Deliliğin tarihi olarak roman: Elias Canetti – Körleşme

Gerçekliğe ulaşma ve bu yolda kullanılan bilimin, araç olmaktan çıkıp, amaç haline gelmesini temel konu edinen ‘Körleşme’, İkinci Dünya Savaşı ve sonrası gördüğümüz, bilimin ‘yok edici gücü’ de olabileceğini gösteren bir anıt-romandır. Elias Canetti’nin 1931’de yayımlanan eseri, yaklaşmakta olan Nazizmin alarm zili gibidir. Çeşitli yönlerden ve birçok disiplin açısından derin incelemelere konu olabilecek bir eser olan ‘Körleşme’de, Sinoloji Profesörü Peter Kien üzerinden incelediğimiz bilgi ve hakikate ulaşma arzusu yolunda, bizlere farklı uçlarda bulunan kişisel temsil özellikleri yüksek karakterler eşlik eder.

devamını okumak için tıklayınız

‘iPad küçük çocuklarda gelişimi engelleyebilir’

“Küçük yaşta bir çocuğu oyalamak için iPad kullanmak çocuğun davranışlarını kontrol yetisinin gelişmesini engelleyebilir.”
Boston Üniversitesi Tıp Fakültesi’den bir grup uzmanın yaptığı araştırma, ayrıca taşınır elektronik cihazların çok küçük yaştan itibaren yoğun şekilde kullanılmasının çocukların gelişimi ve davranışlarında tahminlerin çok ötesinde etkiler yapabileceğini söylüyor.

devamını okumak için tıklayınız

Sevgi Duvarı, Can yücel

Can Yücel, ilk kitabı ‘Yazma’yı yayımladığı 1950’den 12 Mart 1971 darbesine dek 20 yılı aşkın dönem, tam bir “suskun” bir dönem geçirdi. Ara verdiği şiire darbeyle birlikte yeniden dönüyor. Üç yıla (1973-76) üç kitap sığacaktır: ‘Sevgi Duvarı’ (1973); ‘Bir Siyasinin Şiirleri’ (1974); ‘Ölüm ve Oğlum’ (1976). Onun şiiri kısa bir sürede evrilme gösterir. Bu ilk kitap, bir bakıma, Can Yücel’in kültürel/düşünsel kaynaklarının yansılarını getirir. Ama onun asıl şiir ibresi, bugüne ulaşan soluklu sesi, ilk kez “Sevgi Duvarı” (1973) ile ortaya çıkar. “İkinci Yeni”nin etkin olduğu dönemde yeni, farklı bir ses olarak hemence belirir Can Yücel şiiri. 1960’lar, hapisli yıllar Can Yücel şiirinde bir değişim değil, bir açılım yaratır. Bunu kendisi şöyle dile getirir:

devamını okumak için tıklayınız

Kışın Bir Ağacın Binde Biri – Erik Stinus

“Korunması gereken, dünyaya açılan pencerem değil,
ama rüzgârdan ve yağmurdan tekrar yeşillenen dünyadır.?

Yazar Kemal Özer’in yorumuyla Erik Stinus’un, ‘Kışın Bir Ağacın Binde Biri’ adlı kitabı,
“Değerlerin oluşmasında, daha önce oluşmuş değerlere sahip çıkmak gereğine değinirken, öncelikle kendi edebiyat ortamımızı göz önünde bulundurmak elbet doğal. Ama onun kadar önem verilmesi gereken bir başka yönü daha var bu ortamın; o da, dünya edebiyatında oluşmuş değerleri tanımak, onlara sahip çıkmak. Özellikle Batı edebiyatının bizim sanat ortamımızda örnek alınmasının neredeyse bir geleneği bulunduğu göz önünde tutulursa.
Şiir üzerinden bakarsak, bu geleneğin her zaman bir kaynak olarak kullanıldığı görülür. 1980?den sonra ise, bu kaynak iyice öne çıkarılmış, oluşan değerleri yıpratmak, oluşacak değerleri belirlemek için

devamını okumak için tıklayınız

Yaşar Kemal (Zülfü Livaneli’nin Konuşması)

Yaşar Kemal bana edebiyatta, müzikte, resimde, hangi dalda olursa olsun oyun oynamamayı öğretti.
*
Bir roman dünyası yaratmak ve o dünyayı gerçeğinden ayırarak bir mikrokozmos haline getirip bu yolla bütün insanlığı anlatmak çok zor bir iştir.

