Haziran Direnişi?ni bir de Marx?dan ve Lenin?den okuyalım? – M. Deniz Schulze

Haziran?ın somut kazanımlar elde edemediği, eğer somut kazanımlar elde edilseydi bugün Türkiye solunun bambaşka bir konumda olacağı belirtiliyor. Eksik, ama doğru bir çözümleme mi? Yoksa beklenti mi? Aslında sorunun kendisi Haziran?a ilişkin ister nesnel-öznel, isterse emek-sermaye çelişkisi esas alınarak yola çıkılsın, bu direnişin üzerinden atlanılamayacağına dair bir ön varsayıma dayanır. Fakat varsayımdan ziyade gerçekliğe uzanan Marksist yaklaşımı esas aldığımızı iddia ediyorsak öncelikle en baştaki belirlemeye dönmeliyiz. Bu tür bir dönüş yalnızca tarihin genel çizgisini hesaba katamaz. Aynı zamanda kendi geçmişini ve bugün üzerinde var olmaya devam ettiği çizgiyi, şimdiyi de anlamlandırmalıdır.

Elbette, Haziran?ı hele hele somut kazanımlarını ele alacaksak, ?teoriye dönme? gibi bir ihtiyaçtan yola çıkılması gerekmiyor. Yani yukarıda ifade edilen belirlemenin (geçmiş-şimdi-gelecek) kendisi teorik bir ?yaklaşım denemesi? perspektifinden yola çıkmamalı. Bu yüzden yola çıktığımız gerçeklik zemini, varsayımların kapsamının teoriye ya da pratiğe dâhil olup olmamasına göre değişiklik göstereceği ikili bir zemin. Zeminin bileşenlerini ise önem sırasına göre örgüt, siyaset ve teori oluşturmakta. Doğru, eğer ele alınan konu itibariyle yapılmak istenen ?tanıtım yazısı? yazmak değil de Haziran?ın sola dayattığı sorumluluklara ilişkin öznel bir pay çıkartmaksa kuşkusuz soyutlamalar yapmak, mevcut soyutlamaları derinleştirmek gerekecek. Ama soyutlamalarımız teorik ortalamacılıktan uzaklaşmanın gerekçesi olmayacak.
Engels?in tanımladığı şekilde ?bilimler arası bir disiplin? olan modern materyalizmin temeli teorik analize değil gerçekliğin algılanış biçimine dayanır. Ayrıca bilimsel teoride olduğu gibi ?bilimler arası? bir teoride de teorinin kendisini ilerletmek amaçlanmaz. Marksist-Leninist teori biraz da bu yüzden analizleri bir sonuca vardırabildiği yani gerçekliği dönüştürebildiği, hedefler koyabildiği ve bu hedefleri somutlayabildiği ölçüde gündelik faaliyetlere kılavuzluk eder. Gerisi Marx?ın veya Lenin?in söylediklerinden uzaklaşmamak adına ?bir adım ileri iki adım geri? gitmek, ülkemizin gerçeklerinden başlamak ve bu gerçeklere göre hedefler koymaktansa ?Marx şöyle olamazdı?, ?Lenin şunu demedi? demek olur.

Bu bakımdan soyutlamalarımızı Lenin?in Goethe?den sıkça alıntıladığı şekliyle ?teori ağacı?nın grisine bakarak değil, mekânsal ölçeğinin dışına çıkıldığı ölçüde ?Gezi ağacının yeşili?ne odaklanarak yapacağız.

Somut ilk olarak teori içerisinde mi pratik içerisinde mi ortaya çıkar?

Bunun cevaplamak için yüzümüzü teoriye dönmeliyiz. Hem de teoriye dönme ?biz nerede hata yaptık?? diyenlerin eğilimi ola gelmişken! Endişelenmeyin teoriye dönmeyeceğiz, yüzümüzü teoriye döneceğiz. Üstelik ?biz nerede hata yaptık?? diyenlerin dönemi sona ereli bir 30 yıl kadar oldu?

