Montaigne’nin yaratıcı on yılını geçirdiği odası

montaigneMichel de Montaigne, babasının büyük olasılıkla savunma amacıyla yaptırmış olduğu yüksek, yuvarlak ve sağlam bir kuleyle karşılaşmıştır. Karanlık zemin katında küçük bir şapel bulunmaktadır; bu şapelde yan yanya silinmiş bir freskte ejderhayı yenmekte olan Aziz Mikâil betimlenmiştir. Buradan dar bir döner merdivenle, birinci kattaki yuvarlak bir odaya çıkılır; burasını Montaigne, ev halkından ayrı olabilmek için kendisine yatak odası yapmıştır. Ancak Montaigne için evin en önemli mekânı, o zamana kadar şatonun en gereksiz odası sayılmış ve bir tür sandık odası olarak kullanılmış olan ikinci kattır. Montaigne, kütüphanesini buraya taşımaya ve burayı bir tefekkür mekânı yapmaya karar verir.

devamını okumak için tıklayınız

“Dilsiz Annelerin Sessiz Çocukları” na ilişkin – İbrahim Yurtsever

dilsiz_annelerin_sessiz_ÇocuklarıAyşegül Kocabıçak’ın nota bene yayınlarından çıkan “Dilsiz Annelerin Sessiz Çocukları” adlı öykü kitabını bir solukta okudum. Her öyküyü okuyup bitirdiğimde arka sayfadaki diğer öyküyü merak ederek çevirdim sayfaları. İlk öykü Somada sistemin aşırı kar hırsı yüzünden yaşamını yitiren maden işçilerine adanmış. Madende babasını yitiren bir çocuğun duyguları sarsıcı bir kurguyla aktarılmış.

devamını okumak için tıklayınız

insanokur.org, Haber Derleme Uygulaması ”Bundle Haber” de

BundleDünyada ve Türkiye’de sıkça kullanılan haber derleme uygulamaları Flipboard, Pulse, Smart News’ı eminiz pek çoğunuz kullanıyordur. Bu tür uygulamalar, mobil platformlarda, kullanıcıları çok rahat bir şekilde günlük haber içeriklerine ulaşabilmelerini ve bu haberleri kategoriler halinde derleyerek kolay bir şekilde okuyabilmelerini sağlamaktalar.

devamını okumak için tıklayınız

Gogol’ün Dehası ve Dramı – Ataol Behramoğlu

gogolNikolay Googol (1809 – 1852) Aleksandr Puşkin’le birlikte 19.yüzyıl Rus edebiyatını besleyen ve yönlendiren en büyük iki kaynaktan biridir. Çağdaş ve arkadaş olan Puşkin’le Gogol’ün yaratıcılıklan arasında bir karşılaştırma yapmak çok ilginç olurdu. Her birinin etkisi günümüz Rus edebiyatında da duyumsanmakta olan bu iki dev yazardan Puşkin, Rus edebiyatında, yalınlığın, özlülüğün, zekânın, halksal duyarlıkla yoğrulmuş, ince bir alay duygusundan da yoksun olmayan canlı, akıcı bir lirizmin simgesidir denebilir.

devamını okumak için tıklayınız

Gogol’ün Palto’daki Dehası – Vladimir Nabokov

gogolGogol tuhaf bir adamdı, ama dahiler hep tuhaftır zaten; değer bilir okura, hayat hakkında kendi düşüncelerini geliştirme fırsatını ustaca veren şey sizin o sağlıklı,sıradan yanınızdır. Büyük edebiyat akla aykırılığın sınırında gezinir. Hamlet, nevrozlu bir bilge kişinin çılgınca rüyasıdır. Gogol’ün Palto’su hayatın karanlık seyrinde kara delikle açan, acayip, korkunç bir karabasandır. Metni üstünkörü bir gözle okuyan bir kimse, hikayede densiz bir soytarının maskaralıklarını bulacaktır sadece; ciddi okur ise Gogol’ün asıl amacının Rus bürokrasisinin yıldırıcılığını kınamak olduğunu sanacaktır. Ama güzel bir kahkaha atmak isteyen biri de “insanı düşündüren kitaplar” okumak için can atan kimse de Palto’nun aslında neyi anlattığını anlamayacaktır. Yaratıcı okuru getirin bana; işte bu hikaye onun için yazılmıştır.

