Berlin karası

Nazi Almanyası’nın siyasi, toplumsal, ekonomik ve ideolojik görünümünü 1930’ların Berlin’i ile birlikte yansıtan Mart Menekşeleri, hem tarihi hem siyasi bir polisiye.

İlk olarak 1989 yılında yayımlanan Mart Menekşeleri, 1956 Edinburg doğumlu İskoç yazar Philip Kerr’in “Berlin Noir” üçlemesinin -ve Bernie Gunther polisiyelerinin- ilk kitabı. Tarihsel dönem olarak 1936-1948 yıllarını kapsayan üçleme The Pale Criminal (1990) ve A German Requiem (1991) ile sürdü, 1993 tarihli yeni bir edisyonunda üç macera bir kitapta toplandı. Philip Kerr’e edebiyat dünyasında büyük ün kazandıran da bu üçlemeydi işte. 1993 yılında Granta dergisi tarafından en iy genç İngiliz yazarlar listesine alındı, aynı yıl Fransa’da verilen Prix du Roman d’Aventures ödülünü kazandı.

Unutma, hayatı hatırla: Deniz Hüseyin Yusuf!

“Devir, her şeyden önce, unutma ve hatırlama üzerine bir roman. Çıkış noktası ise dilsizlik.”

Bir süre önce mübadele döneminin edebiyata yansımaları üzerine küçük bir araştırma yapmıştım. Mübadelenin Türk edebiyatına yansıması o kadar cılız, Yunan edebiyatına yansıması o kadar büyüktü ki şaşırıp kaldığımı hatırlıyorum. Mübadelenin özel bir yeri de yoktu üstelik, toplumsal travmalarımızın hemen hepsi edebiyata çok ama çok az yansıyordu, tuhaf bir şekilde susmayı tercih ediyorduk. Olan bitenin sadece siyasi olması da gerekmiyordu hem. Sel felaketleri ve depremler bile ucundan kıyısından giremiyordu edebiyata. İyi ama neden? Kuşkusuz bu sorunun yanıtı bir, hatta birden fazla araştırma kitabına konu olabilir. Ama ben kendi adıma yanıtın yine de edebiyatta olduğunu düşünüyorum.

Modern romanın başyapıtlarından: ‘Körleşme’

Elias Canetti, Kafka’nın özellikle Dönüşüm’ündeki dilden etkilenmiş, onun kadar yalın yazmaya çalışmış ama sonuçta ortaya 565 sayfalık dev bir yapıt çıkmış. “Körleşme”, modern romanın başyapıtlarından biri olarak tekrar tekrar okunmayı, hakkında konuşmayı, tartışmayı hak eden bir roman.

Ölümün Ağzı – İrfan Yalçın

“Mükellefin urganı, terli olur yorganı; mükelleften kurtulan, çifte kessin kurbanı.” Anonim türkü
İkinci Dünya Savaşı yıllarında zorla çalıştırılan Zonguldak maden işçisinin yaşamını ” Ölümün Ağzı ” adlı kitabıyla romanlaştıran İrfan Yalçın, 2. Dünya Savaşı döneminde, 27 Şubat 1940’ta başlatılan, ama savaşın bitimini de aşarak 1 Eylül 1947’ye kadar uygulanan (zorunlu çalışma yükümlülüğü) “iş mükellefiyeti”ni konu alarak Türkiye toplumsal tarihinin en acı sayfalarını edebiyatımıza taşımıştır. İrfan Yalçın Ölümün Ağzı’nı, maden ocaklarında can vermiş, sakat kalmış, “maden”in bütün çilesini çekmiş, ama hiçbir zaman insan onuruna yaraşır biçimde yaşatılmamış tüm emekçilere adayarak
, onların önünde saygıyla eğildiğini belirtmiştir. Ve kitabın sunuşunda ise şöyle der:
?Eğer bir gün ?acı?nın tarihi yazılırsa,

Gök ve Yer Arasında – Jidi Majia

Dünyanın en çok sayıda insanını barındıran uçsuz bucaksız Çin coğrafyasındaki sekiz milyonluk Yi halkının içinden çıkarak şiirin evrensel okyanusunda özgün ve seçkin bir konuma ulaşan bu şair, ait olduğu coğrafyadan ve kültürden dünyaya seslenirken, şiirin, insanı, yaşamı, ağacı, kuşu, toprağı, geçmişi, şimdiyi, geleceği, varoluşumuza ilişkin her şeyi nasıl kucaklayabileceğini kanıtlıyor…

Köpekler güvenilmez kişileri ayırt edebiliyor

Köpekler kendi kuyruklarını kovalarken çok da zeki görünmeyebilir, ama birçok konuda çok akıllı hayvanlar.
En büyük özelliklerinden biri ise sosyal farkındalıklarının çok yüksek olması.
Yapılmış birçok araştırma, onların insan duygularını anlayabildiğini gösteriyor. Mutlu ve üzgün yüzleri ayırt edebiliyor, hatta kıskançlık yapabiliyorlar.

İnsanın “terbiye edilmiş kaosa” teslimi

Batma sanatı
İnsanın “terbiye edilmiş kaosa” nasıl da teslim olduğunu görmek açısından çarpıcı bir kitap.

İlk sayfası açılan her kitap günceldir. Ne var ki bir yandan o kitabın güncelliği ve değeri sadece edebi yetkinliği ile değil aynı zamanda işlediği ruhun sürekliliği ile de ilişkilidir. 1946’da yazılmış bir kitabın bizim için vazgeçilmez tarafı nedir diye sorabiliriz. Yeterince yazılıp çizilmedi mi Nazilerin yenilgisinin ardından? Oysa bazı kitaplar, gerçeği öylesine yaşar bir yetkinlikle bugüne taşırlar ki işte tam da bu yüzden daha ilk satırlarından itibaren onların çoğul güncelliğine teslim oluruz.