Yüzümüzü teoriye dönmeliyiz ama aynı zamanda ?tepenin ardı?na bakabilmeliyiz. Çünkü somut durumun somut tahlili ilkesi, somut tahlil maddi bir gerçekliğe dönüştüğü ölçüde, yani tahlili yapanın (kolektif öznenin) yüzünü pratiğe dönmesi süresince diyalektiktir. ?Feuerbach Üzerine Tezler?e dönecek olursak Marx bunu şu şekilde tanımlamıştı: ?Nesnel [gegenständliche] hakikatin insan düşüncesine atfedilip atfedilmeyeceği sorunu -bir teori sorunu değil, pratik bir sorundur. İnsan, hakikati, yani düşüncesinin gerçekliğini ve gücünü, bu dünyaya aitliğini [Disseitigkeit] pratikte kanıtlamalıdır. Pratikten yalıtılmış düşüncenin gerçekliği ya da gerçeksizliği konusundaki tartışma, tamamıyla skolastik bir sorundur? .

O halde ihtiyaçlarını özünde sınıflar arasında süren bir mücadelenin somut kazanımlarına göre belirleyenlerin Lenin?in ?devrimci teori olmadan, devrimci pratik olmaz? tanımlamasının yerine ?devrimci teori, devrimci pratik olmadan olmaz? demesi gerekmez mi? Evrenselleştirilmemesi ve her iki tanımın da tarihin tek bir özgün anına indirgenmemesi şartıyla, evet. Haziran bizi buna mecbur ettiği için, evet.

Althusser?in Marksist teorinin ya da ?felsefe?nin sınıflar mücadelesinin ideolojik arenasında gerçekleşen bir mücadele biçimi olduğu görüşünün 1968?in Fransa?sının nesnelliği ile ilgisi şu an için konu dışı. Bizim için önemli olan tez şudur: teori ? yığınları? sardığında ?maddi bir güç durumuna? gelir. Ayrıca devrimci teorinin devrimci pratikle biçimlenmesi gerekliliğine vurgu ?teoriye dönme? yanılgısında olduğu gibi ?teoriyi uygulama? safsatasından da kurtulmak için gereklidir. Tekrar edilmesi lazım: devrimci pratiğin öne çıkarılması içinden geçilen dönemin özgünlüğüyle dahası teorinin ilişkisini kurması gereken nesnellikle ilgilidir. Yoksa Mao?ya atıf yapacak olursak ?çok fazla kitap okumayın. Marksist kitaplar okuyun, bir düzine okumanız yeter? denilmemektedir.
Burada Lenin?in ?devrimci teori olmadan, devrimci hareket olmaz ? tezinin konjonktürel olduğunun hatırlanması lazım. Devrimci teori, Lenin?e göre, ?pratik eylemin en dar biçimlerine delicesine bir kapılmayla el ele gittiği bir zamanda? hareketin sağlıklı gelişebilmesi için nesnel bir öneme sahiptir. Bu nesnel konumun öznel gerekçeleri de vardır: RSDİP?in ?oluşum sürecinde olması, özelliklerinin daha yeni belirlenmeye başlaması ve hareketi doğru yolundan saptırma tehdidinde bulunan devrimci düşüncenin öteki eğilimleriyle? henüz hesaplaşılmamış olması.

