Çocukluk Anayurdum – Kemal Özer

Çocuklukta Bir Yolculuk
Kemal Özer, Çocukluk Anayurdum’da sizleri oyunlarına katılmaya, oyundan sıkılınca birlikte başka oyunları keşfetmeye davet ediyor. Bu kitapta, bir kayısı ağacıyla dost olacak, yavru bir kaplumbağadan düşlerinizin gerçekleşebileceğini öğrenecek ve Türkçenin büyük yazarlarından Özer’in çocukluğuna gideceksiniz.

Read more…

Makine, İş, Kapitalizm ve İnsan – Ahmet Alpay Dikmen

“Günümüz bireyin körleştirilerek görmesi çağıdır. Gördüğümüz aydınlık gerçeği bizden saklar. Gözümüze neon ışıkları verilir, geçici bir körleşme yaratılır; bu körleşme sayesinde iktidarın araçları hayatımızın en kritik noktalarına yerleştirilir. Dolayısıyla yönetimi ve iktidarı birbirinden ayırmadan tartışmak gereklidir.
Yönetimin teknik olarak sunulan gerçekliği bizim körleşme noktalarımızdan birisidir ve teknik olanın soğukluğunda baskın ideoloji ve iktidarın araçları gizlenir. Çağdaş yönetim yazını da kendisini tam bu noktada meşrulaştırır. Teknik doğrular, verimlilik ve etkinlik arayışları, şeffaflık, hesap verebilirlik vb. kavramlar teknik doğrular olarak bizlere sunulurken, daha sahici bir hikâyenin bin bir surat militanları olduklarını görmemizi engellemeye çalışırlar.” (Kitaptan, s. 17)
Elinizdeki çalışma yazarı tarafından “lisans öğrencileri için yönetim psikoloji alanında yazılmış bir kitap” olarak

Read more…

Orhan Kemal’in Romanlarında Modernleşme, Birey ve Gündelik Hayat – Mehmet Nuri Gültekin

(*) Sosyolog M. Nuri Gültekin’in yazdığı, Orhan Kemal’in Romanlarında Modernleşme, Birey ve Gündelik Hayat, Kemal’in kitaplarına yansıyan Çukurova gerçekliğinin sosyolojik bir analizine yöneliyor. Kitap, Kemal’in eserlerini sosyolojik bir analizine girişen ilk çalışma olma özelliği de taşıyor.
Jonh Steinbeck’in Gazap Üzümleri romanı, ABD tarımındaki kapitalistleşmenin, genel anlamda Batı Avrupa’daki kapitalistleşme deneyimlerini takip ettiğini; bu deneyimin genel anlamda geleneksel üretim ilişkilerinin ve toplumsal yapıların yıkılmasına dayandığı söylenebilir. Oysaki Türkiye -özellikle Çukurova- tarım ve sanayisindeki kapitalistleşme ABD ve Batı Avrupa deneyimlerinden farklı özellikler gösterir. Bu farklılığın izlerinin en iyi takip edilebileceği yerlerden biri de Orhan Kemal’in Çukurova üzerine yazdığı eserleri.

Read more…

Efendiliğin Reddi Sivil İtaatsizlik ve Doğrudan Eylem – Tarık Aygün

“Efendiliğin Reddi Sivil İtaatsizlik ve Doğrudan Eylem” adlı bu çalışma üç ayrı bölümden oluşmaktadır. İlk bölüm Gandhi ve Hindistan Ulusal Hareketi’ne ayrılmış, ikinci bölümde Martin Luther King ve Amerikan Siyah Hareketi incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise Doğrudan Eylem adı verilen siyasal mücadele biçiminin genel karakteri üzerinde durularak, bu hareketin felsefesi hakkında bazı ipuçları ortaya konulmaya çalışılmıştır.

