Ağrıdağı Efsanesi – Yaşar Kemal

Ağrıdağı Efsanesi Yaşar Kemal’in destansı romanlarındandır. İlk basımı 1970’de Cem Yayınevi tarafından yapılmıştır. Ağrıdağı Efsanesi?nde bir aşk olayından yola çıkarak ve bu simgesel tema içerisinde baskı karşısında halkın dayanışma gücünü anlatır.
Roman Ağrı Dağı’nda bulunan dağ köylerinden birinde yaşayan Ahmet ve o dönemde oranın yöneticisi olan Mahmut Han’ın kızı Gülbahar arasındaki aşkı ve bu sevdalıların kavuşmak için yaptıklarını anlatır. Romanda öne çıkan diğer önemli öğeler kaval ve olayların başlamasına sebep olan Mahmut Han’ın Güneş simgeli eğeri olan atıdır. Destanın geçtiği dönemde yaşamış halkın kültürüne ve ananelerine yer verilir. Bunların dışında roman anlattığı destanın karakterleri üzerinden insan psikolojisini irdeler.
“Ağrı Dağının doruğuna yakın bir yerlerde, güneybatı yamacında bir göl vardır, adına Küp Gölü derler. Bir harman yeri büyüklüğündedir göl. Som mavi

Guatemala Efsaneleri, Miguel Angel Asturias, Sonu gelmeyen tümceler ve sınır tanımayan bir düşgücünün romanı

Sonu gelmeyen tümceler, sınır tanımayan bir düşgücüdür “Guatemala Efsaneleri”.
Ne öykü, ne şiirdir anlatılan. Ne olaylar ne de duygulardır verilen. Psikoloji ile biyolojinin ötesinde, doğal yaratıcı öğelerin kökensel yaşamsallığıdır aktarılmak istenen okura. Kızgın doğanın bir tür karışımıdır. Karmaşık bir bitki örtüsü, çağlar ötesinden gelen yerli büyüleri, “Salamanca” Hristiyanlığının deli bir düş içinde birbirine karışan “yanardağ” tutkusu, rahipler, haşhaş kafalı adam, değer biçilmez mücevherlerin dükkancısı, “Kutsal Efendinin papağan sürüleri”, dokuma tezgahlarının ve sıfırın değerini öğretmek için köyleri dolaşan büyücü öğretmenler!..
Asturias’ın gönlünün tüm lirizmiyle kaleme aldığı bu otantik söylenceleri okurken,

İnci (The Pearl) – John Steinbeck

Online girş yap ve para kazanmaya başla.

İngilizlerin dargın olmadıklarını fehmetmek için, bir
pub’a dayanmak yeter. (Uzun müddet içki

içilmesini para
mâni olmak amacıyla bu meyhaneler kısımlar altıda açılır, gecenin ön birinde
bile kapanır.) Pub’larda hacısı hocası arkadaştır, umum birbiriyle konuşur. tek
tanımadığınız bir adam, sizde hiç gözü olmadığı halde bir bade ağırlama paha
size.

Para
Viskiden sağlam
hoşlanmam ama, ilk "malt" viskimi böyle içmiş ve uygun viskiden aşırı henüz
fiyatlı olan bu değiştirilmiş viski türüne bayılmıştım. (Viskiden hoşlanmamamın
nedeni Mehmet Ali Aybar’dır: bir hayli gençken, viskinin ne tarz bir cam
olduğunu ona sormuştum. O da beni alaya almış, "bir tahtakurusunu ezip çöp
tenekesi bir konyağın içine atarsın. işte al sana viski!" demişti.
Para
Ben de elime aldığım her viski
kadehinde, eskiden yazlarımızı zıkkım fail o tahtakurusunun kokusunu duymuştum
yıllarca.)