—————————————–
Benim için Yaşar Kemal üstüne konuşmak çok zor. Çünkü kırk yıllık bir dostluğun anlatımı ayrı, Yaşar Kemal’in edebiyatını değerlendirmek ayrı. Dünyada onun yaşamına, hayatına tanıklık ettiğim kırk yılı anlatabilmek, bir toplantının sınırlarını çok aşar. Bu yüzden öncelikle, bir okuru olarak ondan söz etmek istiyorum.

devamını okumak için tıklayınız

Güney Eşkıyaları – Müslüm Kabadayı

Doktorlarının hastalığının ağırlaştığını açıkladığı bugünlerde, çağdaş destancılarımızdan Yaşar Kemal’in İnce Memed romanındaki kahramanlarla ilgili kimi açıklamaları da içeren aşağıdaki metni – kaybolduğunu sanıyordum – gün ışığına çıkarmak istedim. Üzerinde hiç işçilik yapmadan, ilk biçimiyle okurun değerlendirmesine sunuyorum. Umuyor ve diliyorum ki büyük anlatıcımız sağlığına kavuşur ve bu notlarda yazılanlarla ilgili düşüncelerini öğrenme olanağı buluruz.

devamını okumak için tıklayınız

Görünüre Dair Küçük Bir Teoriye Doğru Adımlar , John Berger

(*) “Bugün insanların içinde yaşadığı yalnızlığı kim önceden bilebilirdi? Her gün dünyaya ilişkin gövdesiz ve sahte bir imgeler ağı tarafından yeniden onaylanan bir yalnızlık. Ama imgelerin bu sahteliği bir hata değil. Eğer kâr peşinde koşmak insanlığın kurtuluşunun tek yolu olarak görülürse, gelir elde etmek mutlak öncelik haline gelirse, o zaman gerçekten varolanın itibar görmemesi, görmezden gelinmesi ve baskı altında tutulması gerekir. Bugün resim yapmak, yaygın bir ihtiyaca cevap veren bir direniş eylemidir ve umutlanmayı teşvik edebilir.”
(**) Güneşte çimenlere uzanmışsınız. Üstünüzde bir kayın ağacı. Hafif bir rüzgâr ince dalları sallıyor, yaprakları kıpırdatıyor. Uzaktan yaprakların bu sabit hareketi, ağacın yeşil fonunun önünde yeşil bir kar yağıyormuş hissini veriyor, tıpkı bir zamanlar gri sinema perdesi önünde gümüşi bir kar yağıyormuş hissine kapıldığımız gibi.
Yarı kapalı gözlerle yukarı bakıyorsunuz. Yarı kapalı çünkü dikkatle bakıyorsunuz. Bir dal diğerlerinden daha uzun. Üzerindeki yaprakları saymak olanaksız. Bu yaprakların hem arasında hem çevresinde gördüğünüz mavi gökyüzü, kelimelerin harflerinin arasından

devamını okumak için tıklayınız

Bilim ve Gelecek’in Şubat 2015 sayısı bayilerde!

NEDEN LAİK ve BİLİMSEL EĞİTİM?

Doç. Dr. Hasan Aydın / Modern Türkiye’nin bitmeyen sorunu: Dini-laik eğitim ikilemi. Genç Cumhuriyetten günümüze eğitim politikalarının serüveni. Dini eğitimin ve laik eğitimin amaçladığı insan tipleri

Beynin ve aklın evrimi
Prof. Dr. Mehmet Sakınç / Omurgasızlardan insana beynin 600 milyon yıllık öyküsü. Omurgalılarda ve memelilerde sinir sistemi ve beyin. Primatlardan insana giden yol ve aklın başlangıcı.

devamını okumak için tıklayınız

Osmanlı Ermenilerinin asimilasyonu

Taner Akçam, yeni kitabında Ermenilerin dininin zorla değiştirilmesi ve asimilasyon süreçlerini inceliyor. Kitapta Talat Paşa’nın ihtida edenlerin tehcirden muaf tutulması emrini daha sonra nasıl geri çektiği de anlatılıyor.

