Şeytan’ın çaresizliği

Leonid Andreyev 1919 yılında yazdığı ve ölümü nedeniyle yarım kalan romanı Şeytan’ın Günlüğü’nde, can sıkıntısından dünyaya inen Şeytan’ın kendisinden çok daha şeytani insanlarla karşılaşmasını anlatıyor.

Hangisi sizin “Küçük Prens”iniz?

Antoine de Saint-Exupéry’nin ölümsüz eseri “Küçük Prens”in telif hakları 1 Ocak 2015 tarihi itibarıyla serbest bırakıldı. Ve o tarihten bugüne “Küçük Prens”i basmayan yayınevi neredeyse kalmadı. Gazeteler, sadece ilk on günde 30’dan fazla yayınevinin “Küçük Prens”i yayımladığını haber yaptı. Ayrıca kitap, önceki yıllarda, yılda ortalama birkaç bin satılırken, 1 Ocak sonrasında 130 bin adetlik bandrol başvurusu yapıldı.

Bozguncu – Maksim Gorki

İnsan ruhunun en büyük araştırmacılarından biri olan Gorki, genellikle özyaşamöyküsel olan edebiyat eserlerinde insanı, iradesi ve iradesizliğiyle, yeteneği ve yeteneksizliğiyle, en çelişkili yönleriyle anlattı. Yaşamın her katmanından insanları anlatan edebiyatıyla hem çarlık döneminde hem de Sovyetler döneminde dile gelmemiş hayatların gür sesi oldu. Bu derlemede yer alan ve 19. yüzyıl sonunda Rusya’nın engin bozkırlarına, sayısız şehrine dağılmış değişik kesimlerden bireyleri anlatan öykülerde öne çıkan tema, olağan hayat içindeki yakıcı umut öğeleri ve bütün kahramanların ortak yanı olan özgürlük arzusudur.

Nezanin (Bilmemek) – Milan Kundera

Fransızca yazılmış, orijinal adı L’ignorance olan “Nezanîn” (Bilmemek) Fransızca’dan Kürtçe’ye çevrilmiş, Milan Kundera’nın önemli eserlerinden biridir. Nezanîn, Milan Kundera’nın Kürtçe’ye çevrilmiş ilk kitabı olması açısından da önem taşımaktadır. Yazar Milan Kundera, kitabın Kürtçe’ye çevrilmesi aşamasında, özellikle kapak tasarımları için birebir sürecin içerisinde yer almıştır.

Finansallaşma, Devlet ve Politik İktisat – Hakan Mıhcı

Kapitalist üretim tarzındaki birikim rejimlerini temel alan ve birbirini izleyen iktisadi krizler sonucunda bu rejimlerde meydana gelen finansal sermaye yanlısı değişimleri tartışma gündeminin odağına yerleştiren bu kitapta yer alan yazılarda genel hatlarıyla devletin gelir dağılımı ve bölüşüm süreçlerindeki değişen işlevinin politik iktisadın perspektifinden hareketle değerlendirilmesi amaçlanmıştır.

Ayran – Sabahattin Ali (seslendiren: Hülya Küçüker)

sabahattin aliHülya Küçüker’in seslendirdiği Sabahattin Ali’nin “Ayran” adlı öyküsünü dinlemek için tıklayınız

Bilal’e Ağıt – Mehmet Ercan

bilal ercan2dediler kardeşin sahnede düşmüş,
vardım ki başına mahşer birikmiş,
canımın goncası yaşama küsmüş,
uyan bilom dedim, bilom uyanmaz.

bilo’ma diyorlar “ türküler beyi ”,
ağlıyor ardından bozlak, semayi,
yetim koydu sazı, sözü, besteyi,
uyan bilom dedim, bilom uyanmaz.

Memurun Ölümü – Anton Çehov (Seslendiren: Muratcan Akgün)

Anton ÇehovMuratcan Akgün’ün seslendirdiği Anton Çehov’un Memurun Ölümü adlı öyküsünü dinlemek için tıklayınız…

“Laik – Bilimsel Anadilinde Eğitim ve Demokratik Yaşam İçin Boykottayız!”

Haydi Veliler, Okuldan Kaçmaya!
Okuyan, doğru kitapları okuyan, kitapları doğru okuyan çocuklar için…

İnsanokur olarak, “Laik – Bilimsel Anadilinde Eğitim ve Demokratik Yaşam İçin Boykottayız!” çağrısını destekliyoruz. Dostlarımızı, büyüklerimizi, kardeşlerimizi, tüm duyarlı yurttaşları, 13 Şubat günkü boykota ve etkinliklere katılmaya çağırıyoruz.