Ufo’lardaki bu hukuk havasında alkolün verdiği euphoria’nm,
yani gevşeme, relaks duygusunun da bir payı olabilir. lakin Romalılar, in vino
veritas, yani bir insanın hakiki kişiliği içince meydana çıkar, derler. ummak
ki, İngilizlerin anket doldur para kazan siteleri
gerçek kişiliği bile itici ve mesafeli değil, tatlı ve sevecendi.
İngiliz polisi terbiyelidir, mahsus da anlar. geniş kapalı bir kış haset havanın
kasvetinden içime fenalıklar gelince, hıncımı genç bir polisten aldım. sıkıntılı
bulutlar ortada al bir toparlak üzere hayal meyal sâdır güneşi delikanlıya
parmağımla göstererek, "acaba bu nedir efendim? Bana söyleyebilir misiniz?"
diyerek sordum

anket doldur para kazan siteleri

uydurmaca bir nezaketle. parçalanmamış İngilizler gibi iklimin kötülüğünden
ötürü daltaban kompleksi duyan polis, "o güneştir, madam" dedi sıkıntıdan
kıvranarak. "Emin misiniz şems olduğundan? Ben Türküm; bizim ülkemizde şems
bambaşkadır" diye üsteledim. Genç polis yeniden terbiyesini bozmadı. O üzüntü
şita günü şems pırıl pırıl parlamadığı için, nerdeyse kusur dileyecekti benden.
Bunun üzerinde beş altı utandım. "Kusuruma bakmayın, kubat bir saka yaptım"
anket doldur para kazan siteleri
diyerek,
delikanlının gönlünü almaya çalıştım. O da rahatlayıp gülümsedi bana.

 

İngiliz polisi sadece şakadan anlamakla kalmaz, sırasında
kendi de sucu yapmasını bilir. Bunun geniş körpe bir örneğini gördüm: Bilindiği
gibi, 1521’de Martin Luther, Wittenberg’deki kilisenin kapısına Theses yani
internette para kazanma
Tezler ünlü
kitabını çivileyerek Roma Katolik Kilisesi’ne için cephe almış, Almanya’da
Protestanlık akımını başlatmıştı. esasta bunca asaletli bir aileden gelen, lord
olduğu halde bu unvanı kullanmaya katiyen tenezzül etmeyen sesli riyaziyeci ve
felsefeci Bertrand Russell da Luther1 e öykün-müştü. 1960’lı yıllarda, nükleer
silâhların yok edilmesini talip bir bildiriyi, İngiltere başbakanlarının
ikametgâhı Downing Street’teki 10 no.’lu lüp kapısına çivilemek istiyordu.
tekmil sokak,

internette para kazanma
bu
tarihsel olaya şahit yapmak isteyenlerle tıklım tıklım doluydu. Herkes huşu
süresince bekliyordu. 1872’de doğduğuna gereğince o sırada bir epey acıklı olan
Bertrand Russell, elinde bildiri, dört bayağı mıh ve bir çekiçle, alkışlar
beyninde Başbakan’ın evine essah yavaş aheste ilerledi. Bildiriyi kapıya dayadı,
eline bir çecik aldı; davetkâr tam kaldıracağı sırada, bir polis memuru,
kalabalığı nezaketle yararak, yanına geldi. "İzninizle size yardım edeyim Lord
Hazretleri" dedi. internette para kazanma
Cebinden yapıştırıcı değersiz bir izole bant çıkardı; bildiriyi dakikasında
yapıştırıverdi kapıya. Bertrand Russell, "kapıya muhatara verirse versin; illa
Martin Luther kabil çivileyeceğim" niteleyerek tutturamazdı elbette. yalnız
bitik halde bozulmuştu. Londra polisi bir kumar oynamıştı ona. çünkü dramatik
bir jest yapmasını engellemişler, o yapıştırıcı bandı kullanarak, eylemin
eksiksiz fiyakasını bozmuşlardı.

