Sadece Deli! Sadece Şair: Nietzsche

Nietzsche?Okuyamamak! Çoğu zaman yazamamak! Kimseyle görüşememek! Müzik dinleyememek!?. ?Sürekli bir acı, her gün saatlerce süren deniz tutmasına çok yakın bir his, konuşmamı güçleştiren bir yarı felç hali ve oyalanmak için de şiddetli ataklar(son seferinde üç gün üç gece boyunca kusmuş ölüme susamıştım?) Size bunların aralıksızlığını, başımdaki, gözlerimin üstündeki kıvrandıran sürekli acıyı ve bu baştan ayağa felç hissini tarif edemem.?

1880 yılında durumunu böyle anlatmış; sürekli bir acı, yarı felç hali?

?V for Vendetta?nın yaratıcısı Alan Moore, ikinci romanını tamamladı.

Çizgi roman dünyasının efsane isimlerinden Alan Moore, ikinci romanını tamamladı. Watchmen ve V for Vendetta?nın yaratıcısı olarak bir hayli haklı bir şöhret edinen Moore?un yeni romanı Jerusalem (Kudüs) takriben bir milyon kelimeden oluşuyor.

Moore?un kızı Leah Moore, Facebook hesabından yaptığı açıklamada yazarın romanını nihayet tamamladığını açıkladı. Moore, ?Şimdi o uzunluktaki bir kitabın redakte edilmesi kaldı, sonra her şey tamamlanmış olacak? yazdı. Moore, romanın ?bir milyon kelimeyi aştığını? da sözlerine ekledi. Moore?un sözlerini bir bağlama oturtmak adına ekleyelim:

Rüyalar Rengârenk Bir Karanlıktır – Cezmi Ersöz

Bireyin kendi gerçekliğiyle yüzleşmesinin çetrefilliğini belki de imkânsızlığını anlatan bir eser genç yazar Cem Kertiş?in ilk romanı olan ?Yüzümdeki Sen?, ama üçüncü kitabı. İlk kitabından beri zevkle okuduğum bu genç yazarı öykü ve şiirleriyle tanımıştım. Her iki türde de oldukça başarılı bulduğum Cem Kertiş?in yeni kitabı Yüzümdeki Sen?i kısa sürede okudum. Her ürünüyle kendini aşan bir yazar olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Özellikle dilinden çok etkilendim. Feyza Hepçilingirler?in kitabın arka kapağına yazdığı yazıya bütünüyle katıldığımı söyleyebilirim. ?Ustaca yazılmış bir roman. Sanatının ehli bir karikatüristin, çok az çizgi kullanarak insan ruhunun derinliklerini anlatması gibi Cem Kertiş de kelimeleri yeterince kullanarak karakterlerini derinlemesine anlatabilmiş. Özellikle de kurgusuyla, oldukça güçlü bir roman yazmış.?

İdeal Kahraman Değil Çelişkisiyle İnsan – Neşe Aksoy

Irmak Zileli?nin ikinci romanı Gözlerini Kaçırma, ilk sayfalarında ?talihsiz? bir olayın ardından başkahramanı Didem?in hem toplumsal hem de bireysel bir mücadeleye hazırlandığını düşündürüyor okuruna. Fakat roman ilerledikçe, Didem?in dünyasında bunun daha farklı bir mücadele anlamına geldiğini görüyoruz. Öyle ki, Didem açısından babasız bir çocuk doğurmak, durumun toplumsal aykırılığından ve onun iç dünyasında yarattığı annelik ve kadınlık duyguları arasındaki psikolojik çatışmalardan çok yaşamı boyunca yakasını bırakmayan sevgisizliğin pençesinden kurtulmanın bir yolu olarak beliriyor. Bu bakımdan, babasız çocuk doğurmayı göze almak Didem?i ayrıksı bir kahraman gibi gösterse de, onun asıl kaygısının sevgiye olan ihtiyacını gidermek ve yalnızlık duygusunu yatıştırmak olduğunu fark ettiğimiz anda, Didem sıradan insana özgü çelişkileriyle bir modern roman kahramanına dönüşüyor gözümüzde.

Demokrasi Nefretinin Sendromları – Kansu Yıldırım

Demokrasiden nefret edilmeli mi? Yahut başka türlü formüle ederek soralım: Nefret edilecek bir şey varsa o da demokrasi midir? Bu sorulara verilecek yanıtlar, toplumsal konumlara ve siyasal aidiyetlere göre değişiklikler gösterebilir. Ne var ki, pek çok yanıt olmasına karşılık sorunun ve de onu çerçeveleyen sorunsalın merkezinde demokrasinin temel parametreleri sabittir diyebiliriz. Bir muhafazakâr, bir liberter, bir cemaatçi, bir kapitalist, bir sosyalist için demokrasi kitle, mekân ölçeği, yönetim biçimi/rejim, kurumsal yapılara dair bir takım düşünceleri beraberinde getirir. Demokrasiyi bunlar eşliğinde değerlendirmeye başlayan bir kişi, kavramın tarihselliğinden ziyade yerleşiklik gösterdiği ana odaklanır. Tarihsel malumatsa daha çok Antikiteye uzanan bir etimolojik açılımla sınırlı kalır.

