyan
yanağı keskin yırtıcı mavzerler gibi

“… yok başka bir cehennem, yaşıyorsun işte…” Behçet Aysan (seslendiren: Ezginin Günlüğü)

Behçet AysanSesler ve küller
orada duruyorsun, fırtınalar tanığımdır
terkedilmiş
beyaz ve nazlı,

Aşık Ali İzzet Özkan hakkında bilgi – Ayhan Hüseyin Ülgenay

Aşık Ali İzzet ÖzkanAŞIK ALİ İZZET ÖZKAN

1902 Sivas/Şarkışla/Höyük doğumlu.Baba adı; Musa Ana adı;Kamer. Dedesi Palabıyık Mustafa isimli bir aşık. İğdecikli aşık Veli de annesinin akrabası. Babası köy muhtarı. Evli (iki kez) Birinci evliliğinden yedi çocuk babası. İkinci evliliğinden üç çocuk babası. Kırk torunu var.

Sadık Güvenç’in öykücülüğü üzerine

sadık güvençYazar ve edebiyat öğretmeni olan Sadık Güvenç’in öykücülüğü üzerine söyleşi ve imza günü etkinliği 25 Haziran 2016’da Ankara Nâzım Hikmet Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. Etkinliğe yazar ve şairler yanında okurlar da sıcak ilgi gösterdiler.

This site is protected by wp-copyrightpro.com