Nesnel gereklilikler ise bu eğilimlerin Rusya?nın özgün kapitalizm koşullarında küçük burjuvaziyi siyasetsiz bırakıp işçi sınıfının yanına itmesi, burjuva sınıfların kendi çıkarlarını işçi sınıfının ?çıkarları? ile ?genel? çıkarlar haline dönüştürmek istemesi, tüm bu eğilimlerin parti içinde oportünizme yol açması idi. Yani dikkatli olunması gerekiyordu, dikkatli olunmazsa ?Bir Adım İleri iki Adım Geri? ayrıntılı bir şekilde özetlendiği gibi, bir çuval incir berbat edilebilirdi. Lenin?in Ne Yapmalı?da geçen yukarıdaki sözünün hemen devamında henüz tam sgk prim sorgulama olarak formüle edilmemiş olsa da, uluslar arası pratik gelişmelerin dayattığı görevlerin (eşitsiz gelişim, zayıf halka, öncülük) Rus devrimcileri tarafından henüz anlaşılmamış olmasının da payı olduğunu söylemeliyiz. Yani teori henüz hedefini açık-seçik ortaya koyamamış, kılavuzluk işlevini kazanamamıştır. Ancak bu sefer ilk sıralamada teori, siyaset, örgüt gelmektedir. Lenin açısından çelişik gibi görünmesine rağmen durum ve kendi politik biyografisi buna işaret etmektedir.
Ama Lenin açısından Marx?ın teorisini eylemin saf belirlenimi altına girmekten çıkaran çizgi, teorinin ve teoriyle beslenen öznenin şekillendiği ortam hakkında sınırlara, programa ve ilkelere sahip olmasıydı. Onu ?kılavuz? değil de kılavuz haline getiren buydu.

Devrimci teorinin Haziran?la etkileşim sorunu
Peki, Marksist-Leninist teori Haziran?la neden etkileşmekte zorlandı? Baştaki soruya benzer şekilde sorunun kendisi de Haziran?a dair bir şeyler fısıldıyor. Hatta bu soru, Haziran?ın kazandırdıklarına ilişkin de ilk ve en önemli delili sağlar. Türkiye solunun hala bütün unsurlarıyla birlikte Haziran?a işaret etme sebeplerinden bir tanesi bu kazanımın hala somutluğa oturtulamamış olmasındandır. Üstelik bu ?kaotik? durum bir tehlikeye de yol açar: yeni bir Haziran?ı eski Haziran?la karşılamak.
Yukarıda teorinin ele alınış biçimindeki formülasyonun pratiğe yönelik yaklaşımında yatan olası eksikliklerine değinmeye çalıştık. Haziran Direnişi en başta örgütsel ve siyasal pratikten yola çıkmayı gerektiriyor. Fakat bunun için teorinin yani siyasete ve örgüte bakış biçimimizin teorik olarak ?kılavuzluk?tan çıkarılması gerekiyor. Marx buna Aufhebung (içererek aşma) demektedir. Yazının ilk bölümünü şu soruyla sonlandıralım: Somut kazanımların eksik olduğu tespiti, Haziran Direnişi?ne dair bir çeşit (üst) beklentiden kaynaklanıyor olamaz mı?

M. Deniz Schulze
deniz.schulze@gmail.com

(1)Feuerbach Üzerine Tezler: https://www.marxists.org/turkce/m-e/1845/tezler.htm
(2)https://www.marxists.org/reference/archive/althusser/1968/philosophy-as-weapon.htm
(3)Marx(1997): 201
(4)https://www.marxists.org/reference/archive/mao/selected-works/volume-9/mswv9_14.htm
(5)Lenin (1981): 34.
(6)A.g.y: 35

Sesli Kütüphane?den çağrı

Çankaya Belediyesi bünyesinde kurulan ve görme engellileri kitapla buluşturan Sesli Kütüphane, gönüllü kitap okumak isteyenlere çağrıda bulundu.

Sesli Kütüphane?de gönüllü okuyucular tarafından seslendirilen ve kaydedilen kitaplardan görme engelli pek çok insan yararlanıyor.
Kitapları gönüllü olarak seslendiren İletişim Danışmanı Eren Ergene,

?Berkin için?: Yüzmek ve boğulmak

Bilenler bilir; James Joyce?un ünlü eseri ?Finnegans Wake?in esin perisinin kızı Lucia olduğu söylenir. Lucia, James Joyce?un şizofreniyle boğuşan kızıdır. Rivayete göre, Joyce kızını hep yazmaya teşvik etmiştir. İrlandalı yazar kızının böylece hastalığın pençesinden kurtulabileceğini; kendine ait bir alan yaratabileceğini ve daha iyi olacağını düşünmektedir. Joyce kızının yazdıklarını çok beğenir, onu teşvik eder ama hastalık konusunda sonuç onun istediği gibi olmaz. Lucia yazdıkça kötüleşir.