Bu çalışma sivil itaatsizlik, sivil direniş ve doğrudan eylem adlarıyla tanınabilecek bir örgütlenme ve direniş geleneğinin, Hindistan ve Kuzey Amerika’da yarattığı pratiklerle ve bu pratiklerin üzerinde şekillendiği felsefeyi Gandhi ve King özgüllüğünde ince-lemeyi amaç edinmiştir. Çalışma sırasında doğrudan eylem hattı örgütlenirken verilen mücadele, bu örgüt-lerin karakteri, kitleselleşmesinin hangi koşullarda sağlandığı, bu hareketin

Read more…

“Şeytan” Komünizm ve “Melek” Gürsel! – Berivan Kaya

Doksanlı yıllarda küresel kapitalizmin uğraşları sonuç verip de dünya sosyalist sistemi yıkılınca ortalık sosyalizme karşıt bir yığın ihanetçiyle doldu. Yaşamlarını bir hiç uğruna heba ettiklerini düşünenler, pişman olanlar, ?özgürlüğün? liberalizmde olduğunu geç de olsa anlayanlar bulundukları köşelerden, burjuva ideologlarının bile ağzını açık bırakan saldırılara giriştiler.
Bu saldırıların roman cephesinden keskin bir örneği de Nedim Gürsel?in Doğan Kitap?tan çıkan son romanı ?Şeytan, Melek ve Komünist?tir. Burada etik olmayan asıl unsur ise Nedim Gürsel?in bu karalama ve çarpıtmayı, Nazım Hikmet?in şair-komünist yaşamı ve kimliği üzerinden yapmasıdır.
Kitapta iki ana kahraman yer alıyor. Birincisi bir dönem Nazım Hikmet?in hayatını yazmış olan isimsiz ?Biyografi Yazarı?, diğeri ise Nazım Hikmet hakkında düzenli raporlar tutarak Doğu Alman komünistlerine muhbirleyen ajan Ali ALBAYRAK.

Read more…

Göstermek ve Gösteren Kendimi Göstermek – Bilal Nergizli

?Godard?ın sanatı: Göstermek ve gösteren kendimi göstermektir? MacCabe.

Jean-Luc Godard sinemaya ilk adımını film eleştirmenliği ile atar. Daha sonra öncülük edeceği Fransız Yeni Dalga akımının en önemli temsilcisi olur. İlk yazısı olan ?Politik Bir Sinemaya Doğru?da Godard?ın ileride neler yapacağına dair fikirler barındırır. Bu yazısı ana akımın yanında ileriye dönük bir alternatif sinemayı içerir. Colin MacCabe?ye göre Godard, tek bir şeye asla bağlı kalmaz. Sürekli kendini yenileyen ve sinema için çok önemli olan teknik gelişmelerden kopmayıp sinemasında bu yeni teknikleri uygular.

MacCabe?nin çalışması beş bölümden oluşur (Godard: Sanatçının Yetmiş yaşında Bir Portresi, Ankara: Dipnot Yayınları, 2011). Birinci bölüm aile çevresini ele alır. Godard?ın anne tarafı olan Monod?lar Fransa?nın önemli Protestan ailelerinden biridir.

Read more…

Açımlama ve Yorumsama Bilimi Hermeneutik Üzerine – İrfan Kuş

“Hermeneutik, insanın tarihselliği içinde felsefe açısından kendini anlaması, insanın varoluşuna yönelerek felsefe yoluyla açıklaması ve yorumlaması yöntemidir” Michel Foucault.

Wilhelm Dilthey’ın hermeneutik ve tin bilimleri üzerine çalışmalarının bir kısmı; Doğan Özlem’in çevirisi ile gözden geçirilerek yeniden yayınlandı (Hermeneutik ve Tin Bilimleri, İstanbul: Notos Kitap, 2010). Tinsel bilimlerin günümüz bilim dünyası tarafından bu derece önemsendiği böyle bir dönemde bu çalışma oldukça önemli. Bilimsel olanı, pozitivist bir düzlemde katı çizgi ve kuralcı eşbiçimciliğin ötesinde duyarlılıkla okumak ve anlamak isteyen okuyucular için farklı bir yapıt. Kitap, temel olarak tin bilimlerinin ayrımsanması, kendini var etmek için doğa bilimlerine karşı verdiği mücadele ve kendini bir bilim olarak olgunlaştırması; tekilleşme, tipsellik, tekilleşme-sanat ilişkisi; karşılaştırmalı tin bilimleri

