“Paralel Yürüdük Biz Yollarda” adlı kitabına dair Ahmet Şık ile söyleşi

Paralel Yürüdük Biz Bu Yollarda‘Bu, cephe savaşı sonrası bir meydan muharebesi!’

Adalet ve Kalkınma Partisi ve Gülen Cemaati… Yakın zamana kadar Türkiye’yi siyasal ve toplumsal olarak birlikte dönüştüren iki iktidar ortağıydı. Devleti soyma amaçlı bir talan zincirini, yalanlarla ve hukuku ayaklar altına alarak örtbas etmeye girişen hırsızlar çetesiyle, bunun üzerinden hukuki değil siyasi operasyonlara kalkışanlar geçmişin yol arkadaşıydı. Şimdi, “Yeni Türkiye”nin savaşan güçleri olarak sahnedeler. Bu savaşın amacı ne demokrasi ve temiz toplum ne de birilerinin iddia ettiği gibi barış ya da sivilleşme. Amaç, devletin sahibi olmak. Ahmet Şık yazdı: “Paralel Yürüdük Biz Yollarda, AKP-Cemaat İttifakı Nasıl Dağıldı?” Şık’la kitabını ve süreçte gelinen noktayı konuştuk.

– İmamın Ordusu da dahi olmak üzere üç kitap bir arada değil mi?
– Evet, İmamın Ordusu kısmen kitapta çeşitli bölümlere dağıtılmış olarak var. AKP ve Cemaat’in savaşı, iktidarın yolsuzluklarına dair iddialar ve Cemaat’e yönelik soruşturmalar da kısaca var.

– Bu kitabı intikam almak için yazmayacağını bilecek kadar ben de tanıyorum seni.
– Hayır, intikam falan yok. Gazeteciliği intikam aracı olarak kullanan birisi değilim. Yapmaya çalıştığım gerçeği doğru zamanda söylemeye çalışmak. Ancak tarafsız da değilim. Durduğum yeri kısaca nesnel gerçekliği tahrif etmeden ezilenden yana diye tarif edebilirim. Dolayısıyla yapmaya çalıştığım sadece bir durum tespiti.

– Cezaevi kapısında söylediklerin de çıktı sonuçta.
– Benim ve pek çok insan hakkındaki tutuklanma kararı nasıl siyasiydi ise tahliye olma kararımız da siyasiydi. Tutuklanmamıza neden olan siyasi karar bir ittifakı içeriyordu. Çıkmamıza neden olan siyasi karar da bir ittifakın bozulmasının kanıtıydı. Cezaevi kapısında söylemeye çalıştığım da oydu. Fakat savaşın bu kadar erken ve bu kadar şiddetlenebileceğini ise düşünmüyordum açıkçası. Emareleri önümüzdeydi ama. En büyük emaresi tahliyelerimizi de sağlayan MİT kriziydi. 2013 yazında ise dershaneler krizi ve yolsuzluk skandalları henüz ortaya çıkmamıştı. Fakat AKP ile Cemaat arasındaki savaşın şiddetlenmeye başladığını hissediyordum. En azından savaş başladığında bir not düşmüş, bir kaynakça sunmuş olabilmek adına bu kitaba başladım. Dershaneler krizi derken yolsuzluk soruşturmaları patlayınca işler iyice sarpa sardı. O süreçte kitabı yazmayı bıraktım bir süre. Ortalık inanılmaz manipülatif haberlere boğuldu. Sular biraz durulsun diye bekledim.

“CEMAAT’E YÖNELİK SALDIRILARDA BU DAHA GİRİŞ!”

– Kitabın zamanlaması manidar!
– Evet ama bu manidarlığı yaratan kişi ben değilim tabii, şartlar. Kaldı ki Cemaat’e yönelik saldırılarda bunun daha başlangıç, giriş olduğunu düşünüyorum. Daha da artacak!

– Her iki cephe de adalet savaşçısı kesildi! Şu an Cemaat’in talep ettiği “hukuk” haklı bir talep o ayrı. Ama samimiyet…
– Kendilerine istedikleri noktada gayet samimiler.

– Adalet konusunu içselleştirmek yok. Temelsiz bina misali… İktidar ve güç kimdeyse günü kurtarıyor kendi lehine.
– Aynen, yerleşik, kalıcı olması gibi bir dertleri yok. Bunu “zaman” ve “süreç” daha iyi gösterecek.