O sıralarda ?Finnegans Wake?i yazmakta olan Joyce kızının yazdığı bu metinleri, dönemin önde gelen psikiyatrlardan (Joyce metinlerini de yakinen tanıyan) Carl Gustav Jung?a götürür. Lucia?nın yazılarını

Mizah dergisi Uykusuz, Ethem Sarısülük’ün katil zanlısı olan polisin tutuklanmasını kapağına taşıdı.

Haftalık mizah dergisi ‘Uykusuz’ yarın piyasaya çıkacak olan sayısının kapağında Gezi Parkı olayları sırasında Ankara’da polis kurşunuyla hayatını kaybeden Ethem Sarısülük’ün katil zanlısı Ahmet Şahbaz’ın tutuklanmasına yer verdi.

İşte Uykusuz’un bu haftaki kapağı:

Antakya kültür sanat dergisi yeni sayısı çıktı

Antakya kültür sanat dergisi yeni sayısı yine dopdolu içerikle okuyucunun huzurunda.

Antakya kültür sanat dergisinde Antakya film festivali ve fotografçılar buluşmasını bol fotoğraf ve içerikle yer aldı.
Müslüm Kabadayı?nın Empair Sineması hakkındaki tarihi araştırmasını fotoğraflarıyla sizin için hazırladı.
Neval Oğan Balkız?ın Menekşeden önce ? Menekşeden sonra Madımak utanç abidesinden Gezi sürecini anlatan araştırmasını bulacaksınız.
Faris Kuseyri Ölü Çocukların Hemşerisi olmadığını

Temel Reis hakkında bilinmeyen 10 gerçek

temel reisTemel Reis, namıdiğer Popeye 85 yıl önce çizer Elzie Crisler Segar tarafından yaratıldı. İşte büyük küçük herkesin favori denizcisi hakkında şaşırtıcı birkaç nokta.
1) Temel Reis ve Safinaz gerçekten yaşadı.
Evet, hikâye hayali karakterlere dayanmıyor. Elzie, Temel Reis?i yaratırken mahallesinde (Chester) yaşayan denizci Frank ‘Rocky’ Fiegal?den esinlenmiş. Popeye?nin kavgacı karakteri ve pipoya olan düşkünlüğü, Fiegal?in özellikleriyle örtüşüyor. Fiegal 1947 yılında yaşama veda ettiğinde mezartaşına

Kemal Sunal?ın hayatı kitap oluyor!

kemal sunalGül Sunal, merhum eşinin anılarını bir kitapta topladığını, kitabın birkaç ay içinde çıkacağını müjdeledi.
Kemal Sunal?ın 14?üncü ölüm yıldönümü vesilesiyle basın karşısına çıkan Gül Sunal, ?Bizler de, Türk halkı da Kemal Sunal?ı çok özlüyor. Bu net bir şekilde belli. Çünkü bu elbiselerini, kostümlerini, fotoğraflarını öpüyorlar ve onlara sarılıyorlar. Kabri başına gittiğimizde en az üç-beş kişi orada oluyor. Hafta sonları dolu oluyor. Hatta bazıları ?Senin için fotoğraf çektirdim? diyerek yanında getirdiği vesikalık fotoğraflarını Kemal Sunal?ın kabrine gömüyor. Yani sevenleri için Kemal Sunal hep yaşıyor gibi. Bize