Read more…

Gönüllülük ve Kölelik Üzerine* – Murat Balköse

Richard Sennett, dört duygusal temayı sorunsallaştırır: otorite, yalnızlık, kardeşlik ve ritüel. Ona göre modern toplumda bu dört duygu ve bu duygulara ilişkin deneyimler oldukça sorunludur. Bu sorunların nasıl ortaya çıktığının görülmesi durumunda, bunların nasıl alt edilebilecekleri de belirlenebilecektir. Sadakat, otorite ve kardeşlik bağları olmaksızın, bir bütün olarak hiçbir toplum ve bu toplumun hiçbir kurumunun uzun süre işlevselliğini koruyamayacağı saptamasını yaparak toplumsallığın gelişiminde duyguların oynadığı rolün önemini vurgular. Güç farklarını tanımlama ve yorumlama sorunu olarak tanımladığı otorite, üzerinde çalışmak üzere seçtiği ilk temadır.

Otorite başlıklı denemesinin kaleme alınma metodunu açıklayan Sennett, niceliksel veri kullanmayacağını belirtir. Bu yıl İngiltere?de

Read more…

Sivil İtaatsizlik Kamu Vicdanına Çağrı – Hannah Arendt, Henry David Thoreau, J. Rawls, Johan Galtung, Jürgen Habermas, M. L. King, R. Dworkin

Tam bir çürüme dönemi yaşıyoruz. Devlet bireylere, “omlet yapmak için kırılması gereken yumurtalar” olarak bakıyor. Yeni bir toplumsal mutabakat ihtiyacı var; devlet istemiyor. Mevcut hukuk sistemi zevahiri kurtarmıyor. Bütün insani değerler göreceleşmye başladı. Peki, bütün bunlara rağmen, vicdanı sızlayan, adalet duygusuna sahip, herkes için haksızlığa karşı çıkan ve haksızlığa karşı çıkan herkesle birlikte davranmayı beceren kişi(lik)ler/birliktelikler imkansız mı? Sivil itaatsizlik, haksızlıklara karşı bütün yasal yolların tükendiği noktada kamu vicdanına çağrıyı amaçlayan bir eylem türü. Düşünen, kendisiyle barışık yaşamak isteyen, “onur”dan hala haberdar olan insanların daha vahim toplumsal felaketlerin önüne geçmek için başvurabilecekleri bir çare. Bireyin, kişisel çıkarlar, parti, grup ve çevre çıkarlarından bağımsız olarak, kendisiyle vicdani hesaplaşmasının sonunda giriştiği “demokratik bir isyan türü”. Vicdanın zorladığı bu isyana başka insanların da

Read more…

‘İmamın Ordusu’nda neler var? – Ertuğrul Mavioğlu

?İmamın Ordusu? adlı kitabın içinde ne var? Ahmet Şık?ın 3 Mart günü sabahı evine polis baskını yapıldığı andan beridir bu konuşuluyor. Ahmet Şık, kitap hazırlık çalışmaları sürerken evine baskın yapılmış, tutuklanmış, operasyonun ?Kitapla ilgisi yok? açıklaması da bizzat savcılık tarafından yapılmıştı.

Sonrasında ?İmamın Ordusu?nu basmayı planladığı iddiasıyla İthaki Yayınevi?ne, Ahmet?in avukatı Fikret İlkiz?e, eşi Yonca?ya ve Radikal gazetesine geldiler. Buldukları her yerde ?İmamın Ordusu? kitap taslağına el koyup sildiler. Kitap yok edilmeye çalışıldığına göre okurun bunun içindekileri öğrenme hakkı tartışılamaz.

Silinemeyen
Bilgisayarımdan silinen kitap taslağı ile ilgili zihnimdekileri tarttım. Okuduğunu bildiğim başka kaynaklarla konuştum.