– Bu, neden çok iyi bir savaş?
– Çünkü savaşanların ikisi de İslami camiadan. Aynı tabandan geliyor, aynı sosyolojik tabana hitap ediyor. Bugün AKP ve Cemaat’in birbirine yaptığı eleştirileri İslamcı camianın dışında kalan birçok insan söylemişti ama kendi tabanları açısından çok ciddiye alınan şeyler değildi. Bugün öyle değil.

– Ortak taban sorguluyor diyorsun.
– Yeterince değil ama giderek artacak. Benim derdim de bu. Hırsızlık ve çete faaliyeti sürdüren AKP’nin ve hırsızlık ve çete faaliyeti sürdüren Cemaat’in bu işlerle uğraşan kanadının marifetlerini onlara da göstermek. Orada bu taraflara kendini angaje hisseden, düzgün insanlarla bir arada durmak gerekli.

“EKREM DUMANLI HER ŞEYİ BİLE İSTEYE YAPTI”

– Ekrem Dumanlı ile en çok neden görüşmeyeceksin?
– Peki, sence görüşmeli miyim?

– Ben görüşmezdim.
– Yani. Ne olursa olsun, kimin başına ne gelirse gelsin hukuktan yana taraf olmak bizi doğru bir yere taşıyacak. Attığım o Tweet bir durum tespitiydi; “Cemaat’in bugün yaşadığının adı da faşizmdir. Faşizme karşı çıkmak erdemdir.” Hoşlarına gitmiş, “Görüşmek istiyorum” demiş. Herkes bunu Cemaat özür diledi bilmem ne, işte bir mahcubiyetleri var gibisinden dillendirmeye başladı. Bir kere böyle olmaz.

– Küstüler barıştılar gibisinden ifadeler evet..
– Küslük aralarında ilişki olan kişiler için söylenir. Ben mesleğini ahlaki sınırları aşarak kötüye kullananlarla mesafeli olmayı tercih ediyorum. Bu nedenle benim Ekrem Dumanlı’yla bir sorunum var. Meslektaş olarak bir sorunum var çünkü yaptığı gazeteciliğin meslek ahlakına uygun olmadığını düşünüyorum ve her şeyi bile isteye yaptığını düşünüyorum. Bununla yüzleşmeyip de “Ahmet Şık bize destek çıktı, ben onunla görüşeyim” duygusuyla hareket etmesinde hiçbir samimiyet yok. Eğer görüşmek istiyorsa bir kere bu bir tek Ahmet Şık meselesi değil ki mağdur edilen çok sayıda kişi var. Sadece KCK davalarından içeride olan birkaç bin kişi hapiste. Onun ardındaki güç de AKP’yle birlikte hareket etmiş Cemaat’tir. Ben 13 ay tutuklu kaldım, peki ölen insanları nereye koyacağız o zaman? Benimki mağduriyetse onların ki ne? Çok şanslı olduğumu düşünüyorum. Çok iyi dostlarım varmış, sahip çıktılar, büyük risk aldılar. Onlara da sorumluluğum var. Mesela şunu biliyorum -tarafları çıksın anlatsın-; Cemaat medyasından bir yönetici ana akım medyadan bir yazar arkadaşımızı arayıp, bizimle ilgili yazdığı yazılar nedeniyle tehdit etti. Herkes eteğindeki taşları döksün bakalım ondan sonra basın özgürlüğünden bahsetsinler. Yüzleşme ortamı oluştuysa eğer önce yaptıkları habercilikle bir yüzleşsinler önce. Şimdi onlar da bir mağduriyet yaşamaya başladılar. Bunun Cemaat için öğretici olacağını düşünüyorum. Türkiye’de bütün muktedirler mağdur olmazsa biz demokrasiye yaklaşamayacağız.

“CEMAAT ESKİ GÜCÜNE ERİŞİRSE İLK HEDEFLERİ YİNE BİZLERİZ!”

– Hür “olmak ya da olmamak!”
– Kesinlikle işte “bütün mesele bu!” Umarım anlamışlardır. Umarım ders alırlar. Ama şunu söylemekte de sakınca görmüyorum; Cemaat birkaç yıl önceki o kötüye kullandığı güce erişirse ilk hedef alacağı kişiler yine bizler olacağız.

– İşte Ekrem Dumanlı’nın açıklamalarından sonra sana belli bir sempati beslemeye meyledenler anında Cemaat ayarlarına döndü!
– Aynen, sosyal medyada görüyoruz işte. İlk günün gazıyla bir sürü iyi şey söyleyenler şimdi yine küfür etmeye başladılar. Dolayısıyla hoşlanmaları da konjonktürel nefret etmeleri de.