İmkânsızın Sınırlarında “Adalet” – Murat Özbek

Ryunosuke Aktagava hayatının son onaltı yılında tüm eserlerini, son on yılında ise en önemli eserlerini kaleme almıştır. Eserlerinde ulus bilincinden ziyade sınıf bilincine yönelik temalar işleyen yazarın görüşlerini Şuiçi Kato Japon Edebiyatı Tarihi isimli kitabında şöyle bir alıntıyla örnekler: “İçinde bulunduğumuz çağın ötesine geçemeyiz, içinde bulunduğumuz sınıfında öyle.”

Ahlâk ve Mantık Arasındaki Sarkaç – Merve Tokgöz

Modern Japon edebiyatının mihenk taşlarından biri olarak kabul edilen Natsume Soseki’nin Küçük Bey adlı kitabı 2003 yılında Oğlak Yayınları tarafından basıldı. 2003’e dek Japon edebiyatına ait diğer kitaplar İngilizceden çevrilirken, bu kitap Mariko Erdoğan ve Hüseyin Özkaya’nın emekleriyle Japoncadan Türkçeye çevrilmesi hasebiyle bir ilk olma özelliğini de taşıyor.

İntihardan Katharsise Kısa Yoldan Varolmak – Deniz Yavuz

Renksiz Tsukuru Tazaki’nin Hac Yılları Popüler Japon Edebiyatı’nın çok satan yazarı Haruki Murakami’nin -yayınlandıktan kısa bir süre sonra- diğer kitaplarının da çevirmeni olan Hüseyin Can Erkin tarafından Türkçeye çevrilen son romanıdır. Kitabın adının aksine epey renkli bir yazar Murakami; Aklınıza gelebilecek neredeyse her filozoftan, yazardan alıntılar ya da bu kişilere ve bağlantılı okullara, ekollere (bilhassa varoluşçuluk) göndermeler bulmak mümkün kitapta. Bunun dışında kişisel gelişim, popüler psikoloji, mistisizm gibi bayat damarlar kitabın omurgasını teşkil etmekte.

Yaşam İçin ve Yaşama Karşı Kurbanlar – Bulut Yavuz

“Savaş Yolu anlamını ölümle kazanır. Ölüm kalım durumunda, çabucak seçilecek olan ölümdür. Tereddüte yer yoktur. Kararlılıkla ölüme ilerlemek gerekir”; Yamamoto’nun bu sözleri Yukio Mişima’yı anlamak için elzemdir. Mişima bütün yaşamını ve yaşamı boyunca ürettiklerini bu anlamı yakalamaya doğru yazmıştır. Kalbi artık saflaştığında (hiçleştiğinde) seppuku yapması da bunu doğrular niteliktedir. Hagakure Nyūmon adıyla Yamamoto’nun Hagakure’sinin modern versiyonunu yazan birisinin, savaşçının yolunda geçen, düşünce ve eylemi aynı andalığına bağlayabilmesinin tek yolu da bu tarz bir ölümdür. Yamamoto nasıl Edo Dönemi’nin fiziki dağılmasında yazdıysa, Mişima da Meiji ile başlayan ve sonucu İkinci Dünya Savaşı’ndaki yıkım olan kültürel dağılmada yazmıştır.

Pislik – Zafer Köse

O dünyadaki en pis şey pisliktir. Zaten pislikten başka bir şey yok. Kaçılamaz pislikten. Örneğin o hava. İletken bir maddedir hava. Pisliği iletir. Ve Üstüngel Arı’nın romanı Hikayesi Olan Ölüler, işte o havayla dolu.

Bu atmosferin etkisinde bulunduğunuz bir sırada, dünyayı ve insanları hiç de hoş biçimde algılamazsınız. Gece okuduğunuz romanı da yanınıza alıp işe gitmek üzere sokağa çıktığınızda, sabah sabah öfkeyle dolarsınız.

Anılar Yumağı: “Diyarbakır Hatırası” – Müslüm Üzülmez

tarih kitapları yazmıyor.
kurulduğundan bu yana
kim bilir ne ordular sürüldü üstüne
bir bilen olsa da anlatsa…

İbrahim Evirgen ile dostluğumuz 10 yıl öncesine dayanmaktadır. 2005 yılı Ekiminde Diyarbakır’a gittiğimde kardeşim Miktat bizleri tanıştırmıştı.