Read more…

Toplumsal Sınıfların İlişkisel Gerçekliği / Sosyo-Tarihsel Teorinin ?Sınıf?la İmtihanı – Vefa Saygın Öğütle & Güney Çeğin

Günümüz Türkiye?sinin akademik alanına egemen olan illusio (bilim insanının katıldığı alandaki sembolik tahakkümü sineye çekmesi, buna alışması ve zamanla bunun yeniden-üreticisi olmayı öğrenmesi), ithalat yönelimli taşeron stratejilerinin kuşatması altındadır. Bu kuşatmanın mevzilendiği alanlardan birisi de hiç kuşkusuz sosyoloji disiplinidir. Bir taraftan söz konusu illusio?dan dolayı müzmin bir tüketimcilik haliyle her daim barışık olan, bir taraftan da politikadan muaf olmayı kendisine vazife bilen sosyoloji alanının akademik fâilleri, kimi tartışma noktalarını analiz-nesnesi olmaktan çıkarmıştır. Bu gözden düş(ür)melerden birisi -belki de en önemlisi- toplumsal sınıf meselesidir. Nitekim sınıf meselesinin gözden düş(ürül)mesi, politik alandaki daralmanın temel sebeplerinden

Read more…

Arap Dünyasında Ayaklanma (Nedenler – Olasılıklar – Sonuçlar) – Mustafa Yalçıner

Arap Dünyasında Ayaklanma Arap halklarının ayaklanması ve uyanışını olabildiğince bütün yönleriyle kitaplaştırarak, sonuçlar çıkarmanın zamanıydı.
Kitap, Mısır?daki Mübarek?in devrilmesinin ardından ve Libya?da Kaddafi?yi hedef alan ayaklanma sürerken kaleme alındı.

Read more…

Buyruk ve İtaat / Kültür, Sanat ve İktidar – İsmail Mert Başat

İsmail Mert Başat, Buyruk ve İtaat / Kültür, Sanat ve İktidar adlı kitabında mitolojiden gündelik hayata, uygarlık deneyimlerinden vahşete kadar birçok konu üzerinde, iktidar ve sanat ilişkisini tartışıyor. Başat’ın son kitabı Buyruk ve İtaat, kültür, sanat ve iktidar konularında denemelerden oluşuyor. Çoğul bir okumanın da ürünü olan yazılarda 68 Kuşağının özgürlük ve karşıtı kavramlara karşı duyarlılığı, Başat’ın ele aldığı konularında ve pratiklerinde yoğunlaşıyor. Başat’ın asıl referansı Marksizm. Bu referansın bir kalıp bir dogma değil, yaşayan, gelişen ve değişen canlı bir düşünce pratiği olmasına dair gözettiği özen, yazıların hem içeriğine hem de biçimine nüfuz ediyor. En başta gözettiği iki kavram olan ‘özgürlük’ ile ‘sanat’ arasında doğrudan bir bağ kuruyor hemen her yazısında. Sanatın özgürlük için en dolaysız insani pratik olduğunu açımlıyor yazılarında. Bunu karşıtlıkları içinde çözümlüyor; iktidarların, egemenlerin gizli açık her türlü boyunduruk dayatmaları karşısında sanatın başkaldırı ve özgürlük için vazgeçilmez bir olanak olduğu bilincini işliyor. Başat, sanat ve iktidar ilişkilerini

Read more…

Jorge Semprun’un Hayatı ‘Önemli olan Tanrı’nın sessizliği değil, insanların sessizliği, mutlak kötülük karşısındaki sessizliği?’

