Dergiler

İnsancıl Aylık Kültür ve Sanat Dergisi / Mart 2013 (Sayı: 272) sayısı bayilerde…

Öyküler

Hazinedeki Paslı Teneke – Aziz Nesin

Bir yokmuş, iki yokmuş, üç yokmuş… Eski günlerde yeryüzünün bir ülkesinde hiçbişey yokmuş. Hiçbir şeyi olmayan bir ülkenin bir padişahı varmış. Bu padişahın da bir hazinesi varmış. Bu hazinede o ulusun en değerli bir emaneti korunurmuş. Atalardan kalan bu emanetle o ulus övünürmüş. “Hiçbir şeyimiz yoksa da, atalarımızdan bize böyle bir emanet kaldı” diye avunurlar, yoksunluklarını, yoksulluklarını unuturlarmış.
Atalardan kalan emanet, bir kişinin, iki kişinin değil, bütün ulusun olduğundan, herkes bu değerli emanetten kendine övünme payı çıkarırmış. Onun korunmasına canla, başla çalışırlarmış. DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ

İnceleme Kitapları Politika

Chavez Bizi Bırakma – Noyan Umruk “anlayana sivrisinek saz, anlamayana Venezuela az…”

Neden Chávez, neden Venezuela?
Çünkü Venezuela, turnusol kâğıdı; kendini dünya güzeli zanneden kraliçeye asıl yüzünü gösteren ayna. Bölgenizde, dünyanızda, yaşamınızda neler olup bittiğini ya da neyin olup olmadığını kavrayabilmek açısından, günümüzün en ilginç ülkesi.

Çünkü Irak ya da Libya’nın işgalinin gerekçesi sayılan yığınla hikâyenin, ikiyüzlülüğe direnmenin örneği Venezuela…
Diktatörleri devirmek, demokrasi, özgürlükler, terörle mücadele, adalet gibi gasp edilmiş kavramlarla oynanan oyunların antitezi Venezuela… DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ

Öyküler

Malva – Maksim Gorki

“Deniz gülüyordu.
Kızgın bir rüzgârın hafif esintisiyle titriyor, güneşi göz kamaştırıcı bir parlaklıkla yansıtan küçük kırışıklıklarla kaplanıyor, mavi gökyüzüne gümüş renginden binlerce gülümseme gönderiyordu. Denizle gök arasındaki engin boşlukta, denize uzanan kumsal burunun eğimli kıyılarına birbiri arkasına tırmanan dalgaların neşeli şıpırtısı yayılıyordu. Denizdeki kırışıkların binlerce kez yansıttığı güneş ışığıyla bu ses, canlı bir sevinçle, durmadan hareket eden bir uyumla birleşiyordu. Güneş, aydınlattığı için; deniz de onun coşkun bir sevinç içindeki aydınlığını yansıttığı için mutluydular. DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ

Dergiler

Evrensel Kültür’ün Mart 2013 sayısı bayilerde…

Evrensel Kültür’ün Mart 2013 sayısı bayilerde…
Evrensel Kültür?ün Mart sayısı (255) muhalefet sözcükleri ve sloganları için vazgeçilmez mekân ve ezilenlerin kamusal alanda talep ettiği hakkın simgesi olan duvara ve duvarları konuşturanlara yer veriyor. Aydın Çubukçu Afişe Çıkmak kitabı ve sergisinden yola çıkarak afiş geleneğiyle ilgili bir yazı yazdı: Yazının Ötesinde Sözün İçinde. 70?li yıllarda kurulan Görsel Sanatlar Derneği?nde örgütlenmiş sanatçıların yaptığı işlerle ilgili SALT-Beyoğlu?daki sergiyi ise Ulaş Başar Gezgin kaleme aldı: Duvar resminden Korkuyorlar. Bu arada çağdaş bir afiş ustası DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ

Öyküler

Maça Kızı adlı öykü – Aleksandr Sergeyeviç Puşkin

Maça kızı gizemli bir felaket habercisidir. -En yeni fal kitabından- Ve yağmurlu, kapanık havalarda sık sık toplanırlardı;
-Tanrı günahlarını bağışlasın!-
Büyük kumar oynarlardı. Ve kazanır ve tebeşirle yazarlardı.
Böylece, yağmurlu, kapanık havalarda ciddi bir tavırla uğraşırlardı.
Bir gün Atlı Birliği muhafızlarından Narumov’un salonunda iskambil oynuyorlardı. Uzun kış gecesi fark ettirmeden geçip gitti ve sabahın saat beşinde yemeğe oturuldu. Kazananlar büyük bir iştahla yiyor, yitirenler boş tabaklarının karşısında dalgın dalgın oturuyorlardı. Fakat şampanya ortaya çıkınca sohbet canlandı, DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ

Öyküler

Uyuyabilmek – Anton Pavloviç Çehov

Gece, on üç yaşında bulunan dadı Varka çocuğun beşiğini sallıyor ve ancak işitilir bir sesle mırıldanıyor:

Uyusun yavrum ninni!
Büyüsün yavrum ninni?