Kürt coğrafyasında ulus-devlet denemeleri

Ercan Çağlayan, Muş Alparslan Üniversitesi?nde öğretim üyesi. Doktora tezinin genişletilmiş hali Cumhuriyet?in Diyarbakır?da Kimlik İnşası (1923-1950) adıyla İletişim Yayınları tarafından kitaplaştı. Çağlayan, bu kitapta tek parti rejimi döneminde Genç Cumhuriyet?in Diyarbakır şehrine yönelik politikaları, icraatları ve yaptırımlarını inceliyor. Kitabın en önemli kısmı, arşiv ve literatür taramasından çıkan verilerin detaylı aktarımına dayanıyor. Yazar açısından Diyarbakır kendine has bir kimliğe sahip; bu kimliğe göre Diyarbakır çokkültürlü bir imparatorluk şehridir,

Nefret ettiğimiz halde kendimizi okumaktan alıkoyamadığımız 11 roman karakteri…

Okurların çoğu Yeşilin Kızı Anne veya Harry Potter gibi sevilen roman karakterleriyle gerçek hayatta da arkadaş olmak ister. Ancak, ilgiyle okunan ve sevilen klasiklerin birçoğunun merkezinde iyinin yanı sıra nefret edilesi karakterler yer alıyor.

Okurların çoğu Yeşilin Kızı Anne veya Harry Potter gibi sevilen roman karakterleriyle gerçek hayatta da arkadaş olmak ister. Ancak, ilgiyle okunan ve sevilen klasiklerin birçoğunun merkezinde iyinin yanı sıra nefret edilesi karakterler

Gazetelerin tirajı belli oldu (30 Haziran – 6 Temmuz 2014 haftası)

tirajGazetelerin tirajı belli oldu (30 Haziran – 6 Temmuz 2014 haftası)

?Erkeklik Ofsayta Düşünce? – Önder Çelik

Ne mi yazacağım?

Kocaman bir gülümseme koyup, sol üst köşesine bugünün tarihini atsam ?anlatmaya ne hacet alın kitabı okuyun kardeşim? desem yerinde olur. (Bawer?in dilinden ötürü)

Ya da;

Sınavda üçüncü cevap kâğıdını isteyen, sosyal ilişkileri zayıf, pratikte hızlı zekâlı bir öğrenci marifetiyle yazardım da yazardım. (Burcu?nun emeğinden sebep)

Alnı sargılı, yüzünden kanlar akan adam? Dağhan Dönmez

10 Temmuz 2011 tarihinde sıcak bir Cumartesi günüydü. Bayraklarla, flamalarla dolu yüzlerce araçlık konvoy, öğle saatlerinde Bolu Dağı?ndaki Topuk Yaylası?na ulaşmıştı. Yaylaya çıkan toprak yollarda, köylü çocukları araçlara su taşıyor, alkış tutuyordu. Gözlerinin içinde, kasabaya sinema gelişini gören çocukların sevincine benzer bir sevinç vardı. Fenerbahçe geliyordu ne de olsa. Neye baksak, kimi görsek, İslam Çupi?nin o sözleri geliyordu aklımıza: ??Esnafın yüzü güler. Perakendeci ve toptancıların tezgahında mal kalmaz. Tiyatrolar, sinemalar, sazlar, barlar, meyhaneler fuldur. Statlar Türkiye’nin her vilayetindelebaleptir. Fenerbahçe gittiği her kente kendi ile birlikte büyük bereketini götürür. ? Gel gelelim bu defa durum farklıydı. İnsanların yüzünde, dışarıdan görenlerin sebebini anlayamayacağı bir vakar ve öfke vardı. Şu günlerde ?Fenerbahçe?ye kumpas kuruldu? başlıkları atan iktidar yandaşı gazeteler; o uğursuz günlerde Fenerbahçe?yi suçluyor, terör örgütü yaftası vuruyor ve deyim yerindeyse tarihin karanlık sularına gömmeye yelteniyordu. Paralelciler de, iktidar yanlıları da aynı saftaydılar. Fenerbahçeli ise, işin içinde iş olduğuna çoktan uyanmıştı. İşte o gün, Topuk Yaylası?nda direnişin ilk ateşini yakan Fenerbahçelilerin elinde bir bayrak görüldü. Bayrağın üzerinde ise; çubuklu forma giymiş, alnı sargılı, yüzünden kanlar akan bir adamın resmi!