İspanyol yazar Jorge Semprun, Nazizme karşıtlığı nedeniyle henüz 19 yaşında iken Nazi Polis Örgütü Gestapo tarafından tutuklanarak (Eylül 1943’ten Nisan 1945’e kadar) Buchenwald toplama kampına götürülür. Jorge Semprun’un genç yaşta yaşadığı bu cehennem azabı, romanlarının ana izleği, yazarlık dokusunun rengidir artık. Bu tutsaklık ona yeni bir duyuş, yeni bir bakış kazandırır. *“İkinci Dünya Savaşı’nın ve işkencelerin gölgesinde yaşamak zorundaydı artık. Yaşayan hiçbir canlının hak etmediği şartlara tabii tutuluyordu, diğer tutsaklar gibi. Çok az besin ve zalimce çalışma. Sabah dağıtılan tayınının hepsini bir kerede bitirmemek için zor tutuyordu kendini. Bu, on dört saat boyunca boş mideyle çalışmak demekti. Günlerin açlığı bedenini çoktan kuşatmış, zulmün eritmeye koyulduğu ruhu yara almıştı. Ama yine de gelecek fikriyle o anlık açlığını unutmaya, bastırmaya çalışıyordu.
Bu karanlık mağaranın ışığı, uçsuz bucaksız okyanusun hiç sönmeyen feneri edebiyat oluyordu. Sanattan, yazından çok öteydi edebiyat onun için, özellikle de şiir.

Read more…

Firmin / Hümanist Entel Serseri – Sam Savage

O bir hümanist! O bir entel! O bir filozof! O bir serseri! O bir mucize !!!
O farelerin en kültürlüsü ve duyguları en gelişmiş olanıydı. Başka bir deyişle ?entel ama yalnız?dı? 60?lı yıllarda Boston?daki bir kitapçının bodrumunda doğmuştu. Alkolik bir anne ve anlayışsız kardeşleri yüzünden herkesten daha hassastı. Edebiyatı sevmeye en doğal şekilde başladı: onu yiyerek. Kitapları yedikçe okumayı söken Firmin zamanla kitapçıdaki tüm kitapları adeta yuttu. Sonrasında da insanlarla iletişime geçmeye, yalnızlığını sonlandırmaya çalıştı. Gün geldi bir şehir serserisi, gün geldi burjuva özentili biri oldu ama aslında o her zaman bir hümanist, değirmenleri bile olmayan bir Don Kişot?tu? ve gerçek bir âşıktı? Bu kitapta Firmin?in yaşadığı yabancılaşmayı, yalnızlığı, hayallerini ve hayal kırıklıklarını bazen gülerek bazen hüzünlenerek okuyacaksınız.
Sam Savage?ın Firmin adlı romanı, bir gün bir kitap okuyan ve bütün hayatı değişen

Read more…

Sanatçının Yaşlı Bir Adam Olarak Portesi – Joseph Heller ?Hakikatin yerini sessizlik aldığı zaman, sessizlik bir yalandır?*

Sanatçının Yaşlı Bir Adam Olarak Portesi, Joseph Heller’in 1999 yılında ölümünün ardından yayımlanmıştır.
?Hakikatin yerini sessizlik aldığı zaman? diyordu *Yevgeni Yevtuşenko, ?sessizlik bir yalandır?. 19.yüzyıl gerçekçiliğinin mirası henüz tüketilmemiş, sanatla politika arasındaki organik ilişki kopmamış, edebiyat oyuna çevrilmemiş, hakikat sessizlikle çevrilmemişti. Pek çok büyük yazar gibi Joseph Heller de, bir zamanlar hakikati seslendirmiş, ihtiyar dünyanın kalbine giden bir roman yazmıştı. Vasiyet diyebileceğimiz son romanında yarattığı kahramanı Sapo?nun böyle bir sese asla ulaşamayacağını, Sapo?nun paradokslarıyla birlikte vurgularken, edebiyat dünyasına mizah yoluyla önemli bir uyarıda bulunuyor:
?Kafka Prag?da yaşayan alçakgönüllü, çekingen bir yazardı, yazdıklarının yayımlanması düşüncesinden tedirgin oluyor, neredeyse hiç birinin yayımlanmasını istemiyordu.