 

“Ben Koşarım Aşağlara, Koşarım” Turgut Uyar Üzerine Tomris Uyar’la Söyleşi, Erhan Altan

Şair Turgut Uyar’ın hayatı (1927-1985), Erhan Altan’ın öykücü Tomris Uyar’la yaptığı söyleşiyle kitaplaştı. Kitapta Turgut Uyar’ı sadece eserleriyle değil, çocukluğu, gençliği, zaafları, becerileri, alışkanlıkları ve sevdikleriyle de karşımızda buluyoruz. En yakınının ağzından bir Uyar portresi olmanın ötesinde şairi Tomris Uyar’ın nasıl gördüğünü de içeren ben koşarım aşağlara, koşarım aile arşivinden alınmış fotoğraflarla, “Şahin Kaygun’un Objektifinden” bölümüyle iyice zenginleşiyor.
Erhan Altan, kitabını şöyle tanıtıyor önsözünde “Bu çalışma, Turgut Uyar’ı tanıyan çok sayıda kişiyle yapılacak söyleşiler dizisi olarak başladı, doğal sonucu bir biyografi çalışması olmalıydı. Ancak yapılan birkaç söyleşinin yeterli malzemeyi sunmaması, Turgut Uyar’a yakınlığıyla tanınan birçok kişiye ulaşılamaması gibi nedenlerle bu girişim yarım kaldı. Okuduğunuz bu metin, ölümünden önce Tomris Uyar’la yaptığım üç görüşmeden oluştu ve yaşasaydı muhtemelen

Bir Fotoğrafınız da Bende Kalmış, Sıddık Akbayır

Bu kitap bir ?hayatı, sanatı, eserleri? çalışması değildir. Kitabın hazırlanmasında bilimsel yöntemler kullanılmış olsa da, metinler bir tez soğukluğunda değil. Birinci bölümde ?otuz iki kısım tekmili birden? başlığıyla edebiyat dünyasından isimler yer alıyor.
Cemal Süreya, Ece Ayhan, Nilgün Marmara, Turgut Uyar, Oğuz Atay, Vedat Günyol, Tezer Özlü, Can Yücel, Gülten Akın, İlhan Berk, Lale Müldür, Edip Cansever ve daha bir çok isim ?
İkinci bölümde, araya girmiş ?parçalar? ya da on dakika ara biçiminde değerlendirilebilir.
Son bölümde, sanat edebiyat dünyasında çokça konuşulan; ancak pek de yazılmayan kimi ayrıntılar, ?incelikler? ?edebiyat yazılı yoklama soruları? başlığıyla aktarılıyor.
Eser mükemmel bir edebiyat araştırması olarak arşivlere girmeyi

Latin Amerika’da İsyanın Tarihi, hazırlayan: Sibel Özbudun, bir isyan ansiklopedisi

Araştırmacı yazar Sibel Özbudun, derlediği ?Latin Amerika?da İsyanın Tarihi? adlı kitapta, ?isyanın anatomisini? çıkarıyor. Kitabın özelliği, ne uzmanca bir değerlendirme, ne anı/gözlem, ne de analiz olması. Latin Amerika?da İsyanın Tarihi, Latin Amerika?nın 150-200 yıllık ?isyan tarihini? kıtanın belli başlı aktörlerinin kendi düşünceleriyle anlatıyor. Devrimci önderlerinin ülke ülke, dönem dönem; hedeflerini, stratejilerini okuma fırsatı buluyoruz.
Eserin ilk kısmında, kapitalist sömürgeciliğin bağrına isyan ateşini yakan Simon Bolivar ile Che Guevera?nın yazıları ve Karşılaştırmalı Amerika-Avrupa Kronolojisi her iki kıtanın siyasal tarihi konusunda özel bir çerçeve sağlıyor. 21. yüzyılın başlangıcında küresel kapitalizmin neo-liberal politikalarla dayattığı yoksulluk, dışlanma; yerküre kaynaklarını geri dönüşsüz bir biçimde yağmalayıp doğayı tüketirken; yeryüzünün her tarafında ektiği isyan tohumları neden Latin Amerika?da hep sıpsıcak