“FETHULLAH GÜLEN HER EMRİ VERMİYORDUR AMA ÜST AKIL O!”

– “Cemaat o kadar geniş ki Fethullah Gülen her şeyi de bilemiyor ya da yer yer zamanında müdahale edip kontrol edemiyordur” diyenlerin sayısı da az değil.
– Ahmet’i, Ayşe’yi, Emine’yi, Ali’yi hedef alın, şöyle yapın böyle yapın diye emrini Fethullah Gülen vermiyordur evet. Bilmiyordur da o isimleri. Ama onay makamıdır. Liderleridir. Cemaat’in üst aklı, sivil olan kanadını da sivil olmayan kanadını da yöneten odur. Dolayısıyla o ne derse o olur! Cemaat’in en kötü yanı; kendini sivil toplum örgütü gibi lanse etmesine karşın devletin özellikle de güvenlik bürokrasisinde -ki hepsi de silahlı bürokrasi; ordu, asker- ve onlarla iş tutan yargıda bu kadar çok örgütlenmeye çalışması. Bunun nedenini bir açıklasınlar. Bir sivil toplum örgütü MİT’i ele geçirmeyi neden bu kadar ister yanıt vermeliler ve en önemlisi şeffaf değiller. Önce şeffaflaşacaksın.

“CEMAAT SORUŞTURMASI ERGENEKON’DAKİNDEN DAHA AHLAKSIZCA!”

– Halk öyle bir ruh haline girdi ki sanki iki kötüden biri seçilmek zorundaymış gibi.
– Ergenekon sürecinde de aynı şey yapıldı. Şimdi Ergenekon sürecinde herkes masumdu demek mümkün mü? Bence değildi. Tıpkı herkes suçlu diyemeyeceğimiz gibi. Oradaki sıkıntı da oydu; gerçek suçluyu gerçek suçundan dolayı yargılamadılar. Aynısı şimdi Cemaat için söz konusu. İleride AKP, bu sistem içerisinde ve bu yargı aygıtıyla yargılanırsa aynısı onun da başına gelecek. Fakat buradaki her şey, Ergenekon sürecindekinden daha da ahlaksız çünkü üstüne dini kavramlar da sömürülüyor. Bu daha tehlikeli çünkü sorgulanmıyor. Başta kendi tabanları olmak üzere herkesin bunun ayırdına varması önemli. İki kötünün savaşına tanık oluyoruz tamam ama umutsuz olmamalıyız. Bu uzun vadeli bir demokrasi kavgası. İnanıyorum ki insanlar dik duranların yanına eninde sonunda gelir.

“GEZİ’DE KÜRT VE TÜRK HAK TEMELİNDE ORTAKLAŞTI”

– Karamsar olmak için çok fazla nedenimiz var öte yandan.
– Evet ama umut sahibi olmak için de çok fazla nedenimiz var. Bir kere Gezi İsyanı bu umudu besleyen en önemli hareket. Kürt siyasal hareketinin hak temelli olan mücadelesiyle Gezi’deki hak temelli mücadeleyi ortaklaştırabilirsek seküler bağlamda bizim için umut var. Tam da bu nedenle bu iktidarı en çok korkutan isyan Gezi oldu. Orada genel olarak herkes için daha fazla hak, özgürlük dolayısıyla demokrasi talep eden, birey olarak gelip kolektif bir güce dönüşen bir kitle vardı. AKP’yi korkutan da bu. Onun için umut sahibi olmamız için nedenlerimiz var. Bu bir sancı aslında. Şundan eminim bu iktidar kesinlikle gidecek, gidecekler!

“ÇOK DAHA KÖTÜ BİR KAN BANYOSUNDAN GEÇECEĞİZ!”

– Erbakan’ın ünlü lafı işte kanlı mı gidecekler, kansız mı?
– Ben, çok daha kötü bir kan banyosundan geçeceğimizi düşünüyorum, şiddetle olacağını düşünüyorum bunun. En küçük hak talebine karşı bile polise vur yetkisi, yargı mensuplarına tutukla yetkisi veren; internete sansürü daha da ağırlaştıran yasaları getiren; MİT Yasası’nı, HSYK’nin yapısını değiştirmek isteyen ve Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği hükümleri içeren yasalardaki değişiklikler gibi AKP’nin Cemaat’i bahane gösterip yaptığı yasal değişiklikler bize bunu gösteriyor. AKP iktidarının temel motivasyonu, amacı Cemaat’le savaşı değil, asıl amacı Gezi benzeri bir isyanın önünü kesmek. Erdoğan şunun farkında, iktidardan düştüğü anda ya kaçmak zorunda kalacak ya da tutuklanacak, başka alternatifi yok. O yüzden hem siyasi hem de şahsi geleceğini garanti altına almanın peşinde bu kadar basit. Ama zalim varsa, zulüm varsa direnen de var.