Read more…

22. Ankara Uluslar Arası Film Festivali’nden Birkaç Not – Müslüm Kabadayı

17-27 Mart 2011 tarihlerinde Ankara?da Büyülü Fener, Barı Sineması, Goethe Enstitüsü ve Çağdaş Sanatlar Merkezi?nde gerçekleşen film gösterimleri, atölye çalışmaları ve söyleşilerden katılabildiklerimle ilgili izlenimlerimi paylaşmak istiyorum.
Bu türden festivallerin sinema, belgesel sinema üzerine kafa yoranlar bakımından önemli katkıları olduğu ortada; ayrıca merak ettikleri filmleri daha uygun koşullarda izleme olanağı bulanlar açısından yararlı. Ancak ?Özgürlük? ya da üç bölümlük ?Paris Komünü? gibi filmlerin bir kez gösterilmesi nedeniyle yer bulamayanlar bakımından da burukluk yarattığını söylemeliyim.

Read more…

Kilimanjaro’nun Karları – Ernest Hemingway

Kilimanjaro’nun KarlarıBu kitaptaki öykülerin kimisi, büyük savaşla ya da yaşam savaşı diyebileceğimiz küçücük olaylarla başlatılmaktadır. Çünkü Hemingway’e göre yaşamak, sürekli bir savaştır; havada, karada, ringde, arenada nerede olursa… Savaşın o korkunç havası bin bir güçlük içindeki insanları; oltasıyla, tüfeğiyle avcılar, ya da bir arenadaki çılgın insanlar, Hemingway’in yaşamında önemli yer tuttuğundan, okurunun da karşısına sık sık çıkıverir.
Bu küçücük olaylar, başkalarını da çağrıştırır okuyucuya. Ölümle dirim arasında bir insan… Onun, her türlü ikiyüzlülükten, yalandan arınmış duyguları, itirafları, umutsuzca, gerilim içindeki bekleyişi… Beri yandan, sıradan insanların yaşamlarından yalın, yalınlığı ölçüsünde de ilginç herhangi bir kesit, aynı inandırıcılıkla seriliveriyor gözler önüne. Aradığını bulamayanlar, kendini kanıtlamak isteyenler, bunalım geçirenler, yardımseverler, boş verenler… Daha niceleri vardır, Hemingway’in öykülerinde.

Read more…

Termal Kaynaklarımıza Sahip Çıkmak – Müslüm Kabadayı

Doğanın evrimi, bu alanda yapılan bilimsel çalışmalarla ortaya konurken, canlı hücrenin oluşumu için gerekli 6 elementin yoğunlaştığı bölgelerde su kaynaklarının ne denli önem kazandığı hemen dikkat çekmektedir. Uygarlık tarihi incelendiğinde de görülmektedir ki büyük nehirlerin ağızlarında, deltalarında yaşam olanağının daha güçlü olduğu ortadadır. Sümer, Hitit, Mısır uygarlıkları bunun en somut örnekleridir.

Read more…

Şiir Çığlık / Çığlık Şiir – M. Şehmus Güzel

21 Mart UNESCO tarafından « Dünya Şiir Günü » ilan edileli ilkbaharın gelişi bir de bu vesileyle şiirlerle karşılanıyor. İyi de oluyor.

Fransa?da öteden beri mart ayında « Şiirler İlkbaharı » kutlanıyor. Bu yıl da 7-21 mart arasında birçok şiir dinletisi, toplantısı, gösterisi yapıldı.

Bu iki bayramı Aziz Kemâl Hızıroğlu?nun Trajedi Koğuşu isimli şirin, hoş, hüznü de olan hakiki şiir kitabını okuyarak 21 Martta kutladım. Aynı gün Newroz?u da kutladık dostlar arasında. Bu da iyi oldu. Birkaç bayramı birarada kutlamak her açıdan olumlu. İşte ispatı : İlkbahara şiirle başlıyoruz. İlkbahara şiirle başlamalı.

Her şey şiirle başladı. Başlar. Her şiir şairiyle sürer. Hayat yaşanır. Kül olan kötülerdir. İyiler bizim. İyiler bizimkiler. İyiler biz. İyiler bizim şairlerimiz.

Read more…