devamını okumak için tıklayınız

“bize sırt çevirenlere değil, ellerini uzatanlara yakınlaşması” için Montaigne’nin çocukken yoksul bir ailenin yanına verilmesi

montaigneSoylu bir ad, bilincinde olmaksızın kendini hep korumak ve kuşaktan kuşağa iletmek iradesini içerir. Seigneur de Montaigne unvanını taşıyan ilk kişi olan Pierre Eyquem de Montaigne için de 1533 Şubatı’nın son gününde, doğumlarından hemen sonra yitirdiği iki kızının ardından onca özlemini çektiği ilk erkek evlada, yani bizim Michel de Montaigne’imize kavuşmak, gelecekte ünlü olacak bir soyun kurucusu olmanın müjdesidir. Baba, doğumun hemen ardından oğlu için misyonu andırır bir geleceği öngörür. Kendisi nasıl babasını eğitimde, kültürde ve toplum içindeki yeri bakımından geride bırakmışsa, oğlu da şimdi onu aşmalıdır.

devamını okumak için tıklayınız

Dövüş Kulübü 2 okurlarla buluşuyor

dövüş_kulübüİlk kez yayımlandığı 1996′dan beri bir yeraltı klasiği olarak anılan Dövüş Kulübü, bir anti-ütopya öyküsünü anlatıyordu. Chuck Palahniuk’un ilk romanı, kapitalizmin tüketim kültürüne, insan tekindeki hırs ve üstünlük duygusuna, güzellik idealine ve elbette iş dünyasına zehir zemberek bir eleştiri hamlesiydi: Kışkırtıcı, yadırgatıcı, yıkıcı bir hamle.
Ve işte şimdi aynı hamle, aynı gözüpeklikle, aynı karşı-ses ataklarıyla ve sonuna kadar sürdürülen bir eleştirellikle kaldığı yerden devam ediyor!

devamını okumak için tıklayınız

Tarih Üzerine, Tarih Nasıl Yazılır? – Müslüm Üzülmez

tarih_üzerineTarih Üzerine, Tarih Nasıl Yazılır? (Tarihle İlgili Okuduğum Kitaplar 2)

3. Tarih Üzerine
Alman düşünür Friedrich Nietzsche, Tarih Üzerine(*) kitabında tarihi felsefi açıdan sorgulayarak bilgi, tarih ve değerler alanına eleştiriler yöneltir. Tarihin, büyük yaratmaların, uygarlığın özünü kuran geliştirici ilkelerin, insanı aşamalı olarak başarının en yüksek doruğuna ulaştıran girişimlerin, kendi varlığında evrenin yaratıcı özünü dile getiren “üstüninsan”ın bilimi olduğunu ileri sürer. Kitap, tarihin yaşam için yararı ve zararı üzerine Nietzsche’nin “çağa aykırı düşünceler”inden bir seçki. Ayrıntıları ilişkilendirmesindeki dehasıyla çoğu tarihçiyi; müşterilerini aldatan, defolu mal satan satıcılara benzetiyor. Nasıl bir tarih, ya da tarihe gereksinimiz var mı sorusuna verdiği yanıt ise yerinde güzel bir yanıt:

devamını okumak için tıklayınız

Birinin hüznü diğerini mutlu eder mi? – Neriman Kızılay

Şeytanistan Ne kadar hoş karşılanır bilemem ama o gün çok mutlu oldum. Hep yüreğimde yaşattığım o sevgi coştu, salona taştı, diğer sevgilerle buluştu. Çünkü benim bir kaybım yoktu, hocamı fizik olarak hiç tanımadım, elini yüzünü görmedim ama özünü tanıdım yazılarından, kitaplarından… O kadar çok dönüp dönüp okudum ki yüreğim doluncaya kadar Ali Yüce sevgisiyle.