Akşama doğru dönüş yoluna koyulmuştuk. Bağdat Caddesi?nde bir yürüyüş planlanmıştı. Eylemi engellemeye çalışan bazı medya organları ve yine kimin tarafında olduğu meçhul bazı taraftar grupları(!), yürüyüşün olmayacağı söylentisini yaymıştı. Beklenti büyük değildi. Yürüyüşün olacağı bile şüpheliydi. Bağdat Caddesi?ne vardığımızda, sayısı yüz bini aşan muazzam bir kalabalığın arasında bulduk kendimizi. Babamla yan yana yürüyorduk; gözlerimiz buğulanmıştı. Ona baktım ve ?iyi ki bu sevgiyi öğretmişsin bana baba!? diye geçirdim içimden. İnsanlar öfkeyle yürüyor ve iktidar aleyhine sloganlar atıyordu. Birden gözüme yine aynı bayrak ilişti: Çubuklu forma giymiş, alnı sargılı, yüzünden kanlar akan adam! Basri Dirimlili?den başkası değildi bu. Nam-ı diğer, ?Mehmetçik Basri??

Basri Dirimlili, yenilgiyi kabul etmemenin, direnmenin simgesiydi aslında. ?Mehmetçik? lakabı da bunu teyit eder nitelikteydi. Gazeteci ve Tarihçi Cem Atabeyoğlu, Basri?nin ?Mehmetçik? lakabını nasıl aldığını şöyle anlatıyor: ?Mehmetçik adının konulduğu ilk maç 15.05.1955 tarihinde Galatasaray?la oynanan ve Fenerbahçe?nin 3-2 kaybettiği Atatürk Kupası maçıydı. Bu maçta Basri bir ara kafasına çok ağır bir tekme darbesi alıyor. Bir hava topu esnasında gerçekleşiyor bu olay. Sonra kaşının üzerinden oluk gibi kanlar akmaya başlıyor. Kenardan ısrarla oynayamazsın, yaran çok büyük hemen gel tehlikeli bir durum çağrılarına aldanmadan maça giriyor ve kenar tarafa dönerek, -Ne olursa olsun maçı tamamlamalıyım, takımımın bana ihtiyacı var arkadaşlarımı yalnız bırakamam- diyor ve maça dönüyor. Maç esnasında yarası iyice büyüyor ve bunu gören arkadaşları daha büyük bir olaya sebebiyet vermemek için Basri?nin tüm pas istemelerini geri çeviriyorlar ve pas atmıyorlar. Bunu gören Basri tüm mücadelesine hırslanarak devam ederken bir korner oluyor ve Nedim tarafından çok güzel bir orta yapılıyor. Basri gözü kara bir şekilde koşuyor ve onca defansın arasından başının patlamış tarafıyla uçarak kafa vuruşu yapıyor ve top ağlara gidiyor. İşte o kafa golünden sonra yere yığılan Basri, kısa bir süre baygınlık geçiriyor ve o andan itibaren de o zamanki basın, taraftar ve bizler Basri?ye unutulmaz efsane isminin önüne Mehmetçik ismini gurur duyarak yakıştırdık.? (sayfa:44)

