Sabrın ve Yaratıcılığın Yalnız Şairi: Rilke – Bedriye Korkankorkmaz

“Yalnızlık benzer bir yağmura.
yükselir denizden akşamlara; çıkar göklere,
o ırak ve ücra ovalardan her zamanki yerine.
ve dökülür gökten şehrin üzerine.
tüm sokakların yüzü sabaha çevrilirken,
bir şey bulamamış bedenler
birbirlerinden hüsranla ve mutsuz ayrılırken;
biri diğerinden nefret edenler
bir yatakta beraber uyumaya mecbur kalırken
aradaki o saatlere yağar: Yalnızlık sonra ırmaklarla akar.?
Rainer Maria Rilke

Bir Ülkeye Ağıt: Annus Horribilis – Ragıp Zarakolu

“Annus Horribilis”, yani “Dehşet Yılı”… Türk basınının duayenlerinden ve en onurlu seslerinden biri olan Doğan Özgüden, 1993 yılını böyle nitelendirmişti… Gerçekten de 1993 yılı, yaşanan son derece dramatik olaylar ile tam bir “dehşet yılı” olmuştu.
Elinizdeki “Günlük” o yılda yaşananlardan kesitler sunuyor ve bugün haklı çıkan öngörülerde bulunuyor.

Gece Güneşi – Karin Karakaşlı

İki kardeşin sevgi dolu,
baharat kokulu öyküsü!

Çağdaş edebiyatımızın genç kalemlerinden Karin Karakaşlı, sevilen gençlik romanı Ay Denizle Buluşunca’nın ardından ilk kez küçükler için yazdı. İki kardeşin sıcacık sohbetlerine tanıklık eden öykü, anasınıfına giden ve sınırsız bir hayal gücüne sahip küçük Arda’nın, ablası Arya’nın sabrını sınarcasına sıraladığı bitmez sorularıyla renkleniyor. Okur, hem Arda’nın sorularına yetişmeye hem de oyunlarına zaman ayırmaya çalışan Arya’nın haline, aklından geçenlere ve Arda’nın yaratıcı doğasına

Behzat Ç. / Son Hafriyat / Bir Ankara Polisiyesi – Emrah Serbes

Behzat Ç., Cinayet Büro Amirliği’nde başkomiser, hayata karşı işlenen suçlar uzmanı…

Başına gelenlerden sonra lanet etmiş, çekip gitmişti aslında. (Dizinin ilk kitabı Her Temas İz Bırakır?ı okuyanlar bilir.) Hayır, hâlâ işinin başında! Ama ağzını bıçak açmıyor. Tek bir laf çıkmıyor ağzından. El işaretleriyle, çehresiyle, suskunluklarla anlatıyor anlatacağını ? ve tabii dellenmeleriyle…

Bu bir AnKara polisiyesidir…

Behzat Ç. ve ekibi, kötü bir Renault Toros?la Sakarya Caddesi?nden Ayaş?a kadar altını üstüne getiriyor Ankara?nın.

Asker Gramofonu Nasıl Tamir Eder? – Sasa Stanisic

(*) Sasa Stanisic, Asker Gramofonu Nasıl Tamir Eder? romanında, Yugoslavya?nın son yıllarını, iç savaşı ve ülkesinden göç etmiş zorunda kalmış bir ailenin dramını, bu dramı yaşamış gerçek kişilerin hayatları etrafında canlandırıyor. O gerçek kişilerden biri de yazarın kendisi. 1978 yılında Doğu Bosna?nın Visegrad şehrinde, Bosnalı bir annenin ve Sırp bir babanın çocuğu olarak doğan Sasa Stanisic, Sırp birliklerinin 1992 yılında Visegrad?ı işgal etmesine ve savaşın şiddetine tanık olmuş. Bu duruma katlanamayan ailesi birkaç hafta sonra Almanya?ya iltica edince lise ve üniversite eğitimini Almanya?da tamamlamış… Edebiyat hayatı, üniversite yıllarında yazdığı hikâyelerle başlayan Stanisic?in ilk romanı Asker Gramofonu Nasıl Tamir Eder? 2006?da yayımladı. Büyük ilgi gören ve aralarında ABD, İngiltere, İsrail, Kore de olmak üzere birçok ülkede yayımlanan roman,

Woyzeck – Georg Büchner

Georg Büchner, Woyzeck’de sert, baskıcı toplumsal koşullara ve adaletsiz toplum düzenine direnemeyen yoksul bir insanın aracılığıyla, toplumsal çaresizliği, yoksulların suçluluğa mahkûm oluşlarını, gerçek bir olaydan yola çıkarak açık ve kapalı biçim birlikteliğiyle sahneye getirir.

