Ellinci sanat yılında Ataol Behramoğlu ile “şiir” dedik (söyleşi)

‘İç sesimin tınısı değişmedi’
Elli yılı devirmiş bir şair olarak gözünü açtığı, şiire başladığı, sürdürdüğü ve günümüzde vardığı dünyaları ortaya koyan bir toplam “Yarım Yüzyıldan Şiirler”. Duygusu, geçmişi, kültürü, motifi, coğrafyasından süzdükleriyle Türk Şiirinin ve direncin şiiri Behramoğlu’nunki. Bu bağlamda “Yarım Yüzyıldan Şiirler” kitabı; “1959’dan 1963’e…”, “1963’den 1965’e…”, “1965’den 1970’e…”, “1970’den 1974’e…”, “1974’den 80’e…”, “1980’den 1982’ye”, “1982’den 1984’e…”, “1984’den 1990’a”, “1990’dan 1994’e…”, “1994’den 2003’e…”, “2003’ten Günümüze…” şeklinde bir dönemsel sıralamayla sunuluyor okurlara. Behramoğlu’yla “Yarım Yüzyıldan Şiirler”i konuştuk.

Şirin’den Rakel’e, Dirençle, Sevgiyle – Zafer Köse

31 Mayıs 1971’de Nurhak’ta öldürüldü Sinan. Şirin’in, Şirin Cemgil’in eşi Sinan…

Devlet eliyle veya devletin göz yummasıyla yaşanan ne ilk ne de son katliamdı bu.

19 Ocak 2007’de Hrant Dink öldürüldü. Rakel’in eşi. Rakel’in ebedi sevgilisinin ardından yazdığı mektup, Hrant’a ulaşamadıysa da, dünyanın sevgililerine ulaştı.

Bu güzel kadınlar için, bu dirençli kadınlar için hayat devam etti elbette. Yüreklerindeki acının ve halklara yoldaşlık etmenin yükünü onurla taşıyorlar, taşıdılar.

Şirin, 2009’da aramızdan ayrıldı. Ölmeden iki yıl kadar önce,

Lizbon’a Gece Treni – Pascal Mercier

Antik diller öğretmeni Raimund Gregorius lisede ders sırasında ansızın sınıftan çıkar, duyduğu Portekizce bir kelimenin büyüsüne kapılarak yaşadığı şehri, düzenli hayatını terk edip hakkında hiçbir şey bilmediği gizemli bir Portekizli’nin, doktor ve yazar Amadeu Prado’nun izini sürmek üzere Lizbon’a doğru trenle yola çıkar.

Kızıl Tıp (Sovyet Rusya’da Toplumsallaştırılmış Sağlık) – Sir Arthur Newsholme, John Adams Kingsbury

1917 Ekim Devrimi ile kurulan Sovyetler Birliği, yaşamın her alanında “insanı” merkeze yerleştirmişti. Eğitimde, sanatta, bilimde, sporda ve toplumsal üretimde olduğu gibi sağlık alanında da bu anlayış hakimdi. Devrim’in hemen ertesinde sağlık hizmetleri toplumun bütününün yararını gözetecek şekilde örgütlenmeye başlamıştır.

Şeker hiperaktifliğe neden olur mu?

Şeker hiperaktifliğe neden olur mu?
Birçoğumuzun tanık olduğu bir durumdur: Çocuklar doğum günü partilerine kibar, normal davranışlı insanlar olarak gelir, bol miktarda şekerli yiyecek ve içeceğin ardından aşırı heyecanlı, aşırı enerji dolu birer canavar haline gelir. Bu durumu nasıl açıklamak gerekir?