Daha Fazla Kâr İçin – Barış Gençer Baykan

Benzin istasyonlarında ?kurşunsuz? vurgusunu sıkça duyduk ama üzerinde hiç durmadık. Normalde benzinin kurşunlu olduğunu ve benzin tedarikçilerinin bizim iyiliğimizi için benzini kurşundan arındırdıklarını düşünebiliriz. Oysa gerçek tam tersi. Benzinde kurşun yok ve 90 yıl önce General Motors, Du Pont, bugün Exxon olarak bilinen Standard Oil- New Jersey son derece zararlı olan bu maddeyi benzine katmaya başlıyorlar. Otomobil egzozundan çıkan kurşun parçacıkları rüzgar,yağmur ve kar ile taşınarak sadece yerel nüfusa değil on binlerce kilometre ötedeki canlılara zarar veriyor. 1920?den bu yana atmosfere salınan kurşunun %90?ı benzin yakılmasından kaynaklanıyor. ABD?deki The Nation dergisinde ?The Secret History of Lead? adıyla yayımlanan uzun makale, H2O Kitap tarafından ?Kurşunlu Benzinin Gizli Tarihi? adıyla kitaplaştırıldı. Bu gizli tarih şirketlerin halk sağlını nasıl hiçe saydıklarının öyküsü.

Derin “Bir Gemide” – Sacide Alkar Doster

Bazen bir kitap okursunuz, içine alır sarmalar sizi. Bazen üveylik koyar kendiyle arasına bir diğer kitap. Onları bize kardeş yapan içindekilerin yaratıcısına olan bağlılığımız, yazarın kalemine duyulan yakınlıktır çoğunlukla.

Minimalist akımın en iyi örneklerini veren Edgü, gerçekçilik üzerine düşünmeye çağırıyor okuru. Öykülerindeki düş ve gerçek tanımlamasını ise şöyle yapıyor: ?Ben gerçeğin içindeki düşü ve düşün içindeki gerçeği aradım. Bize gerçek diye sunulanlar önünde sonunda yazarın uydurduklarıdır. Gerçeğin içindeki gerçeğe varmanın tek yolu kanımca düşten geçer.? İlk basımı 1978 yılında gerçekleştirilen ve 1979 yılında Sait Faik Hikaye ödülünü alan Bir Gemide, 1962-1976 yılları arasında yazılmış sekiz öyküden oluşuyor. Öyküler arasında gezinirken gerçek birçok zeminde yer değiştirip yeniden yaratılıyor.

Kendinden Kaçışın Edebiyatı – Barışcan Demir

Can Yayınları, 2011 yılının başlarında gotik-romantik adlı bir seriyi yayımlamaya başlamıştı. Yayınevinin bu serisi, Walpole?un Otranto Şatosu, Ann Radcliffe?in Sicilya?da Bir Aşk Hikayesi, Friedrich de la Motte Fouqué?nin Undine?si, Schiller?in Hayaletgören?i gibi on sekiz ve on dokuzuncu yüzyıl gotik roman klasiklerinin çeşitli örneklerinin yanında, Türkçede ilk defa öykü derlemeleri dışında bir tam-metin çevirisiyle karşılaştığımız Hoffmann?ın Gece Tabloları isimli öykü kitabını da yayımlayarak, türün severlerini mest etmişti. Oldukça başarılı bir şekilde yoluna devam eden seri, 2012 yılının sonlarında -yüksek ihtimalle satış rakamlarının düşük olmasından dolayı- aniden kesildi. Bu ani kesintinin ardından, tam ?Artık Hoffmann?ın diğer eserlerinin çevrilmesini çok bekleriz.? diyorduk ki, Can Yayınları?nın yaptığı bir sürpriz sonucunda, Zehra Kurttekin?in on dokuzuncu yüzyılın ruhunu taşıyan eşsiz çevrisiyle yayımlanan Şeytanın İksirleri?nin kitapçı raflarında yerini almış olduğunu öğrenmemizle, kaybettiğimizi düşündüğümüz romantik umudun yeniden ateşlendiğini duyar gibi olduk.

Güzelliğin Tuhaflığı – Doğuş Sarpkaya

Büyük anlatıların dönemi bitti söyleminin yarattığı yanılsamalardan biri büyük edebi eserlerin yazılamayacağı fikridir. Çağın ruhuna nüfuz etmek, toplumsal gerçekliği yansıtmak ve bunu estetik kaygıları göz ardı etmeden gerçekleştirmek olanaksızmış gibi bir hava yaratılıyor. Hızın ve değişimin egemen olduğu bir dönemde kalıcı edebi eserlerin verilebileceğine inanmak ise düpedüz safdillik olarak kodlanıyor. Oysa çağdaşımız pek çok yazar, bu önyargının kırılmasını sağlayacak çok önemli eserler verdiler. 2010 yılında aramızdan ayrılan José Saramago bu yazarlar içinde önde gelen isimlerden.

And Dağlarının Aforizma Ustası – Gökhan Yavuz Demir

Birçok çevirmen gibi ben de, tercüme edeceğim kitabı belirlerken, yayınevlerinden gelen taleplerden çok kendi okumalarımın ve akademik ilgilerimin peşinden koşuyorum. Bu nedenle de daha çok kurucu metinlerin Türkçeye aktarılmasını savunuyorum. Augustinus, Kant, Hegel, Kelsen, Savigny gibi büyük isimlerin, üzerine çokça yazılan ama hâlâ Türkçede bulunmayan kurucu metinlerinin bir an önce Türkçeye kazandırılması gerektiği aşikâr. Umberto Eco?nun akademik ününü borçlu olduğu The Role of the Reader gibi metinlerinden, Edward Sapir?in 1921 tarihli Language, Benjamin Lee Whorf?un 1956 tarihli Language, Reality and World veya Jan Potacka ve George Santayana gibi filozofların metinlerine, Türkçeye henüz tercüme edilmemiş ve tercüme edilmekte de alenen geç kalınmış devasa bir külliyat, öylece çevirmenlerimiz ve yayınevlerimizce keşfedilmeyi bekliyor.