Büyük Bir Keşfin Hikâyesi: Kapital, Vitali Solomonovic Vygodski

Vitali Solomonovic Vygodski, ?Büyük Bir Keşfin Hikâyesi: Kapital?de, Marx?ın bu ünlü eserinin ortaya çıkış serüvenini anlatıyor. Dolayısıyla çalışma, Marx?ın bu eserinde teorikleştirdiği ekonomik öğretisini, kendi gelişimi, evrimi içinde anlamaya çalışmasıyla önemli bir konuya eğilmiş oluyor. Vygodski?nin özenli çalışmasında, Marx?ın kapitalist üretim tarzının yasalarını nasıl keşfettiği, Artı Değer gibi teorileri, ?Kapital?e almadan önce bunları ne şekilde tamamladığı, burjuva ekonomi politiğinin yetersizliklerini nasıl aştığı ve ekonomi bilimini işçi sınıfı açısından nasıl devrimci bir hale getirdiği gibi konular mevcut.
‘…Marx’ın adı hemen, herkes tarafından bilinmekte ve Kapital milyonlarca insana rehber durumundadır. Bunun nedeni, Marx’ın haklı bir davaya hizmet etmiş olmasıdır. İşte, Marx çalışmasındaki ‘becerikliliği’ bu açıdan değerlendirmiş ve kaderini işçi sınıfının davasına adamıştır. Ve bu sayede de

Kadından Kentler, Murathan Mungan

Kadından Kentler, Murathan Mungan’ın 2008 yılında yayınlanan, on altı kentte geçen on altı hikâyeden oluşan öykü kitabıdır. İzmir, Adana, Trabzon, Bursa, Amasya, Ankara, Samsun, Sinop, Afyon/Denizli, Kırşehir, Diyarbakır, Erzurum, Kayseri, Gümüşhane, Mersin, İstanbul, öykü kitabında geçen kentlerdir.
Bu on altı kentte bir biçimde karşı karşıya gelen kadınlar, bu karşılaşmadan yaşamları için gereken bir şeyi öğrenip yollarına ve öykülerine devam ederler.
“Sessiz bırakılma yerlerinizle karşı tarafı konuşarak boğmaya yönlendiren sistem aynı sistem. Sussanız da, konuşsanız da aynı kapıya çıkıyor. Ben daha derin bir yerden eko vermeye çalışıyorum. Kadından Kentler de bu anlamda olmak üzerine bir kitap aslında.”
Murathan Mungan, Türkiye?nin kuzey, doğu, güney ve batısından bir takım kentler oluşturma isteği ile öykü kitabını yazdığını belirtir. Kadın kimliğinin ve kentlerin,

Zadig ya da Yazgı, Voltaire (François Marie Arouet)

1747’de yazdığı Zadig, Voltaire’in ilk felsefi romanıdır. Kitabın ikinci başlığı Yazgı olmakla birlikte, boş inançların, insani zaafların ve bunların sonucu olan ahmaklıkların eğlendirici bir yergisi olan anlatı, bu ahlaki yaklaşımın ötesinde Leibniz’in felsefesini de eleştirmekte, “önceden kurulu uyum” ve “Tanrısal inayet” anlayışının karşısına, rastlantıların belirsizliğini ve yine Leibnizci bir kavram olan insanın “yeterli neden” ilkesi uyarınca özgürlüğünü sahiplenebileceği gerçeğini çıkarmaktadır. Voltaire, istencimizde olmasa da eylemlerimizde özgür olduğumuza inanmaktadır.
François Marie Arouet de Voltaire?in yoğun bir entelektüel faaliyet içinde sayısız eserler vererek geçirdiği ömrünü üç tutkunun belirlediğini söylemek yanlış olmayacaktır: şöhret, servet ve kudret. Voltaire bu üç tutkusunun da karşılığını fazlasıyla almış, bu arada elbette birtakım bedeller de ödemiştir. Avamın “ahmaklık ve barbarlığına” olduğu kadar Eski Rejim’in çürümüş değer ve kurumlarına da aynı kibir ve hoşgörüsüzlükle meydan okurken çağdaşlarına hoşgörünün ve adaletin erdemini göstermiş, bütün bir Aydınlanma Çağı Fransasını derinlemesine etkilemiştir. Gustave Lanson, onun için, “Bize özgürlüğümüzü verdi ve bize