Mukaddes suret’in önünde yeşil bir kandil yanıyor. Odanın bir köşesinden öbür köşesine bir ip geçirilmiş. Üzerine, birçok çocuk bezleriyle büyük siyah pantolonlar asılmış. Kandilden döşemeye büyük, yeşil bir leke vurmuş? Bezlerle pantolonların uzun gölgeleri ocağa, beşiğe ve DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ

Makaleler Öyküler

Eflâtun’un Rüyası – Voltaire

Eflâtun çok rüya görürdü; o zamandan beri de daha az rüya görmüş değiliz. Eflâtun insan yaradılışının eskiden ikiz olduğunu; işlediği günahların cezası olarak da erkek, dişi diye ikiye ayrıldığını düşünmüş.

Eflâtun matematikte yalnız beş muntazam cisim olduğu için, ancak beş mükemmel dünya olabileceğini ispat etmişti. Onun Devlet’i de büyük rüyalarından biri oldu. Bundan başka uykunun uykusuzluktan, uykusuzluğun da uykudan geldiğini, insanın ayın tutulmasına, bir su havuzundan başka bir yerde bakarsa kör olacağını da rüyasında görmüştü. O zamanlar, rüya görmek, insana büyük bir ün kazandırırdı. DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ

Seyahat Kitapları

Karanlığa Mektuplar / İstanbul, Gri Kuşların Şehri! – Dağhan Dönmez

Bu şehri Stanbûl ki bî-misl ü bahâdır
Bir sengine yekpare Acem mülkü fedadır.
Nedim.

Rilke, ?Malte Laurids Brigge?nin Notları? na ?Demek buraya yaşanacak yer diye geliyorlar; burası ölünecek yer desem daha doğru.? diyerek giriş yapar. Bu cümleyi okurken İstanbul?u düşünüyorum. Malum, İstanbul?da yaşayanlar sızlanmalarıyla maruftur. Zor bir şehirdir İstanbul. Kaldırımdan yürüyenlerin değil, yoldan yürüyenlerin şehridir. ?Yaşanacak yer değil?; serzenişinin altında yatan da budur. Gelin görün ki, İstanbul?a bir kez bulaşan; ölmeden de vazgeçemez bu kentten. Mavi sularından, eski yapılarından, DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ

Politika Romanlar

Cinayet Şirketi – Jack London

‘Cinayet Şirketi’, eylem ve serüvenin ağır bastığı felsefi bir romandır: Gerçek üstünde erimeyen, ama tam anlamıyla gerçek olarak kalmayan, inanılmaz ile yüce arasında parçalanan gerçek’in irdelendiği bir roman…

Jack London, filozofluğa özenen aydın bilgiçliğini ince bir ironiyle taşlıyor, şefe tapınma yutturmacasına sırt çeviriyor, adalete üstün tutulan düzeni yerin dibine batırıyor, hayatı baskı altında tutan bir araç saydığı ahlakı yadsıyor. DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ

Romanlar

Düello – Anton Çehov

“Yol Gösterici Bir İdea” olmadan sürdürülen hayatları “Çıkmaz Sokaklara” benzetip, bir tür melankoliye kapılan Anton Çehov, yazınsal iklimini gündelik hayatın sıradan, rastgele bölümlerinden kesitler alarak yaratır; bu özelliğiyle “izlenimci edebiyat” tekniğinin de öncüsüdür. Kısa romanı Düello’da, yolu Kafkaslar’da kesişmiş subay, doktor, polis şefi, bilim adamı, diyakos ve bir kadının dünyalarına eğilip, hayata dair bir düşünce dizgesi kurmaya çalışırken, DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ

Makaleler

Eleştiri pek yüz verilen bir tür değil – Sennur Sezer

Eleştiri uzun süredir olumsuz anlamıyla anılıyor. Oysa eleştiri hem yazara hem okura bir eserdeki ögeleri gösterir. Ataç?ın denemeleri, okuru bir eleştiriyi ke-yifle okumaya hazırlardı. Eleştirinin eserden örneklerle desteklenmesi ?nesnel? eleştiri diye adlandırılır. Asım Bezirci?nin başlattığı bu tür eleştirinin sürdüğü de pek savunulamaz.
Bir şairin yaşamını eleştirinin değiştirmesinin en güzel örneği Turgut Uyar?dır. Ataç?ın ?Zarımı Turgut Uyar için atıyorum? cümlesi hem dikkatleri onun DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