Yaşlanma fikrini bir türlü kabullenmeyen yazardan tembelliğe övgü

Marx’ın damadından tembelliğe övgü
Sabahın kör vaktinde, kulağınızın dibinde hiç durmadan çalmaya yeminli bir alarm sıcak yatağınızdan kalkmanız gerektiğini salık verip duruyor. Zoraki kalkıyor, alelacele evinizden çıkıp sıkış tıkış bir toplu taşıma aracına atlıyorsunuz. İşyerine geç kalma korkusuyla olacak, ayaküstü bir şeyler atıştırıyorsunuz ve nihayet karanlık çökene kadar çalışacağınız binadasınız. Eğer çok şanslı bir insan değilseniz, hayatınızın en az otuz yılında, haftanın altı günü, her sabah bu sahneleri yaşamak zorunda olacağınız kesin. Peki, insan bütün bu eziyet dolu sahnelere ne gibi bir sonuç umarak katlanır? 365 günlük bir yılda yaz aylarında alacağı bir haftalık tatil mi motive eder kişiyi ya da işçi maaşıyla kıt kanaat büyütülmüş çocukların, büyük adam olup bütün aileyi kurtaracağına duyulan inanç mı?

Cayır cayır bir yaşayışın öyküleri: Yetersiz Bakiye

Karin Karakaşlı, ‘Yetersiz Bakiye’yi kentin kaldırımlarında yazmış gibi, kalemle değil, adımlarla yazılmış gibi. Yaşamın, yaşama hakkının ve hatta birini herhangi bir sebepten ötürü sevebilme hakkının özüne ayakkabılarıyla giren bir kitap bu.

Yak Gitsin – Süleyman Deveci

Her gün rastladığımız insanların aslında ne kadar komik, ne kadar kinci, ne kadar sahtekâr, ne kadar cani, ne kadar talihsiz olduklarını biliyor muydunuz?

Herkesin birbirinden ilginç, dramatik, gülünç ya da ibretlik bir hikâyesi vardır…

‘Yak Gitsin’ insana dair, güldüren, düşündüren, kahreden ve ders çıkarılması gereken öykülerle dolu bir kitap.

1915’ten günümüze bir baba-kız hikâyesi

Yüz binlerce benzeri içinden bir hikâye. Benzerleri gibi, benzerlerine çok benzeyen; benzerleri gibi, benzerlerine hiç benzemeyen. Kum tanesi, kar tanesi…

“1915 Ahısdos 10’da, Çorerşadi [Çarşamba] gunu / 1915 senezinden 1919 kadar çekdiimler” diye başlayan bir yaşam öyküsü, hele ki bir Ermeni’nin kaleminden çıkmışsa, yaşadığımız topraklara dair ne çok şey anlatır. Her zamanki gibi, duymak isteyene tabii…

Deliliğin tarihi olarak roman: Elias Canetti – Körleşme

Gerçekliğe ulaşma ve bu yolda kullanılan bilimin, araç olmaktan çıkıp, amaç haline gelmesini temel konu edinen ‘Körleşme’, İkinci Dünya Savaşı ve sonrası gördüğümüz, bilimin ‘yok edici gücü’ de olabileceğini gösteren bir anıt-romandır. Elias Canetti’nin 1931’de yayımlanan eseri, yaklaşmakta olan Nazizmin alarm zili gibidir. Çeşitli yönlerden ve birçok disiplin açısından derin incelemelere konu olabilecek bir eser olan ‘Körleşme’de, Sinoloji Profesörü Peter Kien üzerinden incelediğimiz bilgi ve hakikate ulaşma arzusu yolunda, bizlere farklı uçlarda bulunan kişisel temsil özellikleri yüksek karakterler eşlik eder.

‘iPad küçük çocuklarda gelişimi engelleyebilir’

“Küçük yaşta bir çocuğu oyalamak için iPad kullanmak çocuğun davranışlarını kontrol yetisinin gelişmesini engelleyebilir.”
Boston Üniversitesi Tıp Fakültesi’den bir grup uzmanın yaptığı araştırma, ayrıca taşınır elektronik cihazların çok küçük yaştan itibaren yoğun şekilde kullanılmasının çocukların gelişimi ve davranışlarında tahminlerin çok ötesinde etkiler yapabileceğini söylüyor.

Sevgi Duvarı, Can yücel

Can Yücel, ilk kitabı ‘Yazma’yı yayımladığı 1950’den 12 Mart 1971 darbesine dek 20 yılı aşkın dönem, tam bir “suskun” bir dönem geçirdi. Ara verdiği şiire darbeyle birlikte yeniden dönüyor. Üç yıla (1973-76) üç kitap sığacaktır: ‘Sevgi Duvarı’ (1973); ‘Bir Siyasinin Şiirleri’ (1974); ‘Ölüm ve Oğlum’ (1976). Onun şiiri kısa bir sürede evrilme gösterir. Bu ilk kitap, bir bakıma, Can Yücel’in kültürel/düşünsel kaynaklarının yansılarını getirir. Ama onun asıl şiir ibresi, bugüne ulaşan soluklu sesi, ilk kez “Sevgi Duvarı” (1973) ile ortaya çıkar. “İkinci Yeni”nin etkin olduğu dönemde yeni, farklı bir ses olarak hemence belirir Can Yücel şiiri. 1960’lar, hapisli yıllar Can Yücel şiirinde bir değişim değil, bir açılım yaratır. Bunu kendisi şöyle dile getirir:

Kışın Bir Ağacın Binde Biri – Erik Stinus

“Korunması gereken, dünyaya açılan pencerem değil,
ama rüzgârdan ve yağmurdan tekrar yeşillenen dünyadır.?