Kaç kez okudum Şeytanistan’ı bilemem, sayısını hatırlayamayacağım kadar çok insana okuttum. Biri çaresiz mi, çözümsüz mü, çıkış mı arıyor, ver eline Şeytanistan’ı; daha iyi rehber mi bulacak… Anlatsın yokuşun nasıl tırmanılacağını… Daha çok da Şeytanistan’ı okutacağım kişileri böyle seçerdim. Yıllar önce karşı komşumun ergen yaştaki kızının böyle bir anında verdim kitabı ona. Kitabın anlaşılır olabilmesi için uygun zamanı kollardım.

devamını okumak için tıklayınız

Tam bir mahşer zamanı şimdi, Dante!

danteTam bir mahşer zamanı şimdi, Dante!
Dante’nin o girişimi bana hep daha muazzam gelmiştir. Kim onun gibi çıkıp da bizim çağımızın önemli isimlerini onun eserindeki gibi böyle bir mahkemede toplayabilirdi. Bugün bir insanın başarabileceği en güç şey, kendini yargılamaktır ve bunu gerçekten becerebilirse ne kadar gurur duyar!

devamını okumak için tıklayınız

Kapital (Cilt: 3) – Karl Marx “burjuvaların kafasına şimdiye dek fırlatılmış en korkunç gülle”

kapital (2)Bu kitap, Karl Marx’ın ve Marksizmin temel yapıtı Kapital’in tamamını, Almanca aslından çevrilmiş olarak Türkçeye kazandırma, böylece Türkçe Marksist edebiyatın en büyük eksiğini giderme yolundaki girişimin üçüncü ve son adımını oluşturuyor.

Marksist iktisat alanına hâkim çevirmenler Mehmet Selik ile Erkin Özalp’in Almanca aslından Türkçeye kazandırdığı eser, titiz bir editörlük çalışmasıyla yayına hazırlandı.

devamını okumak için tıklayınız

Umursamama unutmanın akrabasıdır – Eduarda Galeano

eduarda_galeanoOsmanlı İmparatorluğu lime lime dağılıyordu ve kabak Ermenilerin başında patladı. Birinci Dünya Savaşı’nın sürdüğü sırada, hükümet tarafından zemini hazırlanan bir can pazarı Türkiye Ermenilerinin yarısının hayatına mal oldu:
Yağmalanan ve yakılan evler, aç susuz yollara saçılan gariban kervanları, köy meydanında gündüz vakti tecavüze uğrayan kadınlar, nehirlerde yüzen insan cesetleri.

devamını okumak için tıklayınız

Oturan Boğa’nın yaşları – Eduarda Galeano

oturan_boğaOtuz iki yaşında, ilk silahlı çatışmasını yaşar. Oturan Boğa yakınlarını bir düşman saldırısından korur.
Otuz yedi yaşında, Kızılderili ulusu onu şefleri olarak seçer.
Kırk bir yaşında, Oturan Boğa oturur. Yellowstone nehrinin kıyılarında, savaşın tam ortasında ateş eden askerlere doğru yürür ve yere oturur. Piposunu yakar. Mermiler eşekarıları gibi vızıldayarak gelip geçmektedir. O, hiç istifini bozmadan piposunu tüttürür.

devamını okumak için tıklayınız

Pantolon mu? Çok ayıp!

küfür_etmenin_kısa_tarihiMelissa Mohr’un Küfür Etmenin Kısa Tarihi isimli kitabı bildiğimiz küfürlerin bilmediğimiz tarihini anlatıyor. İngilizcede çok sık kullanılan belli başlı küfürler üzerinde yoğunlaşan Mohr, bu sözcüklerin zaman içindeki evrimini incelemiş.

Trafikte sıkışıp önünüzdeki bir saati daha aynı yerde geçireceğinizi hissettiğiniz bir an veya karşınızdakinin hatasını anlamayıp pişkin pişkin üste çıktığı bir tartışma sırasında sinirlerinizin yavaş yavaş tırmanmaya başladığını hissedersiniz. Gerilim de yavaş yavaş artar vücudunuzda. Kalp atışlarının hızlandığını, sinirden vücudunuzun titremeye başladığını fark edersiniz. Bunun dışında hırslandığınızda, öfkenizi kontrol edemediğinizde, hayal kırıklığına uğradığınızda veya sıkışıp kaldığınızı hissettiğinizde bir çıkış noktası olarak genellikle yapılacak bir şey vardır: Küfretmek.

devamını okumak için tıklayınız

Hayır, Shakespeare frengiden ölmedi!

shakespearein_titremesi_orwell’in_ÖksürüğüHarvardlı John J. Ross, Shakespeare’in Titremesi Orwell’in Öksürüğü’nde hayat hikâyelerinden yola çıkarak yazarları ölüme götüren hastalıkları ve ölüm sebeplerini inceliyor. Teşhisleri pek çok ünlü yazarın biyografisini değiştirecek cinsten.