“Kalakalan, artakalan birileri hep var” Yetersiz Bakiye – Karin Karakaşlı

Üst üste usta yazarların kitaplarının yayımlandığı bugünlerde uzun, dokunaklı, sarsıcı ve edebiyatın tüm lezzetleriyle dolu bir yolculuğa çıkmak isterseniz size Karin Karakaşlı’nın yeni öykü kitabı Yetersiz Bakiye’yi öneririm. İstanbul’dan başlayarak pek çok şehri ziyaret eden hikâyelerin yer aldığı kitapta Karakaşlı yetkin kalemiyle günümüz Türkiyesi’nin altı çizilmesi gereken her sorununa zarifçe değiniyor. Ermeni, Kürt halklarının yaşadıklarından Alevilerin bugünkü durumlarına, kadın cinayetlerinden umutsuz aşklara ve mutlu sonlara kadar hayatın ve siyasetin içinde ne varsa hepsi yer alıyor Yetersiz Bakiye’de. Ama en dokunaklı hikâye Karakaşlı’nın pazartesi günü ölümünün sekizinci yılını hatırlayacağınız Hrant Dink’le anıları, tanışmaları, yaşadıkları ve gidişini anlattığı satırlar.

Kişi başına 7,3 kitap

Türkiye Yayıncılar Birliği, Milli Eğitim Bakanlığı ve Yayımcı Meslek Birlikleri Federasyonu’ndan edinilen bilgilere dayanılarak hazırladığı kitap üretim raporunu açıkladı. Buna göre, 2014 yılında toplam 561 milyon 103 bin 770 adet kitap üretildi. Türkiye İstatistik Kurumu rakamlarına göre, 2014 yılında kişi başına düştü. Bu kitaplar için 344 milyon 405 bin 399 bandrol satın alındı. Milli Eğitim Bakanlığı 2014 yılında ilk ve orta öğretim öğrencilerine 216 milyon 698 bin 371 adet ücretsiz ders kitabı dağıttı.

Her şey alışkanlığa dönüşüyorsa, önemli düşünce ve eylemler sonunda anlamsıza dönüşür. – Albert Camus

Anlamsızlık antolojisi(1). İlkin, anlamsızlık nedir? Burada, kökensel bağ yanıltıcıdır. Anlamsız, anlamı olmayan demek değildir. Öyle olsa, gerçekten de dünya anlamsızdır demek gerekirdi. Us dışı ve anlamsız eş anlamlı değildir. Anlamsız bir kişi, pekala usçu olabilir. Anlamsız, önemsiz olan da değildir. Anlamsız olan önemli eylemler, ciddi ve görkemli tasarılar vardır.

10 yıldır bekleyen yayınlanmamış bir Hrant Dink röportajı

Bu, yayınlanmamış bir Hrant Dink röportajı. Yaklaşık 10 yıldır ara ara hatırlanan bir röportaj ancak hiç unutulmayan bir ortak kedere dâhil… Gazeteci adayı bir üniversite öğrencisinin, o günlerde ülkenin en çok konuşulan isimlerinden biri olan bir gazeteciyle gerçekleştirdiği heyecanlı ve acemi söyleşinin kaydı. Bugüne kadar bir yerlerde saklanan, ses kaydı, ara ara açılan tozlu kutulardaki küçücük ses kasetlerinde sonsuzluğa emanet edilen, kimi zaman neden bilmem “bir tek bende kalsın” dediğim kısa bir sohbetin harflerde hayat bulan, ancak yine de o sohbet anının havasını, heyecanını, samimiyetini yansıtmaktan uzak sureti…

Dünyayı aydınlatan ve onu katlanılır kılan… – Albert Camus

Dünyayı aydınlatan ve onu katlanılır kılan, dünya ile ilişki kurmamızı sağlayan — ve özellikle de bizi insanlarla bütünleştiren, o bildik duygudur, insanlarla ilişki içinde olmak her zaman yola devam etmemize yardımcı olur, çünkü ilişkiler hep gelişimleri, bir geleceği varsayar — ve ayrıca sanki tek görevimiz insanlarla ilişki kurarak yaşamaktır. Ama bunun bizim tek görevimiz olmadığının bilincine varıldığında,

Güvercinler de Gitti (O gün yazılmıştı, Hrant’ın ardından) – Zafer Köse

İlk ne zaman okumuştunuz o romanı? Daha okumadan önce, bir kitapçıda gördüğünüz anda sizi etkilemişti. O ne biçim roman adıydı öyle! “Kuşlar da Gitti”!

Aceleyle eve gitmiştiniz. Hemen okumuştunuz. Zaten incecik bir kitaptı. Yaşar Kemal’in alışılmış boyuttaki romanlarından değildi.