Yazar Kemal Özer’in yorumuyla Erik Stinus’un, ‘Kışın Bir Ağacın Binde Biri’ adlı kitabı,
“Değerlerin oluşmasında, daha önce oluşmuş değerlere sahip çıkmak gereğine değinirken, öncelikle kendi edebiyat ortamımızı göz önünde bulundurmak elbet doğal. Ama onun kadar önem verilmesi gereken bir başka yönü daha var bu ortamın; o da, dünya edebiyatında oluşmuş değerleri tanımak, onlara sahip çıkmak. Özellikle Batı edebiyatının bizim sanat ortamımızda örnek alınmasının neredeyse bir geleneği bulunduğu göz önünde tutulursa.
Şiir üzerinden bakarsak, bu geleneğin her zaman bir kaynak olarak kullanıldığı görülür. 1980?den sonra ise, bu kaynak iyice öne çıkarılmış, oluşan değerleri yıpratmak, oluşacak değerleri belirlemek için

Yaşar Kemal (Zülfü Livaneli’nin Konuşması)

Yaşar Kemal bana edebiyatta, müzikte, resimde, hangi dalda olursa olsun oyun oynamamayı öğretti.
*
Bir roman dünyası yaratmak ve o dünyayı gerçeğinden ayırarak bir mikrokozmos haline getirip bu yolla bütün insanlığı anlatmak çok zor bir iştir.

—————————————–
Benim için Yaşar Kemal üstüne konuşmak çok zor. Çünkü kırk yıllık bir dostluğun anlatımı ayrı, Yaşar Kemal’in edebiyatını değerlendirmek ayrı. Dünyada onun yaşamına, hayatına tanıklık ettiğim kırk yılı anlatabilmek, bir toplantının sınırlarını çok aşar. Bu yüzden öncelikle, bir okuru olarak ondan söz etmek istiyorum.

Güney Eşkıyaları – Müslüm Kabadayı

Doktorlarının hastalığının ağırlaştığını açıkladığı bugünlerde, çağdaş destancılarımızdan Yaşar Kemal’in İnce Memed romanındaki kahramanlarla ilgili kimi açıklamaları da içeren aşağıdaki metni – kaybolduğunu sanıyordum – gün ışığına çıkarmak istedim. Üzerinde hiç işçilik yapmadan, ilk biçimiyle okurun değerlendirmesine sunuyorum. Umuyor ve diliyorum ki büyük anlatıcımız sağlığına kavuşur ve bu notlarda yazılanlarla ilgili düşüncelerini öğrenme olanağı buluruz.

Osmanlı Ermenilerinin asimilasyonu

Taner Akçam, yeni kitabında Ermenilerin dininin zorla değiştirilmesi ve asimilasyon süreçlerini inceliyor. Kitapta Talat Paşa’nın ihtida edenlerin tehcirden muaf tutulması emrini daha sonra nasıl geri çektiği de anlatılıyor.

Taner Akçam bugün belki de Türkiye’nin en ihtilaflı meselelerinden biri olan “Ermeni Sorunu” ve bunun etrafında dönen tartışmalarla ilgili resmi Türk tarih tezini ciddi biçimde sorgulayan, onun tabularını zorlamaya çalışan biri. Bunu yaparken de biliminsanı olduğunu unutmadan, eleştirel bir tarih yazımı perspektifi içeren çalışmalara imza atan cesur bir tarihçi.

Depresyon beyni düş kırıklığına uğratıyor

Depresyondaki kişiler, duygusal iletileri, sağlıklı kişilere nazaran daha olumsuz yönden almaya eğilimlidir. Örneğin, üzgün bir yüze verdikleri tepki, mutlu bir yüze verdiklerinden çok daha fazladır. Bu önyargılı tepkilerin biyolojik bir açıklaması olabilir mi? Yeni yayımlanan bir çalışmada bir mekanizma belirlendiği gösterildi. Beynin çok önemli bir alanındaki alışılmadık kimyasal denge düş kırıklığı hissi yaratıyor olabilir.

Dil ve alet yapma becerisi karşılıklı mı gelişti?

İki buçuk milyon yıl önce Afrika savanlarında yaşayan atalarımız avladıkları hayvanları parçalamak ve etlerini kemiklerinden ayırmak için kırılıp yontulmuş taş aletler kullanıyordu. 700.000 yıl boyunca bütün kıtaya yayılan bu kasaplık teknolojisi, Berkeley’deki Kaliforniya, İngiltere’deki Liverpool ve St. Andrews Üniversitelerinin ortak araştırmalarının gösterdiği kadarıyla, insanın evrimsel gelişiminde temel güçlerden birisi olmuş.

Bazı kan grupları kalp krizi riskini etkiliyor mu?

Son yapılan araştırmalara göre, A, B ve AB kan gruplarındaki insanların, 0 kan grubundaki insanlara oranla kalp hastalıklarına yakalanma riski daha fazla. Fakat bu risk 0 kan grubundan başka kan grubuna sahip olan insanları endişelendirmemeli, çünkü kalp hastalıkları riskini azaltmak ve insan ömrünü tehdit eden faktörleri ortadan kaldırmak egzersiz ve sağlıklı yaşamla sağlanabilir.

Çalınmış vals – A. Ömer Türkeş

Antonio Skarmeta, Gökkuşağı Günleri’nde Şili tarihinde dönüm noktası sayılan bir süreci, Pinochet diktatörlüğününün sonunu getirecek olan halk oylaması sırasında cereyan eden olayları anlatıyor.

1988 yılındayız. General Augusto Pinochet’nin faşist askeri darbesinin üzerinden on beş yıl geçmiş ama muhaliflere yönelik baskılar, tutuklamalar, faili meçhul cinayetler sürüp gidiyor.

This site is protected by wp-copyrightpro.com