Yazarların yaşama neden, nasıl veda ettikleri en az çocukluk yılları, aşkları kadar merak konusudur. Ne var ki birçok meşhur yazar ebedî uykusuna daldığında tıp bugün bildiklerini bilmiyordu ve biyografilere düşülen bazı ölüm sebepleri yeniden yazılmak zorunda kaldı.

devamını okumak için tıklayınız

İlk Yapıtlarındaki Özellikleriyle Dostoyevski ve Tolstoy – Ataol Behramoğlu

ataol_behramoğluFyodor Dostoyevski ve Lev Tolstoy, 19. yüzyıl Rus edebiyatının iki dev yazarıdır. Gerek yaşadıkları dönemde gerek ölümlerinden sonra kendi edebiyatları ve dünya edebiyatı üstünde etkileri olağanüstü büyük olmuştur. Yazarlık yetenekleri ve yarattıkları etki bakımından aynı değerde büyük yazarlar olmalarına karşın yapıtları arasında bu iki yazarı birbirinden derinliğine ayıran farklılıklar vardır. Bu farklılıklar yaşam çizgilerinin farklılığında görülebildiği gibi yazarların ölümünden sonra yapıtlarının günümüze kadar süregelen etki alanlarının farklılığında da kendini göstermektedir.

devamını okumak için tıklayınız

Nedir Bu Yaz Kitabı Dedikleri – Elif Şahin Hamidi

yazYaz geldi çattı… Kimileri tatil hazırlıklarına çoktan başladı bile. Bu hazırlıklar arasında, “şöyle deniz kenarında okunacak birkaç kitap” seçmek de var elbet. Ve bu konuda gazete kitap ekleri ya da hafta sonu ekleri her sene olduğu gibi okurlara yön göstermek adına “bu yaz ne okumalı?” başlığı altında yine listeler yayımlayacaklar. İyi ama nedir bu yaz kitabı dedikleri? Kitap okumanın, kitap yazmanın ya da kitap yayımlamanın bir mevsimi var mıdır? Okurlar, yazarlar, eleştirmenler yaz geldi diye farklı bir okuma listesi mi belirler kendine? Yazarlar, yazın iyi gidecek bir kitap yazma telaşında mıdırlar yıl içerisinde? Beri yandan yayınevleri, yaz için özel bir yayın politikası mı güder? Sorularımıza eleştirmen, yazar ve yayınevi cephelerinden yanıtlar aradık…

devamını okumak için tıklayınız

Guernica – Eduarda Galeano

eduarda_galeanoGuernica
Paris, 1937 ilkbaharı: Pablo Picasso uyanır ve okur.
Atölyesinde kahvaltı ederken gazetesini okur.
Fincanındaki kahvesi soğur.
Alman Hava Kuvvetlerine bağlı uçaklar Guernica şehrini yede bir etmiştir. Nazi uçakları üç saat boyunca alevler içindeki şehirden kaçanları takip etmiş ve makineli tüfek ateşiyle öldürmüştür.

devamını okumak için tıklayınız

Âdem ve Havva zenci miydi? – Eduarda Galeano

eduarda_galeanoRenk cümbüşüne doğru yolculuk
Âdem ve Havva zenci miydi?
İnsanın, dünyanın dört bir yanına doğru çıktığı yolculuk Afrika’dan başladı. Büyükbabalarımız gezegenin fethini oradan başlattılar. Farklı yollar beraberinde farklı kaderleri getirdi ve güneş de renk ayrımı işini üstlendi.

devamını okumak için tıklayınız

Saraya karşı bulvar – Marshall Berman

marshall_bermanI. Nikolas devrinde Petersburg: Saraya karşı bulvar
Aralıkçıların ezilmesiyle başlayıp Sivastopol’daki askeri fiyaskoyla son bulan l. Nikolas’ın saltanatı (1825-1855) modern Rusya tarihinin en karanlık devirlerinden biridir. Nikolas’ın Rus tarihine yaptığı en kalıcı katkı, gizli Üçüncü Bölüm tarafından kontrol edilen ve Rusya’da hayatın her alanına sızabilen, Rusya’yı Avrupalıların muhayyilesinde bir “polis devletinin” en tipik örneği haline getiren bir siyasi polis örgütünü geliştirmek olmuştur. Ama Nikolas yönetiminin acımasız baskısı değildi tek sorun.

devamını okumak için tıklayınız