Kitapta dikkate değer bir başka bölüm ise, kuşkusuz Basri?nin jübilesiyle ilgili olanı. Bugünlerde haris duyguların hakim olduğu futbol dünyasından o günlere bakıldığında, masal kahramanları gibi karşımıza çıkan yıldızlar bir araya geliyor Basri için, Basri?nin sahalara vedası için? Futbolu bırakmış olan Lefter?inden, efsane Metin Oktay?a, Sinyor Can?dan Naci?ye? Halit Kıvanç şu şekilde tarif ediyor veda maçını: ?Mehmetçik terhis oldu. Tıpkı silahından ayrılan Mehmetçik gibi gözyaşları içinde sahadan ayrıldı Basri. Görevini yapmışların huzuru ile uzaklaştı meşin toptan. Muhteşem bir veda ziyafeti ile. Kırk bine yakın sporseverin ağız tadıyla doyduğu bir ziyafetle.? (sayfa:88)

?Mehmetçik Basri? kitabının yazarı Serhat Kaner, efsane futbolcu Basri Dirimlili?nin öz yeğeni. Bir diğer Fenerbahçeli efsane Ömer Kaner?in ise oğlu. Kitap, hem dayısına hayranlık besleyen bir yeğenin hem de camianın içinde soluk almış iyi bir Fenerbahçeli?nin kaleminden çıkıyor. Kitapta spor dünyasından tutun, edebiyat dünyasına kadar bir çok ismin, ?Mehmetçik? ile ilgili görüşlerine yer veriliyor. Örneğin Yaşar Kemal şöyle diyor İnce Memet kitabını Basri?ye imzalarken: ?Dağların İnce Memet?inden, sahaların İnce Mehmet?ine?? Bir başka duayen Ülkü Tamer, kitabın kapağında da yer verilen sözleriyle tanımlıyor Basri?yi: ?Coşkulu bir destandı! Yürekliliğin, çılgınlığın ve fiyakanın simgesiydi.?

Birebir tanıma şansına eriştiğim Serhat Kaner, iyi bir Fenerbahçeli olmasının yanında çok iyi bir müzisyen; daha da ötesinde bir sanat adamı. Belli ki dayısının hikayesini anlattığı bu kitapta, sanatçı kişiliğine yakışır bir iş çıkarıyor!

Çünkü kitap, karanlığa gönderilmiş mektuptur!

(Fenerbahçeli Mehmetçik Basri, Serhat Kaner, KoyuKitap Yayınları, sayfa: 200)

Dağhan Dönmez
daghan_donmez@mynet.com

Populer : araç sorgulama

?Ten Tarihi?ne bir giriş yazısı – Ömer Turan

fırtınadan geçmiş diliyle ardıcın dokunsam tene
akışını duysam nabzında yasmin?in
beni bilse yasmin
ardıcı bilse
tenlerimiz geçse yan yana aynı köprüden
aynı suya düşse

suyu bilse

Bu dizelerle başlıyor Emel Kaya?nın ? Ten Tarihi? yolculuğu.

Matmazel Bach – Öznur Özkaya

Ve bir gün çocuklarından birinin isyanıyla tahtından olacağı korkusuna kapılan Zeus, ilk karısı Metis?i yuttu. Zeus?un kafasında gün be gün büyüyen bir şişlik oluştu. Metis; Athena?yı Zeus?un kafasının içinde doğurdu. Kızını en iyi biçimde yetiştirdi, ona mızrağını ve kalkanını verdi. Bu şişlik yüzünden dayanılmaz baş ağrıları çeken Zeus, demirci ustası Hephaistos?u çağırıp en güçlü balyozuyla en iyi vuruşunu yapmasını emretti. Hephaistos, Zeus?un öfkesinden çekinse de, kendinden istenileni yaptığında, Athena miğferi ve zırhıyla babasının başından dünyaya geldi. Ve dedi ki: ?Ben Pallas Athena. Diğer Tanrılardan saygı görmek istiyorum.?

Üryan Geldim – Karacaoğlan (Seslendiren: Cem Karaca)

ÜRYAN GELDİM GENE ÜRYAN GİDERİM

Üryan geldim gene üryan giderim
Ölmemeğe elde fermanım mı var
Azrail gelmiş de can talep eder
Benim can vermeğe dermanım mı var