(*) Woyzeck, Georg Büchner’in 1836 yılında yazmaya başladığı tahmin edilen, ölümüyle yarım kalan tiyatro oyunu. Oyun, daha sonra diğer bazı yazarlar, editörler ve çevirmenler tarafından farklı şekillerde sonlandırıldı. Alman tiyatrolarının repertuvarlarında sıkça yer alan oyun yine aynı kapsamda en çok sahnelenen oyunlardan biridir.
Büchner’in bu oyunu 1836 yılının Haziran ve Eylül ayları arasında yazmaya başladığı

Ses anıtı: Ruhi Su – Haydar Ergülen

“Asl?olan da sanmak değil, saymaktır.”

Nazlı babaannem onu dinlerken bir akrabasını yıllar sonra bulmuş gibi yaşarırdı. Boşuna değildi yaşarması, akrabalık duygusu da kadim bir şeydir, kabileden, aşiretten başlarsınız, sonra dil olur, lehçe olur, sonunda da bir aksan olur ve oradan akraba olursunuz: ?Keder Aksanı? diyelim ya da ?Kahır lehçesi?. Bu da insanlar birbirlerini yitirdiklerinde birikmeye başlayan, ama bir daha birbirlerini bulamadıklarından ya da çok geç buldukları için, onca zaman saklanmış olan, o kavuşma için saklanmış olan, gözyaşlarının bir ağıt gibi dökülmesine, bir uzunhava gibi akmasına sebeb olan şeydir işte. Her neyse.

Başka Dillerin Şarkısı – Karin Karakaşlı

Karin Karakaşlı’nın 1998’de Yaşar Nabi Nayır Ödülü’nü alan ve Varlık Yayınları tarafından 1999’da yayımlanan ilk öykü kitabı bir kez daha bizimle.

“Karşı kıyının ışıkları gözümde birikir, taşar yaş olur. İstanbul’u ıslatırım, bir de seni. Olduğun yerde ve anda yağarım üstüne üstüne. Yaşlarım sesim olur hiç duymadığın kadar. Korunağımı yıktığımda arkasında olanı görmeye dayanabilir misin? Ancak sustuğunda dinerim. Bak işte bu benim. Sen beni böyle bilir misin? Başını eğer, susarsın. Sırılsıklam susarsınız İstanbul’la. Suskunluğun sesim olur.”

Söz ve Sessizlik (20.Kitap) – Brigitte Labbé, Pierre-François Dupont-Beurier

Çıtır Çıtır Felsefe 20 kitaba ulaştı!
Sessizlik de sözlerden mi oluşur?

Açlığı, soğuğu, neşeyi hissetmek için sözcüklere gereksinim duymayız. Düşünmek içinse, sözcüklere ve dile ihtiyacımız vardır. Düşünürken kendi kendimize konuşur, kendimizle sohbet ederiz. Kimi zaman yalnızca içimizi kirleten şeyleri dışarı atmak için konuşuruz. Söz rahatlatsın, iyileştirsin diye. Ama bazen de, kafamızı boşaltmaya, içimizde sessizlik yaratmaya gereksinim duyarız. Her şeyi yoluna koymak için bu boşluğa, bu sessizliğe ihtiyacımız vardır…

Zaman Çok ve Zaman Yok (19.Kitap) – Brigitte Labbé, Michel Puech

Her şeyi kontrol eden zaman mı, yoksa biz miyiz? Acele etmemek, hayallere dalmak, zaman yitirmek midir?

İnsanların büyük şefi saattir; yani zaman. Okulun kaçta açılacağına, öğlen arasının kaçta başlayıp kaçta biteceğine, o karar verir. Anne babamızın kaçta işte olmaları gerektiğine, otobüsün kaçta kalkacağına, televizyonda çizgi filmlerin kaçta başlayacağına, zaman karar verir. Peki, çocukların zamanı nasıl değerlendireceği neden hep başkaları tarafından belirlenir? ?Boş zaman?, hayallere dalmak ve düşünmek için de gerekli değil mi?..

Çevrildiği tüm ülkelerde,