Taner Akçam bugün belki de Türkiye’nin en ihtilaflı meselelerinden biri olan “Ermeni Sorunu” ve bunun etrafında dönen tartışmalarla ilgili resmi Türk tarih tezini ciddi biçimde sorgulayan, onun tabularını zorlamaya çalışan biri. Bunu yaparken de biliminsanı olduğunu unutmadan, eleştirel bir tarih yazımı perspektifi içeren çalışmalara imza atan cesur bir tarihçi.

devamını okumak için tıklayınız

Depresyon beyni düş kırıklığına uğratıyor

Depresyondaki kişiler, duygusal iletileri, sağlıklı kişilere nazaran daha olumsuz yönden almaya eğilimlidir. Örneğin, üzgün bir yüze verdikleri tepki, mutlu bir yüze verdiklerinden çok daha fazladır. Bu önyargılı tepkilerin biyolojik bir açıklaması olabilir mi? Yeni yayımlanan bir çalışmada bir mekanizma belirlendiği gösterildi. Beynin çok önemli bir alanındaki alışılmadık kimyasal denge düş kırıklığı hissi yaratıyor olabilir.

devamını okumak için tıklayınız

Dil ve alet yapma becerisi karşılıklı mı gelişti?

İki buçuk milyon yıl önce Afrika savanlarında yaşayan atalarımız avladıkları hayvanları parçalamak ve etlerini kemiklerinden ayırmak için kırılıp yontulmuş taş aletler kullanıyordu. 700.000 yıl boyunca bütün kıtaya yayılan bu kasaplık teknolojisi, Berkeley’deki Kaliforniya, İngiltere’deki Liverpool ve St. Andrews Üniversitelerinin ortak araştırmalarının gösterdiği kadarıyla, insanın evrimsel gelişiminde temel güçlerden birisi olmuş.

devamını okumak için tıklayınız

Bazı kan grupları kalp krizi riskini etkiliyor mu?

Son yapılan araştırmalara göre, A, B ve AB kan gruplarındaki insanların, 0 kan grubundaki insanlara oranla kalp hastalıklarına yakalanma riski daha fazla. Fakat bu risk 0 kan grubundan başka kan grubuna sahip olan insanları endişelendirmemeli, çünkü kalp hastalıkları riskini azaltmak ve insan ömrünü tehdit eden faktörleri ortadan kaldırmak egzersiz ve sağlıklı yaşamla sağlanabilir.

devamını okumak için tıklayınız

Çalınmış vals – A. Ömer Türkeş

Antonio Skarmeta, Gökkuşağı Günleri’nde Şili tarihinde dönüm noktası sayılan bir süreci, Pinochet diktatörlüğününün sonunu getirecek olan halk oylaması sırasında cereyan eden olayları anlatıyor.

1988 yılındayız. General Augusto Pinochet’nin faşist askeri darbesinin üzerinden on beş yıl geçmiş ama muhaliflere yönelik baskılar, tutuklamalar, faili meçhul cinayetler sürüp gidiyor.

devamını okumak için tıklayınız

Mustafa Dağhan ve Tiyatrosu Anılar 1971 – Ayhan Hüseyin ülgenay

MUSTAFA DAĞHAN
01.01.1921 İzmir doğumlu.Evli, bir çocuk babası. Orta Okul mezunu. Film Oyuncusu, Film Rejisörü Asistanı, Film Seslendirme Sanatçısı, Tiyatro Oyuncusu, Tiyatro Oyunu Yazarı, Tiyatro Sahibi. Rejisör.