“CEMAAT’İN EN BÜYÜK HEDEFİ MİT’İN ARŞİVİ”

– 7 Şubat 2012’deki MİT krizi… Nasıl değerlendiriyorsun bunu?
– İttifakın dağılacağının en önemli işaretiydi MİT soruşturması. Zaten ardından başlayan dershaneler kriziyle de bugünkü duruma gelindi yani cephe savaşı sonrası meydan muharebesi!

– Cemaat’in “en büyük hedefi” ne?
– Bunun yanıtını kendileri itiraf etmediği müddetçe bilemeyiz. Ama MİT’le ilgili hesaplar nedir dersen, istediği düzeyde kadrolaşamadığı MİT’i, dolayısıyla Türkiye’nin kara kutusu olan arşivini ele geçirmek diyebiliriz. Çünkü Cemaat’i Cemaat yapan şey bilgiye sahip olmak. Öyle bir arşivi ele geçirirseniz önünüzde hiç kimse duramaz.

“KÜRT SORUNU KONUSUNDA KABİNEDEKİ KÜRTLER İYİ SUSUYOR!”

– Fethullah Gülen Cemaati, Türk İslamcı bu net. Cemaat’in Erdoğan’ı ve MİT’i yumuşak karınları olarak bellediği Kürt sorunu kanadından vurmaya çalışması… Oysa orada bir görüş farklılıkları yok.
– Hiç yok. Siyasal düşüncelerinde Kürt sorunu konusuna bakışlarında hiçbir çatlak, fark yok. İkisi de milliyetçi, ikisi de Türk İslamcı. Çok ilginçtir Ulusalcıların da bu konuda bir çatlağı yok, Milliyetçilerin de, CHP’nin içindeki Ulusalcı kanadın da öyle.

– AKP kadrolarının büyük bölümünün Kürt kökenli olmasını nasıl okumalı?
– Şimdi Kürt’ten neyi anlıyoruz? Etnik kökeni tanımlamak dışında bir de siyasal pozisyon alış var yani Erdoğan’ın siyasi pragmatizmine tabi kılınarak Kürt sorununu çözüyormuş gibi yapmak. Bu ülkede Kürtlerin haksızlığa uğradığı somut bir gerçek. Kabinede olan ya da iktidar partisinden vekil olarak Meclis’te bulunan Kürtler de böyle düşünüyorsa bunu adlı adınca ifade etsin. Ama iyi susuyorlar!

– Sınav sorularının çalınma skandalı olsun son soru.
– Şimdi hırsızlık denilince halk sadece yolsuzluk anlıyor ama sınav sorularının “çalınma” hikâyesi ortada. Özellikle polis kolejlerindeki sınavlarda neler olduğunu biliyoruz. Bir de bu insanlar kendilerine dindar diyor. İnsanların geleceğini hileyle hurdayla çalıyorsan bunun adı hırsızlıktır. Sahte, üretilmiş delillerle, o asılsız suçlamalarla insanların özgürlüğünü çalıyorsan bu da hırsızlıktır. İnsanların hayatlarını çaldılar. Ali Tatar intihar etti. Cezaevinde ölenler, sağlığını kaybedenler oldu. KPSS Soruşturması akamete uğratıldı çünkü o zaman ortaklardı. Şimdi ise öküz öldü ortaklık bozuldu diye tozlu raflardan indirip soruşturma konusu ettiler. Soruları alan da gönderen de Cemaat’ten olduğunu söylemişti. Sınavda şaibeli puanlar alanların içinde karı-koca, ev arkadaşı ya da kardeş olanlar vardı. İptal edilip yenilenen sınava girmediler bile ve ifadeleri dahi alınmadı o zaman. Bu yüzden Cemaat de hırsız, Cemaat’in de ahlakı yok. Yok!

Gamze Akdemir
06 Ocak 2015 http://www.cumhuriyet.com.tr/

Paralel Yürüdük Biz Yollarda, AKP-Cemaat İttifakı Nasıl Dağıldı?/ Ahmet Şık/ Postacı Yayınevi/ 612 s.

Yorum yapın