Çocuklar vardı romanda. Kuşları yakalıyorlar, kafeslere dolduruyorlardı. İnsanlar vardı. Merhametli. Kafeslerin içine tıkılmış kuşları görünce üzülüyorlardı.

Yaşar’ın Yeri – Can Dündar

Şanar Yurdatapan’dan bir mesaj geldi.
Bir de fotoğraf…
Önce fotoğrafı tarif edeyim.
Uzunca bir duvarın dibine tespih taneleri gibi dizilmiş bir grup yazar… Kimler yok ki aralarında:
Adalet Ağaoğlu, Erdal Öz, Orhan Pamuk, Ataol Behramoğlu, Demirtaş Ceyhun, Ahmet Altan, Onat Kutlar…
Duvar, canlı resimlerle örülmüş bir edebiyatçılar panosu adeta…

Yaşamak, direnmektir kardeşim! – Öznur Özkaya

Yaşamak, sadece nefes almak değildir elbette. Yaş almaktır bazen durduk yere, bazen yaşlanmasıdır gözlerin inceden inceye. Savaşmak da değildir her zaman, çünkü kiminin savaşı başlayamadan biter, kimi zaten savaş nedir hiç bilmemiştir, kimi de her savaşta yenilmiştir. Yaşamak teslimiyettir biraz da. Özgür olmak kimi zaman eşsiz bir hayaldir. Çokça da öğrenmek, gözlemlemek, yanıtlar aramaktan ibarettir. Ne tam olarak sevebilir ne de nefret etmeyi becerebiliriz kendisinden. Hiçbirimiz tanrılar tarafından koca bir kayayı dağın zirvesine çıkarmaya mahkûm edilmiş Sisyphus değiliz nihayetinde ancak metafor olarak algılayabileceğimiz bu kaya gerçekte her daim tepemizde.

Zübükler, bankerler ya da dolap beygiri

Zübükler ülkesinde kimi yoksuldu, çıplaktı, namusluydu, kimi talihli, kimi banker, kimi züğürtleşen ağa, kimi de düttürü dünyanın klarnetçisi. ‘Öteki Eylül’ rüzgârında savrulan ‘büyük insanlığın küçük insanları… 12 Eylül’ün yarattığı toplumsal-bireysel yıkımların sinemaya farklı biçimlerde yansıyan ‘anti-kahramanları.’

Hakkâri Taşları – Veli Sevin

1998 yılında Hakkari kent merkezinde 13 adet dikilitaş (stel) bulundu. Bu stellerde, çıplak bir savaşçı ile onu izleyen insanlar ve onların kahramanlıklarına dair pek çok sahne yer alıyordu.
Ölmüş ataları anmak üzere yapıldıkları anlaşılan bu taşları yaptıran insanların etnik kökeni nereye dayanıyordu? Hangi dili konuşuyorlardı? Üretilmelerine hangi sosyoekonomik etkenler neden olmuştu?
Hakkari?de ortaya çıkan bu taşlar gizemini korumasına karşın bu kitap, akıllara gelen pek çok soruya yanıt vermeye çalışıyor.
“Uygarlıklar bahçesi Anadolu hep rengârenk, bereketli ve dopdolu; doğayla bütünleşmiş insanlarla. Her köşesi azimli, uyumlu, bazen sakin ve kanaatkâr, bazen de fırtınalı ve ihtiraslı bir yaşamdan derin izler taşır. Binlerce yıldır konup göçen ve bir yıldızcasına parlayıp sönen insanların izleridir bunlar. Ovalarında, yaylalarında, limanlarında, kent ve köylerinde onların alın teri, emeği gizlidir. Her ulu çınarı, her yaşlı kestanesi, zeytini onların öyküsünü anlatır bize yel estikçe hâlâ. Hititlerdir, Luvilerdir, Hurrilerdir; Urartular, Aramiler, Frigler, Lidyalılar, Likyalılar ya da Karyalılardır onlar. Tanınır, bilinirler hemencecik uygarlığa katkılarından.

This site is protected by wp-copyrightpro.com