Enel Hakk’ın Hakkı, İlhan Selçuk

Enel-Hakk’ın Hakkı, tarihten kovulmuş bir büyük kitlenin son 36 yılının öyküsünü içeriyor. Alevi-Bektaşi toplumunun kör kuyulardan yükselen çığlığına “Penceresi”ni ardına kadar açan İlhan Selçuk, resmi ideolojiyle aynı paralele düşen aydın duyarsızlığına yüz vermeden, popülizme (halk dalkavukluğuna) saplanmadan 1962’den beri yazdıklarıyla bir projektör işlevi gördü. Konuya aklın aydınlığıyla halk sevgisi ve halk sevaşçısı olarak yaklaştı. Bu alanda dağarcığında olanı olmayı ortaya saçan günümüzün “modern çerçi”lerin yanında İlhan Selçuk’un yazılarıyla verdiği 36 yıllık mücadele, “zor zamanlarda konuşmak” diye tanımlanabilir. Alevi-Bektaşilerin, kanla yazılmış tarihinin yanısıra, beslendiği tasavvuf pınarlarından, sanatından ve mizahından esintilerin yer aldığı bu kitapta Mansur’un, Nesimi’nin, Pir Sultan’ın ve Hatayi’nin, kısaca “Enel-Hakk” deyip de

Klasikleri Niçin Okumalı? İtalo Calvino

Dünya edebiyat tarihine yalnızca bir yazar olarak değil, edebiyat üzerine düşünceleriyle de damga vuran İtalya?nın ?kalem sincabı? Italo Calvino?nun, “kendi” klasikleri -yaşamının değişik dönemlerinde onun için büyük bir önemi olmuş yazarlar, şairler ve bilim insanları- üzerine deneme ve yazılarının büyük bir bölümü yer alıyor. Ayrıca, 20. yüzyıl yazarlarından, Calvino’nun özel bir hayranlık beslediği yazarlar ve şairler üzerine denemeleri de bu derlemenin bir parçasını oluşturuyor.
Calvino gerek yazar, gerek okur olarak kitapla sıkı bir bağ içinde olmakla birlikte, uzun yıllarını editörlük yaparak geçirdiği için hem mesleği gereği, hem de entelektüel merakları nedeniyle de okuma ve yazma üzerine düşünmüş bir kültür adamı. Klasikleri Niçin Okumalı? okurlarını bir kez daha Calvino’nun keskin ve analitik zekâsıyla buluşturacak.
27 Eylül 1961 tarihli bir mektubunda NiccolGallo’ya: “Dağınık haldeki ve organik bir bütün oluşturmayan yazıları derlemek için, kişi ölmeyi ya da hiç olmazsa iyice yaşlanmayı

Damaya Güzelleme, Anadolu’ya güzellemedir, R. İnanç Baykur

“Damaya Güzelleme”, düşünce temelli bir Anadolu oyununun bugün pek çoklarınca bilinmeyen hikâyesidir.
Damayı sistematik biçimde çalışan ve aynı zamanda oyunun toplumsal bağları üzerine araştırmalar yapan yazar, R. İnanç Baykur, elde ettiği bulguları bu kitap aracılığıyla paylaşıma açıyor. Böylelikle dama üzerine yazılmış en kapsamlı kitabı ülkemiz kültür ortamına, özellikle oyun kültürümüze kazandırmış oluyor.
Yazar, okura Anadolu damasının ve onu sarmalayan kültürün zenginliklerini birlikte sunuyor. Oyundaki temel strateji ve taktikler, iki yüz elliye yakın seçme dama oyunuyla desteklenerek verilirken, hikâyeler, röportajlar ve onlarca fotografla da damanın antropolojisi ele alınıyor. Hiç bilmeyeninden dama ustasına kadar

Dostluk’un Kitabı; İlker Maga, Arthur Schopenhauer, Kant Leung, Hüsnü Kaya, Platon (Eflatun), Aristoteles, Friedrich Wilhelm Nietzsche, Tan Oral, İzzettin Önder, Metin Çulhaoğlu