Unutulmaz bir öykü kişisi: “Kancay”

Halikarnas Balıkçısı Merhaba Akdeniz’in genişletilmiş ikinci basımı 1962’de yapılır. Bu öykü kitabında yer alır “Kancay”. Unutulmayacak öykü kişilerinden biridir.

Unutulmaz roman kişilerinden sık sık söz açarız. Ya öykü kişileri? Unutulmayacak pek çok öykü kişisi var edebiyatımızda. Ne var ki pek anılmıyorlar. Sabahattin Ali’nin, Sait Faik’in kişileri; Kemal Bilbaşar’ın “Zümbül Hanım”ı, Nezihe Meriç’in “Ümit Fakirin Ekmeği”ndeki hüzün dolu genç kadın… Aklıma ilk gelenler. Git git çoğalır bu liste. Necati Cumalı’nın “Yalnız Kadın”ını nasıl unutabilirim!

“Hapishaneler mükemmelleştirilemez”

İçerdekiler daha ilk sayfalarında usta bir yazarın elinden çıktığını belli ediyor. Hapishane yaşamının bireyin iç dünyasına, düşüncelerine ve bedenine yaptığı etkiyi çarpıcı bir dille işlemiş Victor Serge.

Geçen hafta Şeytan’ın Günlüğü romanını değerlendirirken, yazarı Andrey Andreyev’in Ekim Devrimi’nden sonra Rusya’yı terk ettiğini belirtmiştim. Andreyev’in Finlandiya’ya göç ettiği tarihlerde genç bir adam devrime katılmak için Rusya’ya doğru yola çıkıyordu. Victor Serge’ydi adı; yazar, şair, çevirmen, gazeteci, devrimci ve asiydi. Bütün kimliklerin içini doldurarak yaşadı; en çok da asiliği baskın çıkmış, isyanın bedelini 57 yıllık hayatının on yılını çeşitli hapishanelerde geçirmekle, oradan oraya sürülmekle ödemişti.

Yurttaş Brych – Jan Otchenachek

24 Şubat 1979’da hayatını kaybeden Çekoslovak Yazar Otchenachek, “Yurttaş Brych” romanında, Nazi işbirlikçilerine karşı gerçek bir demokrasi mücadelesi veren emekçilerle, sömürü çarklarının devamı için çaba harcayan ve bu uğurda Nazi vahşetiyle işbirliği yapan burjuvalar arasında tarafını belirlemekte bocalayan Brych’in, işçilerle kurduğu ilişki sonucu yaşadığı evrilmeyi anlatır. Brych’in düşüncelerindeki bu evrim elbette kendiliğinden gerçekleşmemiştir.

Keçiyi Beklerken – Yevgeniy Panteleyeviç Dubrovin

“Keçiyi Beklerken” Yevgeniy Dubrovin’in en önemli yapıtıdır. Bu yapıtta savaşla parçalanmış, savaştan önce var olan insanlık ilişkilerinin yok edildiği yeryüzünde ahlaksal değerlerin gerekliliği son derece trajik bir boyut kazanır ve bir absürdün yol açtığı yıkım işlenir. Şiddetle karşı karşıya kalan yetim çocuk ve yeni yetmelerin yazgısıyla sarsılan okur, iyiliğin yaşama yeniden dönmesi ve kalıcılaşması davasında güç katmanın gerekliliğini tüm benliğiyle hissetmektedir.

Manşet olmayan Iraklı gazeteciler – Jon Henley (çeviren: Özden Göksal)

Geçtiğimiz 10 ay içinde en az 17 Irak’lı gazeteci IŞİD tarafından infaz edildi, kaçırılanların akıbeti ise bilinmiyor.Gazetecilerden Mohanad al-Aqidi’nin vurulduğu söyleniyor. Raad Muhammed al-Azaoui’nin ise herkesin gözü önünde kafasının kesildiği belirtiliyor.

Ortadoğu gazeteciliğinde yapılması ve yapılmaması gerekenler – Ramzy Baroud (Çeviren: Özden Göksal)

Ortadoğu hakkında yazmak ve orada muhabirlik yapmak kolay bir iş değil özellikle bu karışık ve kargaşalı yıllarda. Fiziki haritalar büyük ölçüde sağlam kalırken, bölgenin jeopolitik haritası sürekli bir akış halinde. Bölgedeki mütevazı deneyimlerinden yola çıkarak, yazarken ve bildirirken Ortadoğu’ya nasıl yaklaşılması gerektiğini, yapılması ve yapılmaması gerekenleri paylaşıyorum.

Filistinli gazeteciler ‘üçlü tehlike’ altında – Patrick O. Strickland (çeviren: Özden Göksal)

Mariam Mqat 28 yaşında ve üç çocuğu, kocasını İsrail ve Filistinli gruplar arasında yaşanan son savaşta kaybettikten sonra insanı yardım kuruluşları ve ailesinin yardımıyla yaşamak zorunda.

Bi ‘Bakele’

“BAKELE”, bi’bakayım hele deyip, iki yüz sayfayı yek nefeste okutan bir Sezgin Kaymaz kitabı.
April Yayıncılık tarafından çıkarılan kitabı Bakele ile okurunun karşısına yalın haliyle çıkıyor yine, hep olduğu gibi. Sezgin Kaymaz okuru çözmüş; müdavim okurları da onun dilini çözmüş. Muhabbet zaten hazırda kurulu, buyur etmiyor, zira o hikayelerin aşikarı, tanığı ve vicdanı olduğunuzu siz zaten biliyorsunuz.