devamını okumak için tıklayınız

30 yazardan mutluluk üzerine

Hepimiz mutluluk ve mutsuzluk üzerine düşünmüşüzdür mutlaka. Bizi nelerin mutlu, nelerin mutsuz ettiğini tespit etmeye çalışmış, bu tespitlerden bazılarının tamamen bize özgü olduğunu, bazı noktalarda ise neredeyse tüm insanlığın uzlaştığını görmüşüzdür. Fakat edebiyatın belli başlı isimleri, bunlarla yetinmeyip, bir kavram olarak mutluluğu ve mutluluğun mümkünlüğünü de ele aldılar. ShortList’ten derledik:

devamını okumak için tıklayınız

İçimizdeki küçük hayır canavarı

Bu hafta Çikolata ile Mavibulut Yayıncılık’tan çıkan Hayır Hayır Bana Ne! isimli kitabı okuduk. Marie-Isabelle Callier’in yazdığı, Annick Masson’un resimlediği bu kitabın Türkçesi Acar Erdoğan’a ait. Hep hayır diyen bir karakterle, Selin’le tanıştık biz bu kitapta. Tanışmaz olaydık. Daha doğrusu ben tanışmaz olaydım.

devamını okumak için tıklayınız

En önemli 40 roman kahraman

İki ayda bir yayımlanan edebiyat dergisi Notos’un yarın yayımlanacak 50’nci sayısında (Şubat-Mart) roman kahramanlarına dair kapsamlı bir soruşturmanın sonuçları yer alıyor.

Derginin farklı bir başlık altında gerçekleştirdiği soruşturmasının bu yılki konusu, dünya ve Türk edebiyatının “en önemli roman kahramanları” oldu. 295 seçicinin önerdiği 367 isim arasından seçilen 40 kahramanın yer aldığı listenin ilk sırasında Suç ve Ceza’nın başkahramanı Rodion Romanoviç Raskolnikov yer alıyor.

devamını okumak için tıklayınız

Oğuz Atay bir gün Ahmet Cemal’i arar ve…

“Eğer Oğuz Atay diye bir yazar olmasaydı ve çevirmen Ahmet Cemal günlerden bir gün onunla tanışmasaydı, Körleşme diye bir roman dilimize belki de çok daha geç bir tarihte ve bir başkası tarafından çevrilecekti.” İşte Körleşme’nin keşfinin hikâyesi…

devamını okumak için tıklayınız

“Bir gün kazanacağız. Buna inanmamız gerek.” Bitmeyen kavga – John Steinbeck

“Artık uyumamız gerek Jim. Bu geceki olaylar olmasaydı bunu sana söylemeyecektim ama, hayır, kazanma şansımız olduğuna hiç inanmıyorum. Bu vadi iyice örgütlenmiş. Ateşe başlayacaklar ve olacaklardan paçalarını sıyırabilecekler. Hiçbir şansımız yok bizim. Gürültü koptuğunda buradakilerin çoğunun kaçacaklarına kalıbımı basarım. Ama sen bunları düşünme Jim. Bu iş burada olmaz, başka yerde olur. Günün birinde de başarıya ulaşacaktır. Bir gün kazanacağız. Buna inanmamız gerek.” Mac bir dirseği üzerinde doğruldu. “Buna inanmasaydık burada olmazdık. Doktor haklıydı, ama iltihap yatırılmış sermayedir. Bir mikrop var, bizi kemirdikçe kemiren bir mikrop. O iliklerimize kadar sinerek bizi öldürmeden önce biz onu kaldırıp atacağız. Buna inanmalıyız !

devamını okumak için tıklayınız

Kalp masajı insanı hayata döndürür mü?

Filmlerde çok görmüşüzdür: Yerde bilincini kaybetmiş halde yatan kişi üzerine eğilmiş biri elleriyle hastanın göğsüne bastırıyor, sonra ağzından ya da burnundan nefes üflüyor ve hasta öksürerek uyanıp gözlerini açıyor. Hasta kurtulmuş, biz de rahatlamış oluruz.

devamını okumak için tıklayınız