Dostluk, günlük hayatta çok sık kullandığımız bir kelime. Ama sadece kelime değil, bir değer. Herhangi bir şekilde “dost” kelimesini kullanıyorsak, “dostluk” diyorsak, değerli bir şeyden sözediyoruzdur. Günümüz dünyasında değerinden çok şey kaybetmiş olsa da dostluk, insanın beyaz sayfalarında koruduğu, herhangi bir şekilde kullandığında ona olumlu anlamlar yüklediği bir insanlık değeri. Peki dostluğun felsefesi olur mu?

Dostluk’un Kitabı, YGS (Yazı-Görüntü-Ses) Yayınları’ndan çıkan ve dostluğun felsefesinin işlendiği yeni bir kitap. Dostluk, antik felsefeden günümüze kadar felsefenin ilgi alanı içinde olmuş bir kavram. Dostluğun ilk felsefik temelleri Platon tarafından atıldı. “Her insanın bir dosta ihtiyacı vardır” diyen Aristoteles, dostluğa yeni açılımlar kazandırmaya çalışan ikinci büyük felsefeci. Çiçero için de dostluk çok önemliydi. Dostu, dostluğu hayatından silmiş birinin dünyasından güneşi uzaklaştırmış olacağını

Evde Kalmış Kız, Honoré de Balzac

?Evde Kalmış Kız?, Balzac?ın taşra yaşamını ve burada yaşayan karakterleri en iyi tasvir ettiği eserlerinden biri. Kurgu, bildik taşra ve taşralı görünümlerinden çok, her biri kendine özgü davranışlar sergileyen karakterler ve onların kendine has dünyalarıyla dikkat çekiyor. Dolayısıyla Balzac?ın roman kahramanları, çıkar çatışmalarının ortasında, ait oldukları sınıfın tipik karakterleri olarak ele alınsa da, her birinin bireysel ve ruhsal özellikleri, giyim kuşamlarından tutum ve davranışlarına kadar ayrıntılı bir şekilde tasvir ediliyor. Roman, Balzac?ın ?İnsanlık Komedyası?nda, ?Töre İncelemeleri? kısmının ?Taşra Yaşamından Sahneler? bölümünde yer alıyor.
Honore De Balzac, 18 Ağustos 1799?da Tours?da dünyaya geldi. Balzac?ın imparatorluk yönetiminde memur olarak çalışan ve Fransız Devrimi?nin

Nâzım Hikmet?in şiiri ?Jokond ile Si-Ya-U? Zeliha Berksoy?la sahnede

“Nâzım Hikmet?in Jokond ile Si-Ya-U’su, adını Nâzım?ın koyduğu Zeliha Berksoy tarafından sahneleniyor. Sanatçı Berksoy, ?1928?de yazılmış bu denli modern, epik, ekspresyonist, sağlam bir eser az bulunur? diyor.
Jokond?u tanır mısınız? Hani yüzünün bir tarafı gülerken diğerinin ağladığı söylenen, Leonardo da Vinci?nin başyapıtı ?La Joconde?… Yani ?Mona Lisa?… Ya Jokond, Louvre Müzesi?nde kendisini izlemeye gelen bir Şanghaylıya âşık olursa? Bu da yetmeyip aşkının peşinden dünya kadar yol teperek Şanghay?a giderse… Hayal edin.
Bundan tam 80 yıl önce, 1928?de hayal etmiş bunu büyük şair Nâzım Hikmet ve ?Jokond ile Si-Ya-U?yu yazar. Bu şiirin yazılışından 18 yıl sonra, Bursa Hapishanesi?ndeyken bir güzel haber gelir. Yakın arkadaşı (Türkiye’de ilk kadın opera sanatçısı) Semiha Berksoy?un bir kızı olmuştur.
Annesi Celile Hanım?a bir mektup yazar Nâzım Hikmet ve şöyle der: ?Çok sevindim, Semiha?nın kızı olmuş. Ben Zeliha ismini çok severim, isterlerse